güney kore etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güney kore etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2012

Ufak Kaçamaklar: İstanbul


Araya vizeler, yollar, dağlar girdi derken ben iki günlük bir kaçamak yapıp bölümdeki topluluğumuzla beraber İstanbul’a gittim. Amacımız hem gezi hem de TÜYAP’daki fuara gitmekti.

Cuma vizelerimizin bitmesiyle beraber cumartesi gece yola çıkıp gitmeye karar verdik. Sabahına da annemler yazlığa gitti. Bu konuyu da kısaca anlatmam gerekirse bizim yazlığı yaparken evin içini yeşile boyamışlar. Öyle çim yeşili kadar koyu bir yeşil değil ama gene de yeşil yani. Yazlık yerde hiç sevmem zaten bu tarz renkleri. Hemen ailece karar alıp açık bir renge boyamaya karar verdik. Boya alırken birkaç sorunla karşılaşsak da sonunda boyamızı aldık. Bu kısa özetten sonra konuya dönersem işte annemler sabahtan yazlığa gitti ve bende evde yalnız kaldım. Cumadan bavulumu hazırladığım için (bavul dediğime bakmayın bir sırt çantası. Valla beni alan yaşadı. Az eşyayla yola çıkabiliyorum. Sık sık bir yerlere gide gele bavul hazırlamayı da neler alınması gerektiğini de öğrenmiş oldum =)) cumartesi günüm biraz boş geçti. Bir gün öncede babamla İzmir Kitap Fuarı’na gitmiştim. Off ne güzel gündü ama o gün ;) Babamla bir sürü kitap aldık hatta bu sefer o benden daha çok aldı. Sonra Kordon’a gittik. Deniz havasını içimze doyasıya çektik, oturduk, konuştuk derken GS Store’a uğrayıp Galatasarayım için yeni şal aldım ;) Oradan ayrılıp Matematik ve Kimya öğretmenlerimin çalıştığı dershaneye uğradık. Bir çaylarını içip konuştuktan sonra evimize geldik. Bütün bunlar beş saatte oldu =) Eve geldiğimde artık bitmiş haldeydim. Bu nedenle cumartesi gününü geceye kadar dinlenerek geçirdim.

Evi topladım, etrafı düzenledim, çöpü attım, makinedekileri yıkadım, askıdakileri topladım derken evi derli toplu bırakıp çıktım. Evden çıkarken Naz’a veda edip çıkmak biraz tuhaf oldu. Alışmışım annemlerin beni geçirmesine böyle evde kimse olmayınca bir tuhaf oldum. Gecenin 11’inde sırtımda bir sırt çantasıyla apartmandan çıkınca sanki evden kaçıyormuşum gibi bir durum oluştu tabi benim için. Yoksa millete ne. Neyse ben durağa geldim, dolmuş bekliyorum. Benim düşünceme göre gece olduğu için dolmuş ve otobüsler geç gelir bu nedenle erken çıkmalıyım şeklindeydi ama düşündüğüm gibi olmadı ve dolmuş 10dk’ya önümdeydi. Hadi dedim yol sıkışıktır erken gitmem. Ama yolda sıkışık değildi ve ben 10dk da otobüsün kalkacağı yerdeydim. Aman Allahım! Saate baktım ve daha yarım saat vardı! Hemen girdim bir pastaneye ve çay içtim, annemle konuştum. Ama zaman geçmiyor ki! En sonunda oradan da sıkıldım ve dışarı çıktım. Sırtımda çantam yürürken bizimkileri gördüm. Millet yavaş yavaş toplanmaya başlamıştı. Hazır herkes tam olarak oturmadan bir yer kaptım ve arkadaşlarımı buldum =)

Gece 12’de yola çıktık. Sen iki hafta boyunca geceleri ikilerde hatta üçlerde yat sonra gezide şoför hepimizin 12’de yatmasını istesin. Tabi olmadı öyle bir şey =) Herkeste bir ayıklık durumu sabaha kadar sürdü. Sabah 10.00’da TÜYAP Fuarı’na gezmeye başladığımızda üst katta bir yer bulup arkadaşımla 15dk uyuduk #) O uyku var ya bizim kırmızı olan enerjimizi en azından sarıya kadar yükseltti. FTM dersinde anlattığım makineleri bizzat yetkililerden dinledim. Bölümdeki hocalarımla karşılaştım. Fuar özet olarak verimli ve güzel geçmişti. İşin en çok hoşuma giden yanı yetkililer genelde İngiliz, Alman ya da ABD’liydi ve onlarla İngilizce konuşmak çok hoştu. Paslanmamışım anacım =))

Bir de dikkatimi çekti tekstil sektöründe ne kadar çok Çinli ve Hintli var yahu?! Bizim bölümün standında kimse yokken ben oradaydım ve yaklaşıp bölümümüzün adını okumakta zorluk çeken Çinlilere yardım ettim. Hafifte gülümsedim. Amaç Türk sempatikliğini yansıtmak ;) Güney Kore, Japonya derken kim bilir Çin’e de bir el atarım olmaz mı?! =))

Fuar sonrası akşamki yat partisine kadar serbest zamanımız vardı. Önce İstiklal Caddesi’ndeki otelimize yerleştik ve kendimizi direk İstiklal’e attık. Bir uçtan bir uca yürüdük. Galatasaray Lisesi’ni de gördüm, Asmalımescit’i de, Hayal Kahvesi’ni de. Yunus Günçe’nin çıktığı mekânın tam otel odamın karşısında olduğunu öğrendiğim an ise dünyalar benim olmuştu ama o beş gün sonra sahneye çıkacaktı ben ise iki gün sonra oradan ayrılacaktım. İşte bununla sevincim acıda olsa oracıkta bitti. Özet olarak İstiklal’in gezmediğim yeri kalmadı. Hatta öyle yerlerden geçtim öyle yerlerden çıktım ki bir ara Taksim Meydanı’ndaki buluşma yerimize nasıl gideceğimi bile karıştırıyor belki de geç kalıyordum. Bir yandan da boynumda GALATASARAY şalımla maçı dinliyordum. Aynı anda bir insan kaç iş yapabilir?! Ben kişisel rekorumu kırdım arkadaşlar ;)

İstiklal’de kadın hakları yürüyüşüne denk geldim hatta bir güzel destek bile verdim ve sonuna kadar onları takip ettim. Her milletten kadının geldiği, her dilden pankartların açıldığı bir yürüyüştü bu.

Ama amaçları aynıydı: Kadın Hakları!


İstiklal’e gelip de Emek Sineması’nı bulmamak olmazdı ki onu da buldum. Kimse alınmasın ve kızmasın ama o sokak nasıl bir şey olmuş öyle ya?! Resmen sokağı pislik götürüyor. Tabelası düşmek üzere, camları kırılmış ve üzerine bir sürü afiş yapıştırılmış. İşin tuhaf yanı hemen karşısındaki binanın buradaki terk edilmişliğe inat lüks bir yer olması. Emek Sineması’nı kurtarmak istiyorlar biliyorum ama nasıl yapacaklar işte bunu orayı gördükten sonra şimdilerde çok merak ediyorum.


İstanbul’da bir başka dikkatimi çeken şey ise ya da bu seferki gelişimde bu kadar dikkat ettim bilemiyorum; İstanbul’da ne kadar çok yabancı var öyle ya?! İngiliz, Alman, Fransız, İtalyan, Iraklı, İranlı, Arap, Afrikalı, Rus,… Birisi yanınıza oturuyor ve size bir şey soruyor İngilizce ya da yan masanızdakiler dilini anlamadığınız bir dilde konuşuyor. Ben de sonunda İngilizce konuşmaya başladım bazı yerlerde. Hatta bazı sokakları oradaki esnafa İngilizce sordum. Onlarda bu durumu benimsemişler belli ve bana direk İngilizce tarif ettiler. İstanbul’da yaşayan biri bana bunun nedenini açıklarsa sevinirim. Durum sadece İstiklal’de böyle değil. Büyükada’da, vapurda, Ortaköy’de…

Birkaç part halinde yazımı yayınlamaya karar verdim.
Ne siz okurken sıkılın ne de ben size bu durumu yaşatayım.
Gecenin eğlencesi ve ilk günün sonu bir sonraki yazımda ;)

31 Temmuz 2011

Ütopyam



Daha önce hiç size benim ütopyamdan bahsetmedim dimi. Demek ki artık zamanı gelmiş. O zaman yavaş yavaş anlatmaya başlayabilirim.
Bi kere benim yaşadığım dönem yanlış. Öncelikle buradan başlayalım.
Bu teknoloji, bu hızlı hayat çok güzel hatta bayılıyorum ve sonuna kadar sömürüyorum ama bazen düşünüyorum da ben bütün bu bilgilerimle farklı bir zamanda yaşamalıydım.


Aslında ben uzakdoğu sporlarını, savunma ve savaşma sanatlarını en iyi bilenlerden bizzat öğrenmeliydim. Güney Koreli General Gang Jo gibi mızrak kullanmalı, Japon samurayların ilkelerini tam olarak bilmeli ve benimsemeli, onların kılıç tekniklerini en iyi şekilde uygulamalı, okçulukta at üstünde bile iyi olmalıydım. Siz hiç Savaşçı Prenses Mulan’ı izlediniz mi? Harika bir filmdir. Klasik uzakdoğu filmi de olsa dönemin bir baş kaldırışıdır aslında Mulan. Hayatım boyunca kılıç ve ok kullanmak istemişimdir. Şöyle yayı gerip oku atmak istemişimdir. Belki bu nedenle tarihi strateji oyunlarında hep okçu sayımı fazla tutmuşumdur, kim bilir =)


Bir başka yaşama şeklim ise 17.yy Avrupa’sında oda müziği yapan bir bayan sanatçı olmak. Bu dönemi istememin sebebi hem bu dönemin klasik müziğini sevmem ve kemanımla bu parçaları çalmak istemem hem de Barok Sanatı’nın gene bu dönemde başlaması. Bundan başka sanatçılarla iç içe yeniliklere bizzat şahit olmak isterdim. Bu şekilde yaşamak beni çok mutlu ederdi. O dönemde yaşayan bir bayan olarak sözüm geçer biri olmak isterdim. O dönemin kadınları gibi ezilip evde oturan biri değil de adım sanım bilinen biri mesela. Ne kadar farklı bir dönem olurdu o zaman. Atıma biner daha binaların kurulmadığı düzlüklerde atımla beraber dörtnala koşardım. Bir başka nedenim ise bu dönemde beliren belli başlı şapların çok hoşuma gitmesi. Benim gibi bir şapka delisinin bu detayı es geçmesi olmazdı dimi =)


Gelelim yaşayacağım eve =)) Benim yaşayacağım ev Peles Şatosu gibi olmalı =) Yeşillikler içinde... Her türlü ihtiyacını ise doğadan karşılamalı. Mesela şato için gereken enerji, şatonun yanından akan akarsuya bir elektrik tribünü kurularak sağlanıyormuş.


Ayrıca 160’dan fazla odası varmış. Tam benlik. Cümbür cemaat kalırız artık =)) Bi odada parti versen diğer odalar duymaz. Zaten neler oluyorsa bu tarz evlerde oluyormuş ama o konulara girmeyelim yoksa çıkamayız =)) Ben bilgiyi veriyim siz araları doldurun ;) _Yandaki resim yemek odası. Masanın başı var sonu yok maşallah =))_



Şatoya tekrar dönersek, içi ağaç oyma süslemeler, heykeller, tablolar, kitaplar ve silahlarla doluymuş. Bu sarayı aslında Alman prensi olan I. Carol yaptırmış yani içeride ne varsa hepsi bu krala ait özel şeyler. Düşünsenize dedenizin o olduğunu. Resmen içerisi tarihi eserlerle dolu. Bayıldım ben bu hayale yaa =)) _Yandaki resim ise konser ya da müzik salonu. Artık bende burda bi konser verirdim. Nede güzel olurdu_


Diyeceksiniz bu Peles Şatosu nerde? Hemen cevap veriyor ve sizi merakta bırakmıyorum: Romanya, Sinaya’da.


İşte benim yaşamak istediğim dünya bu şekilde. Genele bakar ve hepsini bir araya getirirseniz ne kadar alakasız olduğu fark edebilirsiniz =)
Zamanların ve dönemlerin birbirini tutmadığı bir sürü şeyi aynı anda istiyorum evet =)
Ama ne diyebilirim ki bu benim dünyam ;)

23 Haziran 2011

Mimlenmişim ...7



Şu sıcak İzmir günlerinde Mim cevaplamak kadar güzel bir şey yok =)
Bütün biriktirdiklerimi sunuyorum…

Mimimizin konusu harfler ve sizin aklınıza ilk getirdiği kelimeler. Bide bu kelimelerin sizde çağrıştırdıklarını ya da ne anlama geldiğini de birkaç cümle ile yazarsak süper olurmuş =)

Peki, o zaman hadi başlayalım…

A: Aşk. Bizi biz yapan duyguların başında geliyor. Ne onsuz oluyor ne de onunla.

B: Barış. Yurtta sulh cihanda sulh. Benim için ne anlama geldiğini bu sözle çok iyi açıkladığımı düşünüyorum.

C, Ç: Can. Benim 11 senelik hayat arkadaşımın adı. Onu kaybettikten sonra geçen gün kendimi onun adını fısıldarken buldum. Onu hala çok seviyorum ve bu hiç değişmeyecek bunu bir kez daha anladım.

D: Deniz. İzmir’in kızı deniz, denizi kız, sokakları hem kız hem deniz kokar. Başka söze gerek yok ;)

E: Evlilik. Çok alakasız bir kelime aslında =) Ouvv düşündüm de şuan için bana çook uzak bir kelime. =)

F: Final. Sınavlar anlamında da hedeflerimin son noktası olarak da kullanırım. Sonunda bir yere varacağız ama burası nasıl bi yer olacak orası belirsiz işte.

G, Ğ: Güney Kore. Dizileri, filmleri, müzikleri ve herşeyiyle Güney Kore. Daha önceki yazılarımda bahsettiğim gibi gideceğim ve göreceğim bir yer orası.                                                                       

H: Hayat. Hayat Seni Seviyorum ;)                                          

I, İ,J: İzmir. Az ve öz. Her zaman her yerde İzmir’imi överim hiç çekinmem =)                   

K: Kardeş. Herkesin hayatında olması gereken kişi olarak düşünüyorum. Nasıl oluyor bilmiyorum ama insanın içindeki benciliği yok edebiliyor ya da paylaşmayı öğretebiliyor. Bu gibi birçok sebeplerden dolayı kendimi şanslı görüyorum.   

L: Lolita. Neden aklıma bu geldi şimdi bilmiyorum ama bizden geçti artık dostum =)

M: Masallar. Çocukluğumdan beri en sevdiğim tür masallar olmuştur. Tekrar tekrar okumak ve sonra onları ezberlemek en sevdiğim şeydi. Bu şekilde çocuk yaşta erken okumayı sökmüştüm. Bu yaşıma geldim ve geçenlerde MOMO kitabını aldım. Bende anıları olan ve çocukken arayıp da bulamadığım kitabı kaç sene sonra bulmak ve almak işte buna paha biçilemez =)

N: Niye? En sevmediğim soru tipi. Hiç sevmiyorum hatta nefret ediyorum. Birinin benim yanıma gelip niye diye sorması kadar sinir olduğum başka bir şey yok. Bir kere bu sorunun cevabı yok. Örnek veriyorum. Anneniz yanınıza geliyor ve yemek yer misin diye soruyor. Siz hayır diyorsunuz ve ardından gelen o soru: Niye? Şimdi ne diyeceksin bu soruya… Çünkü canım istemiyor. Ardından gelen ikinci soru canın niye istemiyor?.. Bu iş böyle uzar arkadaş. Bunun yerine Neden sorusunu kullanalım hatta kullandıralım =)

O, Ö: Ölüm. Aslında bunu düşünmeden yaşıyoruz buna bende dâhilim. Benim için bu kelime eşittir tüylerimin diken diken olması. Böyle bir etki yarattı yıllar içinde bende.

P: Para. =) olmazsa olmaz işte. Neden okuyoruz ya da çalışıyoruz? Temelde daha çok paramız olsun değil mi amaç =)

R: Riyakar. Ouvv aslında çok ağır bir kelime. Kimse kimseye dememeli ama işte etrafımızda böyle insanlar var. Yok diyenin ya etrafı yalancı ya da o kişimiz çok saf fark etmiyor. Büyük bir kazık yedikten sonra görürüm onun son halini.

S, Ş: Sevgi. Aşk biter sevgi kalır. Sevginin daha sonrasında saygıyı doğuracağına inananlardanım.

T: Tekstil. Benim ilerideki mesleğim =) 4 seneyi sağ salim atlatırsam Tekstil Mühendisi olacağım. Hadi hayırlısı. Aklıma bu kelimeden başka bir kelime gelse şaşardım =)

U, Ü: Uyum. Bir insanın hayatında bulunması en zor olan şey. Bulduğunuzu sanıp daha sonrasında yanıldığınızı anlamanız o kadar uzun sürmüyor. Nasıl oluyor bilmiyorum ama içimizdeki o arama isteği de hiç azalmıyor. İşte en güzel yanı da bu.

V: Vicdan. Hayatımın her anında bir şekilde ortaya çıkan duygu =) sınav zamanı, gece insanı uyutmayan o lanet şey olarak da tanımlayabilirim #) 

Y: Yaşlılık. Saatler günler geçtikçe yaşlandığımı hissediyorum. Şimdi diyeceksiniz ‘daha yaşın kaç yaşlanıyorsun diye söyleniyorsun’ ama daha dün 17lik hallerimi bilirdim şimdi 20li hallerime geçiş yaptım. Söylerken bile ağzıma çok dolu geliyor =) benimki böyle bir yaşlanma.

Z:  Zaman. O kadar önemli ki önemini anca işleri biriktirdiğimizde anlıyoruz. Masal kahramanım MOMO’nun bana öğrettiği en önemli şeylerden biri:  Zaman Hırsızlarınıza zamanınızı vermeyin =)

Klasik Mim bitirişim,
İsteyen mim sorularını alıp yazabilir.
Bana bildirir.
Bende okurum, yorum atarım, mutlu olurum =))

2 Nisan 2011

Hangisi Ben

* Abime göre hayatı çok yoğun ve yeri gelince de arabesk yaşıyormuşum.
* Hızlı konuşan bir kişiyim. Bunun yanında hızlı okuma yarışmalarını kazanmışlığım vardır. Bir şey anlatırken ki özellikle de heyecanlıysam bir hızlanırım ki durduramazsınız =)
* “Arabesk” kelimesini bazen söyleyemem.
* Eskiden “kahverengi” rengine “kafferengi” derdim =))
* Kışın dondurma yemeği yaza göre daha çok severim.
* Pek üşümem. Kışın askılılarla derslere gitmişliğim olmuştur. 15 Derece İzmir için üşüme sınırım.
* Keman çalmayı severim. Ayrıca en büyük isteğim buydu.
* Klasik, kore pop, R&B şu sıralar en çok dinlediğim müzik türleri.
* Cnbc-e bağımlısıyım.
* Birini sevdim mi çok severim ama baktım takıntı noktasına doğru gidiyor o zaman da kolay bırakırım.
* Sütü içmeden önce çalkalarım.
* Yazı yazmayı severim. Bu şekilde kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşünüyorum.
* Pek makyaj yapmam. Güzel bir kız olduğumu düşünüyorum. Temiz bir cilde sadece göz kalemi yeter =)
* Güney Kore kültürünü ve tarihini severim ve koreceyi de öğrenmeye başladım zaten.
* Tarihi araştırmak benim için bir hobiden de öte. İngiltere, Fransa, İspanya ve Kore tarihini çok iyi bilirim.
* Kütüphanede zaman geçirmeye bayılıyorum. Bana kalsa bütün gün orada yaşıcam =)
* Matematik ve fizik türevi dersleri seviyorum.
* Kimya ve türevleri dersleri yapabiliyorum ama sevmiyorum.
* Masa tenisi oynayamıyorum. Bu konuda babam ödüllü biri de olsa ben ona çekememişim.
* Manyak bir şekilde futbol ve basketbol maçı izlerim =))
* Totem yaparım =)
* Şapka koleksiyonum vardır.
* Durmadan ilginç atkı modelleri türetir ve tabi onları örerim =)
* MP3 ve telefonumdan vazgeçemem.
* 11 yaşında Can’ım (kuş) vardı ağustosta kaybettim. Şimdi 1,5 yaşında Naz’ım var ama kendisi erkek =)
* Hayvanları çok severim ve ayırt etmem.
* Yumuşak olan deniz ürünlerini yemem, yiyemem. Midye, ahtapot gibi…
* Kırmızı şarap, yeşil çay ve meyve çayları favorimdir.
* Yeni şeyler denemeyi severim. Yeri geldiğinde adrenalin manyağı olabiliyorum =))
* Aşırı spor yaparım.

=)))

Gidenin Ardından Sadece Sevinilir

Sevinç, hüzün, mutluluk…
Karmaşık duygular.
Neden gene böyle oldun diye sorabilirsiniz?

 
Arkadaşım Irmak ERASMUS ile en çok gitmek istediği yeri yani Çek’i kazandı. Aslında hepimiz onun kazanmasını bekliyorduk hatta hepimiz onunla aynı heyecanı taşıyorduk. İnsan beklediği bir şeyi öğrenince nasıl sevineceğini bilemiyor. Olacağını biliyorsun ama genede heyecanlanıyorsun. Önümüzdeki sene bir dönemliğine Çek’e gidecek. Artık hazırlıklar falan derken zamanın nasıl geçtiğini anlamayız. Zaten vize haftasına girdik bile. 25’inden sonra 3 hafta ders sonra finaller derken dönem bitecek ve yaz tatili. Sonra bizim Irmak uçacak Çeklere.

Her kutlama ve tebriğin içinde biraz hüzün vardır. Sevinirsin ama onu da özlersin. Her an dolu dolu geçsin istersin, gidince bir şeylerin kopmayacağına emin olmak istersin, istersin de istersin. Ahh insanoğlu sen ne bencilsin =)

Sen? diye mi soruyorsunuz?  Yok ben başvurmadım. İngilizceme ya da ortalamama güvenmediğim için değil. Benim korkum dönemimi uzatmak. Çünkü gittiğiniz zaman dersleriniz sayılmazsa ki büyük ihtimal öyle oluyor. Bizim Ege Üniversitesi pek saymıyor. Bu nedenle de döneminiz uzuyor. Sonra 2 kat harç ödüyorsunuz. Ben bunları göze alamadım. Benim amacım farklı şuan. İleride yüksek yapabilir miyim bilmiyorum ama ben öyle şeyler düşünüyorum. Şimdi bombam geliyorrr =)) Yüksek yaparsam ya Ege’de yaparım ya da Güney Kore’de. Çünkü aklımda bir kaç tane lif çeşidi var ve onların üzerinden bir şeyler yapmak istiyorum. Şimdi bunu okuyup Güney Kore ne alaka diyebilirsiniz ama onu da sonra açıklayayım olur mu??? Biraz merak ve bir sonraki yazıma da konu kalsın =))

Bakalım hepimizin sonu ne olacak?

Irmak artık oralarda:

*Behzat Ç.yi netten izlersin.
*Bize kartta at mailde. Ama maillerde resim olsun ;)
*Yakın ülkeleri gez, toz. Dönünce yediklerin senin anlatacakların bizim olsun =)
*Derslerini sakın ihmal etme.
*Gitmeden önce cesaretini topla ve bir şey yap. O yapacağın şey sonrasında, malum kişi havaalanında donup kalsın ve sen dönene kadar düşünsün =) Fazla Amerikan filmi vari gibi oldu ama  ;) Belki oda atlar uçağa gelir sonrasında. Olur mu olur =))
*Dönünce sakın anahtarlık getirme ;)
*Her gününü bloğunda yaz =)
*Sakın bira göbeği yapma kız =))) ucuz değip çoşmayalım plss #)
*Bir dönem de olsa hayat sensiz zor olacak…


İyi Yolculuklar Irmak.

28 Ekim 2010

Mimlenmişim ...2

   
Mail lerime uzun süredir bakmadığımı fark ettim ve şöyle bi girip bakıyım dedim.
Ve  oda ne???
Ortalarda bir yerde birinin bana mim yolladığını gördüm.
Silinmeden yanıtlayayım bari =))
Seviyorum böyle soruları cevaplamayı zaten =))


Hangi işleri yarım bırakırsın yada bıraktığın neler var?
Bazen ödevlerimi ya da sınavlara hazırlanmayı genelde yarım bırakırım. Cuma keman dersinden sonra eve gelip yatar ve haftasonu hiç keman çalmam =))

Yakın zamanda kaybettiğin biri var mı?
Evet var. Kuzenimi kaybettim.

En ağır bulduğun, sana dokunan bir yemek var mı?
Şu yağlı yağlı yapılan yemekleri yiyemiyorum ve tabi hazır pastalarıda. =(

Cinsellik ve aşk anlamında unutamadığın biri var mı?
Cinsellik için bir şey diyemem ama AŞK anlamında unutamadığım bir kişi var =))

Çocukken sevdiğin çizgi filmler?
Bugs Bunny =))
Çok seviyorum kendisini. Onunla beraber havuş yerdim ve konuşmasını taklit etmeye çalışırdım ;))

Blogger'a ne zaman kayıt oldun? Kim vesile oldu? Nereden duydun?
Aslında 2007 yılında Blog’umu almıştım ama içinde hep Almanca yazılarım vardı ve Almancamı geliştirmek için almıştım. Sonra o sitenin başına bir şeyler  geldi ve bütün yazılar gitti. Üzüldüm ve bir süre siteyle ilgilenmedim ama sonra içimdekiler ve yazıp yayınlama isteğim yeniden başladı. Sonuç olarak, 2009 yılında farklı bir isim, amaç ve yazılarımla “Kakaolu Profiterol” ü açtım.

Çok paran oldu neler yaparsın?
Aslında yapmak istediğim bir sürü şey var ama ilk 5 maddeyi söyleyebilirim ;)

1.       * “Jeep Cherokee Red River” alırım.
2.       * En güzelinden_param çok yaa =)_bir stüdyo daire alır ve içini döşerim.
3.       * Miami’ye gidip Ami James’i bulup ona MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün imzasını yaptırmak istiyorum.
4.       * Paris’i görmek ve gezmek istiyorum.
5.       * Güney Kore’yi karış karış gezmek istiyorum.
…
=)))

Bütün soruları cevapladım =))
Şimdide birkaç link veriyim bari ;))

Kasetçinin Dükkanı serdarsen35 

6 Temmuz 2010

C.N BLUE...Tanıtım...

"You're Beautiful" dizisinden sonra Jung Yong Hwa (정용화) ve Lee Hong Gi hayranı olmuştum."Boys Before Flowers" dizinden sonrada Kim Hyun Joong hayranı.


Jung Yong Hwa'nın grubu C.N Blue.
Lee Hong Gi'nin grubu FT Island.
Kim Hyun Joong'un grubu ise SS501.

Üyelere merakımdan müzik gruplarınıda merak ettim ve başladım araştırmaya.

İşte araştırmalarımın sonucu ve tavsiyelerim. =)))

-bu arada mümkünse bu grupları dinleyin.Koreli falan demeyin.gerçekten harika bi müzik yapıları var.fonda hip&hop, rock, pop var.genelde de gitar, keman, çello falan kullanıyorlar.bu şekilde kalbimi çaldılar sanırsam ;))) Kim Hyun Joong zaten "Boys Before Flowers" dizisinde keman çalan bi oğlanı canlandırıyodu.ordan vuruldum sanırsam ona =))) neyse başlıyoruz ;

İlk tanıtacağım grup C.N Blue


Güney Koreli bir indie rock grubu (Japonya’ya özgü).Grup Güney Koreli olmasına rağmen ilk çıkışlarını 29 Ağustos 2009'da Japonya'da yaptılar.

C.N Blue'nun açılımı: Code Name Blue.
Grup Japonca ilk mini albümü olan  "Now or Never" ile çıkışını yaptı.
Grup ilk albümü "Bluetory" için dört treaser yayımladı. Her videonun başında, sırayla ocağın 6'sı, 8'i, 11'i ve 13'ünde Jonghyun, Minhyuk, Jungshin ve en son da Yonghwa çıktı.Ocağın 12'sinde "I'm a Loner" adındaki klipleri yayınlandı.


Japonya’daki Kariyerleri

2009 yılı Haziran ayı civarında sokak gösterileri yapmaya ve Japonya'daki bazı gece kulüplerinde konser vermeye başladılar.19 Ağustos 2009 yılında Japonya'daki bir indie grup olarak tamamı ingilizce olan ilk resmi mini albümleri "Now or Never"ı yaptılar.2009 yılında Kasımın 25’inde "Voice" adındaki ikinci mini albümlerini Japonya’da yayınladılar.Diğer tüm şarkıları ingilizce iken bu albümdeki çıkış parçaları Japoncaydı.

Grubun “ThankU” ismindeki ilk albümlerinin çıkışının kutlamalarında 20 marttaki tek kişilik canlı performanslarının bulunacağı resmi blog sitesi şubatın 1'inde ilan edildi.Onların ilk Japonca albümleri "The Way" 23 haziranda çıkmak üzere hazırlandı. Bu albüm üç şarkı içerecek.



Kore’deki Kariyerleri

C.N. Blue’nin Güney Kore’de 14 Ocak 2010’da yapacağı ilk resmi albümleri olacak olan “Bluetory” ile ocak ayında çıkış yaptılar.Ayrıca grubun her üyesinin farklı günlerde tanıtılacağı tanıtım videosu da yayınlandı.Ocağın yedisinde (Kore’deki zamana göre) kliplerinin kısa tanıtım videosu daha önce belirtilen üye Lee Jong Hyun’un yüzüyle grubun yeni şarkısı “I'm a Loner” grubun resmi sitelerinde yayınlandı. Baterist Kang Minhyuk’un tanıtım videosu ocağın 8’inde yayınlandı.Ocağın 11’i ve 13’ünde ise Jungshin ve Yonghwa için tanıtım videosu yayınladı.

Resmi olarak çıkışışlarından önceki gün, büyük bir hayran kitlesine hitaben ilk konserlerini yaptılar.Ocağın 14’ünde ilk mini albümleri yayınlandı ve “Mnet ” popüler müzik listelerinde bir numara oldu ve “Hanteo” listelerinde de ikinci sıraya yerleşti.


Albümleri:

Japonya

Thanku
1. TBA

Now or Never
1. Now or Never
2. Let's Go Crazy
3. Love Revolution
4. Just Please
5. Teardrops in the Rain

Voice
1. Voice
2. Wanna Be Like U
3. Never too Late
4. Y, Why...
5. One of a Kind

Kore

Bluetory
1. I'm a Loner
2. Love Revolution
3. Y, Why...
4. Now or Never
5. I Will...Forget You...

bu kısa birazda resmi bilgiden sonra sıra geldi üyelere.

ilk önce benim favorim olan

Jung Yong Hwa

Doğum günü: 22 Haziran 1989
Gruptaki yeri: Lider, vokalist, gitarist, rapper
Hobileri: Müzik değerlendirmesi yapmak
Özelliği: Klarnet, ağızla müzik yapmak.
Çekiciliği: Yan dişleri -bunu bi yerden buldum ama gülüşüne bakınca hak verdim ;))-

*Ekim 2009'da populer dizi You're Beautiful'da Kang Shin Woo rolünde oynamıştır.
Mest olmuştum dizide ona ya =)))



Lee Jong Hyun (이종현)

Doğum günü: 15 Mayıs 1990
Gruptaki yeri: Gitarist, vokalist
Hobileri: Müzik değerlendirmesi yapmak, egzersiz yapmak.
Özelliği: Judo
Çekiciliği: Şık gülümsemesi. -gülmekten gidiyoruz hadi bakalım hayırlısı =)) şahsen benim gibi çok gülen biri için önemli bişey bu ama Neyse ;))-

*Grubun lideri eskiden Jong Hyun'du. Liderliğini Kore'de çıkış yaptıktan sonra Yong Hwa'ya vermiştir.
biraz popüleritesini kullanmışlar bence ama iyide olmuş.böylece daha çok tanındılar.


Kang Min Hyuk (강민혁)

Doğum günü: 28 Haziran 1991
Gruptaki yeri: Baterist
Hobileri: Futbol, basketbol
Özelliği: Flüt çalmak.
Çekiciliği: Gülen gözleri -bunada gülmeyi soktum yaa =D =D-


*benimle yaşıtmış.biraz arkada kalsada kendisini başarılı buluyoruz =)





Lee Jung Shin (이정신)

Doğum günü:15 Eylül 1991
Gruptaki yeri: Bassist, Rapper
Hobileri: Müzik değerlendirmesi yapmak
Özellikleri: Basgitarist, rep.
Çekiciliği: Gözleri -bu konuda bişey diyemicem.yüksek oranda bu sonuç çıktığı için yazdım =))-


*Lee Jung Shin de benimle yaşıt.vay bee biz burda okuyoruz adam kıtalar arası meşhur oluyo.benimde içim bi fena oluyo.



Şimdide şarkılara gelelim.
*sadece favorim olanları yazmayı düşündüm =)*


İlk şarkımız: Let's Go Crazy
şarkının başı "Let's go crazy-Let's go crazy-Let's go crazy" diyerek başlıyo.rock ve birazda pop var.hareketli bir şarkı.en azından bu şarkıyı dinlediğim zaman enerjim yerime geliyo.hareketleniyorum falan.sanırsam biraz bağımlılık yaptı =))

koreliler ama harika ing.şarkı söylüyorlar.

"사랑 빛 (Love Light)" diğer bir şarkı.bunun sözleri aslında korece ama o kadar hafif ve yavaş bir şarkı girişi varki resmen mest olabilirsiniz.ardındanda rep yeri geliyo ama öyle isyankar bi rep değil.yavaş söylenen sözler.arada bi kaç ing cümlelerde var.bu olay zaten kore şarkılarında hep oluyo.yani doğal bi durum.ben en çok bu şarkının "geuh deh neun darling" ve "geuh del reul sarang heyo darling" sözlerini seviyorum.ardından şarkının ritmi gene düşüyo ve slow bi şekilde söylenmeye başlanıyo.



"그럴 겁니다... 잊을 겁니다... / I will... forget you" da slow bir parça.şarkı yağmurun sesiyle başlıyo ve solistimizin "geureol geomnida ijeul geomnida oneulbuteo nan"demesiyle devam ediyo.ben bu girişi çok seviyorum.resmen gözlerini kapat ve dinle durumu.eğer sevgilinizden yeni ayrıldıysanız "dinlemeyin" derim.


Gelelim yeni şarkıları olan "I'm Loner (외톨이야)" a. geçen gün klibinide indirdim.o kadar sevdim yani =) paso MP3 ümde de dinliyorum zaten."oetoriya oetoriya oetoriya oetoriya"-I'm a loner- diyerek başlıyo şarkı.sonra giriş müziği ve direk sözlere dalış tam ve yerinde bi yorum olucak herhalde.hemen sonrasında ise rep geliyo ve benim sevdiğim yer olan fonda "Ohh" sesi ile nakarata başlıyoruz.koreceyi az çok öğrendim diyorum ya,bu şarkıda bunu kesin anladım.ilk dinleyişte ezberledim şarkıyı.bu şarkının nakaratındaki "oetoriya oetoriya daridiridara du" yerine bayılıyorum.böyle ellerimi kaldırıp kafamı sallayarak söylemek çok hoşuma gidiyo =))) ayrıca şu sözleri yazmazsam olmaz:

"sad sad sad sad sad sad sad tonight <>
Oh no no no no no body knows << mam molla>>
one two three four five six seven night <>
seumyeo nareul dallaego isseo"
nakaratın devamı =))

şarkıyı indirin.burayı ezberleyin.ne demek istediğimi anlıcaksınız =))


"Love" bizim bir diğer şarkımız.bu şarkının girişinde;

"Yeah
C.N. to the Blue
To the sky high
Get ‘em high
Yes we ready to go"  diyerek başlıyo ve devamı korece olarak devam ediyo.demin bahsettiğim gibi ardından da bi kaç ing cümle var.şarkının sonlarında sert bi rock esintisinde sözler söyleniyo ardındanda gene nakarat giriyo.bu şarkıyla geçen hafta ödül aldılar.alınmayacak gibi de değil zaten ;)) nakaratına gelince;


"Tell me Why why why 너만 원하고 있잖아
No Bye bye bye 그런 슬픈 말은 하지마
I can try try try 다시 돌아온다면
You know I want get get get your love

Love Love Love Everybody
Clap Clap Clap I want you back to me
꿈에서라도 니 손을 잡던
그 때로 돌아가고 싶은데

Love Love Love Everybody
Clap Clap Clap I want you back to me
꿈에서라도 돌아온다면
세상을 다 가진 것 같을텐데"
ben bu nakaratta en çok "Why why why" deme yerlerine bitiyorum.şu sıralar Arirang Kanalında sık sık bu şarkının klibini yayınlıyorlar.denk gelirseniz izleyin derim =))


"Love Revolution"...hızlı bi girişi olan şarkı.direk sözlerle başlıyo.şarkının girişindeki "nae yeope nuul ttae nae gyeote jamdeul ttae" derkenki seslerini değiştirmeleri çok tatlı olmuş =) sonra "Stop!"deyip direk nakarata giriyorlar.nakarata ise hayran kaldım.sözlerini anlamasanız bile müziğine hayran olabilirsiniz.ama ben sizin için nakaratı yazıcam:


"I want a you in my life (naui sarang neoege)
nae sarmui sanso gateun neo (modeun geol bachilge)
I want a you in my life (neoege hanaui baraem)
maeil neowa hamkke sumswigo pa (hangsang useojullae)
himdeul ttae bitamincheoreom sangkeumhae
apeul ttaen eomma pum gateun
You in my life (neol kkok anajulge)
yeongwonhi neoman saranghae Forever" -burdan şarkının içeriğini aşağı yukarı anlayabilirsiniz =))-

bundan sonra şarkının temposu daha da yükseliyo ve siz daha çok şarkının içine giriyorsunuz.ben bu şarkıyı dinlerken zıplayıp tepinmek istiyorum. =)))

şarkının sonunda 4lük bir söz yeri var ve sonra yeniden nakarat ama nakarata girerken fonda hala şu parantez içindeki sözler söylenmeye devam ediyo.*dinlenmeli!!




"Now Or Never" diğer şarkılarından biraz daha farklı olarak daha sert bi rock şarkısı.sözleri daha isyankar söylüyorlar ve nakarata girerkende sesleri yükseliyo ve dinleyeni hazırlıyo.şarkının bir nakaratında ing cümle var bide 2.girişte.ortalarına doğru solo yerler ve sadece müzik soloları yer alırken sona doğru bir anda kesilip sözler yavaşça söyleniyo.sonra yeniden ritim yükseliyo ve şarkı son aşamasına geliyo.


"Voice" hareketli diyemem ama sakin bi girişi var.sonrasında gerçekten hareketleniyo işte.rock altyapılı bi şarkı.genede sakin bi girişi var.ardından şarkının ritmi yükseliyo ve nakarat başlıyo.bu şarkının sadece Japonca sözlerini bulabildim ama korecesi daha güzel =)) şarkıyı dinlerken benim aklıma çocukluğum ve lisede yaptığımız çılgınlıklar geliyo =)) -gözümün önünde canlanıyo- ondan bu şarkyı pek bi seviyorum.ıumut verici sözleri var =)

sona doğru hafif bi söyleyiş ve sonra hızlı müzik...


şimdilik bu kadar favori parçamı yazdım.yeni yeni tanıdığım bi grup olmalarına karşın onları fazlasıyla sevdim diyebilirim.Amerikalı gruplardan başımı Koreli gruplara çevirdim artık =))



11 Nisan 2010

Cevaplar, Duygular ve Karmaşalar İçinde

Nedendir bilmiyorum ama bu aralar bi Barış Manço dinleme isteği içindeyim. Çocukken kasetlerini alırdım ve ailedeki herkes sıkılıp hatta bıkana kadar dinlerdim. Onlar sıkılınca da sesini kısar öyle dinlemeye devam ederdim. Öldüğünde ise çok üzülmüştüm bi kaç gün ağlamıştım. Hele cenaze törenini televizyonun başına geçip, hiç ayrılmadan izlediğimi hatırlıyorum. Bütün kasetlerini almıştım ve anaokulunda zorla herkese dinletmiştim. Üzüntümü herkesle paylaşmıştım. Bizim jenerasyon da Barış Manço’nun yeri ayrıdır hem de apayrı. Onu canlı görmüş, konserlerine gitmiş, o saf çocuk halimizle TRT’deki programını izlemiş, Japonya,  Kore ve dünyanın her yerine gidip ortadaki insanlarla anlaşmasını, bir şekilde iletişim kurabilmesini izleyip hayran olmuştuk. Aklıma gelip gelmeyen her yere gitmişti Barış Manço. “Nane limon kabuğu” şarkısıyla ben kendimi iyileştirmeye çalışmıştım çocukken =)) Şarkının sözleri hala aklıma gelir hazırlarken. Hafif bi tebessüm oluşur yüzümde sonra da biraz hüzün. Bu aralar işte gene bu duygular içindeyim. Netten indirdim Barış Abi’nin bütün şarkılarını ve hemen MP3'üme attım. Durmadan dinliyorum. Eskide gelmiyor dinlerken. Bazı sözleri ne kadar Anadolu insanını anlatırken, bazı sözleri o kadar alaylı, imalı birazda düşündürücüydü. Çocukken çok fazla fark etmediğim ayrıntıları şimdilerden yeniden dinlerken fark ettim.


Bugün sınava girmiş olan arkadaşlara da “Geçmiş Olsun” demek istiyorum. İşin başını bitirdiniz. Kaldı diğer yarısı. Bu yeni sınav sistemi bakalım nasıl sonuçlar getirecek? Deneme tahtası jenerasyonu olarak sizin ne hissettiğinizi anlıyorum. “Bugün yarın bu da değişir biz girdiğimizle kalırız.” diyorsanız evet, doğru diyorsunuz. Bu yolda bunu en iyi şekilde geçmek zorundayız ki “Lanet olsun!” diyorum. Evet, yanlış bir sistem ama sistemin değişmesi demek Türkiye için başka bi sınav sistemi demek. Yani sınavlar hayatımız boyunca olacak ve eksilmeyecek. Her sınava girdiğimde aynı heyecanla gidiyorum ve bu heyecanı hiç sevmiyorum. Hayatımız boyunca devam edecek bu heyecana alışmaya çalışalım ya da alıştıysanız sizi en içten şekilde tebrik etmek istiyorum. Napolyon'un, “Sınava girmektense, savaşa girmeyi tercih ederim.” demesini annem her sınav öncesi bana söyler =))) Yani durum yıllar boyu böyle gelmiş ve böyle devam edecek. Ancak aramızdan biri o koltuğa oturup da en iyi yolu bulup değiştirirse o başka işte =)))


1 haftada tam 2 dizi indirdim ve hemen CD ye çektim ve kenara koydum şimdi sırada 3 dizi ve 2 film var ama bu dizilerden birinin yarısını indirdim bile =))) “Ne dizisi?” diyeceksiniz hemen. Söylüyorum Güney Kore Dizisi. Bu dizileri çok seviyorum ya ;) 16 bölümlük kısa diziler. Az ve öz oluyo ama güzel oluyorlar. Duygusalları (Duygusal değil dram desem daha doğru olur.) gerçekten duygusal, maceraları gerçek macera.

Her türlüsünü indirip, izlerim. Hatta TRT 1'dekileri bile kaydettim. Başka bi deyişle; arşivledim. Koreceyi sökmeye başladım demiştim ya, onu da ilerlettim. Şu İngilizce olmasa neler neler yapıcam da, ahh şu ingilizce aklımı karıştırıyo. Benim gibi Kore Dizilerini seven insanları bulmak çok zor. İnsanlar bize normal değilmişiz gibi bakıyor. Sonuçta ben İtalyan dizisi de izliyorum, Amerikan dizisi de. “Evrensel olun kardeşim!” diyorum o şekilde tepki verenlere.

Her konuda biraz fikrim vardır mesela benim ve tabi her soruya da verecek cevabım =))

Yaşamadığım dönemi de bilirim, yaşayacağım dönemi de araştırırım. Şimdiyi ise yalar yutarım. Kimse bilmez neler bildiğimi. Anlatmam zaten. “Ne gereği” var der yürür giderim. 4 duvar arasında yaşayan insanları sevmiyorum. O duvarlarının içinde çarpıp çarpıp yaşıyorlar. Bi yerden sonra gene aynı şeyleri görüyorlar ve hayat ne kadar sıkıcı demeye başlıyorlar. Bu onların suçu biraz. Artık internetin ilerlemesi ile beraber o kadar çabuk ulaşabiliyorsunuz ki istediklerinize. Ama bunu kullanmayı bilmeyenlere kızıyorum. Zamanım yok demeyin, yapmaya çalışın biraz.

Bu hafta sonu 2 tişört diktim. Daha mesleğime 1 sene var ama olsun, şimdiden elimi alıştırmaya başladım ;) Geçen sınavla bu sınav arasında örgüyü halletmiştim şimdide dikmeyi =)) Bakalım bi sonraki sınavla final arasında neyi öğrencem =)))

Herkese bol çalışmalı, programlı ve başarılı bi dönem diliyorum.

15 Şubat 2010

Neler Neler

Yarı dönem tatilim boyunca evde o kadar çok zaman geçirdim ki sonunda yeni uğraşlar buldum =))

Mesela bunlardan birisi yemek yapmak oldu. Paso kendimi bu işe adadım diyebilirim. Gündüzleri Kore dizileri izleyip (Bu da ayrı bir bağımlılık) öğlen gibi yemek yapmak ya da kek kurabiye sonra gene Kore dizisi ve akşama doğru örgü örme derken koptum gittim resmen tatilde ya #)

Bugün zaten dersler yeniden başladı. Herkese geçmiş olsun!

İlk günden resmen öldüm. Niye bu kadar çok yorulduğumu bilmiyorum. Gelir gelmez hemen cuma gününe sınav koymuşlar. Şoklar içerisine girdim. Bi bismillah diyemedik resmen ama ikinci dönem birinci dönemden daha çok çalışmalıyım onu anladım yoksa sınırda kalıp Final sınavına girmek zorunda kalıcam =) Bunu da hiç istemiyorum. Sıkar beni resmen böyle durumlar. Amaann neyse ne.

İçimden geldi size bi bisküvi, bi de kek tarifi veresim geldi. Bu kadar denemelerden sonra kendi adımla sunuyorum.
Zehirli Sarmaşık'ın özel 2 tarifi;

Bisküvi Tarifi,
1 bardak toz şeker
125gr(bir paketin uçtan uca yarısı) ya da bir paket sana hamurişi
4,5 - 5 bardak un
4 paket vanilin
1 yumurta

Malzemeleri toplu halde karıştırıyoruz.merdaneyle açıyoruz. Ardından şekil verip tepsiye dizin. Mümkünse çok ince açmaya çalışın. O zaman çok güzel oluyo ve kıtır kıtır yeniyo. Çayın yanında tavsiye ederim. Bu malzemelerden 2 tepsi çıkabiliyor ;)
Son olarak da önceden ısıttığınız fırına atın. Benim fırınım kuvvetli olduğu için 150derecede 20-25dk pişirmeniz yeterliydi. Beyaz kalması gerekiyo yani koyulaşmadan alın ;)


Kek Tarifi,
3 yumurta
1 su bardağı süt
1 su bardağı çiçek yağı
1,5 su bardağı şeker
3,5 su bardağı un
1 paket kabartma tozu

Önce un, şeker, çiçek yağı, yumurta ve sütü bu sırayla karıştırın. En son kabartma tozunu ekleyin. İsteğe göre içine kakao, portakal kabuğu ya da limon kabuğu rendesi koyabilirsiniz. Benim tavsiyem limon kabuğu rendesi koyarsanız o limonun suyunu da sıkıp ekleyin. Güzel oluyor ;) Ardından keki kalıbına boşaltın ve fırına atın. Süslemesi size kalmış. Üzüm, ceviz, fındık falan süslemede kullanılabilir. Fırın önceden ısıtılmış olmasın çünkü o zaman kabarmaz. Bu benden size tüyo ;) 180derecede 25-30 dk pişirmeniz yeterli olacaktır.

AFİYET OLSUUNNN =)))