hocalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hocalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2014

Boşladım


Çok özür dilerim.
Blogumu çok boşladım.

Bu haftayı da sayarsak tam iki hafta oluyor tatilim biteli. Bandırma oradan teyzemle anadolu anadolu Ankara’ya gidiş, orada bir hafta kalış ve teyze yeğen gecelere akış vs. derken geçen hafta Pazar dönebildim İzmirime. Bide Ankara’da günlük gülistanlık bir havayla bindiğim uçak, İzmir yakınlarına gelince hava şartlarından dolayı  (İzmir’de olmayanlar için söyliyim hava nasıl yağmurluydu ve kapalıydı anlatamam. Kara bulutları yardık.) uçağımız yukarı çıkmaya başladı. O çıktı ben yattım, o çıktı ben yattım derken vücudum sonunda tepki verdi ve iner inmez hemen attım kendimi uçaktan. Zaten ertesi günde bütün vücudum tutulmuş halde uyandım. Farkında olmadan kasmışım kendimi #)

Okul açıldı dedim de tam olarak ilk haftadan açılmadı tabi. Atanmayan hocalar, yoklama alıp bırakanlar ve gelip 10dk sonra hiçbir şey yapmadan gidenler… Ben napıyorum? İşe gidip geliyorum. İlk hafta ful gittim fırsattan istifade ;)

Asıl beni yoran ve meşgul eden kısım bu oldu: İşe gitmek!

İşimi seviyorum. Koşturmayı seviyorum. Oradan oraya koşturuyorum. İş yapmayınca uykum geliyor. Kendimce bir psikopatlığım var doğru heheee =))) Dersler, boş günde işe gitmeler ve aralarda bekle derken günler akşamlar bir türlü düzene sokamadım ama sokacağım bana birkaç gün verin.

Bütün bunların arasına bir de sporumu sıkıştırıyorum ki gerçekten kendime şaşıyorum.

Dünde Naz’ın (Muhabbet Kuşum) tırnağını kesiyim dedim. Kestim kestim artık son tırnağa gelince seninki sıkıldı ve çekti ayağını. O anda da yakından kesmiş oldum tırnağı. Bu seferde başladı mı kanama! Allahım durduramıyorum. Neler yaptım neler?! Batikonlar, traş balsamları (Evde bakımlı erkek olmasının faydası heheee =)) ) ama yok durmadı durmadı. Bi de saat gece 22:30 gibiydi. Eczane açık olsa gidicem alıcam bir şeyler. Sonunda internete girdim ve okuduğum ilkyazı “Tırnak keserken oluşan kan kaybından kuşlar ölebilir.” Hobaaa!!! Zaten kafesin her yeri kan olmuş, damla damla damlarken resmen hayvanı alıp acile gidecektim o derece panik sardı mı benim etrafımı! Bir sonraki forumda da “Kuşunuzu ters çevirip ayağını kaldırın.” diyordu. Hemen son çare yaptım ve işe yaradı :D O anki bendeki sevinç, çılgınca atılan sevinç çığlığı… Ondan sonra gene batikon ve bugün alamadım ama yarın alacağım bir ilaç buldum. Bu gibi durumlarda hemen sürüyormuşsun ve pıhtılaşıyormuş. Bi de bir seferde dört sonraki gün diğer dört parmağını kesicem. Çok üzüldüm gerçekten. Elimden de bir şey gelmiyor. Kuzu kuzu bi tırnağına bakıyor bi bana balkıyor. O baktıkça ben üzülüyorum derken ecel terleri döktüm. Şimdi mutluyuz. Kurtulacak =))

Şimdiii elimde yazılmış yazılar var: Ankara geceleri, ailenin önemi, iş hayatım, okul ve kariyer günü hazırlıklarımı ve tabi barınak yazımın son partını da yayınlıcam. Bunların hepsini yapıcam.

Evet, başaracağım!
İnanıyorum dostum! ;)

* Bu arada Perşembe günü sınıf arkadaşım Nazlı'nın nişanı var =))) Sınıf arkadaşım, proje arkadaşım, çok şey paylaştığım... Yavaş yavaş çevrem çiftleniyor diyorum da "Takmaaa" diye yazan mailler atıyorsunuz. Her nişan, nikah, düğün benim için forma girmek demek. Çünkü buna yoğunlaşmazsam vallaha depresyona gircem yalnız olmaktan #)

Kendinize şimdilik iyi bakın.

xoxo

29 Mayıs 2013

Tatil Güncesi …9

Mayıs biter Haziran başlar. İzmir’e yaz Nisan’da gelir ve oturur.
Cumadan kaçıp gittim yazlığa. Gene ve gene.

Bazen bu şehrin beni tükettiğini, ruhumu emdiğini hissediyorum. Elimi tutan biri, sırtımı sıvazlayan bir başka biri derken günün sonunda yalnız odama girdiğimde yanımda sadece Naz (Muhabbet kuşum) oluyor. Burada başka bir hayat, orada bambaşka bir hayat. Cuma, Cumartesi, Pazar ve iki günlükte okulu ekip salıya kadar kaldım. Cumayı da sayarsak toplamda 5 gün bana o kadar uzun geldi ki sanki hemen dönünce sınavım varmış hissine kapıldım #) Bu hafta sadece iki günlük ödev teslimi için döndüm. Yoksa bana kalsa oradan hiç ayrılmam.

Temiz havası, hayvanlarım ve doğasıyla benim cennetim.

Cuma günü gittim ve hemen yanıma PURSAT geldi. Ama bakıyorum bakıyorum ROZA yok! Nerde bu nerde diye arandım, gittiği yerlere baktım ve sonunda oradaki görevlimize sordum. Bizimkisi düşük sonunda kanaması olmuş ve oradaki komşumuz (Kendisinin 17 yaşında yaşlı mı yaşlı bir köpeği var. Hatta uyutalım diyorlarmış da G. Bey istemiyormuş. Öyle merhametli biridir kendisi.) hemen onu alıp İzmir’deki veterinerine getirmiş. Bizimkinin rahminde kist, memelerinde ise iltihap oluşmuş. Nasıl üzüldüm anlatamam. Can’ı da böyle kaybetmiştim, geç anladığım için. Naz’da biraz daha tecrübeli olmuş başlangıçta kurtarmıştım. ROZA’yı da sağolsun G. Bey kurtardı. Şimdi onunla beraber. Ne kadar uysal ve uslu bir kız bu demişler. Öyledir benim kızım. Uysaldır, zekidir her şeydir o ;) Tabi kısırlaştıracaklar. Bundan sonra yavruları olmayacak ama sağlık her zaman daha önemli benim için. Bu zamana kadar beslediğim hiçbir hayvanımdan elimde bir yavru kalmadı, olmadı da ama olsun sonuna kadar beraber yaşadım onlarla ve bu da bana yeterde artar bile ;)


Bu iyi haberin dışında hafta sonu askeri tatbikatın içinde kaldık =) Hobaaa!! Bizim oranın yakınlarında askeri tatbikat yeri var. Allahım nasıl bir tatbikattı o öyle. 4 gün sürdü, biz dönerken hala sürüyordu. Dörtten fazla diyebiliriz. Helikopterler evin üstünden geçti, jetler, savaş gemileri, zodyaklar… Gece gündüz saat farkı olmadan. HA-Rİ-KAY-DI! 3 – 4 senede bir denk gelenler olmuş hatta daha büyükleri de oluyormuş. Annemle karar aldık. Böyle tatbikat olduğunda izin alıp gelicez ve izlicez (Askeriyede ilk bize haber verecek zaten hehee). O kadar çok fotoğraf çektim ama sadece bunu yayınlıyım buradan.


Bir diğer güzel haber ise Almanya’dan komşularımız geldi. En sevdiğim komşularımız =)) İkizimizdeki medeniyetsiz adam ve ailesi yerine S. Amcalar ikizimiz olsa kabul ederdim. Haftaya dönüp temmuz sonu ağustos başı gibi uzun geleceklermiş. O zamana kadar benim finallerim ve stajımda bitmiş olacak zaten ve işte yaz o zaman başlayacak =D Sıcak kumlar, iskeleye yatmalar, derinlere dalmalar ve bronzlaşmak (Bütün bir kış bronz gezdim biliyor musunuz?! Hafta sonu kaçamaklarım sonucunda hiç açılmadım. Hatta bu hafta sonu iş yaptıktan sonra verandada uyuya kalmışım ve bacaklarım yanmış. Koyulaştıkça koyulaşıyorum. Sınıftaki kara bacı oldum çıktım #) )… 


Ödevlerimle gittim ve bitirince de PURSAT’ıda alıp gittim kumsala. Kumsala yosunlar vurmuş ve kurumuş. Elime bir taş aldım ve uzağa attım. Bizimkisi de koştu koştu hoop atladı taşın olduğu yere ve yosunları dağıttı. Hoşuna gittiğini anladım. Bu sefer diğer tarafa bir sağa bir sola derken siz deyin 50 taş, ben deyim 60 taş attım ve PURSAT’ı yordum. Yoruldukça denize girdi (Serseri) çıktı ve gene oynadı. Sonunda eve gidiyoruz deyince benimkinin isyanını görmeliydiniz. Ona kalsa sabaha kadar (Günlerce de olabilir) bu oyunu oynucaz. Ey allahım, ne hareketli köpek bu böyle =D


Özetle bugün sırf ödev teslimi için döndüm. Hocanın “İlk kez bu kadar kalabalıksınız.” demesi üzerine benim “Jübile yapıyoruz.” demem ve hocanın altta kalmayıp “Finalde ben size jübile yaptırcam!” demesiyle vizesinde s*çtığımız Mekanizma Tekniği sınavının finalinde sıvama olacağımızı anlamamız bir oldu. Şimdi gidip yarınki ödev teslimim için alt üst eşofman altı teknik çizimi çizmem gerekiyor (Bir Tekstil Mühendisi kolay yetişmiyii).

xoxo

20 Ekim 2012

Yorgun Prenses Durmuyor

Ay bitti!  
Ohh be SÜPER!
Bu duyguyu özlemiştim.

Yok, dostlar bu sefer bir ilişkiden bahsetmiyorum, sizde az değilsiniz haa =)

Bu hafta yani dün moda koleksiyon tasarımı ve yönetimi dersimin ödevi vardı. Grupça bir şirket kuracak ya da kurulmuş bir şirketi tanıtacaktık. Bizde 3 kız olarak bebek şekerleri ve süslerini kurduk. Adımız ise “CİCİ BEBE” oldu. Biliyorum yaa çalıntı ama inanının 3 gün kafa yorduk şirket ismi için. Sonunda bunda karar kıldık çünkü kimse kimseninkini beğenmiyordu. Yoksa karşıma çıkıp üç günde bunu mu buldun demeyin valla size bulduğum yerde çelme takarım =)

Bu ödevi nasıl hazırladığımı bir bana sorun birde Allaha yani öyle bir durumdu. Bide ödev bir değil ki iki tane. Diğeri ise tasarımcı tanıtımı olan Arzu Kaprol’u anlatmak (Buna süre yetmedi. Bir başka derse kaldı. Çıtayı yükselttiğimiz için bunda daha fazlasını yapmamız lazım). Yani ben 2 haftada bu iki konuyu yetiştirdim. Evet, bunu yaptım. Helal olsun bana ;)

Olayımı anlatıyorum;
Bi kerem eve derslerim geç bittiği için 5 de geliyordum. Sonra yemeğe kadar yatış oluyordu. Ardından kalkıp yemeğimi yiyor ve sonra bilgisayarın başına geçip haber, fotoğraf ve nice şeyi araştırıyordum. Onları tek tek dosyalayıp sunuma ekliyordum. Tabi sunumun teması öyle uyduruk, hazır olanlardan değil. Bildiğiniz tek tek renk, harf karakteri derken bayağı bi uğraştım (Hocada bunu ben konuyu anlatırken fark etti ve sordu. Gururla “Evet” dedim). Sonra eklenen fotoğrafların renkleriyle, parlaklıklarıyla bizzat ilgilendim. Bunları hazırlamak için her gece 2 de yattım belki de 3, hiç hatırlamıyorum. Ama sonunda noldu aa dostlar?! Sol gözüm kızardı kızardı, kanlandı ve şişti! Evet, bildiğiniz tuhaf bir şey oldu. Gittim eczaneden damla aldım ve iki saate bir gidip gözüme damlattım. Yemin ediyorum ben ÖSS ye böyle çalışmamıştım #) Göz tepki verdi ya, bildiğin “Yeter!” dedi. “Yat ulen!” dedi “Adamı hasta etme! Ders çalışma artık!” Bak bak =) Vücudunu dinle arkadaş, olay budur!

Twitter da ki isyan hallerimi ise kimse sormasın. Resmen patlama anı yaşıyordum #)

Sunumu anlatıyım mı peki? Anlatıyım anlatıyımmm =))

Bi kere sunumumuz SÜPER geçti =) Bunu ben söylemiyorum sunumu dinleyen arkadaşlarım ve hocam söylüyor. Heyecandan nereden başlayacağımı bilemiyorum. En güzeli de sunum bittikten sonra alınan tebrikler ;) O güzel cümleleri duymak ve herkese teşekkür etmek. Kibar olmayı öğrendim artık abilerim ablalarım =) Hafifçe gülümseyip, az ve öz teşekkür ediyorsunuz. Aynı bir İngiltere Prensesi gibi ;) Bak bak bak bendeki havaya bak hahaha :D :D

Şirket sunumumuzu ilk olarak anlattık ve ben girişi üstlenmiştim. Bir gece önce ise abim ve annemi karşıma alıp onlara provamı sunmuştum. Tabi düzeltmeler ve tartışmalarla bir sürü not almıştım. İyi ki de almışım. Ertesi günkü ana sunumda bunların hepsini kullandım. Öncelikle güzelce giyindim. Hatta bilerek kırmızı askılı bluz giydim kiiii millet enerjimi alsın diye ve yetmedi kırmızı ojede sürdüm. Enerjim taşsın istedim =) Konuya bir giriş yapmışım ki heyecandan ölüyorum. Sesim titredi falan derken geldik uydurma şirket kurma hikâyemize =)  İşte ben bütün heyecanımla birlikte giriş yaptım. Böyle anlatıyorum ben, 2004 yılında kuzenim doğum yapmıştı işte bebek şekeri şirketi bulamadık diye. Aman allahım ne atma ne atma ki atmak bedava =) Sonra heyecanımı kimse fark etmesin diye kürsüde yürümeye başladım (amaç bacak titremesi görünmesin). Orası kesmedi kürsüden indim sıraların yanını da kullandım. Sanırsınız ki harbiden 7 senelik şirketim var hehee =) Böyle arkadaşlarımın gözlerinin içine bakıyorum, arada grup arkadaşlarıma bakıp Arzu Hanım diyorum. “Bir sonraki slayt, lütfen. Teşekkür ederim.” Derken bir an geldi ki işte o an herkesin hikâyeme inandığını hissettim.

Şimdi baktım da çok uzun yazmışım. Hikâye burada bitmiyor tabi ama heyecana bir sonraki part da devam ediyim. Ne siz okurken sıkılın ne de ben sizi yorayım ;) Yayınlandıktan 10 dk sonra yeni yazı yayında olur.
Öptüm, İyi Okumalar ;)

NOT: Fotoğraf şahsım tarafından çekilmiştir.
Kendisi şirket logomuz olup, broş olarak el emeği yapılmıştır ;)

5 Nisan 2012

Yorgunum Anacım…


Hem de çok.
Ne yazı yazabiliyorum ne de adam akıllı yaklaşan vizelerime çalışabiliyorum.
Nedeni mi?
Tabi ki hocaların verdiği acımasız ve yorucu ödevler.
Aslında bütün suçu hocalara atmak da yanlış olur. Bunda birazda benim suçum var.

Olayımız şudur: Haftaya pazartesi vizelerim başlıyor ama ben bütün gün grup ödevleri, sunumları, dosya hazırlama, CD ye çekme, resim tarama, taradıklarımı yollama ve bunun yanında hocalarla görüşme ve onların düşüncelerine göre ödeve ekleme çıkarma yapıyorum. Araştırma yapmak için kampüse dersim 10.30 da ise 08.45 ya da 09.00 gibi geliyorum. Kütüphanedekiler arkadaş oldum =)) Eskiden sadece okuma kitabı almak için gittiğim o muhteşem yer bu dönem resmen korkutucu bir yer olmaya başladı. O kalın kitapların arasında kaybolmak inanın insanı çok yoruyor.

Bu hafta pazartesi FTM yani Fiziksel Tekstil Muayeneleri dersinde lif ölçüm aletlerinin sunumunu yaptım. Hatta bu ödevi 3 hafta önce almıştım. Hocayla şunu ekleyelim bunu çıkaralım derken 3 hafta geçmiş bile. Hoca artık bugün anlat dedi. Biraz hazırlıksız yakalanmam birazda sınıfın bu derse olan ilgisizliğinden dolayı hızlıca anlattım bitirdim sunumumu. Hoca bile biraz fazla hızlı olmadı mı dedi?! Uzun uzun da anlatırdım ama sınıf dinlemedikten sonra bence gerek yoktu. Ben ödevimi yapmış, hocaya teslim etmiş bir de üzerine aferin almıştım ve benden mutlusu yoktu. En azından bir tanesi bitmişti. Ama ben durmadım aynı dersten benim belirlediğim bir konu üzerine İngilizce çeviri ödevi aldım. Hocada 50 sayfalık bir kitap artı final haftasına kadar süre verdi. Hesap yaptım da her gün 5 sayfa çevirirsem bitiyor =) Bunun dışında aynı dersten bir de grup ödevi yapmamız gerekiyor. Neyse ki o ödev kolayda içim biraz daha rahat. Ama bu ödevde de şöyle bir durum var. Hoca “Ödevlerinizin teslim tarihleri farklı ondan daha onları kesinleştirmedim. Kesinleştirince açıklarım.” dedi. Benim sunum yaptığım bu hafta da derste biraz kızdı ve vizeden sonraki hafta direk teslim edeceksiniz dedi. Sonra getirseniz de umurumda olmaz dedi. Şöyle bir baktım da biz ödeve hiç başlamadık ve 2 hafta sonra ödevin teslimi gerekiyor. Birkaç kabaca kaynak buldum ve grup arkadaşımla konuları bölüştüm. Bugün yazmaya girişmeyi düşünüyorum. En azından az da olsa elimde yarısı bitirilmiş bir ödev olursa içim rahat olacak.

Salı günü de Konfeksiyon Esaslarında sunum yaptık. Oda ne mücadelelerle bitti anlatamam. Resmen adamın sinirini bozuyorlar. Grubumuza inatla girmek isteyen bir öğrenciyle uğraşa uğraşa son güne kadar geldik. Gruplar maksimum beş kişi olabiliyor ama kız konumuzu mu beğendi yoksa olayda başka bir şey mi var anlamadım. Biz olmaz deyip ders hocasıyla konuşuyoruz, oda tamam diyor sonra akşam bana bir mesaj kızdan, sizin grubunuzdayım hocayla konuştum. Haydaa!! diyor yeniden hocanın yanına gidiyorum. İnanın ödev verileli 6 hafta oldu ve her haftanın başı bunu hallettim. Sinir minir kalmadı tabi bende. Düşünün salı günü sunumumuz var ve biz hafta sonu dosyayla sunumun son halini konuşuluyoruz, kız “Bana da konu verin.” diyor. Gidip pata küte dalacaktım artık. Hayır, kıza mesaj atıyorum hem de saat başı bir de arıyorum. Aramalarıma cevapta vermiyor. Bazı insanlar beni sinir etmek için etrafıma toplanıyor yemin ederim.

İtinayla sorunlu insanlar şahsım tarafından çekilir.
Bu yaşıma kadar şaşmadı ve bundan sonrada şaşmaz herhalde.

Bütün bunların sonunda salı günü sunumuzu başarıyla bitirdik. Hocanın erkenden katılması gereken bir toplantısı olduğu için bizim sunuma en fazla 20 dakika ayırabileceğini söyledi. Ee hal böyle olunca bizdeki hızı bir görseydiniz =)) Ben zaten şöyle böyle, bunu atlıyorum, bunu da diye diye düğme konusunu anlattım bitti =) En güzeli de hocanın bana “Düğmelerde ölçme birimi olarak ne kullanılır?” diye sorduğu anda benim saniyesinde “Ligne” diye cevap vermem ve ardından da hocanın ağzından “ 1 ligne..?” derken benim “0,635mm” diye söylemedi =)) Hocada güldü, sınıfta. Sanki bu anı ve soruyu beklemişim gibi oldu. Çok mutlu oldum. En çok korktuğum şey hocanın sorusuna cevap veremememdi. Çünkü hoca anlatacağımız konuya tam anlamıyla hakim olmamızı istiyor. Bizi pohpohlamak için söylemiyorum ama grupça iyiydik ;) Bu hafta işte sunumun CD sini hocayı bulursam vereceğim.

Geceleri sabahlamaktan,
derslere birkaç saatlik uykularla gitmekten bıktım.
Sonunda bölümün ortasında Halil Sezai İsyeaannn modun da şarkı söylücem =)

Bütün bunların yanında en güzeli ne biliyor musunuz? Yeni başladığım diyetimle beraber 3 kilo vermiş olmam =)) Azmin zaferi. İlk birkaç hafta bir şey olmasa da işin sırrını çözünce vermeye başladım. Bölgesel fazlalıklar gitse süper olacak. Ne kadar da spor yapsam bazı yağlar gitmeyince üzerine gelen kasla olduğundan daha kalın görünüyor. Kış dolayısıyla hasta olmamak için spora ara verdim. Ara verince de kilo almamam için diyete başladım. Yaz gelsin var ya spor artı diyet = Süper bir fizik ve mutlu musmutlu bir Zehirli Sarmaşık ;)

Bitmiyor sayın izleyiciler, pazartesi vizelerim başlayacağı için cumartesileri gönüllü olarak çalıştığım “Abla Ağabey Kardeş Elele” projesine gidemeyeceğim, onu da yarın haber vermem lazım. Biraz derslere yoğunlaşmalıyım. Şu iki haftanın sonunda rahat çıkarsam da ödül olarak 21 Nisan Cumartesi günü İstanbul’a gidiyorum. Bölümüzün teknik gezisi. Pazar günü iki fuara katılıp pazarteside Ada, Ortaköy, boğaz turu derken gezeceğim işte =)

Bu sene ne kadar çok gezdim hatta İstanbul’a gittim böyle. Leyleği havada gördüm herhalde =))
Bütün bunları toplayınca yorucu günlerin beni beklediği sonucu çıkıyor.
Bana şimdiden kolay gelsin =))

13 Mart 2012

Bologna Süreci

Aslında böyle bir konu hakkında yazı yazmak gibi bir düşüncem yoktu fakat face den Hazal bana bir soru sormuş. Bunun üzerine cevaplamam ve konuya azda olsa bir yorum getirmem farz oldu =)

Konuya girmeden önce buradan Hazal’ı tebrik etmek istiyorum =) Beni Blog’dan ya da twitterdan değil de face den bulduğu için. Harikasın gerçekten =) Bana attığın mesajı yeni görüyor ve anca cevap yazıyorum. Bunun için kusura bakma lütfen. Neden buradan cevap yazıyorum ona da açıklık getireyim. Hazal, face den sana geri dönüş yapmak istedim ama sana geri dönüş yapamadım. Herhalde bir face nin güvenlik ağı güçlü ;)


Şimdi konumuz olan Bologna sürecine gelirsek bir kere bu süreç not sistemiyle ilgili. Bizde yani Ege Üniversitesi’nde ise bu yıl uygulanmaya başlandı. Benim bölümümde ise hocalar bize duyurmadıkları için geçen dönem normal not sistemimizle geçtik. Dekan yardımcısının biz sınıf ve bölüm temsilcileriyle yaptığı toplantıdan sonra şunu anladık ki: hocalar hangi not sistemini uygulayacaklarsa yeni dönem başlamadan önce bunun duyurusunu yapmak zorundalarmış yani vize ve finalin ortalamasını dersin hocası belirleyecek ve bağıl ya da doğrudan şeklinde iki sistemden birini seçecekmiş. Vizeden kaç alırsanız alın ama finalden en az 45 alamazsanız ortalamaya giremiyorsunuz yani direk o dersten kalmış oluyorsunuz. Ayrıca vize ve finalinizden aldığınız not en az 60 yani harfi karşılığı olarak CC olmalı. Bunun altında olursanız direk kalıyorsunuz.

Eskiden bu durum en az 35’di. Benim girdiğim yıl olan 2009’dan itibaren 45’e yükseltildi. Asıl sorun şu: her öğrenci aslında girdiği senenin yönetmeliğine bağlı olarak okulu bitene kadar o şekilde devam ederdi. Ama 35 sınırı 45’e yükseltildiği andan itibaren ve geçme notu en az 60 (CC) olduktan sonra DC olan yani bir altı olan harf notunu almış öğrencilerin ortalamaları düşmüş oldu. Mesela son sınıf öğrencisi bu sene mezun olacakken ortalaması düştüğü için alttan birkaç ders alıp ya da DC ile geçtiği dersleri bir daha alıp yükseltmeye gitti. Durumu kritik olanların ise dönemleri uzamış diye duydum. Bizim bölümde çok fazla bu durumdan etkilenen yok ama diğer bölümlerde etkilenenler varmış hele Gıda Mühendisliğinde bir hoca hala DC ile geçilebileceğini düşündüğü için sınıfın çoğu kalınca şaşırmış. Aramızda kalsın ama o hocada kaç yılında kalmış acaba?! =)

Hatta Ege Üniversitesi’nde dönemin ilk açıldığı hafta kampüs içinde yürüyüş olmuştu.
Bende bizzat katıldım (Tepedeki resim).

Bir örnek vererek açıklamak gerekirse:

Siz vizeden diyelim 90, finalden de 50 aldınız ve hoca yeni dönemin başında vizenin etkisini %40, finalin etkisini de %60 olarak açıklamış ve not sistemini ise doğrudan olarak belirtmişse, vize notunuzun %40’ı olan 36 ile finalinizin %60’ı olan 30’u topluyorsunuz ve sonuç 66 oluyor. Doğrudan olduğu için harf notunuz CC düşüyor. Fakat hoca doğrudan değil de bağılı seçseydi sizin notunuz bir üst harf notu olan CB olabilirdi. CC’nin karşılığı 2,00 iken CB’nin karşılığı 2,50’dir. Sonuçta ortalamanızı etkilemiş oldu. Siz finalden 50 değil de 44 alsaydınız işte o zaman, direk dersten kalırsınız. Nedeni 45 barajını aşamanız.

Bütün olay bundan ibaret.

Benim bölümde yani Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği’nde hocalarımızın bazıları doğrudanı seçerken bazıları da bağılı seçtiler. Bağılı seçen hocalarımın derslerine baktığım zaman genelde o dersten çok kalan olduğunu fark ettim =)

Öyle ya da böyle bir şekilde derslerden geçiliyor. Ayrıca aklıma gelmişken şunu da söyleyeyim. Bu yeni süreçle beraber ayrıca hocaların ödev vermesi ve ödevleri öğrencilerin yapması zorunlu. Bunlarında belli bir yüzdeyle etkilemesi durumu var. Gene bu durumu dersin hocası belirliyor. Demin de dediğim gibi bir şekilde geçiyorsunuz. En kötü yaz okulu orada da olmazsa yıl içinde ikinciye alma durumu var. Devamsızlıktan kalmadığınız sürece devam zorunluluğu olmayan dersleri alırsanız sadece sınavlarına girersiniz. Yeter ki ders kredilerinizi dolduracak kadar alttan ders bırakmayın ;)

Hazal, Bologna’nın Erasmus ile alakası yok ;)
Eğer Erasmus’u da merak ediyorsan onu da başka bir yazımda ayrıntılı olarak yazabilirim ;) 

8 Eylül 2011

Sinir Oluyorum ...

*Yanımda oturan birinin durmadan bacağını sallamasına
*Şapırdatarak yemek yiyen birinin yanıma oturmasına
*Bütün kaşığı bir seferde ağzına sokanlara
*Bayanlara öncelik vermeyen ama centilmenmiş gibi davrananlara
*Mesajlarıma cevap atmayanlara
*Eğer cevap atarsa araya uzun bir zaman sokanlara
*Muhabbeti açıp sonra sanki muhabbeti ben açmışım gibi kapatıp gidenlere
*Boynunu kıtırdatanlara hatta bunu bütün vücudunu durduk yere kıtırdatanlara diye de belirtebilirim
*Koltukaltını tıraş etmeyen erkeklere
*Kütüphanede bağırarak arkadaşına konu anlatmaya çalışanlara
*Bir öğrenciye kızıp bütün sınıfı cezalandıran hocalara
*Sıvı sabun kaplarına su ekleyen kişilere


*Otobüsün kapısında durup sizin inmenize izin vermeyen kişiye
* “Herkes aptal bir kendisi zeki” şeklinde takılanlara
*En küçük şey için bile yalan söyleyenlere
*Derste not tutmayıp sınava bir gün kala not toplamaya çalışanlara
* “Ben yaparım, ben yapacağım” şeklinde davrananlara
*Kadir kıymet bilmeyenlere
*İlgi alanlarımı küçümseyenlere
*Musluktan akan suyu sonuna kadar açıp gereksiz su israfı yapanlara
*Dişini fırçalarken cama macun bulaştıranlara (bu nasıl yapılır hala çözemedim)
*Hayvanlara kötü davrananlara özellikle tekme atanlara
*Birkaç yaş büyük olduğu için bana büyüklük taslayıp her yaptığımı küçümseyenlere
*Nette sular seller gibi konuşup yüz yüze geldiğimizde sus pus olup hatta tanımamazlıktan gelenlere

Sinir Oluyorum!

Bence şimdilik bunu part1 şeklinde yazıyım. Aklıma geldikçe devamını da yayınlayacağım.
Yoksa siz okurken sıkılacak bense yazarken hayattan soğuyacağım #)

12 Aralık 2010

Bişey Yapmalı Ama Ne?

Ne yorucu haftaydı yaa… Ya da yorucu 2 hafta olarak düzeltelim. Vize haftası desem herkes durumu anlarsınız sanırsam =)

Vizeler, hocalar, ödevler, dertler , tasalar, keman dersleri, erkekler, kızlar, arkadaşlık ve dostluk… Hepsi bir arada ve tabi benim hayatımda =))

Cuma günü son sınavımla beraber resmen rahatladım. Bu rahatlamaya sonuçları beklemeyi eklemiyoruz çünkü yeni sloganımız “çalışırsın, sınava girersin ve çıkışta kuzu kuzu sonucunu beklersin!” iyi ya da kötü alıcaz artık bişeyler. Ben, ÖSS zamanında bu kadar çok çalışmak zorunda kalmamıştım ki o zamanlarda daha çok konu vardı ve çoğunuda yapardık. Nasıl beynimiz alırmış ve nasıl konsantre olur muşuz şuan resmen unutmuş gibiyim. Hafta sonumu tam anlamıyla yatarak geçiriyorum. 2 haftadır izleyemediğim dizilerimi izlemekte ve okumakta olduğum kitapları bitirmekle geçirdim ve hala da geçirmekteyim. Tabi bide bunlara sporuda eklemek lazım. Onu da boşladım şu vize haftasında. Dünden beri günlük süremin  2 katı kadar çalışıyorum. Eee  arayı kapatmak lazım ama dimi =)

Bütün arkadaşlarım ya vize haftasında ya da benden önce bitirmiş finallere çalışıyolar. Bu da demek oluyor ki buluşmak ve eğlenmek için ortak zaman bulmak zor olacak. Dün herkesi toplamak istedim ama inadına İzmir’e kar yağdı ve hava bildiğiniz bir gecede soğuk ötesi oldu. Bugünde Pazar ve kimse dışarı çıkmaz. Bakalım artık, belki hafta içi bir gün belirleriz ve o zaman çıkarız. Özledim ya bizim topluluğu ve tabi Jelibon’u ;))


**Şimdi sizden bir ricam var. Bu boş bir kaç günde üzerime sinen stresten kurtulmak için ekstradan ne yapmalı???  =))

29 Ekim 2009

{ Küçük Bi Dost Tavsiyesi Daha }

Başlıkta da dediğim gibi "Küçük bi dost tavsiyesi"...

ÖSS ya da onun gibi bir çok sınava bende girdim arkadaşlar. Evet, çok yorucu, sıkıcı hatta bazen insanın sinirleriyle beraber psikolojisini zorlayan bir süreç bu. Sistem değişsin, isterse de kalksın ama bu sınavlar ve bu yaşananlar hep olacak.
Evet, çalışmayı sevmiyoruz. Kimse karşıma çıkıp "Ben hobi için çalışıyorum." demesin. Bu hazırlanma döneminde hava sıcak, etraf canlı, millet Kordon yaparken siz evde oturup ders çalışıyorsunuz ve bunu sevmiyorsunuz "Ufff ya bende orada olmalıydım" diyorsunuz biliyorum ama arkadaşlar bu uzun yolda biraz kendinizi sıkmanız gerekiyor tabi eğer gerçekten istediğiniz meslek varsa. Yoksa boşverin. "Ne olsa yaparım ben abi" durumuna düşmeyin derim. Bi hocam şöyle demişti bize "Bu yorucu tempoda kendiniz için çalışmayı bıraktıysanız, ilerisi için çalışın. Çocuklarınızın geleceği için. Düşünün sizden bir şey isteyecekler ve siz yapamayacaksınız ya da alamayacaksınız. Keşke dememek için çalışın. Ailenizi de geçin, kendinizi de... Ve kızlar,sizde ileride evleneceğiniz adamın eline bakmamak için çalışın. Mesleğiniz olsun, ayaklarınız yere sağlam bassın ve güçlü olun!" böyle deyip çıkmıştı sınıftan. Bütün sınıf çok etkilenmiştik. Evet, doğruydu dedikleri hemde her kelimesi.

Devir çok zor bi devir. Buradan sıyrılmanız lazım.

* Hedeflerinizi yüksek tutmalı, bir altı oldu mu da üzülmemelisiniz.
* Hırslanmalı ama bunu stres ve sinir yapmamalısınız.
* Size denilenleri dinlemeyin. Hedefinizi koyduysanız o çıtayı kıracak olanlar olacaktır. "Aman bu meslekte iş yok" falan diyenler çıkabilir. Ama siz onu severek seçtiyseniz en iyisi sizsinizdir!!

Tercihler sırasında ise eğer mümkünse ailenizle kalın. Tabi büyük şehirlerde okumak istiyorsanız okuyun. Yaşadığınız yer küçükse ve eğitiminden mutlu değilseniz diğer büyük illerden birini seçin ve oranın en iyisi olun.
Geldiğiniz yeri unutmayın ve sakın ama sakın şu saçma düşüncelere dalıp boğulmayın;

- Uzakta okucam,
- Ailemden ayrı olucam,
- Yurtta kalmam ben abi ayrı evim olmalı,
- Kopucam,
- Partiler manyak olurmuş kampüste oralara gidip ortam yapıcam,
- Öyle çok kalabalıkla da kalamam sıkar beni...

Bu liste uzar da gider. Arkadaşlar bu tip düşünceleri lise zamanında bizde derdik ama çoğu gerçek değil bunların. Burada tek gerçek olan siz olmalısınız. Ben İzmir'de büyüdüm ve şimdi burada ailemle kalıyorum ve tabi okuyorum. O kadar rahat oluyor ki. Belki İzmir dışında bir yerde okusaydım bu kadar hem ailem, hem ben rahat olamazdım. Şimdi istediğim kadar harcayabiliyorum, istediğim yere gidip gezebiliyorum. Rahat bir şekilde "Kopabiliyorum" =))) Uzağa giden arkadaşlarım mesela her tatil de buraya gelmeye çalışıyorlar. O kadar zor ki onlar için ve yorucu tabi. Çoğu arkadaşımda yurtta kalıyo. Kalamayanlar da var tabi ama onlarında çektiği zorluk o kadar çok ki. Ekonomik anlamda sıkıntı doğurabiliyor.

Demem o ki; çalışın arkadaşlar ve hayatınızı kurtarın.
Bi kaç senelik sıkıntının sonu kesin mutluluk oluyor =)))

Herkese Mutluluklar...

^ Kampüs ^

Dersler başlayalı bayağı oldu ama hiç yazmamışım. Çok ilginç geldi bak şimdi =))

Hayatımın uzun bir bölümünü insanları gözlemleyerek geçirdiğim için herhalde tuhaf ya da ilginç olaylar hep beni buluyor.
Bunlardan biri mesela;
üniversite kaydı için sırada bekliyorum falan yanımda da bir adam var ve habere telefonla konuşuyor ama ne konuşma arada da "Çıkacak şimdi, çıkıyo galiba" falan diyordu. Sandım ki önemli biri geldi bizim kampüse. Ee sonuçta üniversitem de boru değil ki. Övmek gibi olmasın ama koskoca Ege Üniversitesi yani =)))

Neyse işte kapıdan bu konuşmanın sonucunda bir kız çıktı. Minyon bir tip! Kıza şöyle uzunca bi süre baktığımı hatırlıyorum. Baktım baktım yok yani ünlü falan değil. Bildiğin halktan, bizden biri =)) Adam çıkardı kamerasını çekmeye başladı. Meğer kızın ilk günüymüş ve içeride kaydını tamamlamış. Şaşırdım yani. Ee bunu bizde yapıyoruz da bu kadar tantanaya ne gerek var. O an oradaki herkes kıza baktı. Bazısı güldü, bazısı şaşırdı. Ben mi??? Ben sadece düşüncelerimi kafamda yazıya geçirdim o kadar =))

Buna benzer bir durumda ÖSS gününde yaşamıştım.Çocuklar sınava girmeden önce kapıda resim falan çektiriyorlardı. Böyle sarılmışlar yada gülerek falan. Sonra ne olacağını bilmiyorlar sanki. Girecekler sınava sonra o 195 dk nasıl geçecek?! Kafalarınızdan neler geçecek (Bu konuyu başka bi başlıkta yazmaya karar verdim.) ardından sınavdan çıktık işte, gene bir grup kameraya falan alındı. Fotoğraf çektirdi. Ben ise kafa 1500 çıkıp gitmeyi düşünüyordum. Önceleri bu tür durumların ailelerin zoruyla olduğunu düşünürdüm ama yok değilmiş. Ebeveynlerin suçunu almanın anlamı yok =) Yaa işte böyle.

Birde bi şey daha eklemek istiyorum, üniversitede hiçbir şey lise ya da daha öncesine benzemiyor arkadaşlar. Kimse sizin gözünüzün yaşına bakmıyor. Hocalarla iyi geçinmeye bakın derim. Ne kadar iyi o kadar karlı anlayacağınız ;)

Belki buraya üniversite (Özellikle de Ege Üniversitesi) hayatını yazabilirim.
Üniversiteme gelecek olanlara ön bilgi olur ;)

Şimdilik Hoşça kalın...