yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yemek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ağustos 2017

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada


Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.

                                                               

Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim). 

UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.

                                     

Bir boomads advertorial içeriğidir.

15 Aralık 2013

Babam İçin Kış


Malum kış mevsimine adam akıllı girdiğimiz (Bence PAT diye oldu) şu günlerde bizim ailede de kış hazırlığı başlamış bulunuyor. Benim için kış demek buz gibi, donmuş halde eve girdiğimde bol tarçınlı (Olmazsa olmaz) salep içmektir. Başka bir şey istemem. Dolu dolu insanı tokta tutan, tarçın ile kan şekerinizi de düzene sokan bu içecek, benim için kış demek =) Hava soğudumu alırım onları kutu kutu bir de sütü koyarım dolabıma. Sonra sabah akşam ne zaman üşüsem içerim. Yazın limonatayla yaşayan ben, kışında saleple yaşarım o derece seviyorum =))) Bunun yanında Doğadan’ın A,C,E vitaminli yeşil çayı ile Ginkgolu yeşil çayını da bu listeme ekleyebilirim. Ayrıca hazır kış gelmişken yaz boyu ördüğüm atkılarımı da takarım. Tabi olmazsa olmaz şapka koleksiyonuma da yenilerini eklerim.

Annem için kış demek kalın giyinmek demekken (Kazak, boyunluk, kaban, manto, eldiven, şapka ne varsa takar takıştırır.) babam için kış demek bayağı uzun bir liste demek ;)

Babamın listesine gelin bakalım;

1 Numara: Tavuk ve tavuk suyuna çorbalar. Çok bereketli yemek yapar babam =) Tavuğu haşlar onu sunar, suyuna çorbalar yapar. O çorbalar ama öyle boş olmaz. İçine tavuk diter, tereyağı koyar bazen de erişte ekler. Olur sana dopingli kış çorbası! Onu ye sonra yakmak için kaç saat koş, spor yap :D

2 Numara: Makarna ve bulgur pilavı. Favorimiz. Bizim akşam soframızın olmazsa olmazları. Diyet yaptığım günlerde inadına bana yaptırırdı. Bende kendimce yapardım hehee =)) Bi kere babamın mutfağıyla benim mutfağım farklı. Benim mutfağımda ya yağsız yapılır o makarna yani sosla pişer ya da çok az yağ konur (1 çay kaşığı kadarcık!). Babamınki öyle mi canım?! Bol soslu, bol yağlı yapar o makarnasını. Ondan da benim karışmamı istemez.

3 Numara: Salatalar. İşte işin en can alıcı yerindeyiz. Ben yeşillikli, bol limonlu severim ama babamın ekşiye alerjisi olduğu için limon koyamıyoruz. Koyarsak sirke! Onu da ben sevmiyorum. Öyle olunca ayırıyoruz. Vee tabi salataya konan yağ ile tuz. Babam bol yağ koyar, ben hiç ya da gene aynı 1 çay kaşığıcık. Tuz ise hiç kullanmıyorum ama yook bizimkiler “Tuzsuz bu.” derler koyarda koyarlar. Böyle durumlarda babamla gene ayrılıyoruz.

4 Numara: Ceviz, fındık, fıstık ve kuru üzüm. Hatırlıyorum da ilkokula gittiğim yıllarda okul önlüğümün cebinde hep kuru üzüm olurdu =))) O kadar çoktu ki derste yer, sıra arkadaşım Nermin’e de verir, ondan başkasına sınıfın yarısını beslerdim yaa hahaaa :D Çok yerdik çookk =)) Sonra annem önlükleri yıkarken ceplerimi kontrol etmediyse s*çtık! Yapış yapış olur o hadi bakalım yersin azarı. Ama benim suçum yoktu ki. Babam gelir önlük cebine “Üşüme kızım.” deyip koyardı. Her gün kona kona o cep davul olurdu =)) Ulen ne manyaklık. Sınıfça “Ye babam ye mod” =) Bu yaşıma geldim babam hala aynı. Neyse ki dar paça pantolon giyiyorum da bahaneyle “Yok baba sağol, yemicem.” diyebiliyorum. Diyet yaptığım zamanda babam resmen karşıma geçip bir kocaman kavanoz cevizi yiyordu #) Tabi karnınız açsa, otobüs beklerken daha da acıktıysanız cebinizden çıkan kuru yemişler o kadar tatlı gelir ki. Bunu da es geçmeyelim ;)

5 Numara: Bal, tahin & pekmez. Kilo aldırıcı bir besin grubu daha. Allahım kavanoz kavanoz. Bıraksan eve depo yapacak “Yiyin yiyin.” diye =))) O bal ne zaman alınır da ne zaman biter, yeni kavanoz ne zaman alınır hiç anlayamadım! Ya evde akşam cini var ya da hepsini babam kendi yiyo hmm O.o Benim ise şu hayatta dayanamadığım şeylerden biride tahin pekmez ama yedikçe de kilo yapan bir şey bu! Sınanıyorum valla sınanıyorum. Sonra bahara girerken kiler, mutfak temizliği yaparken “Bu kadar kavanoz nerden çıktı acaba?” diye sorar Z.S. Nerden çıktı acaba alla allah çok ilginç?! :D

Bunların hepsi babamın Denizlili olmasından dolayı. Soğuk yerde yaşaya yaşaya bu şekilde beslenmesi normal tabi.

Şimdilerde kış geldi ya artık bizim ev bunlarla dolmaya başladı.
Dünkü kahvaltıdan sonra bunu kesinkes anlamış bulunuyorum.
Hadi bakalım bu kışı da kilo almadan geçir Z.S.

İyi Haftalar

xoxo

14 Ağustos 2013

Almanya Güncesi …2



Geldik mi ikinci güne ;)

Mainz o kadar yeşillikli bir yer ki ilk gün oksijen çarpması oldu kabul #) Evler müstakil. Pek apartman yok. (Yukarıdaki fotoğraf sokağımın fotoğrafı.) Millet bisiklete biniyor. Bisiklet yoluyla, otobüs yolları ayrı ayrı. Türkiye’de yapılmaya çalışılan ama çalışıldıkça yolların içine edilen sistem ve düzen burada var. Yayalar kırmızı yanarken geçmiyor. Aynı şekilde bisikletliler de. Herkesin kurallara uyma durumu had safhada. Neyse ki bende ülkemde uyan biriydim de burada yabancılık çekmiyorum. Araba kullananlar var ama çok değil. 65-70 yaşındaki ninelerle dedeleri de bisiklete binerken gördüm ya artık gözüm açık gitmem! Nineler çok şık ama ;) Kumaş pantolon, ceket, broş ve yapılı saçlarıyla etrafta geziniyorlar. Bi sabah 6-7 arası bir de gece 22:00’dan sonra koşanlar oluyor. Onu da nerden biliyorum? Bir gece önce gelmiş ve sabah erkenden kalkmıştım. Türkiye ile aramızda 1 saat fark var. Biz daha geriyiz. Eee durum böyle olunca sabah erkenden kalkmış gibi oldum ve giydim üzerime eşofmanlarımı, çıktım dışarı. Bu yeşillikli, koruluklarla dolu sokaklarda koştum. İnsanın spor yapası geliyor. Sonra bi baktım benim gibi koşan bir sürü Alman var. İşe gitmeden önce spor yapıp öyle gidiyorlar ya da gece çıkıyorlar. Her köşe başında kilise ve arkasında mezarlık var.

İşte böyle spor yaptıktan sonra eve bi geldim yicek bi şey yok! Hemen alırsın cüzdanını ve sırt çantanı gidersin alışveriş merkezine. Pek yemek yiyen biri değilim ama aç olduğum için liste yapmadan gittim. O gün aldıklarımdan sadece yeşillikler bitti. Diğerleri hala duruyor. Size biraz alışveriş hakkında da bilgi vereyim. Öncelikle burada öyle bizim marketlerdeki gibi bol bol naylon poşet kullanamıyorsunuz. Adamlar doğada onların kaybolmadığını bildikleri için sana parayla satıyorlar. 10, 20 ve 50cent e alıyorsunuz (Kendimi doğa düşmanı gibi hissettim.). Sırt çantama ne kadarını sokmaya çalışsam da 2 büyük poşet aldım tabi. İlk gün demiştim ama “Bu insanlar neden her yere Pazar arabalarıyla gidiyor?” diye. Demek ki bundanmış =) Eve kadar onları elimde ve sırtımda taşıdığım için ertesi gün omuzlarım ağrıyordu. Şöyle bir ağırlıkları toplayınca ergen bir gencin ağırlığı yapıyor #) Soldaki fotoğraf Mainz Johannes Gutenberg Üniversitesi'nin girişi.

Açlıktan ölmemek için hazır pişmiş köftelerden aldım. Salak gibi içinde ne var okumadım. Hâlbuki ondan önce aldığım ne varsa hepsinin içini okumuştum.

Eve geldim onları ısıttım, yedim bi güzel ohh.
Ardından neymiş ki bu dedim? Hani güzel bir şeyse sık sık alcam yani o mantıkla soruyorum kendime!
Hazır olun!
DOMUZ ETİ çıktı!
Bendeki yok artık, olmaz falan gibi tepkilerimle yemiş bulundum.
İşin ilginç yanı tadını beğendim dostum #)

Her gün yenmez çünkü normal et gibi değil tadı. Biraz balık gibi, öyle pişince koyulaşmıyor, yumuşak bir et. İkinci günde yedim ben o köfteleri. Battı balık yan gider deyip hehee =)) Günahsa girdik artık napak =) Sonraki günlerde tavuk tavuk! En iyisi o. Neden mi çünkü tavuğu haşladığın zaman suyuna çorba yapıyorsun ve çok bereketli oluyor ;) Tek başına yaşayanlara benden tavsiye olsun bu. Suyuna çorba yapın, hazır çorbada olur yapın için. Dışarı falan çıkarken sandviç yapıyorum. Kafelerde zaman geçirip yemek yemiyorum. Onun dışında bal kavanozumu yıkadım ve içine çorba koyup arada onu da kullanıyorum. Halis muhlis içinde ne olduğunu bildiğim şeyleri yiyorum. Zaten sizde göreceksiniz Almanlar çok kafelerde bir şey yemiyorlar. Onlar daha çok “Biergarten” dedikleri yerlerde içiyorlar. Saat, sıcak fark etmiyor onlar için. Nerde meyveli yoğurt, ilginç peynirler var hepsi marketlerde. Sade yoğurt bulana kadar bakmadığım raf kalmadı. Alınca da Alman bir kadın bana çok ilginç bir bakış fırlattı. Hala o bakışı anlamış değilim. Yabancıların bizim ülkeye gelip neden yoğurt yapan makineyi aldıklarını anladım. Adamlarda yok! Adamlarda sade diye bir şey yok. İşin güzel yanı burada light olan ürünler ucuz, tam benlik ;)

Alışveriş, spor, yemek derken sıra geldi sokağımı, mahallemi gezmeye. Jelibonumun yanına gittim. İnternetim daha o zaman olmadığı için annemlerle onun odasından görüştüm, bayramlarını kutladım, arkadaşlarımın maillerine cevap yazdım ve sonra odama geri döndüm. İlk gün Frankfurt’tan aldığım Frankfurt Havaalanının haritasını, otobüs, metro saatlerinin olduğu broşürü, Frankfurt haritasını inceledim.

Sağdaki fotoğraf Gutenberg Üniversitesini'nin içindeki bir sanatsal çalışma. Kulak ve salyangoz birleşmesi. Nedendir sevdim ben ;)

xoxo

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

11 Eylül 2012

Gelin Damat Düğün ve Dans

Size geçen Pazar günü düğünümüz olduğunu söylemiştim ya işte o düğünü kazasız belasız bitirdik çok şükür. Bu yazıyı ise geç yayınlıyorum çünkü anca kendime geldim dostlar =) Kına gecesinde çok fazla oynamayan ben düğünde coştum sanırsam hehe =)) Şimdi başkasının düğünü olsa çok keyif almıyorum hatta gitmeyi bile istemiyorum ama insanın kendinden olan birinin evlenmesi hele ki bu evlenen kişinin kuzeniniz olması her şeyi çok değiştiriyormuş.

Biz çekirdek bir aileyiz. Yani toplamda abim ile bende dâhil 8 kuzeniz. Birisini geçen yıllarda kaybettik. Şimdi kaldık 7 kişi. Ee birini everdik sonunda. En büyüğümüzdü. Darısı başımıza diyoruz ama hepimize daha çook var ;)

Gelin almak da zormuş evlenmekte. Başka bir aile ile iyi iletişim kurmak gerekiyormuş. Sık sık yapılan aile toplantıları, yemekler, hediyeler, iadeyi ziyaretler, davetiye basmalar tabi onları bizzat davetlilere teslim etmeler, eve eşya almalar, düğün yeri seçme, düğünün nasıl olacağını karar verme, fotoğraf çektirme derken sıra geliyor gelin çiçeğini almaya ki olmazsa olmaz onu öğrendim ;)

İyi kötü bitti işte. Düğünden sağ salim çıktık. Bizim düğün hem eğlenceli, hem yemekli, hem de nikâh kıyıldı şeklindeydi. Aslında ben pek yemekli düğünleri sevmem çünkü yemek mi yicen dans mı edicen insanın aklı karışıyor #)

Geceden notlar;

* Kır düğünü olduğu için bu arkadaşınız sivri değil, dolgu topuk giydi. Bu şekilde gecenin en çok dans edeni ve rahat yürüyeni seçildi ;)
* Dans etmeyi sevmeyen (sevmeyen değil de ortada dans etmeyi tercih etmeyen diyelim) abimi eniştem dans pistine çıkardı. Sonrası mı ouvv indiremedik. Aşka geldi çocuk =))
* Dans konusunda bende iş varmış onu anladım. Oryantal, Ankara havası olsun, Ege havası olsun, günümüz şarkıları hiç fark etmez her havaya uyarmışım =))
* Düğün açık havada ve yemekli olduğu için iki kez içkime sinek düştü ve o anlarda hayattan soğudum. Herhalde garsonlar bana sinir olmuştur.
* Düğünün sonunda zaten yemekleri dans etmekten yiyemediğim için bir tek pastayı yedim =) Dans pistinden inip ona yetişebildim. Amaç zaten pastayı yemek değil mi ;)
* Nikâh memurumuz, nikahı gece 22.30’da kıydı. Bu da en geç katıldığım nikah olarak tarihime geçti.
* O heyecanda kim kimin ayağına bastı kaçırdım =/
* Kaç gündür İzmir’de beklenen yağmur yağmadı. Yağsaydı valla üzülürdüm. Romantik olurdu ama bir tek bana…
* Düğünde canlı müzik vardı. Bu nedenle bel altı oynak şarkılar çalınmadı, söylenmedi.
* Solist kız ara ara abimi kesti ;) Benim gözümden kaçmadı ama abim naptı bilmiyorum.
* Gece 3’de eve geldik ve sabaha kadar (gece muhabbetinde sızana kadar) kuzenim (evlendirdiğimiz kuzenimin kardeşi), ben ve abim konuştuk.
* Sabahına ehliyet kursuna ayılıp da gidemedim tabi doğal olarak #) Akşam saatindekine gittim. Aramızda kalsın; iyi ki de ona gitmişim. Tatlı bir çocukla tanıştım. Düğün bir insanın hayatını bu kadar hızlı ve kısmetli etkiler mi diye sorarsanız orasını bilemiycem ;)

** Düğün ve nikâhlardan sonra karar verdim ben “nikah şahidi” olmak istiyorum. Şöyle Kuzumun ya da Jelibonumun nikâhları olabilir. Görüp de okurlarsa duysunlar yani hazırda bekleyen biri var, çok arayıp düşünmeyin ;)

Az ve öz olarak; süslendik, eğlendik, büyük yuvarlak masalarda yemek yiyip hayatlarımıza yeni bir şeyler kattık. Bol bol fotoğraf çektirdik. Ben en çok gecenin videosunu merak ediyorum. Bir ara dans ederken abimle koptuğum bir zaman dilimim var. Kesin ama kesin izlemem lazım o görüntüleri. Tarih böyle bir dansı hiç görmemiştir =))

NOT: Fotoğraf şahsım tarafından çekilmiştir.

8 Eylül 2012

Hangisi Ben …2


* Sevdiğim kişilere sürpriz parti ya da organizasyon hazırlamaktan hoşlanırım.
* Sevdiğim kişileri evime davet edeceksem bizzat yemeği kendim yaparım. Buradan ne kadar sevildiğinizi anlayabilirsiniz ;)
* Tam bir bitter çikolata bağımlısıyım. %54 bile bana mısın demiyor =)
* Final haftalarında bir anda herkesle ilişkimi kesebiliyorum. Anca bu şekilde konsantre olabiliyorum çünkü.
* Blog yazılarımı genelde gece yazıyorum. Hem evin sessizliği hem de sokağın sessizliğiyle beraber ilham perilerimi toplayabiliyorum.
* Bir önceki maddede belirtiğim gibi geceleri ders çalışırsam ki bu özellikle fizik matematik gibi dersler olursa daha iyi anlıyorum.
* Ders çalışırken ilk başta sandalyeyi en tepeye ayarlarım. Yavaş yavaş konsantre oldukça onun boyu aşağıya iner #)
* Ağırlık kaldırmalı, vücudumun kaslarını belirgin bir şekilde çalıştıran sporları seviyorum.
* Avcılığı spor olarak görmüyorum.
* Eski kıyafetleri giymeyi seviyorum.
* Ruh halime göre giyiniyor ve makyaj yapıyorum. Tabi böyle giyinmek belli bir tarzımın olmadığı anlamına gelmiyor ;)
* Saf salak yerine konmaktan ve karşımdakine zorla açıklama yapmak zorunda kalmaktan nefret ederim.
* Bir gün bir tane papağan besleyeceğim ve bu son beslediğim hayvanım olacak.
* Kırmızı ve mor renkte olan her şeyi alabilirim. Hiç fark etmez =)
* Mutfak araç - gereçlerinin arasında kendimi kaybedebilirim. Özelliklede kek kalıpları favorimdir ;)
* Her türlü deodorant ve parfümü alırım. Ruhsal durumuma göre bunları kullanırım.
* Bavul hazırlamam. Bir sırt çantası bana yeterde artar bile.
* Erkeklere gelirsek; kibar, yüzmeyi iyi bilen, spor yapan, gülünce tipi kaymayan, kaslı, benden uzun, esprili, giyinmeyi bilen, araba/motosiklet kullanabilen, elleri bakımlı olanlarını çekici buluyorum ;)

11 Şubat 2011

Sır, Hışştt

Bayanlar ve baylar,
İşte size süper bir zayıflama yöntemini söylemek istiyorum.
Benim gibi sporu seven insanlar bile bunu bilmez, o kadar büyük bir sır anlayacağınız.

Yıllardır _12 yaşımdan beri_ spor yaparım. Önceleri sadece mekik ve şınav çekerken sonraları koşmaya başladım taki dalağım şişip koşmamı engelleyene kadar. Sonra voleybol, basketbol şu sıralar futbol geldi. Ama bunların yanında bisiklete de bindim ki hala binerim hem de 3 saat gibi uzun bir süre =)) evet yuh deyin =)) bunların yanında yemek yemeyi de seven bir insanım. Bu sevme öyle bi sevgi ki “Yaşasın Yemek Yemek” sözünü çok kullanırım mesela. Tabi yediklerimi eritmem gerek yoksa 100 kilo falan olmuştum şimdiye kadar. Ama değilim. Aslında ortaokula başladığımda bıraktım bütün abur cubur olan her türlü yağlı şeyleri yemeği ve hala da yemem. Bu sevmediğim anlamına gelmez tabi. Zamanı geldiğinde ya da ortam olduğunda yerim ama olmazsa da illa olsun demem. İnsan uzun süre bu tarz şeyleri yemeyince inanın artık canı çekmiyor. Bütün bu spor ve sağlıklı yaşam geçmişimden sonra size büyük zayıflama sırrımı açıklıyorum.

İşte geliyor: Callanetics.


İsmi saçma gelebilir ama inanın bunu bu yaz keşfettim ve uygulamaya da hemen başladım. Tek uygulayamadığım zaman vize ve final haftalarım oldu. Onun dışında her gün uygulamaya çalıştım. Normalde bu program 2 aşamalı ilkinin adı “Callanetics”. Bunu 19 saat yapmanız gerekiyor. 6 gün yapıp 1 gün dinlenmeniz tavsiye edilen yapma sıklığı ama benim gibi yoğun bir yaşantınız varsa bu pek uygun olmayabilir. Hele vücudunuz biraz kaslı ve spora alışık ise araya 2 gün bile girse sorun oluşturmuyor. Ben araya 2 hafta sokup sonra yeniden başladım ve kaldığım yerden devam edebildim. Sorun yok yani =) bu 19 saatlik program bittikten sonra “Süper Callanetics” e geçiyorsunuz ki bu da son aşama oluyor. Ben şuan bundayım ve 2.günümü bitirdim. İlk aşamayı rahat bitirsem de bu aşama beni gerçekten yoruyor. Peki, bu spor nasıl bir şey diye sorabilirsiniz. Hemen söyliyim bu bir aerobik. Ama bilindik aerobiklere benzemiyor. Hiç kullanmadığınız kaslarınızı kullanıyorsunuz ve ilk 4 saat hareketleri yaparken zorlanıyorsunuz bu aşamada vazgeçmek yok. Biraz karnınız falan ağrıyor ama sonuç için değer çünkü vücudunuzda gözle görülür bir erime ve değişimi görebiliyorsunuz. Bide uygun beslenirseniz harika olur =)

 


Sporu yaptıran ve bunu bulan bayanın adı ise Callan Pinckney.

Kendisi video çekilirken 47 yaşındaymış ama hiç göstermiyor =) İlk izlediğimde “bu bayan bunları nasıl yapabiliyor?” demiştim =)




 Bu hareketlerin en önemli özelliği sırta baskı uygulamadan yapılıyor olması. Hatta ilk yapışınızda kaslarınızı çok esnetirseniz bacaklarınız titreyebilir aman dikkat =)

Ben uzun zamandır yapıyorum ve demin de dediğim gibi 2.aşamaya geçtim ve farkı çok kısa zamanda gördüm. İç kaslarımın güçlendiğini, bacak kaslarımın geliştiğini ama bunun yanında şişmeyip inceldiğini söyleyebilirim. Normalde bisiklete bindiğim için kalınlaşmışlardı ve kaslıydılar ama şimdi üst kaslarda çalıştığı için daha güçlüler =)) Kaslı olmayı seviyorum =))

Sonuç olarak, herkese bu hareketleri yapmasını öneriyorum. Hatta bir kaç tanıdığım kişiye de bu videoları yolladım ama yaptılar mı diye bir daha sormadım. Bi ara sorayım bari ;)

Herkese bol sağlıklı ve bol sporlu günler diliyorum =))

*Yaparsanız sonuçlarınızı bana bildirirsiniz ;)

15 Şubat 2010

Neler Neler

Yarı dönem tatilim boyunca evde o kadar çok zaman geçirdim ki sonunda yeni uğraşlar buldum =))

Mesela bunlardan birisi yemek yapmak oldu. Paso kendimi bu işe adadım diyebilirim. Gündüzleri Kore dizileri izleyip (Bu da ayrı bir bağımlılık) öğlen gibi yemek yapmak ya da kek kurabiye sonra gene Kore dizisi ve akşama doğru örgü örme derken koptum gittim resmen tatilde ya #)

Bugün zaten dersler yeniden başladı. Herkese geçmiş olsun!

İlk günden resmen öldüm. Niye bu kadar çok yorulduğumu bilmiyorum. Gelir gelmez hemen cuma gününe sınav koymuşlar. Şoklar içerisine girdim. Bi bismillah diyemedik resmen ama ikinci dönem birinci dönemden daha çok çalışmalıyım onu anladım yoksa sınırda kalıp Final sınavına girmek zorunda kalıcam =) Bunu da hiç istemiyorum. Sıkar beni resmen böyle durumlar. Amaann neyse ne.

İçimden geldi size bi bisküvi, bi de kek tarifi veresim geldi. Bu kadar denemelerden sonra kendi adımla sunuyorum.
Zehirli Sarmaşık'ın özel 2 tarifi;

Bisküvi Tarifi,
1 bardak toz şeker
125gr(bir paketin uçtan uca yarısı) ya da bir paket sana hamurişi
4,5 - 5 bardak un
4 paket vanilin
1 yumurta

Malzemeleri toplu halde karıştırıyoruz.merdaneyle açıyoruz. Ardından şekil verip tepsiye dizin. Mümkünse çok ince açmaya çalışın. O zaman çok güzel oluyo ve kıtır kıtır yeniyo. Çayın yanında tavsiye ederim. Bu malzemelerden 2 tepsi çıkabiliyor ;)
Son olarak da önceden ısıttığınız fırına atın. Benim fırınım kuvvetli olduğu için 150derecede 20-25dk pişirmeniz yeterliydi. Beyaz kalması gerekiyo yani koyulaşmadan alın ;)


Kek Tarifi,
3 yumurta
1 su bardağı süt
1 su bardağı çiçek yağı
1,5 su bardağı şeker
3,5 su bardağı un
1 paket kabartma tozu

Önce un, şeker, çiçek yağı, yumurta ve sütü bu sırayla karıştırın. En son kabartma tozunu ekleyin. İsteğe göre içine kakao, portakal kabuğu ya da limon kabuğu rendesi koyabilirsiniz. Benim tavsiyem limon kabuğu rendesi koyarsanız o limonun suyunu da sıkıp ekleyin. Güzel oluyor ;) Ardından keki kalıbına boşaltın ve fırına atın. Süslemesi size kalmış. Üzüm, ceviz, fındık falan süslemede kullanılabilir. Fırın önceden ısıtılmış olmasın çünkü o zaman kabarmaz. Bu benden size tüyo ;) 180derecede 25-30 dk pişirmeniz yeterli olacaktır.

AFİYET OLSUUNNN =)))