26 Nisan 2012

Ufak Kaçamaklar: İstanbul


Araya vizeler, yollar, dağlar girdi derken ben iki günlük bir kaçamak yapıp bölümdeki topluluğumuzla beraber İstanbul’a gittim. Amacımız hem gezi hem de TÜYAP’daki fuara gitmekti.

Cuma vizelerimizin bitmesiyle beraber cumartesi gece yola çıkıp gitmeye karar verdik. Sabahına da annemler yazlığa gitti. Bu konuyu da kısaca anlatmam gerekirse bizim yazlığı yaparken evin içini yeşile boyamışlar. Öyle çim yeşili kadar koyu bir yeşil değil ama gene de yeşil yani. Yazlık yerde hiç sevmem zaten bu tarz renkleri. Hemen ailece karar alıp açık bir renge boyamaya karar verdik. Boya alırken birkaç sorunla karşılaşsak da sonunda boyamızı aldık. Bu kısa özetten sonra konuya dönersem işte annemler sabahtan yazlığa gitti ve bende evde yalnız kaldım. Cumadan bavulumu hazırladığım için (bavul dediğime bakmayın bir sırt çantası. Valla beni alan yaşadı. Az eşyayla yola çıkabiliyorum. Sık sık bir yerlere gide gele bavul hazırlamayı da neler alınması gerektiğini de öğrenmiş oldum =)) cumartesi günüm biraz boş geçti. Bir gün öncede babamla İzmir Kitap Fuarı’na gitmiştim. Off ne güzel gündü ama o gün ;) Babamla bir sürü kitap aldık hatta bu sefer o benden daha çok aldı. Sonra Kordon’a gittik. Deniz havasını içimze doyasıya çektik, oturduk, konuştuk derken GS Store’a uğrayıp Galatasarayım için yeni şal aldım ;) Oradan ayrılıp Matematik ve Kimya öğretmenlerimin çalıştığı dershaneye uğradık. Bir çaylarını içip konuştuktan sonra evimize geldik. Bütün bunlar beş saatte oldu =) Eve geldiğimde artık bitmiş haldeydim. Bu nedenle cumartesi gününü geceye kadar dinlenerek geçirdim.

Evi topladım, etrafı düzenledim, çöpü attım, makinedekileri yıkadım, askıdakileri topladım derken evi derli toplu bırakıp çıktım. Evden çıkarken Naz’a veda edip çıkmak biraz tuhaf oldu. Alışmışım annemlerin beni geçirmesine böyle evde kimse olmayınca bir tuhaf oldum. Gecenin 11’inde sırtımda bir sırt çantasıyla apartmandan çıkınca sanki evden kaçıyormuşum gibi bir durum oluştu tabi benim için. Yoksa millete ne. Neyse ben durağa geldim, dolmuş bekliyorum. Benim düşünceme göre gece olduğu için dolmuş ve otobüsler geç gelir bu nedenle erken çıkmalıyım şeklindeydi ama düşündüğüm gibi olmadı ve dolmuş 10dk’ya önümdeydi. Hadi dedim yol sıkışıktır erken gitmem. Ama yolda sıkışık değildi ve ben 10dk da otobüsün kalkacağı yerdeydim. Aman Allahım! Saate baktım ve daha yarım saat vardı! Hemen girdim bir pastaneye ve çay içtim, annemle konuştum. Ama zaman geçmiyor ki! En sonunda oradan da sıkıldım ve dışarı çıktım. Sırtımda çantam yürürken bizimkileri gördüm. Millet yavaş yavaş toplanmaya başlamıştı. Hazır herkes tam olarak oturmadan bir yer kaptım ve arkadaşlarımı buldum =)

Gece 12’de yola çıktık. Sen iki hafta boyunca geceleri ikilerde hatta üçlerde yat sonra gezide şoför hepimizin 12’de yatmasını istesin. Tabi olmadı öyle bir şey =) Herkeste bir ayıklık durumu sabaha kadar sürdü. Sabah 10.00’da TÜYAP Fuarı’na gezmeye başladığımızda üst katta bir yer bulup arkadaşımla 15dk uyuduk #) O uyku var ya bizim kırmızı olan enerjimizi en azından sarıya kadar yükseltti. FTM dersinde anlattığım makineleri bizzat yetkililerden dinledim. Bölümdeki hocalarımla karşılaştım. Fuar özet olarak verimli ve güzel geçmişti. İşin en çok hoşuma giden yanı yetkililer genelde İngiliz, Alman ya da ABD’liydi ve onlarla İngilizce konuşmak çok hoştu. Paslanmamışım anacım =))

Bir de dikkatimi çekti tekstil sektöründe ne kadar çok Çinli ve Hintli var yahu?! Bizim bölümün standında kimse yokken ben oradaydım ve yaklaşıp bölümümüzün adını okumakta zorluk çeken Çinlilere yardım ettim. Hafifte gülümsedim. Amaç Türk sempatikliğini yansıtmak ;) Güney Kore, Japonya derken kim bilir Çin’e de bir el atarım olmaz mı?! =))

Fuar sonrası akşamki yat partisine kadar serbest zamanımız vardı. Önce İstiklal Caddesi’ndeki otelimize yerleştik ve kendimizi direk İstiklal’e attık. Bir uçtan bir uca yürüdük. Galatasaray Lisesi’ni de gördüm, Asmalımescit’i de, Hayal Kahvesi’ni de. Yunus Günçe’nin çıktığı mekânın tam otel odamın karşısında olduğunu öğrendiğim an ise dünyalar benim olmuştu ama o beş gün sonra sahneye çıkacaktı ben ise iki gün sonra oradan ayrılacaktım. İşte bununla sevincim acıda olsa oracıkta bitti. Özet olarak İstiklal’in gezmediğim yeri kalmadı. Hatta öyle yerlerden geçtim öyle yerlerden çıktım ki bir ara Taksim Meydanı’ndaki buluşma yerimize nasıl gideceğimi bile karıştırıyor belki de geç kalıyordum. Bir yandan da boynumda GALATASARAY şalımla maçı dinliyordum. Aynı anda bir insan kaç iş yapabilir?! Ben kişisel rekorumu kırdım arkadaşlar ;)

İstiklal’de kadın hakları yürüyüşüne denk geldim hatta bir güzel destek bile verdim ve sonuna kadar onları takip ettim. Her milletten kadının geldiği, her dilden pankartların açıldığı bir yürüyüştü bu.

Ama amaçları aynıydı: Kadın Hakları!


İstiklal’e gelip de Emek Sineması’nı bulmamak olmazdı ki onu da buldum. Kimse alınmasın ve kızmasın ama o sokak nasıl bir şey olmuş öyle ya?! Resmen sokağı pislik götürüyor. Tabelası düşmek üzere, camları kırılmış ve üzerine bir sürü afiş yapıştırılmış. İşin tuhaf yanı hemen karşısındaki binanın buradaki terk edilmişliğe inat lüks bir yer olması. Emek Sineması’nı kurtarmak istiyorlar biliyorum ama nasıl yapacaklar işte bunu orayı gördükten sonra şimdilerde çok merak ediyorum.


İstanbul’da bir başka dikkatimi çeken şey ise ya da bu seferki gelişimde bu kadar dikkat ettim bilemiyorum; İstanbul’da ne kadar çok yabancı var öyle ya?! İngiliz, Alman, Fransız, İtalyan, Iraklı, İranlı, Arap, Afrikalı, Rus,… Birisi yanınıza oturuyor ve size bir şey soruyor İngilizce ya da yan masanızdakiler dilini anlamadığınız bir dilde konuşuyor. Ben de sonunda İngilizce konuşmaya başladım bazı yerlerde. Hatta bazı sokakları oradaki esnafa İngilizce sordum. Onlarda bu durumu benimsemişler belli ve bana direk İngilizce tarif ettiler. İstanbul’da yaşayan biri bana bunun nedenini açıklarsa sevinirim. Durum sadece İstiklal’de böyle değil. Büyükada’da, vapurda, Ortaköy’de…

Birkaç part halinde yazımı yayınlamaya karar verdim.
Ne siz okurken sıkılın ne de ben size bu durumu yaşatayım.
Gecenin eğlencesi ve ilk günün sonu bir sonraki yazımda ;)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İçinden geldiği gibi yorum yap ;)