30 Ocak 2013

En Son ...5

En Son Dinlediğim Albüm (30.01.2013)















Demet AKALIN - Giderli 16


En Son İzlediğim Film (30.01.2013)















Intouchables (Can Dostum)


En Son Okuduğum Kitap (30.01.2013)















French Oje & T.B. - Erkek Dedikodusu 2, Bu Gece Hiç Bitmesin!


En Son İzlediğim Kore Dizisi (30.01.2013)











Beethoven Virus - 베토벤 바이러스

28 Ocak 2013

Ehliyet Sınavı Olayımız …3

E.S.O. 1 ve E.S.O. 2 den sonra geldik son aşamaya.
Hey millet, artık benim de ehliyetim var =))

Bugün yarın arabanın kaskosuna adımı da yazdırdım mı ouvv kim tutar beni. Evde geçirdiğim sıkıcı günler hatta geçmek bilmeyen saatler sonunda anladım ki ben işkolik, çalışmayı seven biriyim yani öyle hiçbir şey yapmadan durabilen biri değilim. Evde dursam kesin spor yapıyorum (Enerjimi atmam lazım), sokağa çıksam uzun uzun yürüyorum. Sıkıntıdan neler yaptım neler ki yaptıklarımı size yazıp yayınlıcam ;)

Her neyse olayımız bu değil. Asıl olayımız ehliyetime sonunda kavuşmam =))

En son teorikte kaldık diye hatırlıyorum. O zaman direksiyon sınavımla olayımızı anlatmaya başlıyım. 19’unda sabahtan gittim sınav alanına. Sıramı bekliyorum, bir yandan da giren kalabalığı izliyorum. Ama nasıl yağmur yağıyor anlatamam. Giden yarım saat geçiyor hala gelmiyor falan derken sonunda sıram geldi ve bindim arabaya. Verdim kimliğimi “Merhaba” dedim (Amacım hani samimi olmak değildi. Sadece sürüşe iyi başlamaktı.). Komite “Başlayın.” dedi.

Başlıyım tamam da benden önce arabayı kullanan erkekler el frenine bildiğiniz abanmışlar!
İndiremiyorum!

Yanımdaki komiteye “İndiremiyorum.” dedim. Adam tip tip baktı suratıma ve el frenini tuttu “Gerçekten bu ne ya?” dedi. Kendisi bile zor indirdi ve biz böyle başladık kalkışa. Arabayı, adam el frenini indirmesine rağmen kaydırmadım (Kendimi her aklıma gelişinde kutluyorum çünkü millet bizim orada arabayı hep kaydırdı. Sıra bana gelince de “Acaba ben napcam?” dedim ve kaydırmayınca da mutlu oldum tabi.). İşte böyle çıktık yola. Ben sürüyorum, komitenin komutlarına uyuyorum derken bana manevra yapacağız dediler. Tamam, dedim ama manevra yapacağımız yer o kadar kalabalıktı ki beklenmezdi. Onlarda “Sür. İlerde yap.” dediler. Tamam, dedim ve onların dediği yere yanaştım ama dedikleri yer arabanın yarısını içeri alacak kadar büyük ve yol boyunca devam eden çukurlardan oluşuyordu. “Burada çukur var.” dedim. Adamda “Nolmuş?” dedi. “Arabaya zarar verebilir.” dedim (Burada belirtelim, arabanın başına bir şey gelirse sizden sonraki adaylar da etkileniyor.). “Bir şey olmaz. Manevra yap.” dediler ve hocama dönüp “Hep ezberletiyorsunuz ondan sonra böyle oluyor, yapamıyorlar” dedi. Sen misin bunu diyen! Hemen bende “Ezber falan yok. Tamam, yapıyorum.” dedim ve güzelce manevra yaptım. Bu sefer adam “Yanlış yerden döndün. Direğin duvara yakın olan yerinden döneceksin.” dedi. “Tamam, çıkıp bir daha yapayım.” dedim ve çıkıp yeniden yaptım. Bunu yaparken de “Oradaki çukur daha derin, ondan buradan döndüm.” dedim. Adamda “Amma taktın çukura ha!” dedi. Resmen sinir!! Dediğini yapıp o çukuru düşünmeden manevramı yaptım ve güzelce girdim. “Tamam, oldu mu?” dedim ve adamda “Tamam.” dedi. Ardından arabayı çalıştırdım ama bu seferde adam, ben tam kalkarken ayağıyla arabaya müdahale etti ve araç stop etti. Anladım adamın yaptığını ama bozuntuya vermedim ve direk kalkış yapıp yoluma çıktım. Adam dönüp bana “Çukura bizi sokmadan nasıl çıktınız?” dedi. “İşte ben böyle girer böylede çıkarım.” dedim. Komite o an şok ve sus pus oldu. Kimse benim dalıma basamaz efendim. Altı üstü komitesin yani ki ben şehir içinde de araba kullanmış biriyim. Buluyorlar beni yemin ediyorum. En sinirlisi, en kılı, en sorunlusu vb. Sınav alanına gelirken kuyruğa girdik (O kadar kalabalık ki sınav alanı, gidip görmek lazım. Anlatılmaz yaşanır.). Oradan da düzgünce geçtim ve sonunda aracı aldığım yere sinyalimi de verip girdim. Bir güzelde aracı durdurdum. “Şimdi napıyoruz?” dedim. “Arabadan iniyorsunuz.” dediler. “O zaman kimliğimi alabilir miyim?” dedim. Adamda “Buyurun.” dedi ve ben araçtan indim.

Sonra eve gelip oradan yazlığa gittim. Harika bir hafta sonu ve PURSAT ımla zaman geçirmek aklımdayken (Sonuçların bu kadar çabuk açıklanacağı aklımın ucundan geçmiyordu.) hoopp cep telefonuma gelen mesaj! Mesajda direksiyon sınavında başarılı olduğum yazıyordu. Hemen hocam aradı, o aramasa ben arayacaktım zaten ve birbirimizi kutladık. Komite kafadan 10 puanı herkesten kırıyormuş, nedeni de heyecanmış. Peh! Benden sakinini görmemişlerdir ya neyse.

Sonuçta geçtim mi geçtim. Önemli olan da buydu =))
Uff gene uzun upuzun olmuş. Ehliyet çıkarma olayımız bir sonraki yazıma kaldı iyi mi?! ;)

26 Ocak 2013

Kadınlar & Erkekler …11

Gece yatmadan önce düşündüğüm, kendi kendime konuştuğum bir konuyu bugün sizinle paylaşıcam.
Bilgisayarımı kapattığım için hemen telefonuma, oradan da not defterime yazdım. Böyle durumlarda zaten bir yere not almazsam uyuyamıyorum. O küçük not defterim ve ben sıkı dostlarız artık =))

Kadın ya da erkek fark etmez, sokakta ya da bir kafede sevgili bir çifti gördüğümüz zaman kadınsak erkeğe, erkeksek kadına bakıyoruz. Ama bu bakmak “Aa yakışıyorlar mı (Tamam, bunu ilk bakışta düşünürüz ama benim dediğim bu değil), ilerde çocukları olsa kadına mı benzer yoksa erkeğe mi (Bu soruyu düşüneniniz var mı? Ben hiç düşünmem ama bir arkadaşım var, her buluşmamızda bu konuyu açar. “Bak çocuğun gözleri güzel, kızın ise burnu! Bunların çocuğu bu iki özelliği alsa çok güzel olur.” der durur. Yazıyı yazarken o aklıma geldi.)  ya da ne zamandır beraberler acaba?” gibi soruları sormak şeklinde olmuyor. Direk alıcı gözlü bakışları üzerinizde hissediyorsunuz. Sevgilimle böyle otururken bana bu amaçla bakan bir çift göz görsem, ona sadece bir bakış atar (bu bakış da “Ne bakıyon?” bakışından ileri gitmez herhalde.) ardından sevgilimin elini tutar, ona gülümserim. Amaç, dikkati üzerime çekmek. Siz adama bakarsınız, adam size bakar ve yanınızdaki sevgilinizin dikkatini çeker. Ondan sonrası keyif kaçıklığı. Aynı şekilde bir kızında sevgilime bakışını yakalasam hayatta çirkefliğe bağlamam ve gene aynı şeyi yaparım. Senin ağzını burnunu dağıtırım, ne bakıyon bee! şeklinde çirkefçe hareketlere girmek zaten dikkati onun üstünde olmayan sevgilinizin dikkatini onun tarafına yöneltmekten bir adım öteye gidemez.

En basitinden örnek vermem gerekirse geçenlerde Forum’da (İzmir’de “Forum” demek “Forum Bornova” demek) abimle geziyoruz ve dikkatimizi çekti (aynı anda dikkatimizi çekip sonra aynı anda bu konuyu açmamızda kardeş olduğumuz için herhalde hehe =) ) kızlar abime, erkeklerde bana flörtöz bakışlar atıyor. Tamam, aramızda belli bir yaş farkı varda sevgili gibi de görünüyor olamayız ki. Bir kafede oturup bir şeyler içerken yakalanan bakışlar, mağazalara girip çıkarken, vitrinlere bakarken yakalanan bakışlar… Abim sonunda “Bu kızlar bana mı bakıyor yoksa sana mı?” dedi. “Yok!” dedim “Bana bakmıyorlardır. O kadar dekolte ya da dikkat çekici bir şey giymedim. Sana bakıyorlar oğlum, sende onlara bak. Nasıl olsa bekâr adamsın.” dedim =) Kardeş tavsiyesi dediğin böyle olur =))

Ben mi? Ben yok bakamıyorum, amaann bakmak da istemiyorum. Hala 6 aylık cacık durumumu stabil olarak koruyorum. Bak aklıma geldi. Dün bir ilişki uzmanı dedi ki sevdiğiniz kişiye, onu sevdiğinizi söylediğiniz zaman rahatlıyormuşsunuz. “Ohh çok güzel oldu!” diyormuşsunuz. İyide adam sizi, sizin onu taktığınız gibi takmıyorsa ohh rahatladım demek için de (ki bu rahatlama onunla yüz yüze gelmek zorunda kaldığın bir ortama doğru sürüklenene kadar sürecek biliyorum.) kendimi dışarı vuramam.

Kadın/Erkek iki cinsiyette tecrübe arıyorlar bence. Cinsellikte, ilişkilerde ya da sosyal hayatın bir bölümünde ama özellikle cinsellikte. Yani biz beraber yürürken bize bakan çiftlerin aklında “Bu kadın, bu adamla beraber olduğuna göre bu adamda bir şeyler olmalı.” ya da “Bu erkek, bu kadınla beraber olduğuna göre bu kadında bir şeyler olmalı.” düşüncesi oluşuyor. O zamanda siz yalnızken gezdiğiniz sokaklarda kimse size bakmıyorken, karşı cinsle aynı sokaktan geçtiğinizde bakışlar sizin üzerinizde oluyor. İnsanoğlu çok ilginç. Bir o kadarda merak uyandırıcı.

Bana inanmıyor musunuz? O zaman çıkın sokağa ve deneyin ;)

24 Ocak 2013

Bugün Benim Olsun

Böyle dedim ve çıktım evden hem de sabahın 10’unda.


Önce Çankaya’ya gittim kulağımda MP3 üm, üstümde gülkurusu montum ve altımda botlarım ile. Saçımı atkuyruğu yapmış, kâküllerimi daha da belirginleştirmiştim (Biraz müzisyen tipim vardı da denebilir.). Bütün bu halimle durakta otobüs beklerken duraktaki köpek dikkatimi çekti. PURSAT’ımı özlediğimi hissettim ve eğilip onu sevmeye başladım. Biraz başını okşadıktan sonra bana bakışı ve bacağıma başını dayayışıyla “Beni sev” demeye başladı. Duraktakiler hemen kaçıştılar. Sanki köpek onları ısırcak!

Neden durduk yere ısırsın ki?

Ben sevdikçe o mutlu oldu, ben konuştukça sonunda bacağıma kafasını yasladı. Zaten sokak köpekleri pek sevgi görmediği için sevgi arsızı oluyorlar. Aklınızda olsun, eğer görüp de başını okşamak isterseniz okşayın. Çünkü onlar ilk olarak sizin gözlerinize bakıyorlar. Acaba beni dövecek mi yoksa kovalayacak mı diye. Yapmayın, kimseye zararları yok onların. İşte böyle otobüsümü bekledim ben. Sonra bindim ve son durak Çankaya’ya geldim.

Yazlığa her gidişimizde geçtiğimiz bu yolda geçen hafta giderken “Bir günümü buraya ayırcam, gezicem hem de bütün dükkânları tek tek” demiş ve annemde “Bütün gün evdesin gez o zaman” deyip bana lafı sokmuştu. Dünde “Neden olmasın” dedim. Bütün gün evdeydim. Sabah zaten televizyonda bir şey olmuyor.

Buradan duyuralım: Millet, sabahları TV’de hiç adam akıllı bir şey yok. Bir tek sabahları İrfan Değirmenci’yi izliyorum. Onun haber sunuşu insana pozitif enerji veriyor =) Birde konukları ilgi çekici olursa 2. Sayfa programını. Onun dışında cinayet, kayıp, hüzün, acı, estetik vb. bla bla bla konuları izlemek istiyorsanız açın izleyin ama “Aman zaten içim dağlı, birde bunları içip daha da dağlansın.” derseniz susarım tabi.

Şöyle müzik dükkânlarını gezsem, birkaç keman nota kitabı arasam, çatlayan köprüm için iyi bir yer bulsam ve sonra oradan kafama esen yerlere gitsem fena mı olurdu. Hadi Z.S dedim, yürü çık evden. Kendimdeki bu gazla bütün dükkânları gezdim. Birinden çıktım birine girdim. Bir sağ yoldan gittim dönüşte sol taraftan. Bu kadar dükkân gezdim ama bi adam akıllı keman nota kitabı bulamadım. Bulduğum iki kitabı da indirim yapıp aldım (Yavaş yavaş bu konuları öğrenmeye başladım. Oluru kaç bunun diyorum hehe =)) ). Sonra saatime bi baktım öğlen olmuş. Hemen Alsancak’a doğru yürümeye başladım. Kordon’dan denizi, insanları, martıları, karabatağı izleye izleye ve tabi bol bol fotoğraf çeke çeke ilerledim. Bu sefer çingenelere yakalanmadım. Herhalde ilgilerini çekmedim. Etrafta o kadar çok sevgili vardı ki bende çingene olsam gider onlara bakar, çiçek satardım aa ne yalan söyliyim =))


Bende mazisi olan kafeye girip daha önce hiç tatmadığım bir kahveyi denedim ve bayıldım. Arada yeni tatlar denemek lazım. Bundan sonra onu da içilecek listeme ekledim. Brezilya bi şeyiydi adı ama hatırlayamıyorum =) Acımtırak ama aroması güzel, keskin tatlı bir kahve. Aldığım kitapları kahvemi içerken karıştırdım. Sonra oradan çıktım ve bu seferde kendimi Kıbrıs Şehitleri’nin ara sokaklarına attım.

Ara sokaklar demek “Eski Kitapçılar” demek.
O dağ gibi olmuş kitapların arasında, eski dergiler, o dergilerin verdiği ekler, tozlu raflar, üst üste kitapların arkasındaki bir başka üst üste kitaplar ve küçücük bir tabureye oturup eğilmek, kitapları karıştırmak…
Bu bambaşka bir his ve duygu.
Ellerimin tozlanmasını seviyorum.

Özellikle de üzerinde notlar alınmış kitapları inceliyor ve onları arıyorum. Aslında amacım keman kitabı aramaktı ya da birkaç nota kâğıdı ama içeri girince aklım çıkıyor ve her şeye bakıyorum =) Tabi moda koleksiyon dersinde hocanın dediği eski kitapçıları gezin, dergilere bakın sözü de aklımdaydı. Anlayacağınız bayağı bir gezdim. O dükkândan çık bu dükkâna gir ve en sonunda aradığım kitabı bul. Ama aradığım kitap Korece çıktı. Korece olmasını geçtim Koreli birine aitti. Kim derdi ki aradığım kitap Koreli birinin Korece kitabı çıkacak hem de eski kitapçıda hem de Türkiye’de hem de İzmirim’de hem de Alsancak’ın ara sokaklarında =) Kader mi, şans mı yoksa tesadüfler mi?.. Korece kitaplarımı ucuza kapatıp aldım ve ilk iş olarak sağını solunu bantladım ve kitaplara hak ettiği ilgiyi göstererek bakımını yaptım. Bazen kütüphanedeki kitapları da böyle alır bantlar, bakımını yapar ve iki gün sonra geri veririm. Böyle olanlara ne deniyor? #)

Sonunda artık eve gideyim dedim. Benim bunu dememle sabahtan beri bana arkadaş olan MP3 ümün de şarjı bitti. Eve geldiğimde direk salondaki üçlüme uzandım ee doğal olarak da oracıkta sızmışım #)

Bence sizde yaşadığınız yerdeki eski kitapçıları gezin. Arayın, bulun.
Kolay gelsin.
xoxo

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

19 Ocak 2013

CEM YILMAZ – CM101MMXI FUNDAMENTALS

Cem YILMAZ, Türkiye’nin artık marka olmuş isimlerinden biri.
Gösterilerini sevende var sevmeyende ama şöyle bir gerçek var adam tam bir yetenek ve izleyicilerini nasıl etkileyeceğini biliyor.

Dün filmine gittim (Zor bilet bulduk. Önceden rezervasyon yaptırdık. Artık siz düşünün. Aklınızda olsun diye diyorum.). Güldüm hem de kahkaha atarak hatta çoğu yerde gözümden yaş geldi =)) Cem YILMAZ’a gidip de “Ben gülmedim.” diyen insanın kesinlikle sorunu vardır diyorum açık ve net! Birine gülmesen diğerine kesin gülmen gerek.

Film hakkında bir şey söylemicem. Sonuçta gösterisini izliyorsunuz. Aslında Cem YILMAZ çok zekice bir şey yaptı. Sonuçta gösterilerinin biletleri 2 ay önceden bitiyor. Giden var gidemeyen var ve en son DVD (Ne var?! Ben hala DVD arşivi yapıyorum =) ) sini alıp arşivlemek zorunda kalıyorduk. Ama böyle her kesime hitap edip onlara ulaşmış oldu. Hem kendi kazandı hem de seyirci. Yani alan memnun satan memnun durumu. 4 günde 600bin izleyici ve dün öğrendim ki milyonları bulmuş kişi sayısı.

Benden birkaç gözlem;

* Öncelikle sinema salonunda gülüyorsunuz yani öyle sessiz, “Hışt! Sessiz olun.” diye bir durum yok. Bütün salon gülmekten yarılıyor ve kahkahalar havada uçuşuyor.

* Benim oturduğum sıranın sağında abim ve bir çift vardı. Solumda ise ful erkek. Zaten salonda kadından çok erkek vardı. Önceleri solumdaki erkekler gülemedi (O sırada +18 espriler yapıyordu Cem). Bende bir yerden sonra kopunca artık onlarda rahatladı ve salon bir yerden sonra samimi mi oldu desem yoksa herkes rahatladı mı desem bilemedim =))

* Klasik Cem YILMAZ Gösterisi durumu olan çıktıktan sonra hiç bir şey hatırlamıyorsunuz =)

* Alakasız ama Cem YILMAZ yaşlanmış ya =(

* Tadı damağınızda kalacak bir gösteri sizi bekliyor.

* Tek hoşuma gitmeyen şey, adamın biri 8 (en fazla 9 dur ama fazla değildir.) yaşındaki kızını getirmiş. O kız için o espriler fazlaydı. Tabi burada suç, babasında ya neyse.

Özetle bu yağmurlu havalarda gidin, deşarj olun, bol bol gülün hatta ağlayın ve sakın su ya da mısır yemeyin valla gülerken bir kazaya neden olabilirsiniz. Böyle bir durum istemeyiz değil mi?! ;)

İyi Seyirler =))

18 Ocak 2013

Yaptı(k)m Oldu

Geçen Cuma aslında oldu bu olay. Eve gelince makyajımı bile çıkarmaya üşenip direk yatağa girdiğim için yolda yaptıklarımı not almıştım. Amaç anı olarak kalsın =)

Hikayemize başlayalım mı? ;)

Her şey Cuma günü sınavdan çıktıktan sonra oldu. Aslında pek de plan yoktu ortada ben S. ye tarot bakacaktım. Tek plan buydu sonrası açıktı derken bizim sınıftakilerle karşılaştık ve onlarında olduğu kafeye gittik. Maşallah masa kapattık gibi oldu çünkü yaklaşık 10 kişiydik. Mekan sahibi bayan arada gelip bize bakıyordu. Ya hala neden oturuyorlar diyordu ya da kaçıp gitmiş olamazlar dimi diyordu artık bilemicem ama tek bildiğim bize hep keskin bakışlar attığıydı #) Neyse orada bayağı bir oturduk hatta sınavlardan, bölümden konuştuk derken saat ilerledi ve yarımız dağıldı.

Biz kaldık mı 5 kişi!

Bu sefer, bu 5 kişi gittik bir kafeye ve kahve içtik. Orada bir muhabbet bir muhabbet derken hadi dedik başka bir şey yapalım. Napalım napalımmm??? Deyip “Bira içelim!” şeklinde karar aldık. Amaç aslında karın doyurmak. Şöyle ortaya gelecek patates ve patlamış mısır olan bir yer olsun yeter modu =) Bütün bu fikirlerle Küçükpark’da yer ararken bölüm hocalarımızdan biriyle karşılaştık. Bizdeki şok görülmeye değerdi doğrusu.
- O mu?
- Yok, canım o değildir.
- Bize mi bakıyor?
- Bakmıyor.
- …
- Bakıyo valla buraya bakıyo!
- İçeri girdi mi?
- Girdi girdi.
- Girelim mi?

Can alıcı soru ortaya atılmıştı. Girilmeli miydi yoksa girilmeyip uzaktan kesilmeli miydi?
Bunu düşün düşün sonunda girmemeye karar ver ve yan bara gir. “Mutlu son” saatlerin ilerlemiş olmasına rağmen önümüze gelen sıcacık patateslerle buluşunca oldu =) Muhabbet ve dedikodu (Erkek de olsan kızda olsan bir araya gelince illa dedikodu yapılır. Biz yapıyorsak bizim yaptıklarımızda bizi yapar. Döngü bu.), biralar içilir, patatesler yenir derken grup kalabalıklaşır ve sinemaya gidilmeye karar verilir ve seanslara bakılır. Saat 22.00 seansının kaçırıldığı fark edilir.

Üzülünür mü? Hayır!!!
Demokraside çareler tükenmez ve “O zaman hadi bir sonraki seansa gidelim!” denir.
Onun saati mi? 00.15!!!

Evet, biz bir grup insan gece 00.15 seansına sinemaya gittik. O saate kadar da zaman geçirdik. Gittiğimiz film de “Life Of Pi”. Filmin fragmanını öncesinde görüp beğenmemiştim. Aslında çok da uykum vardı hatta sinema salonunda uyurum herhalde diyordum ama öyle olmadı (Arkadaşlarım için yapamayacağım şey yok. Birde fikri atan ben iken onları “Hadi siz gidin, ben eve gidicem.” de denmez. Yarı yolda bırakılmaz.). Filme girdik. En arkaya oturduk (Tamam tamam oturmadık yattık.) ve başladık filmi izlemeye. Film baştan o kadarda (fragmanındaki gibi) ilginç başlamıyor ama bir an geliyor ki sizi içine alıyor.

Özellikle de (BUNDAN SONRASI SPOILER İÇERİR) çocuğun anne ve babasını kaybettiği, geminin battığı yer var ki tam uyuyordum uykumu açtı. Gözlerim doldu yaa =(( Ben böyle sahneleri kaldıramıyorum. Ailesini kaybeden kazaların olduğu filmler beni benden alıyor. O andan sonra film benim için farklı bir boyut alarak devam etti. Bi kere filme gitmeden önce metaforların olduğunu bilin. Çünkü filmden çıktıktan sonra bütün olanları ve sahneleri düşünmeye başlıyorsunuz. Hayatta kalma, yaşanılan trajedi, geçmiş, gelecek, görünenler, hayaller ve kahramanımızın yapmak zorunda olduğu bir sürü şey soru olarak aklınıza geliyor.

Biz filmden çıktıktan sonra yol boyunca düşündük durduk. Hele ben, sabah olunca ilk işim nete girip film hakkında uzun bir araştırma yapıp, bütün olayları toplamak oldu. Filmi izlerken koptuğum birkaç sahne olsa da geneli güzeldi ve ben gecenin 3’ünde sinemadan çıktığımda uykum açılmış haldeydi =) Ardından tek tek evlerimize dağıldık. 4’te yatıp 9’da kalktım. Aslında zorla yattım. Filmi ve filmdeki çocuğun halini düşünmekten uykum kaçmıştı. Bir de tabi Pazartesi ve Salı iki tane finalimiz vardı ama biz, bir geceyi kendimize ayırıp “Yapmadık” dediğimiz şeyleri yaparak eğlenmiştik.

Pişman mıyım? Hayır.
Gene olsa gene yaparım =)

Üzerinden tam bir hafta geçmiş. Vayy bee… Günler nasıl akıyor.
Bu hafta tek tek sonuçlarımız açıklanıyor. Haftaya değil ondan sonraki hafta ise bütünlemeler başlıcak. Bakalım sonumuz ne olacak?

Aaa bi dakka bi dakka unutuyordum (Söylemek istediğim o kadar çok şey var ki. Hepsini not almam lazım ama arada kaçıyor.), cumartesi günü yani yarın direksiyon sınavım var =)) Bana şans dileyin. Sınava girdikten sonra köpeciklerimi ve kediciklerimi görmeye gidicem. Çok özledim onları =(

Kendinize iyi bakın şimdilik hoşçakalın =)

M. İle Kız Kıza ...2

 Dünkü Yazım dan sonra nerde kalmıştık?
Hmm…
Hatırladım ;)
M. benim moralimi düzeltiyordu. Buyurunuz devamı, iyi okumalar =)

Z.S: Bilemiyorum M. ya. İlk kez bir şey istemiyorum. Zaten burcuma göre ilk 6 ay benden cacık olmazmış. 6 ay sonra Haziran ve demem o ki yaz aşkı bekle gör beni olayı oluşur. Yükselenim de ikizlermiş biliyor musun? Bende diyordum bu Merkür beni neden hep etkiliyor. Her şeyi bilen ben kendi üzerimdeki beni etkileyenleri araştırırken bu konuda eksik kalmışım. Merkür Merkür Merkür! Bir kez olsun olumlu etki etse ya. Ha bir de Uranüs var hayatımı çekilmez yapan.

M: Aa o Uranüs bana da çok kıl! Sen bu yıldız haritaları, tarotları bir süre rafa kaldır bence. Finallerde de baktın dimi, okudum. Negatif enerji yüklenmiş üstüne. Bakma bir süre kimseye. Ayrıca Z.S, ben seni kafaya çok taktım ve kollarımı sıvadım.

Z.S: İşin gücün yok mu senin. Sen bölümünden birini kendine bulsana. En son Sarp vardı, noldu ona? İyi çocuktu, sana da iyi dayanmıştı. Onu bul ve gene işkence çektir çocuğa =) Belki ben biraz böyle takılmak istiyorum. Lisedeki gibi platonik takılsam nolur yani?! Ayrıca bilmiyor musun benim uzmanlık alanım (tarot dışı) çöpçatanlık yapmak ve ayrılmak. Hangi ilişkim uzun sürdü söyler misin?

M: Güldürme beni Z.S! Hayatta olmaz!! Sen platonik anca 1 ay takılır sonra çocuğa yüzünü gösterirsin. Bak finaller bitti yani bu haftayı da geçersek 1 ayın doluyor. Başlar sende şimdi tripcan haller. O hallerini sevmiyorum, o yüzden bu işi bir yere bağlayalım. Ayrıca hep bir hüzün, arabesk halin oluyor (ki şuan ki bakışın yavru köpek gibi) cık çekilmiyor. Ayrıca çocuk affedersin ama g*tünün dibinde. Asıl sen söyle nasıl uzak kalacaksın?

Z.S: Asılların ve ayrıcaların bitmez mi senin. Senden kurtuluş yok dimi. Keşke A.B.Y.A ile karşılaşmasaydık. Uff…

M: Napcaktık yolu mu değiştirecektik? İstersen yola atlasaydık. Arabaların ortasına falan. Emin ol o zaman daha çok dikkat çekerdik. Nasıl olsa bana anlatacaktın. Face den göstereceğine bizzat görmüş oldum, bana yaradı =) Kampüste napıyorsun? Orada da üniversiteni, bölümünü, sınıfını değiştirmeyi düşünüyor musun? Keşkelerle gelme bana. Sonunda seni bu hale getireni bulurdum ben. Valla bir gece ansızın basardım seni ;) Sanırsın kampüs kocaman. Altı üstü bir bina var aramızda =))

Z.S: Biliyorum biliyorum canım benim =) Ee noldu senin Sarp?

M:

Z.S:

Sonrasını anlatamıyorum çünkü iş iyice sarpa sardı ve ben o gün şunu anladım, M. ile konuştuktan sonra aklımda hiçbir şey kalmıyor (bu yazıyı okusa başıma çemkir ama olsun.).

Ne konuştuk, ne karar aldık ya da aldık mı PUFF!! Yok! =)

Benim sonum yıldız haritamda ki gibi olacak ahanda buraya yazıyorum yani 6 ay benden cacık olmucak sonrasına ise o gün gelince yeniden hesaplar bakarım =)

xoxo

17 Ocak 2013

M. İle Kız Kıza

Finaller biter, gece oturmaları, arkadaş buluşmaları, eğlenmelere çıkmalar, bira içmeler, bir arabaya kaç kişi sığabilir durumları yaratmalar (eğlenceli oluyor =) ) ve daha nicesine başlanır ;)

Aynı şehir, aynı kampüs ve yılların getirdiği dostluk. Sonuç olarak özlem, hasret, dedikodu, çapkınlık ve bol bol kahkahanın beni beklediğini biliyordum. Hemen M. ile bir buluşma ayarladık. Kızlar gecesinden sonra araya kaç sınav girmişti. Bendeki 11 dersin yarattığı beyin sulanması, onun kendi dersleri + açık öğretim sınavları derken ikimizde etrafa manyak gibi bakıyorduk. En iyi çözüm buluşmak ve kafa dağıtmaktı. Bunun için benim tek ihtiyacım olan M. dir. Onun içinde ben olmalıyım ki aynı anda aramışız birbirimizi ;)

Buluştuğumuzda ilk işimiz Alsancak’a gitmek oldu. Kampüs zamanı Küçükpark’da takılmak zaten fix iken biz biraz geçmişi iade etmek amaçlı Alsancak’a yol aldık. İner inmez ise durakta kimle karşılaştık bilin bakalım (İzmir küçük yer. Özellikle de böyle durum ve karşılaşmalarda.) A.B.Y.A. Kahramanı ! Aynen öyle oldu. Biz böyle kız kıza, güle oynaya giderken bir anda karşıma çıktı uzun boylu! İki muhabbet ve sonra görüşürüz ile ayrıldım yanından ve daha iki adım atmadan hemen,

M: Hoş çocukmuş. Tam senlik. Yakışıklı ve tatlı. Ne diyordu D. bunlara dur hatırlıcam… Hmm… Hatırladım “Gideri var!” =))

Benim ona yan bakışlarım ve kolundan tutup “Hadi hadi yürü duycak şimdi” şeklindeki tavrımla Kordon’a geldik. Sözde kafe seçme görevi bu sefer M. nin olmasına rağmen o hala A.B.Y.A. daydı.

M: Hadi amaa… Doğruyu söylüyorum biliyorsun ve bana öyle Bihter gibi bakmayı da kes valla giderim.

Kıramayacağım bir insan işte, tamam tamam deyip unuttuğu görevi ben devralıp bir kafeye oturttum onu. Klasik kahvelerimizi söyleyip birbirimize baktık. Bu birazdan başlayacak olan muhabbetin aslında ikimiz tarafından ateşinin ortak olarak yakılma adımıydı.

M: Ee Z.S anlatmıcan mı? Sınav zamanı içine kapanmıştın da bu sefer daha da kapandın. Valla bu çocuk yüzündense hiç ona kızamıcam. İlk benim karşıma çıksa bende senin gibi olurdum (Bendeki sus pusluk halime sinir olduğunu biliyordum.). Valla çekilmiyorsun (der ve 30 saniye geçmeden) romantik mi? (diye sorar hehe =) ).

Z.S: Nerden bileyim. O kadar samimi değilim. Sadece iki muhabbet o kadar. Sende gördün ayaküstüydü.

M: Saçmalama. O demindi. Kesin araştırmışsındır sen onu. Ayrıca sadece iki muhabbet olmadığını cümle kuruşundan anladım. Sen kimi kandırıyorsun kızımmm. Kaç senelik arkadaşınım ben senin.

Bendeki tuhaf sırıtma (Bu sırıtmalar benim başıma bela olacak anlaşıldı).

M: Biliyordum, evreka! Haha ee sonuç? (Cin cin bakışlar.)

Z.S: Çok fazla disko tarzı parçaların kliplerini yayınlıyor birde duygusal damar parçaları hem de sık sık. İki arada bence ya kop kop modu ya da damar damar üstüne modu. Anlamadım be kuzu.

M: Nolmuş yani, ne bu sıkkın surat şimdi?

Z.S: Ne mi olmuş? Olan çocuğun yeni sevgilisinden ayrılmış imajı çizmesi. Hem severim hem Demet Akalın ile intikam alırım modu olması. İstersen Serdar Ortaç’ta ekliyim ben ona. Al sana aşk acısı çeken ve ne yaptığını bilemeyen insan modeli.

M: Uff kızım bu kadar ayrıntılı ben bile düşünmüyorken sen hangi ara böyle düşünmeye başladın söyler misin? Belki romantiktir olamaz mı ya da ya daaa kop kopcudur!

Z.S:

M: Kop kopcu kötü oldu kabul #) Tamam öyle olmasın sonra arabadan kafa dışarıda dans eder falan valla ön koltuktan herkes görür seni =))))

Z.S: Haha =)) Hayal gücüne hayranım ;)

M: Ahanda güldün, güldürdüm seniii =)

Z.S:

M: Saniyede dumur oldun!

Muhabbet burada bitmiyor ama şimdilik ara veriyorum =)
M. bu işe elini attı mı?
Sorunuma (ona göre büyük bir sorun vardı) çare oldu mu?
Vee tabi biz bu yazının sonunda neye karar kıldık hebiciği bir sonraki part da ;)

En Son ...4

En Son Dinlediğim Albüm (17.01.2013)













PAPYON - İlk Ateş


En Son İzlediğim Film (17.01.2013)















Life of Pi (Pi'nin Yaşamı)

En Son Okuduğum Kitap (17.01.2013)














Christine BARD - Pantolonun Politik Tarihi (Une Histoire Politique Du Pantalon)

En Son İzlediğim Kore Dizisi (17.01.2013)















Princess' Man - 공주의 남자

14 Ocak 2013

Aşk, Bana Yaramıyor Arkadaş!


En başta söylemem gereken cümleyi başlık olarak yazdım gitti =)
İşin özeti bu yani aşk bana yaramıyor.

İster en sapık hali de, ister içinden geçenleri dürüstçe söylüyor de hiç takmıyorum çünkü bu yaşıma kadar o kadar çok erkek, o kadar çok arkadaş, sevgili, kanka ya da yeni moda panpam oldu ki sonunda bu kanıya vardım.

Bi kerem aşık olunca ben noluyorum;

* Önce gönül gözümü kapatıp bildiğiniz erkeğe yazıyorum =) Hatta ileri gidip süzdüğüm bile oluyo #) Şu Sibel Tüzün’ün bir şarkısı var ya "Kaçın Kurası" hah işte aynen o moddayım ;) Her neyse bütün bunlara ek olarak onun yanında susuyorum. Öylece konuşmak isteyip konuşamadığım konular beynimde birikiyor birikiyor ve salak bir cümle olarak dışarı çıkıyor. “Allah seni nasıl biliyorsa öyle yapsın Z.S” diyorum kendime. Kura kura bu cümleyi mi kurdun? Günde 3000 kelime kullanan ve bir sürü yazılar yazıp arşivleyen sen, git bu cümleyi kur!

* Onunla olduğum süreler bana az geliyor. Kendimi frenlemesem yemin ediyorum dibinden ayrılmıcam, dizine oturup bana masal anlat dicem yani o derece seviyorum =)

* Başımı, omzuna dayayıp kokusunu çekmek istiyorum. Sapıkça belki ama boynunu öpmek istiyorum. Hangi manyak sevdiğinin boynunu öper tabi ki de bu arkadaşınız Z.S!!

* Gülüyorum öylece, amaçsız aklıma bir anısı, bir cümlesi geliyor ve gülüyorum. Nedeni yok. İçinde onun olması yetiyor sırıtmama. Hani böyle hafif yamuk, tuhaf sırıtma işte anlayın ;) Geçen gün arkadaşlarla otururken gene öyle sırıtmışım hemen Y. sordu,  aslında sormadı karşıdan kaç göz yaptı. Bende, ne vaarr şeklinde saftirik bir ifadeyle cevap verince kendimdeki şaşkınlığı fark ettim. O zamana kadar o yamuk sırıtmamla gülmüşüm, konuşmuşum ve millete bakmışım. Birinin bana ayna olması lazım. Topla ağzını gibisinden. Ama yook!.. Hep diyorum size benimkiler, benim bu halimle eğlenirler diye.. Kime diyorummm =))

* Bana dokununca böyle bir kan çekmesi oluyor. Sanki o dokunduğu yerdeki damarlarım irkiliyor ve kanım sağa sola kaçıyor (Ne tuhaf bir benzetme oldu bu ya ama kelimelerle ifade edemiyorum ki). İçimde bir ürperti oluyor böyle tuhaf tuhaf nefes alıyorum o an (Telefon sapıklarının nefes alması gibi değil. Sakın öyle düşünmeyin. Yoksa düşünmüyordunuz da aklınıza mı soktum hehe =))).

* Gülerken nasıl güldüğümü düşünüyorum.

* Onun fikirlerini, düşüncelerini merak ediyorum. Aynı şeyi düşünmememiz hoşuma gidiyor. Sırf tartışmak için zevkine konu arıyorum ama sonra vazgeçiyorum.

* Gözünün içine arada bakabiliyorum ama konuşurken hep içine bakıyorum aslında bakmıyor bildiğin inceliyorum. Al işte sapık mod 1020 ;) Bi şey mi oldu diye sorunca, yoo diyorum. Aslında utanmayıp “Seni inceliyorum.” demek lazım ama onu ileriki zamanlarda derim “Şimdilik” değil.

* Vee en etkili durumum ise yemek yiyemiyorum! İştahım kesiliyor. Önce sınav stresinden zayıfladım sanmıştım ama yok, bildiğiniz âşık olduğum için zayıfladım. Biraz daha böyle platonik takılırsam zayıflayıp zayıflayıp uçucam herhalde =)

Kendi kendime bir baş belası bulmuşum ki ah ahhh suç bende. Kaderci değilimdir ama tesadüflere inanırım mesela. En son ne zaman platonik takıldım onu bile hatırlamıyorum. Bu hisleri unuttum sanırken,
PAT!
Bir gün, bir gece,
Bir adam ve hayatı değişen Z.S!
Ee nolcak şimdi? Bi şey söyleyin…

Sınavlarım yarın bitiyor ve ben benimle baş başa kalıcam. Bu sürede daha da kendime yoğunlaşıcam ya da kediciklerimi ve köpeciklerimi seviyim. Yoksa içim içimi yiye kıvıra mahvolurum ben. Bu zamana kadar ilişiklerimde kendime güvenim tam iken onun yanında hep o konuşsun, ben dinliyim oluyorum.

Aşk bana yaramıyor arkadaş, olay bu! Adrenalin salgım mı artıyor yoksa başka bildiğiniz artan hormon varsa o da artıyor olabilir ama bi şeylere olumlu gelişmesi olacaksa aşka olumlu bakıcam =) Hani diyorlar ya “Aşk, sana göz kırpıyor.” hah işte bana bir göz kırptı neler neler oldu. Bence benimki bana göz kırparken içkime ilaçta atmış olabilir, çok şüpheleniyorum #) Şaka şaka tamam sadece göz kırptı oldu mu, mutlu musunuz ;) Şu finallerim bitsin, kendi kendime kalayım bakayım bakalım nolcam?

xoxo

5 Ocak 2013

Kızlar Gecesi?! …2

Part 1'i okumayanlar için: Kızlar Gecesi?!
Yarım saat sonra…

Önce Y. geldi sonra sırasıyla diğer arayıp çağırdığımız erkekler.

Böylece hazırlanan yemekleri gelen erkekler yemiş oldu valla çok da iyi oldu =) Sonra gecenin vicdan azabını ertesi gün spor yaparak yenmek zorunda kalacaktım. Bundan kurtulmuş oldum, ooh süper valla süper süper SÜPER! =))

Y. çaldı biz söyledik, yeri geldi dinledik derken herkesin bir köşeye çekilip konuştuğu anlarda ben salon balkonundaydım. Sigara içen ekür mutfağı ve mutfak balkonunu işgal etmişken tek kaçış noktam salon balkonuydu derken yanımda Y. bitti (Tabir biraz tuhaf ama öyle napam).

“Geldiğin için sağol.” dedim (kibar olalım ki devamında gene gelsin çocuk dimi). “Ne demek, ne zaman istersen.” dedi ve muhabbet açıldı. Gereksiz ve alakasız ne kadar soru varsa sordu bende bir o kadar alakasız (bence anlamadı ama anlamış gibi yaptı) birkaç cevap bile verdim. Karşımda bu şekilde şekilden şekle giren erkekleri seviyorum. Hafif bir sırıtmayla izlemek güzel oluyo. Tabi bunun yanında gülen, güldükçe daha da tatlı olanlar ise favorim ama bunu geçelim ;)

Sonunda dayanamadım ve “Kemal haftaya gelemeyecekmiş çünkü kız arkadaşıyla tartışmış.” dedim. Bunun bana öyle bir yandan şaşırmış bakışı vardı ki görmeliydiniz. “Hı hı evet öyle.” dedi. Sonra toparlanıp “Nerden biliyorsun?” dedi ve bende “Baştan beri.” dedim. Sonra neler neler öğrendim. Ya millet ne tuhaf. Hayatlarının tamamı yalan! Kadir “Kadir” miş! Yani “Kemal” yokmuş. Bunun bir sürü sevgilisi varmış ve hepsine “K” ile başlayan isimler uyduruyormuş. Telefonu açanda onlardan biriymiş. Bu açık vermemek için pat diye kapatmış ve daha neler neler ki ben duydukça şok oldum. Hala şaşkınlığım üstümde. Böyle şeyler duyardım da hiç yanı başımdaki birinin bunu yaptığını yakalamamıştım. Kimseye söylemeyeceğimi söyleyip muhabbeti çevirdim ama herkes gidince direk S. ye anlattım (En azından S. nin bunu öğrenmeye hakkı vardı. Sonuçta kız gece gece sapık muamelesi görmüştü ve sırf bizim ısrarlarımızla).

Bunu duyan M. hemen “Ben anlamıştım zaten.” dedi (en son bunu dediğinde S. nin hoşlandığı çocuk gay çıkmıştı. Oda ayrı bir hikâye. Bir ara hatırlatın da onu da anlatayım ;) ).
“Allahını seversen nerden anladın?” dedim bir anda =))
“Onda öyle bir tip vardı, face deki paylaşımlarını fark etmediniz mi?” (Bizdeki şaşkın gözler ve sessizlik sonucu) “Uyuyonuz kızım siz. Paylaşımları falan hep politikti. Karmaşık bir ilişkisi varmış! Peh! Al sana serbest bir ilişki. Kızım Z.S, bi şunu yapamadık.” demez mi?

Ey Allahım! Grubun çatlağı =) “Sen ne diyon yaa… Ben burada ayrı İngiltere’de ayrı sevgilisi olan kızla tanıştım.” dedim hem de bu kız benim ilkokul arkadaşımdı. Diye muhabbete başladık ki ne Kemal kaldı nede Kadir. Gece, “Kızlar Gecesi” olarak başladı, “Kızlar Gecesi” olarak bitti.
Şimdi evdeyim. Ders çalışmam lazım hatta bugün belki de sabahlamam. Yoksa sabah 4’de mi kalksam.

Aa bu arada saçlarımı kestirdim ben =) Hemide yıllar sonra kâkül. Sonunda besleme kâkülü kesmeyen bir kuaför bulmam o kadar güzel ki =) Dün Termodinamik finaline gidince salonda sadece kızlar fark etti =( Hele bir erkek arkadaşımın “Kâkül çok çirkin bir şey” demesi sinir bozucu olsa da ona içimden “Bendeki kâkülü daha görmeden konuşuyorsun.” dememe neden oldu (Kalp kalbe karşı mıdır yoksa bu bir tesadüf müdür? Yoksa aynı anda telefonun çalması, no no no! Bir karar aldım bu sefer geri dönüş yok.). Bi kere bana yakışıyo tamam mı. Zaten biraz uzayınca yana perçem olur onlar. Bunu da söyliyim dedim =)

Sizi çok öpüyor ve dersimin başına dönüyorum.
xoxo

Kızlar Gecesi?!


Final haftamdayım diye insan eğlenemeyecek mi canım aaa =)

Kızlar gecesi oldu “Kızlar + Erkekler Gecesi”. Eğer arkadaş grubunuzda Yaşar gibi biri varsa çok şanslısınızdır. Kızlarla yapılan iş bölümü sonucu benim görevim M. ile alışverişe çıkmaktı. O, abur cuburla ilgilendi (aman aman beni onların olduğu reyona sokmayın, çıkamıyorum sonra.) ben ise daha çok şarap, makarna vs vs.

Neyse efenim asıl görevimiz tabi ki de kız kıza eğlenmekti. Gece öyle başlamıştı, amaç buydu hatta muhabbette koyulaşmıştı derken şarabında etkisiyle “Neden bizimkileri aramıyoruz ki?” dedik (Bak bak bak! Nasılda birbirimizi kudurtuyoruz.). Her neyse efenim, bu kurdurtma cümlelerini geçelim ve olayımıza dönelim. Tabi grubun çıldırtanı ben olduğum için direk “Evet evet evet!” diye koltuğun üstünde hoplamaya başladım =) Aramızdaki mantıklı insan S. ise “Hayır yaa çağırmayalım.” dedi (Biliyor çünkü onun arayacağı kişi gelmeyecek. Çakalll… Bizden kaçar mı?! ;)). Bu sefer onu kırmamak için kendi aramızda belirlediğimiz isimleri küçücük kâğıtlara yazıp kura çektik.
Bana yazının başında sözünü ettiğim Yaşar’a benzeyen Y. çıktı ;) İşim kolaydı. Ne zaman arasam gelmeye, çıkmaya dünden razı olan bu çocuk ilk çaldırışımda telefonu açtı:

Z.S: Naber Y., nasılsın?
Y: İyiyim Z.S.
Z.S: Sesin biraz tuhaf geliyor, müsait miydin? Rahatsız etmiyim (Hedefe yavaş yavaş emin adımlarla ilerlemekteyim.).
Y: Yok yok ne rahatsızlığı (Bu cümleye de hayranım. İnsanda, aramanı asırlardır bekliyorum imajı çiziyo).
Z.S: Oo çok güzel o zaman. Hadi M. lere gel tabi gitarını da al. Seni bekliyoruz. Geliyo musun?
Y:… (Y’nin sinir bozucu olan 30snlik sessizliğinin ardından gelen o güzel cevap) Adresi tekrar söylesene.

Elde var biiiirr ;)

Sırasıyla M., R., derken sıra geldi S. yee =))) Kıyamam yaaa.. Ona, her gördüğünde “Merhaba” dediği ama konuşmak istemediği çocuk çıkmıştı #) Neyse, zorla bizim “Hadi ama oyunbozanlık etme kızım” gibi yalvaran büyük gözlerimiz ve birkaç göz kırpışımız sonucunda tamam tamam üff haliyle aldı telefonu ve tuşladı tuşları. Bir yandan telefonun açılmasını bekliyoruz bir yandan S. nin bize atarlı sözlerini dinliyoruz derken telefonu bir bayan açtı.

S: Kadir ile görüşecektim.
Kız: Kadir mi, Kadir’de kim?
S: Kadir işte?! (Burada yeniden adını söylüyor garibim.)
Kız: Maalesef yanlış numara. Bu telefon sevgilim Kemal’e ait. Kadir diye birini tanımıyorum.

Dedi ve PAT kapattı kız. Biz telefonun ekranına bakıyoruz, S. bize derken ben “Yeniden ara.” dedim. Nasıl olur ya? Daha dün çocukla ders notları için görüştüm. Ara kızım şunu dedim. Bu sefer bizi aldı mı bi merak, noluyo lan dedik. 4 senelik Kadir, bir gecede Kemal mi oldu ya da bu çocuğun ikinci ismi vardı da biz mi kaçırdık ya daa… (Bu üç noktanın devamını tahmin edebiliyor olmalısınız) devamını yazıyorum;
Dıt dıt dıt dıııtt… (Açan yok derken gene aynı kız açtı telefonu)

Kız: Efendim?
S: Affedersiniz. Demin yanlış söylemişim. Siz haklıymışsınız. Kemal ile görüşecektim.
Kız: Kimsin sen? (Ne kadar kibar!!)
S: Ben sınıf arkadaşıyım. Ona bir şey sormam lazım. Acil olduğunu söyler misiniz?
Kız:
S: Alo? Orda mısınız?
Kız: Peki veriyorum.
S: Kadir?
K: Evet.

İşte olay buydu. Bir anda birbirimize bakışımız ve bütün bakışların S. de birleşmesi. Heyecan, atraksiyon. Ouvv beybi beybi, seviyorum ulen seviyorum =))

S: Kadir, “Kemal” senin ikinci ismin mi?
K: Bunu sonra konuşalım mı, şu an hiç müsait değilim.

Ve PAT diye kapatma!
Noluyo lan? Sanırsın ki sevişiyorlardı biz bozduk!

En sinir olduğum şey zaten “Müsait değilim!” deyip telefonun PAT diye kapatılması. Bir de bunun üzerine Kadir’in aslında “Kemal” olduğu ya da Kemal’in “Kadir” olduğu gibi bir karmaşayla baş başa bir anlık kalmamız. S. nin bile kıllandığı bu olaya virgül koyup hatta dedikodusunu yapmak üzere not aldığımız konuya ara veriyorum tabi şimdilik =)
Yarım saat sonra…
* Yarım saat sonra ne oldu?
* Kadir kimdi ya da Kemal?
* Y. geldi mi?
Devamı bir sonraki yazımda ;)