aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2015

Hayvan Sevgisi “Kedicikler Minikler”

İş yerindeki minik kediciği daha doğrusu kedicikleri sahiplendim. Annelerini zaten sahiplenmiştim de yavrular şimdi bana bonus oldu J

Aslında iki tane yavru kedimiz vardı. Kışın onlara bakıyordum. PİKO’nun yemediği kuru mamaları getirip onlara veriyordum. Daha sonra İstanbul – Akhisar derken bir geldim ki benimkiler büyümüş ve şimdi bir tanesi iki tane daha doğurmuş ve gitmiş. Yani eskiler büyüdü gitti, elimizde siyah beyaz ve beyaz gri iki yavru kedi kaldı. Anneleri yok (Solda fotoğrafını gördüğünüz anneleri oluyor.).






En fazla iki aylık olan bu kediciklere gene PİKO’nun yemediği kuru mamaları getiriyorum (Sağdaki fotoğrafta yavrulardan birini görüyorsunuz. Bu cin olan hehee.).

Bizimkinin burnuna koymadığı mamaları valla tek seferde yiyorlar. Haspama en kaliteli mamaları alıp paralar döktüğüm için bekledikçe bozulacağına işe yarasın bari.

Bu hafta onları güzelce besleyip göbiş yaptıracağım. Kuru, kemikleri sayılacak yavruların o kadar zayıflar açlıktan. İyice doyup oyun ve yatış hallerini alana kadar yedir Z.S. heheee :)

Sonuç olarak;

* İş stresi,
* Aile stresi,
* Para sıkıntısı,
* Kilo verme çabası, sporu,
* Arkadaş kaprisi,

Şehir gürültüsü derken cumartesi kaçtım yazlığa gittim. Ohh iyi geldi. Bahçede gülleri kestim, verandayı temizledim. Kitap okudum, denize girdim. Bugün Salı hatta Haziran’ın 2’si! Ne zaman 2015’e girdik ve ne zaman yılı yarıladık anlamadım ben.

İçinizdeki hayvan sevgisinin eksik olmadığı, havanın ısınmasıyla artan mutluluğun daha çok arttığı güzel bir yaz diliyorum.


xoxo

8 Mayıs 2015

Karmaşıklık Sorunsalı


Bazılarının ayakları vardır her ayakkabıda güzel durur.

Güzel durur, ayakkabı ayağını vurmaz. Mevsim ve sezon değişimlerinde çıkarır hoop bot giyer, hop çizme giyer, yaz gelir sandalete geçer, terlik giyer. Sandalet giyer bileğini vurmaz, terlik giyer parmak arasını vurmaz. Topuklu giyse ya da babet giyse o babet ayağında palet gibi durmaz, topuğu ayakkabıdan çıkmaz. Bot giyse ayağını sıkmaz. Parmağı nasırlanmaz, o acıyı bilemez, zorluğunu yaşamaz. Fena halde bu aralar mevsim değişimi ile gelen ayakkabı acısını yaşıyorum. Fena taktım arkadaş!

Ananas!

Bu aralar sardığım bir diğer olayım. Her öğünde yiyorum maşallah. Ama öyle dilimlerce değil. İlk yediğimde ağzımı kaşındırdı zaten. Bir de yara yaptı ayyy narin benim ağzım işte naparsın prenses ağzı olunca böyle oluyor hehee =)

Olayımız şu; benim bazal metabolizmam 1286 kalori yakıyormuş yani hiç bir ek hareket yapmadan bu kaloriyi yakıyorum. Daha fazlasını yersem kilo alıyorum. Bunu fark etmemle aydınlanmam bir oldu arkadaş! Şimdi kendime beni çok yormayacak, enerjimi de çok düşürmeyecek bir beslenme programı yaptım ve arada kalori farkı oluşturup kilo vermeye başladım. Önce kendi üzerimde bir şeyi deneyip sonra paylaşıyorum. Yemeklerimi artık doğal olarak evden getiriyorum. Yemekhaneden yemeyi bıraktım. Kendim getirince hem doyuyorum. Üniversitedeki zamanlarıma dönüş yaptım desem yeridir. Hadi inşallah!

Allahım, ben bugün neden gömlek giydim ki?!?!?!?!
Üretim çok sıcak!
İzmir’e gelen sıcaklarla gününüz hayrolsun =)



Hayatımın bir gününü özetlemem gerekirse, sabah 6 da kalk, duş al, giyin, PİKO’yu sev ve su ver, NAZ’a yem su ver, kahvaltı yap, dişini fırçala, makyaj yap ve işe yemek götürmek için onu hazırla, çık servise bin. İşe gel. Çalış çalış çalış ve eve akşam 7 de gel. Yemek yap. Çamaşır, bulaşık varsa yıka, evi topla, süpür, PİKO ile oyna ve dinlen sonra uyuyakal, sız =) Sabah gene aynı döngü. Üç güne bir iş çıkışı spora git. Orada eğlen. Dönerken market alışverişi yap çünkü sonra zaman kalmaz biliyorsun ;)




Arada kendime boş zaman yaratmaya çalışıyorum.
Kitap bitirmeye, dizi izlemeye, spor yapmaya, para biriktirmeye çalışıyorum.

Bu yaz Karadeniz Turu gibi bir planım var. Arkadaş bulamayınca ailemi aldım yanıma bakalım. Umarım hayalimdeki gibi geçer, eğlenir ve anın tadını çıkarırız.


PİKO’yu emanet edeceğim bir yer buldum. Umarım orayla da anlaşırım da düğme burnumun psikolojisi bozulmaz.

Cumarteside bir aksilik olmazsa yarın Akhisar şirket pikniğine gidiyorum tabi günün sürprizi PİKO olacak. Hayvan kalabalığı görünce görcem onu ben hahahhaaa =)

Yoğun muyum? EVEEETTTT!
O zaman işe dön genç Z.S.!


xoxo

25 Mart 2015

İyi Ki Doğdum!


Güzel bir gün olsun. Hem de en güzelinden. İş için yorulayım ama eve geldiğimde huzuru bulayım.

Bugün benim doğum günüm!
25 Mart 2015.
Doğduğum yıl 25 Mart 1991.

24 yıl olmuş. Koskoca 24 yıl. Yaşlanıyorum be genç! Hayat hızla akıp gidiyor baksana. Bir sene olmuş mesela ben burada çalışalı. Neler sığdı, neler sığdırdın diye sorsana bana şu 24 yıla?!
Aşklarıyla, acılarıyla, stresleriyle, panikleriyle, kayıplarla, sevinçlerle, mutlulukla, kahkahalarla, gezmelerle tozmalarla, eşek gibi çalışmalarla, yeni yerler ve yeni tatlar kültürler öğrenmeyle, parayı harcamayla, para kazanmayla ve paranın kıymetini anlamakla, sevgiyle, ayrılıklarla, sevişmelerle, öpüşmelerle, okuldan kaçmalarla, dersi ekmelerle, yalanlarla, gerçeklerle, sizi keşfetmeyle ve yazmayı kendim için terapi olarak görmemle ve bunu benimsememle geçen koskocaman 24 yıl!

Kendimi seviyorum.
İşimi, mesleğimi seviyorum.
Ailemi seviyorum.
Hayvanları seviyorum.
Sporu seviyorum.

Şimdii kutlamaları alayım.
Ahahaha =)))


xoxo

17 Ocak 2015

Hayatımın Ortasındasınız

Arada düşünüyorum. Soruyorum.
“Napıyorum? Hayatımda istediğim şekilde mi yürüyorum?”

“Mutlu muyum?” diye sormam genelde. Çünkü en kötü anda bile mutlu olmasını bilirim ben. Huzuru buldum mu mutluyumdur. Çevreme göre kendi düzenimi kurarım. Planımla yaşarım. Bundan dolayı mutlu olmama gibi bir durumum yoktur benim.

Bu iş yolculuklarımda ara ara ümitsizliğe girdiğim anlar oluyor. “Bitsin diyorum.” sonra sabretmem gerektiğini hatırlıyorum. İşim için hayatımı yaşarken arkamda bıraktığım düzenimi de düşünüyorum.

Masamdayım. Her gittiğim yerde bir şekilde olan masamda. Benim olmayan sadece bilgisayarımı açıp, işleri takip etmeme yardımcı olan masam. Kalemliklerim olur geçici, sandalyem olur geçici. Bu sefer ilk kez kendi su şişemi aldım ve masama koydum. Bir şekilde sahiplenmemi sağladı. Hayat benim için göçebe, oradan oraya bir bavulla gitme şeklinde. En azından şimdilik! Ben öyle umuyorum. İsyan etmiyorum ama buraya da yazıyorum. Yazdıkça rahatlıyorum desem.





Ailemi özlüyorum. PİKOmu, arkadaşlarımı, sevdiğimi, Kordon’da gezmelerimi, şemsiyemi kapatıp yağmurda ıslanmamı, PİKO’yu alıp Kordon ve fuarda gezmelerimizi, Küçükpark gecelerini. Şen kahkahaları. Gülmekten gözümden yaş gelen geceleri. Şişenin dibini görmeden gecenin bitmeyişini ve oradan çorba içmeye gitmelerimi. Özlüyorum hepsini.






Her gittiğim yeri seviyorum ama kendi düzenimi özlüyorum. Kuramıyorum. Ev ev üstünde olmuyor. Yavaş yavaş kararlar alıyorum. Gene uzun listeler yapıyorum.

“Yapılacaklar listesi” ismi bu.


Yapılacaklar listesi. Her yapılanın tek tek çizildiği o listelerden biri. Akhisar’da ki amacım işleyişi öğrenmek, kişileri tanımak, ekip arkadaşlarımızla anlaşmak, kritikleri öğrenmek vs derken bir de buradaki köpeği beslemeyi amaç edindim. Ona kocaman kuru mama çuvalı aldım ve günde üç öğün besliyorum. Köpecik ayaklandı. Hopluyor zıplıyor ve saati gelince ofisin kapısından bana bakıp mamasını bekliyor. Keneleri olduğu söyleniyor ama umurumda değil. Ben onu beslemeye devam edeceğim.





Şimdi size bu yazıyı işyerimden masamdan yazıyorum. Beyaz çayımı içiyorum. Detoks yapıyorum. Aslında sağlıklı beslenip bu koşuşturmada kilo almamaya çalışıyorum. Evime, düzenime dönünce yeniden spora başlamak istiyorum. Yapacağım sporu da buldum.









İşte böyle sayın okuyucu. Hayatımı açık ve net özetledim. Sende bunu okudun ve artık biliyorsun.
İş takibime geri dönmem gerek.

xoxo

28 Ağustos 2013

Almanya Güncesi Son Gün Son Gecem


Almanya’da şu an saat 00:30.

Bütün gezdiğim yerlerin yazıları yazıldı ve yayınlanmayı bekliyor. Ama son yazı bugün yayınlanmalı. Yarın öğlen 11:05 Almanya saatiyle uçağa biniyor ve aktarmalı olarak Türkiye’ye, güzel İzmirime 18:15 de varıyorum. Her şey akışında gitmeli. Umutlarım o yönde.

Çok güzel 23 gün geçirdim burada. Çok güzel yerler gördüm, turist insanlarla tanıştım. Bilmediğim dilleri konuşmaya çalıştım, kendi halime güldüm, üzüldüm, düşündüm ve kendi kendime konuştum. Kendi fotoğrafımı çekmeyi öğrendim. En güzeli de çok güzel Türk gençlerini tanıdım burada. Hepsini sevdim. Hepsiyle arkadaş oldum. Yaş, meslek, cinsiyet, şehir önemli olmadı aramızda. Oturup konuşmak, dertleşmek belki de tartışmak güzeldi. Yalnız gelip benliğime kattığım zenginliklerle dönüyorum ülkeme.

Bambaşka bir deneyim oldu bu gezi bana. Artık o buraya gelirken ki Z.S. değilim ve olmayacağım. Kararlar aldım. Rhein’in kenarına oturdum kaç gece düşündüm. Sabahları koştum. Hep düşündüm. Kendimi, arkamda bıraktıklarımı, yeni başlayacak olan hayatımı, arkadaşlarımı, en yakınım dediğim kişileri ve diğerlerini.

Kendimi eleştirdim. Dilimi geliştirdim. Övgüler aldım. Beğenildim. Hoş bir gezi oldu. Soranlara “Yalnızım.” dedim. Yalnız geziyorum ben. Bir sırt çantamla. Bugün Mainz Stadtpark’a gittim. İlk günlerde gittiğim o güzel yere son günde gitmek istedim. Vedalaştım kendimce. Gül bahçesine oturdum ve sandviçimi yedim. Çalışanları izledim. Koşanları, spor yapanları, piknik yapanları ve sadece çimenlere yatanları. Hayat tek başına kendini dinleyebildiğinde daha da güzel.

Yarın ben dönüyorum, Çikom Slovenya’ya yola çıkıyor. Buraya gelmeden önce aramıştım onu. Sesini duymuştum.

Gezimin son gününde teşekkür etmek istediklerim var:

Öncelikle bana burada her konuda yardım eden Özge’ye,
Odasını bana kiralayan Deniz’e,
Geç tanışıp iyi anlaştığım Berker’e,
Almanya’ya geldiğim günden beri mail, Facebook ve Skype ile yanımda olup her anımı soran, benimle sabahlara kadar konuşan Gülperi’ye, Bengisu’ya ve Oktay’a,
Bana desteğini ve sevgisini gösteren Teyzeme,
İlk günden beri yanımda olup bana maddi manevi desteğini hiç esirgemeyen, son günlere doğru beni görünce ağlamaya başlayan Biricik Anneme,
Aileme,

Çok teşekkür ederim.

xoxo


 Çektiğim bir kaç fotoğrafla (Yer: Mainz, Stadtpark) bu partı bitiyorum: 


                                

                                                       
  
NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

14 Ağustos 2013

Almanya Güncesi …2



Geldik mi ikinci güne ;)

Mainz o kadar yeşillikli bir yer ki ilk gün oksijen çarpması oldu kabul #) Evler müstakil. Pek apartman yok. (Yukarıdaki fotoğraf sokağımın fotoğrafı.) Millet bisiklete biniyor. Bisiklet yoluyla, otobüs yolları ayrı ayrı. Türkiye’de yapılmaya çalışılan ama çalışıldıkça yolların içine edilen sistem ve düzen burada var. Yayalar kırmızı yanarken geçmiyor. Aynı şekilde bisikletliler de. Herkesin kurallara uyma durumu had safhada. Neyse ki bende ülkemde uyan biriydim de burada yabancılık çekmiyorum. Araba kullananlar var ama çok değil. 65-70 yaşındaki ninelerle dedeleri de bisiklete binerken gördüm ya artık gözüm açık gitmem! Nineler çok şık ama ;) Kumaş pantolon, ceket, broş ve yapılı saçlarıyla etrafta geziniyorlar. Bi sabah 6-7 arası bir de gece 22:00’dan sonra koşanlar oluyor. Onu da nerden biliyorum? Bir gece önce gelmiş ve sabah erkenden kalkmıştım. Türkiye ile aramızda 1 saat fark var. Biz daha geriyiz. Eee durum böyle olunca sabah erkenden kalkmış gibi oldum ve giydim üzerime eşofmanlarımı, çıktım dışarı. Bu yeşillikli, koruluklarla dolu sokaklarda koştum. İnsanın spor yapası geliyor. Sonra bi baktım benim gibi koşan bir sürü Alman var. İşe gitmeden önce spor yapıp öyle gidiyorlar ya da gece çıkıyorlar. Her köşe başında kilise ve arkasında mezarlık var.

İşte böyle spor yaptıktan sonra eve bi geldim yicek bi şey yok! Hemen alırsın cüzdanını ve sırt çantanı gidersin alışveriş merkezine. Pek yemek yiyen biri değilim ama aç olduğum için liste yapmadan gittim. O gün aldıklarımdan sadece yeşillikler bitti. Diğerleri hala duruyor. Size biraz alışveriş hakkında da bilgi vereyim. Öncelikle burada öyle bizim marketlerdeki gibi bol bol naylon poşet kullanamıyorsunuz. Adamlar doğada onların kaybolmadığını bildikleri için sana parayla satıyorlar. 10, 20 ve 50cent e alıyorsunuz (Kendimi doğa düşmanı gibi hissettim.). Sırt çantama ne kadarını sokmaya çalışsam da 2 büyük poşet aldım tabi. İlk gün demiştim ama “Bu insanlar neden her yere Pazar arabalarıyla gidiyor?” diye. Demek ki bundanmış =) Eve kadar onları elimde ve sırtımda taşıdığım için ertesi gün omuzlarım ağrıyordu. Şöyle bir ağırlıkları toplayınca ergen bir gencin ağırlığı yapıyor #) Soldaki fotoğraf Mainz Johannes Gutenberg Üniversitesi'nin girişi.

Açlıktan ölmemek için hazır pişmiş köftelerden aldım. Salak gibi içinde ne var okumadım. Hâlbuki ondan önce aldığım ne varsa hepsinin içini okumuştum.

Eve geldim onları ısıttım, yedim bi güzel ohh.
Ardından neymiş ki bu dedim? Hani güzel bir şeyse sık sık alcam yani o mantıkla soruyorum kendime!
Hazır olun!
DOMUZ ETİ çıktı!
Bendeki yok artık, olmaz falan gibi tepkilerimle yemiş bulundum.
İşin ilginç yanı tadını beğendim dostum #)

Her gün yenmez çünkü normal et gibi değil tadı. Biraz balık gibi, öyle pişince koyulaşmıyor, yumuşak bir et. İkinci günde yedim ben o köfteleri. Battı balık yan gider deyip hehee =)) Günahsa girdik artık napak =) Sonraki günlerde tavuk tavuk! En iyisi o. Neden mi çünkü tavuğu haşladığın zaman suyuna çorba yapıyorsun ve çok bereketli oluyor ;) Tek başına yaşayanlara benden tavsiye olsun bu. Suyuna çorba yapın, hazır çorbada olur yapın için. Dışarı falan çıkarken sandviç yapıyorum. Kafelerde zaman geçirip yemek yemiyorum. Onun dışında bal kavanozumu yıkadım ve içine çorba koyup arada onu da kullanıyorum. Halis muhlis içinde ne olduğunu bildiğim şeyleri yiyorum. Zaten sizde göreceksiniz Almanlar çok kafelerde bir şey yemiyorlar. Onlar daha çok “Biergarten” dedikleri yerlerde içiyorlar. Saat, sıcak fark etmiyor onlar için. Nerde meyveli yoğurt, ilginç peynirler var hepsi marketlerde. Sade yoğurt bulana kadar bakmadığım raf kalmadı. Alınca da Alman bir kadın bana çok ilginç bir bakış fırlattı. Hala o bakışı anlamış değilim. Yabancıların bizim ülkeye gelip neden yoğurt yapan makineyi aldıklarını anladım. Adamlarda yok! Adamlarda sade diye bir şey yok. İşin güzel yanı burada light olan ürünler ucuz, tam benlik ;)

Alışveriş, spor, yemek derken sıra geldi sokağımı, mahallemi gezmeye. Jelibonumun yanına gittim. İnternetim daha o zaman olmadığı için annemlerle onun odasından görüştüm, bayramlarını kutladım, arkadaşlarımın maillerine cevap yazdım ve sonra odama geri döndüm. İlk gün Frankfurt’tan aldığım Frankfurt Havaalanının haritasını, otobüs, metro saatlerinin olduğu broşürü, Frankfurt haritasını inceledim.

Sağdaki fotoğraf Gutenberg Üniversitesini'nin içindeki bir sanatsal çalışma. Kulak ve salyangoz birleşmesi. Nedendir sevdim ben ;)

xoxo

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

2 Mayıs 2013

Öyle Miyiz Gerçekten?

Özgürüz diyoruz, özgür olduğumuzu söylüyoruz.
Kararlar alıyoruz sonra aldığımız kararların sorumluluğundan kaçıyoruz ya da sonuna kadar sorumluluğu üstleniyoruz.
Üzülüyoruz, üzülmek istiyoruz. Bile bile hata  yapıyoruz. Bu yolu seçiyoruz. Belki sadece o an için hata yapmak istiyoruz.
Her şeyin üst üste geldiği anlarda kaçmak istiyoruz. Kurtulmak, sizi sığdırdıkları ya da sığdırdıklarını sandıkları o dört duvar var ya işte ondan kaçmak, çıkmak ve bağırmak istiyoruz. Kim duyarsa duysun diyoruz.
İsyan ediyoruz.
Peki ya neden aldığımız her kararda çevremizi düşünmek zorunda kalıyoruz?!

Kime ne dememize rağmen neden ailemizin düşüncesini onaylamak zorunda kalıyoruz ve neden hata yapma lüksümüz var iken bunu sanki suçmuş gibi söyleyen biri yüzünden onun dediklerini kabulleniyoruz?
Evet, böyle bir lüksümüz var.

Evet, hata yapıcam. Bunun sorumluluğunu da alıcam. Bu yaşıma kadar kimsenin omzunda ağlamadım. Kimseye yakınmadım ya da söylenmedim. Kendi içimde hayvanlarımla konuştum, arındım, yazılar yazdım. Buraya döktüm içimi ve şimdi yeniden döküyorum. Belki de bundan hayvanlarımı ve Blog’umu seviyorum. Özgür olduğumu hissettiğim yerler olduğu için.

Hatalarımda benim olacak, aldığım kararlarda, ettiğim kavgalarda, sinir olup temizlik yaptığım saatlerde, kızıp ağlayıp uyuya kaldığım o güzel saatlerde.
Yanlışlarımla mutluyum ben.
Kimseye benzemediğim için mutluyum.
Herkesin doğru dediği çizgide yürümediğim ve yürümek istemediğim için mutluyum.
İsyan ettiğim için mutluyum.
Karşı çıktığım için mutluyum.

Bütün bunlar beni ben yapan maddeler değil mi?! Geleceği özellikle biriyle olacak geleceğimi düşünmüyorken benim yerime karar alınmasına sinir oluyorum! Hayatta öyle insanlar var ki siz karar aldığınızı sanıyorsunuz ama aslında sizin yolunuzu çoktan çizmiş çizebilmiş, sizin buna imkân verdiğiniz insanlar bunu çoktan halletmiş oluyor. Hoplaya zıplaya gidiyorsunuz sonra bir anda benim kararım deyip seni hiç gibi yok sayarak ne yapman gerektiğini söyleyip senin yaptığın hiçbir şeyi onaylamıyor, beğenmiyor, eleştiriyor, olumsuzluklar, uzun cümleler yüksek sesler çıkıyor. Bir şeyler yanlış biliyorum ama artık yoruldum. Yorulmaktan yoruldum. Bu raddeye geldim.

Özgür müyüm gerçekten?

İstediklerim oluyor mu ya da olunca olanları ben mi istiyorum? Ben istediğim için mi gerçekleşiyor? Başkalarının doğrularından sıkıldım. Başkalarına ailemde dâhil. Sıkılmaktan sıkıldım. Onlara uygun yaşamaktan sıkıldım. Kafamı sallamadan gitmeyi öğrendim şu son yıllarda. Konuşmadan, onaylamadan dinlemeyi öğrenirken, camdan dışarı bakıp başka şeyleri düşünmeyi özledim. Aldığınız kararların arkasında olmadıklarını bilmek sizin güveninizi kırar mı? Benimkini artık kırmıyor. Karar alırken onlara sormuyor, yaşadıklarımın çeyreğini bile anlatmıyor, güldüklerimi söylemiyor, ağladıklarımı, üzüldüklerimi ve kızdıklarımdan ise hiç bahsetmiyorum. Ne kadar yakınımda da olsalar beni takip etmeye bile başlasalar umurumda olmaz. Hayatta keskin kararlar mı almak gerekiyor, o zaman alıyorum evet. Gene sokaklara, müziğime ve denizime dönüş yaptım. Benim üzgün olmamdan üzülen ailem, beni üzerken benim için doğru olanı yaptıklarına inanıp bununla gurur duyuyorlar ya bu bana komik geliyor tiraji-komik hem de!

Haklarım var, kurallarım.
Yaşamdan beklediklerim ve çizdiğim bir yol var. Bu yolu ister beğenirler ister beğenmez.
Yolun sonunda keşkelerim olmamalı ya da pişmanlıklarım. Olsa bile benim olmalı.
Benim yaptığım, girdiğim durumlar, söyleyip utandığım sözler olmalı.
Hayatımın hiçbir evresini mantık çerçevesinde yaşamadım ki bundan sonrasını yaşayayım.
Duygularımla yaşadım. Sormadım, anlatmadım. Üzüldüm ama peşini de bırakmadım.
Her şeyden sıkılmışken tutunduğum dalı da kesmeye hiç niyetim yok!

xoxo

25 Mart 2013

Gün Devam Ediyor

Gün daha bitmedi biliyorum ama yazı yazmak istiyorum.
Biraz içimi dökeyim bakalım.

Beklediğim kişiler hala aramamışken beklemediğim kişilerin hepsi aradı. En yakının olanlar zaten yakınındaysa, bendeki bu bencilce düşünceler ne o zaman? Dünyaları dolaşan, özgür olan herkes yanımdaymış, öyle diyorlar.

Konuşmalıymışım.
Söylemeliymişim.
Neden neden olmayan bir şeyin üzerine gidiyim ki?

Bu gün şunu anladım; kimseye doğum gününü söyleme!

Söylemeyeceksin ve hatırlanmasını bekleyeceksin. Kendi halinde kalabilirsin. Senin gösterdiğin sevginin gramını göremeyebilirsin. Üzüleceksin ve ben, gün daha bitmeden bunu anladım. Her sevdiğim erkekten neden ayrıldığımı kavradım. Doğum günümü önemsiyorum ben! Hem de çok önemsiyorum. Yılın bir gününde özel hissetmek istiyorum. Bencilce ama istiyorum işte. Hediyeler istemiyorum. Sadece aranmak istiyorum. Bana telefonumdan ulaşabilecek kişiler varken faceden kutlamalarına gerçeği söylemek gerekirse sinir oluyorum. Telefonumdan ulaşamayacak olanlar için bir şey demiyorum ama ulaşabilecekken faceden iki cümle?! Çok tuhaf ama not aldım bunların hepsini. Ki ben arkadaşım dediğim insanlar için sürprizler hazırladım, hediyeler aldım, hepsini şaşırttım ama sonuç? Günün sonunda insana seni takmıyoruz, belki de saymıyoruz mesajı verdiler.

Çok teşekkür ediyorum hem de hepsine!

Yıllarca yaşadığım insanlar, bunu bana yapanlar. Çok bozuldum, çok kızdım. Bunu unutmamaya karar verdim. Ne sürpriz yaparım ne parti hazırlarım ne de milleti toplarım. Benim koşuşturmamın birazını toplaşıp yapsalar affedicem ama fark etmediler biliyorum. Bu hayatta politik olmak lazımmış. Sonra ben gider topluca arayalım, uykusundan uyandırıp şarkı söyleyelim bla bla!..

Aynı gün mü herkesin işi çıkar, aynı gün mü herkes kaybolur ve aynı gün mü dersleri yoğundur bu insanların?! Evet, sitem ediyorum. Yazımı okuyan herkes üzerine alınabilir.

Git ara Z.S.
Ayıp olmasın,
O senin kuzenin Z.S!
O senin akraban Z.S!
O senin arkadaşın Z.S!
O senin sevgilin Z.S!

Peki, ya bu Z.S için siz ne düşündünüz? O kadar kızdım ki size, hepinizi toplayıp bir çuvala koymak ve ardından denize atmak istiyorum. Akrabaymış, arkadaşmış ya da sevgiliymiş artık umurumda değil! İlişkilerdeki soğuk tavrımı sorgulayanlar vardı. Tepki oluşturanlar. Her sene farklı bir doğum günü yaşıyorum. Susuyor ve izliyorum. Bugün bölümden bir arkadaşım, neden doğum günüm olduğunu söylemediğimi sordu. Söylemem. Artık ilkokulda değiliz ki. Face diye bir şey var. Nasıl olsa oradaki uyarıyı göreceksin. İlkokuldaki doğum günü kutlamalarımı özledim. Sınıfça sözde sürpriz yapardık. En uzun teneffüste sınıfça “Peki & Gazoz” alır gelirdik. Herkes Pekisinin yarısını doğum günü çocuğuna verirdi. Ne kadar masumca, ne kadar saf bir kutlama. Paramız ona yeterdi. O ikisini almak lükstü ve o lüksümüzü paylaşırdık. Yarım pekiyimizle doymazdık ama gene de paylaşırdık. Doğum günü çocuğu olarak da hepsini yiyemezdin zaten. Sende dağıtırdın ve öyle geçerdi =) Güzeldi hem de çok güzeldi.

Öyle işte. Gün biterken ve akşam olurken tek istediğim arabaya binip yollarda gezinmek.
Telefonumu da evde bırakayım.
Gece yarısı olunca da faceden kutlayanlara cevap atıyım ve…

9 Şubat 2013

Asıl Sorun…

Asıl sorunumuz ne biliyor musun ya da benim asıl sorunum ne?

Etrafımda o kadar çok insan var, gülümsediğim, muhabbet ettiğim ve birde dostlarım. Ama ben dostlarımın ya da bu kadar insanın dışında ailemin de yanımda olduğunu hissetmek isterdim. Her yaptığım davranışta, seçtiğim kararlarda arkamda olmalarını isterdim. Sorgulamalarını değil nedenlerini sormalarını isterdim. Birini alıp geldiğimde olmaz demelerini istemezdim. Kendi dünyaları, kendi kuralları ve kendi hayatlarının sonucunda bana yol çizmeye çalışmalarından sıkıldım. Her fikrime karşı çıkmaları, bu lanet olasıca dört duvarın içinde ne kadar sıkıldığımı fark edememeleri… Kendi hayatlarına devam ederken benimde bir şekilde devam ettiğimi sadece bakarak bir kaç sahte, her şey yolunda gülümsemesiyle idare ettiğim zamanları fark etmemeleri çok acı. Asıl anlamadıkları benim “Ben” olduğum. Karşılıklı konuşmaya başladıktan çok değil 5dk sonra onların hayatlarına dönmemiz. Kendilerinden örnekler ve hep aynı hikâyeler…

Sanki ben istedim bir şeylerin zor olmasını. Kalkıp sarılmak istesem hemen bir tartışma çıkıyor. İçimde göstermek istediğim sevgiyi gösteremeden kapıdan çıkıyorum. Onların tek önem verdiği benim hayatımın aslında onların istediği yoldan gitmesi. Ama üzgünüm ben kaderimi yazanlardanım. Bunun için yıllarca uğraştım.

Sert biriyim doğru,
İçimden geçenleri direk gösteremem doğru,
Sarılmak isteyip sarılamadığım doğru
Ve evet hayallerimi, amaçlarımı, isteklerimi en yakınım olan aileme anlatamadığımda doğru.

Belki de ondan insanlarla iyi ilişkiler kuruyorum. Herkesle konuşa konuşa nasıl konuşulduğunu, nasıl ikna edilebildiğini öğrendim. Yıllar içinde kendimi eleştire eleştire iğrenç bir kişilikten, sorunlu bir kişiliğe doğru hızlıca yol aldım. Şimdi hangi ruh halindeyim, hangi Z.S’yim hiç bilmiyorum. Dengesiz biri oldum çıktım. Cümle kurmaya çalışırken ağlamaklı olmaktan, sesimin tonunu onlarla konuşurken ayarlayamamaktan yoruldum. Kalıplarla hareket etmeyeceğim kişilerin ailemde olması gerekirken gerçek olmayan bir şeylerin yolundaymış gibi görünmesinden sıkıldım.

Sorunlarım ve ben daha ne olabilirdi ki, ne beklenebilirdi?!

11 Eylül 2012

Gelin Damat Düğün ve Dans

Size geçen Pazar günü düğünümüz olduğunu söylemiştim ya işte o düğünü kazasız belasız bitirdik çok şükür. Bu yazıyı ise geç yayınlıyorum çünkü anca kendime geldim dostlar =) Kına gecesinde çok fazla oynamayan ben düğünde coştum sanırsam hehe =)) Şimdi başkasının düğünü olsa çok keyif almıyorum hatta gitmeyi bile istemiyorum ama insanın kendinden olan birinin evlenmesi hele ki bu evlenen kişinin kuzeniniz olması her şeyi çok değiştiriyormuş.

Biz çekirdek bir aileyiz. Yani toplamda abim ile bende dâhil 8 kuzeniz. Birisini geçen yıllarda kaybettik. Şimdi kaldık 7 kişi. Ee birini everdik sonunda. En büyüğümüzdü. Darısı başımıza diyoruz ama hepimize daha çook var ;)

Gelin almak da zormuş evlenmekte. Başka bir aile ile iyi iletişim kurmak gerekiyormuş. Sık sık yapılan aile toplantıları, yemekler, hediyeler, iadeyi ziyaretler, davetiye basmalar tabi onları bizzat davetlilere teslim etmeler, eve eşya almalar, düğün yeri seçme, düğünün nasıl olacağını karar verme, fotoğraf çektirme derken sıra geliyor gelin çiçeğini almaya ki olmazsa olmaz onu öğrendim ;)

İyi kötü bitti işte. Düğünden sağ salim çıktık. Bizim düğün hem eğlenceli, hem yemekli, hem de nikâh kıyıldı şeklindeydi. Aslında ben pek yemekli düğünleri sevmem çünkü yemek mi yicen dans mı edicen insanın aklı karışıyor #)

Geceden notlar;

* Kır düğünü olduğu için bu arkadaşınız sivri değil, dolgu topuk giydi. Bu şekilde gecenin en çok dans edeni ve rahat yürüyeni seçildi ;)
* Dans etmeyi sevmeyen (sevmeyen değil de ortada dans etmeyi tercih etmeyen diyelim) abimi eniştem dans pistine çıkardı. Sonrası mı ouvv indiremedik. Aşka geldi çocuk =))
* Dans konusunda bende iş varmış onu anladım. Oryantal, Ankara havası olsun, Ege havası olsun, günümüz şarkıları hiç fark etmez her havaya uyarmışım =))
* Düğün açık havada ve yemekli olduğu için iki kez içkime sinek düştü ve o anlarda hayattan soğudum. Herhalde garsonlar bana sinir olmuştur.
* Düğünün sonunda zaten yemekleri dans etmekten yiyemediğim için bir tek pastayı yedim =) Dans pistinden inip ona yetişebildim. Amaç zaten pastayı yemek değil mi ;)
* Nikâh memurumuz, nikahı gece 22.30’da kıydı. Bu da en geç katıldığım nikah olarak tarihime geçti.
* O heyecanda kim kimin ayağına bastı kaçırdım =/
* Kaç gündür İzmir’de beklenen yağmur yağmadı. Yağsaydı valla üzülürdüm. Romantik olurdu ama bir tek bana…
* Düğünde canlı müzik vardı. Bu nedenle bel altı oynak şarkılar çalınmadı, söylenmedi.
* Solist kız ara ara abimi kesti ;) Benim gözümden kaçmadı ama abim naptı bilmiyorum.
* Gece 3’de eve geldik ve sabaha kadar (gece muhabbetinde sızana kadar) kuzenim (evlendirdiğimiz kuzenimin kardeşi), ben ve abim konuştuk.
* Sabahına ehliyet kursuna ayılıp da gidemedim tabi doğal olarak #) Akşam saatindekine gittim. Aramızda kalsın; iyi ki de ona gitmişim. Tatlı bir çocukla tanıştım. Düğün bir insanın hayatını bu kadar hızlı ve kısmetli etkiler mi diye sorarsanız orasını bilemiycem ;)

** Düğün ve nikâhlardan sonra karar verdim ben “nikah şahidi” olmak istiyorum. Şöyle Kuzumun ya da Jelibonumun nikâhları olabilir. Görüp de okurlarsa duysunlar yani hazırda bekleyen biri var, çok arayıp düşünmeyin ;)

Az ve öz olarak; süslendik, eğlendik, büyük yuvarlak masalarda yemek yiyip hayatlarımıza yeni bir şeyler kattık. Bol bol fotoğraf çektirdik. Ben en çok gecenin videosunu merak ediyorum. Bir ara dans ederken abimle koptuğum bir zaman dilimim var. Kesin ama kesin izlemem lazım o görüntüleri. Tarih böyle bir dansı hiç görmemiştir =))

NOT: Fotoğraf şahsım tarafından çekilmiştir.

12 Temmuz 2012

Erasmus


Haftaya üniversite sınav sonuçları açıklanıyormuş. Sınava girmiş herkese şimdiden bol şans diliyorum. Umarım istediğiniz mesleği seçersiniz (puanınız inşallah fazla fazla yeter =) ) ve tabi en önemlisi seçimlerinizin sonunda ömrünüz boyunca mutlu olursunuz.

Mesleğiniz doğrultusunda üniversitelerde seçiyorsunuz ve imkân olarak sizi ERASMUS ile Avrupa’ya yollama imkânlarından bahsediyorlar. Benim bu yaşıma kadar karşılaştığım ve bizzat tanık olduğum durumu size bu yazımda anlatacağım. Şimdi bilmeyen olabilir ve bunu okurken bu kız kaç senedir üniversitede de bu zamana kadarı söylerken bu kadar emin olabilir diyebilir. Haklılar ama bende onlara şunu söylemek istiyorum. Benim annem ile babam üniversitede çalışıyor ve öğrencileriyle bu durumları yıllarca yaşayıp sorunlarıyla uğraştılar. Çocukluğum bu konuların içinde ve üniversitede geçtiği için bir de aynı üniversitede okuduğum için bu tarz olayları bilmemem imkânsız gibi bir şey artık.

Olayımıza dönersek, öncelikle size karşılaşılan sorunları yazmak istiyorum:

1. Önünüze elçilik ve vize sorunu çıkabilir hele ki gideceğiniz ülke küçük bir yer ise bu sorun en baba sorun olur! Benim size tavsiyem eğer bu tarz bir deneyim yaşamak istiyorsanız büyük, oturmuş Avrupa ülkelerine gidin. Buralar nereler mi? Hemen söylüyorum: Fransa, İtalya, Almanya, İsveç. Yani küçük bir ülkede kral olmak yerine büyük denizdeki küçük balık olun. Oralarda boğulsanız ya da yolunuzu kaybetseniz bile buraya döndüğünüzde en azından denemiş olursunuz. Rakiplerinizi görmüş ve ufkunuzu genişletmiş bir şekilde dönersiniz. Tabi bu dediğim ülkelerin dezavantajlarından biri, büyük üniversiteleri olduğu için öncelikle sizi kendi ülkelerinin dil sınavına sokuyorlar. İtalya için İtalyanca, Fransa için Fransızca ve Almanya için Almanca. İngilizcenizin iyi olması gerektiğini hatırlatmıyorum bile.

2. Buradaki üniversitenizin, gideceğiniz üniversitede alacağınız dersleri sayması ki çoğu üniversite sayıyor görünüp saymıyor! Demin dediğim ülkelerden aldığınız derslerinizi üniversitenize döndüğünüzde sayılmama olasılığı üzgünüm ki çok yüksek. Ama siz derseniz ki ben küçük bir ülkeye giderim, dersleri nasıl olsa rahat rahat geçer bir de ortalamamı yükseltip dönerim bu da bir tercih. Sizin için ortalama her şeyse o zaman gidin ve yükseltin ama amacınız bir şeyler öğrenmek ise bu sizin için yeterli olmayabilir.

3. Gideceğiniz ülkenin dili bir başka sorununuz. Eğer oradaki resmi dil değil de İngilizce eğitim almak isterseniz x2 ödeme yapıyorsunuz! Bunu da daha çok küçük ülkeler yapıyor. Ama diğer ülkelerde adamlar kendi resmi dillerinde eğitim verdikleri ve sizde bunu bilerek gittiğiniz için sorun olmuyor.

4. Kalacağınız yerde önemli. Bazı yerlerde yurt yok ve eve çıkmak zorundasınız. Bunun içinde gene paranıza bakmanız gerek! Size evet gideceğiniz ülkeye göre belirlenen miktarda para ödeniyor ama benim arkadaşlarımın karşılaştığı sorunlardan biride buydu. Paraları yetmiyordu ve anneleri babaları buradan onlara para yolluyordu. İş bu şekilde olunca da durum pahalıya geliyordu tabi. Eğer birikmiş paranız varsa bunun bir kısmını oralarda harcamak zorunda kalacaksınız bunu şimdiden söylüyorum.
Örnek vermek gerekirse İsveç’in en pahalı ülkelerden biri olduğunu biliyorum. Saçını kestiremeden, kaşını aldıramadan bile dönenler var. Ne o tecrübe oldu!

5. Gelelim şu derslere, aldığınız dersleri üniversiteniz saymazsa ne olacağını biliyor musunuz?! Gittiğiniz dönem içinde o dersleriniz kalacak! Bu ne demek biliyor musunuz?! Şu demek: döndüğünüzde ilk olarak kalan derslerinizi alacaksınız ve eğer krediniz yeterse yeni dönem derslerinizi alabileceksiniz. Bu da genelde bir ya da iki ders gibi az derse karşılık geliyor ki kafadan dönemizi uzatmış oluyorsunuz. Kalan derslerinizi veremediğiniz zaman ikinciden sonra harcınız bu derslerin başına artmaya başlıyor.

Benim düşüncem bu kadar strese gireceğime o parayı 4 sene biriktirir ve üniversiteden mezun olunca da kendime hediye olarak Avrupa turuna çıkarım. Madem amaç derslermiş gibi görünüp Avrupa’ya gidip ülke gezmek o zaman bunu dürüstçe yaparım yani nolcak =)

Geçen senede bir sürü arkadaşım gitti ve bu senede gidecek. Geçen senekileri havaalanından uğurlamıştım bu senekileri de umarım oralardan uğurlamak yeniden nasip olur.

Bu sene kim gidecek biliyor musunuz benim canım ciğerim biricik Jelibonum… Hem üzülüyorum hem de onun adına seviniyorum. Çünkü biz ikimizde lisede belirlediğimiz hedeflerimize ulaşmak için çok çalıştık ve iyi bir puanla istediğimiz meslekleri kazandık. Şimdi soranlarınız olabilir. Bu kadar konuştuktan sonra senin arkadaşın nereye gidiyor? Benim arkadaşım büyük denizlerde küçük balık olmak için Almanya’ya gidiyor. Bir dönem burada olamayacak. Bu geçtiğimiz bahar döneminde ikimizde çok yoğun olduğumuz için pek buluşamasak da onu aradığımda hemen ulaşmak bile bana huzur verirken şimdi tek iletişimimiz skype olacak. Çok üzülüyorum dostlar. Dün onun için gidip çarşıdan şans kolyesi aldım. Oralarda kaybolmasın, neşesini, yüzündeki gülümsemeyi kimse bozamasın, özgür olduğunu unutmasın, yalnız olmadığını bilsin, ailesinin ve dostlarının hep onun yanında ve onun bizim için çok değerli olduğunu bilsin istedim ve bunun için ona taşlarla süslü kanatlar aldım.

Tabi başka arkadaşlarımda var büyük denizlerde küçük balık olmak isteyen. İşte böyle…
Bence büyük umutlarla bu işlere girmeyin.
Hayaliniz büyük olsun ama hayallerinizi de gerçekleştirirken ayaklarınızda yere basılı dursun.
Bol şanslar =)

25 Mart 2012

25 Mart …2

Hey Millet!
Bugün Benim Doğum Günüm =)
Aslında uzun zamandır Blog’umu takip edenler biliyor olsa da bilmeyenler için söylüyorum.
Ben her yıl Blog’um da doğum günüm için yazı yazarım =)

Dün ilk arayan ve kutlayan anneannem oldu. Her sene 23’ünde sanıp arar aslında ve bende düzeltirim. Bu sefer aradığında direk “Tutturdum dimi?” diye sordu. Kıyamam ya. Bunun üzerine bende “Tutturdun anneanne dedim.” =) Telefonuna kaydetmiş unutmayayım diye ;)

Sonra teyzem aradı =) Hatta hem dün hem de bugün aradı.
Aslında anneannem ile teyzemin aklını annem karıştırmış =)
Aman olsun sonunda amaç, bir olmak değil mi?!
Bir bahaneyle
Bir şekilde kutlayıp
Bir günlükte olsa dertleri, sorunları unutmak değil mi?!
Bir gün önce bir gün sonra hiç fark etmez ;)

Evimde yalnız bir halde dolabımda mumları konulmamış ve ellerimle hazırlanmış bir pasta duruyor. Fonda bugüne özel en sevdiğim şarkılar, omuzumda ise Naz var.

Hafta sonunu yalnız bir şekilde geçiriyorum hem de doğum günüm olmasına rağmen. Annemler yazlığa gitti ve bende evde kaldım. Neden gitmedim, keşke gitseydim falan filanlara girmedim. Aman boş verdim. Bütün bunların yerine dün kızları çağırdım. Oturduk film izledik ve bol bol yemek yedik =)) Sözde diyet yapıyorum ama bir günlük bozdum diyetimi #)

Kızları akşam olup uğurladıktan sonra bir güzel karakola gittim. Bunun için sarhoş ya da kafamın güzel olmasını neden olarak gösteremeyeceğim. Kızım neden karakola gittin diye soruyorsanız hemen cevaplıyorum. Şimdi bizim evin karşısındaki otobüs durağının orada yeni açılan 3 tane restaurant var. Hatta İzmir’de en çok bilinen ve müşterisi bol olan restaurant bunlar. Ama akşam olup da müşteri sayısı arttıkça bütün arabayla gelenler OTOBÜS DURAĞININ ÖNÜNE park ediyor! Resmen otobüsten inenler iki araba arasında kalıyor. Otobüsler durağı göremiyor. İnsanlar otobüsleri görebilmek ve binebilmek için ise yola çıkıyorlar. Bu ne böyle?! Resmen ölümle yaşam arasında yaşıyoruz. Bunun üzerine bende direk karakola gittim ve şikâyetimi resmi olarak bildirdim. Ve bu şekilde karakola bizzat gitmiş ve içeriyi de görmüş oldum. Hayatın iyi yönünden bakmak böyle bir şey olsa gerek =) Özet olarak polisler hemen ilgilendiler sağolsun. Bende görevimi yerine getirmiş bir vatandaş olarak eve geldim.

Bundan sonra buradan da ilan ediyorum:
O restaurantların önündeki araba park etme durumu devam ettikçe bende şikayetlerime devam edeceğim!!!

Eve geldiğimde günün yorgunluğu ile koltukta film izlerken sızmışım. Gözümü açtığımda evin elektrikleri kesikti. Ki benim gibi karanlıktan korkan biri için gerçekten çok korkutucuydu. Gözünüzü açtığınızı fark edemiyorsunuz böyle saçma bir his işte #)

Sabah olduğunda tabi evi yeniden temizleyip topladım. Sonra da teknik çizim ödevimin başına oturdum derken akşama olduğunu fark ettim. Hemen geleneksel doğum günü yazımı yazdım =)

Bu arada siz sakın benim gibi unutmayın ama saatlerimizi bir saat ileri alıyoruz =) Ben dünün yorgunluğu ile unutmuş ve bütün gün izleyeceğim dizi, yarış ve maç tekrarlarını kaçırdım.

Kaybettiklerimle, sevdiklerimle, dostlarımla, arkadaşlarımla ve takipçilerimle beraber kutluyorum doğum günümü ;)

İyi ki varsınız ve iyi ki benimlesiniz. Teşekkürler…

11 Şubat 2012

90’lar …3



Size uzun bir yazı oldu demiştim  =)

Daha önce yazdığım konuların dışında gündelik hayatımıza da değinirsem kapıya tırmanmak, ışıklı ayakkabı, kot ceket, mini etekler, en bolundan kazaklar, ne kadar renkli o kadar makbul desenler, gazetelerin kupon karşılığı verdiği ürünleri almak, lego oynamak hele ki benim gibi bir ağabeye sahipseniz elinizdeki az legoyla harikalar yaratmayı öğrenirdiniz. Taso ve bilye oynamayı de ekliyorum. Biz öyle her meyve suyunun kutusunu patlatmazdık. İlla Capri Sun olacaktı. İçip içip biriktirir ve en uzun teneffüste bunun patlatma yarışı yapılırdı =)

*Ne kadar saçma sapan espri varsa yapardık. Neler mi? Yazıyorum fakat yazmadan önce de uyarıyorum evet gençler biz böyle bir dönemden geçtik bence şimdiden benimseyin ;)

-Karşımızdaki söylediğiniz cümleyi anlamaz ya da bilerek anlamamasını sağlarsak direk “Zıt Erenköy!” derdik.
-Konuştuğunuz konuya dâhil olmasını istemediğiniz bir kişiye “Sana ne? Git saman ye!” derdik. Bu samanın farklı varyasyonlarını da duydum fakat orijinali budur ;)
-En sinir olduğum ve kurmadığım cümle ise “Var ama evde!” bunu neden yapardı millet bilmiyorum. Hele ki sınıfta. Biri uç ister ve kız hemen var ama evde! O zaman yok de. De bitsin gitsin bu diyalog dimi.
-En sevdiğimi sona sakladım =) “Anlat demekle olmaz!”. Birine herhangi bir şeyi söyleyip sonra bunu anlatayım der karşımızdaki kurbanda “Anlat” derdi. Allaa sen misin anlat diyen =) İşte her şey bundan sonra başlardı.
-Anlat demekle olmaz anlatayım?
-Anlat.
-Anlat demekle olmaz anlatayım mı?
-Anlat şunu Z.S yoksa bak çekip gideceğim!
-Gideceğim demekle olmaz anlatayım mı?..

İşin sonunda, karşınızda sinirleri hassas biri varsa kavga çıkardı. Sinirlenmek istemeyen biri varsa da çeker gider siz öylece eğlendiğinizle kalırdınız. Bunu o kadar çok yapardım ki sonunda bu espriden nasıl kurtulunacağını bile bulmuştum =)

*90’larda en çok sevdiğim ve yediğim şeylerin başında Yumiyum gelirdi. Zaten benim bir diğer adımın yumiyum olmasının da buradan geldiğini söyleyebilirim. Sırasıyla gazoz + peynir + gevrek üçlüsünü yer içerdim. O zamanki paranın değeriyle 50bin liraya bir gevrek bir peynir alınırdı =) Günlük annemlerden aldığım para buydu benim =) Şimdiyle kıyaslarsanız fakirdim ben =))

*Pazar sabahları demek herkes uyanana kadar çizgi film izlemek demekti. Şirinler, Alâeddin’in Sihirli Lambası, Ninja Kaplumbağalar, Herkül, Shera, Hayalet Avcıları, Power Rangers, Tom ve Jerry, Bugs Bunny, Taş Devri, Temel Reis, He-man, Jetgiller, Tweety, Daffy Duck, Tazmanya Canavarı, Richie Rich, Şeker Kız Candy, Müfettiş Gadget,  Tsubasa, Casper, Arı Maya, Ten Ten, Red Kit, Garfield…

*Yıllar geçse de hala adını bilmediğim bir oyuncağı hatırlıyorum. Ben size tarif edeyim bakın nasıl çıkaracaksınız. Balıklar vardı ve bunların ağzı açıktı. Ağızlarının içinde ise mıknatıs vardı. Sizin elinizde de bir tane olta. Onları avlamaya çalışırdınız. Bayılırdım o oyuncağıma ben =))

*Kliplerde zeytin yemek ( Serdar Ortaç sağolsun), yoğurt yemek( bunun içinde Metin Arolat’a teşekkür etmemiz gerek) modaydı =) Yonca Evcimik şarkılarının hepsini ezbere bilip bir de danslarını ezberlemek ise olmazsa olmazdı.

*90’lar Barış Manço’nun 7’den 77’ye programını izlemekti. Yabancı sanatçıların, Türk sanatçılar kadar meşhur olmadığı dönemdi. Spice Girls ve Ricky Martin’i tanırdım o kadar =)

*Müzik dinlemek istiyorsak “Walkman”mizle dinlerdik. İnternetten mp3 indirmek şimdiki kadar kolay değildi hatta yoktu. Radyolardan beğendiğimiz şarkı çıkana kadar bekler sonra kayıt tuşuna basar kaydederdik. Kalem ve kaset arasındaki ilişkiyi bilen bir nesildik biz ;) 90’lar müzik olayına pek girmedim çünkü girersem çıkamam biliyorum. Artık o bir başka yazıya özel olarak kalsın ;)

Genel olarak 90’lar;

*GALATASARAYımın 6. kez Türkiye Süper Lig şampiyonu olduğunu ve UEFA Kupası ile Süper Kupa’yı kazandığını görmekti =))

*Atari kasetleri aldığımız, değiş tokuş yaptığımız ve Rambo oyununu oynadığım yıllardı. Bu yıllarda başladı zaten bendeki Rambo aşkı ;)

*Kaplumbağa diye tanımladığım arabaları saymaktı.

*Akşamları hava kararınca herkesin bir dakika boyunca ışıklarını açıp kapatarak düşüncelerini özgürce, kimseden çekinmeden ortaya koyduğu yıllardı.

*Şimdiki gibi kliplere ya da dizilere müstehcen sahneler içeriyor deyip habire RTÜK tarafından ceza kesilmediği yıllardı. Öpüşeni de izlerdik dans edeni de. Haberlerden önce pembe diziler yayınlanırdı.

İyisiyle kötüsüyle 90’lar benim için mutluluktu.
Çocukluğumun ilk yıllarıydı.
Bütün ailemin yaşadığı,
bayramlarımızı birlikte geçirdiğimiz,
uzun yemek sofraları kurarak yeni yıla hep beraber girdiğimiz günlerdi.


4 Kasım 2011

Üzülüyorsam Nedeni Var Demektir

Hani dün yayınladığım yazımda “Hiçbir zaman hayatımda yalnız kalabileceğimi düşünmedim.” diyorum ya, hayat o kadar iyi insana haddini bildiriyor ki o dediğim lafın sabahına liseden bir kız arkadaşımın bu sabah annesinin vefat haberin aldım. Bugün cenazesi kalkacakmış. Ne kadar orada olmak isterdim, yanında bulunmak, teselli etmek ya da edebilmek. Evet, hiçbir şey bunu teselli edemez biliyorum ama acısını biraz da olsa azaltabilir.

Bundan birkaç ay önce de yakın bir kız arkadaşımın babası vefat etmişti. İlk işimiz ders çıkışı yanına gitmek oldu.

Aslında biz liseden mezun olduktan sonra daha bir büyüdük, daha bir birbirimize kenetlendik. Farklı bölümler, farklı üniversitelerde de olsak bir haberle yeniden toplandık. Ve bu sadece bir sınıf için geçerli değildi. Biz bütün sınıflar birdik. Şimdide aynı şeyi yeniden yapıyoruz. Arkadaşımızın yanına gidip ona destek olmak için toplanıyoruz. Hocalarımız da bizim yanımızda. Büyüyoruz diyorum ya işte bunu bir tek ben yaşamıyorum. Herkesin kendi acısı ve kendi sorunları var. Yeri geliyor bu sorunlar içinde boğuluyoruz ama gene bizi bu durumdan kurtaran hepimiz oluyoruz. Kimse istemez tabi acılarla büyümeyi, bu şekilde daha bi kenetlenmeyi ama bizim kaderimizde de bu var gibi.

Üniversite insanı hayata hazırlarmış. Aslında insanı hayata hazırlayan etrafımızdaki kişiler.
Ailem ve arkadaşlarım…
Dostlar acı günde mi belli olur gerçekten?
Hayat bizi bu tarz acılarla mı sınıyor?
Bunları başarıyla atlattığımız da mı tam olarak büyümüş olacağız?
Olgunlaşmak dediğimiz kelimenin içini bunlar mı dolduracak?
Sorular sorular ve sorular…

Dünkü duygusal halimin üzerine bu sabah aldığım bu üzücü haber sonucunda inanın üzerimde hiç hayat enerjisi kalmadı.

31 Aralık 2009

Yeni Yıl Yeni Yıl Yeni Yıl Yeni Yıl Herkese Kutlu Olsun

Eee 2009 bitip 2010'a girerken bi son yazı yazmadan olmaz dimi ;)
Vay be 12 saat sonra 2010'a giricez. Peki, hayatımızda ne değişecek?
Hiç bir şey!
Ama bunun yanında hepimizde büyük umutlar ve dilekler var.
Ailece beraber kutlamalar...

Bununda önemini şöyle anladım; yurtta kalan arkadaşlarımın ilk ailelerinden ayrı oluşlarıymış. Belki de bu yüzden bu kadar hüzünlülerdi. Bende bu sene dışarı çıkmak yerine ailemle beraber olmak istedim. Gece 00.01 olunca da herkesi arama geleneğimi  devam ettiricem. 1 Ocak tatil zaten. Sonra cumartesi pazar ee malum =)) Pazartesi gene dersler başlıyor. Hayatımıza hiç mola girmiyor desem yeridir. Bugün 2009'un son günü. Geçen sene şunları yaptım gibi bi listeye niyetlendim ama günlükleri açmak gerektiği için üşendim galiba. Ama geçen seneden aklıma gelen (Ki beni en etkileyen bu olsa gerek) ÖSS'ye girdim. Bölümümü seçtim ve artık üniversiteliyim. O yorucu tempo 2009'a damgasını vuran olay oldu benim için. Yoksa devlet olaylarıymış, yılın mimlenmesiymiş, hiç umurumda değil açıkçası. Kendim yaşadım, kendim gördüm. Herkesin 2009'u kendine göre şekillendi ve bugün de bitiyor. 2010'a girerken mutlu ve umutlu dilekler dilediğimizi biliyorum. Herkesin dileklerinin kabul olmasını bende dilerim =)

"Ohh be!" dedim çarşamba günü. Tabi siz bilmiyorsunuz ama çarşamba günü 3.sınavımı oldum ben. Bir çıktım sınavdan "Direk yaşasın maksimumla!" hareketiyle attım kendimi kampüsten dışarı. Eve geldim. Bir yatış bir yatış ama yok böyle bir yatış yani =) Gece de sabahladım. Ohhh yarasın valla =))

Haftaya değil ama ondan sonraki cuma speaking sınavım var. Sonraki haftada final sınavım. Sonra ne mi?

tabi ki de 3 haftalık TATİL =))))

Allahım allahım! Hayatımda bu kadar tatili sevdiğimi ve beklediğimi hiç bilmiyordum ama bayıldım bu işe ben yaa =))

Neyse artık gidip sıcak çikolata içip kendimi izleyemediğim filmlere, çizgi filmlerime ve ayrıca animelerime boğmak ve vurmak istiyorum.
"Lanet olsun dosstuum!" replikli filmleriyle amerikan konuşmasına gülmek istiyorum.
Çok şey mi istiyorum?!
Hayır!
Hehee =))

YENİ YILINIZ KUTLU MUTLU HUZURLU OLSUN =)))

7 Eylül 2009

Anne Ben Güzel Miyim???


Çocukluğumu hatırlıyorum da (Ne günlerdi ama =)) böyle ailecek televizyonun karşısına oturur güzellik yarışmalarını izlerdik.

- Şu kız güzelmiş.
- Ne o kızın numarası not al Z.S, not al!
- Sonra benim beğendiğim kız çıkınca bi şey ısmarlarsın (ki çıkarsa da ayrı bi mutlu oluyorduk sanki jüri bizmişiz gibi).

O küçük yaşımda bütün numaraları isimleri hatırlardım, bilirdim falan. Haberlerden sonra başlardı bu yarışmalar ve gece yarısına kadarda sürerdi. Önemliydi aslında bizim aile için ama o dönemde Türkiye için de önemliydi sanki yaa. Herkes hayran hayran izlerdi. Hatta şöyle bir anım var hatırladığım; akşam olmuş babam beni çerezciye yolluyor ve ben bi koşu gidiyorum amaç yarışmayı kaçırmamak. Çerezciye bir giriyorum ki orda ki amca bile seyrediyor, bi de yorumunu belirtiyo.

Yok artık diyor, gülüyorum o zamanlar =)

Eve gelince durum çok farklı olmuyor ki bizde de yorumlar, numaralar belli oluyo ve izliyoruz. Eğer o dönemlerde bizim eve hediye verselerdi kesin zengin olurduk çünkü hep tutturuyorduk (Vayy be biz neymişiz yaa =) ).

Yıllar geçtikçe bu sevdamız sıkıcı olmaya başladı. İzlemez olduk, takip etmez olduk. İyice soğuduk anlayacağınız. En son Paris Hilton geldi (Ne kadar uzak olduğum belli oldu sanırsam =)), Hadise çıktı sahneye ama yok hiç biri ilgimi çekmedi ve ben şunu fark ettim Türk halkı olarak da bu işin peşini bırakmış bulunuyoruz. En son kim seçildi bunu bilenimiz bile çok az. Neyse yaa =))

Aklıma takılmıştı, bunu da size sunayım dedim ;))