30 Haziran 2013

Bir Bakmışım Büyümüşüm


Durup dururken sabahın 06:30 unda efkarlanmak hep Bay D.’nin sorularıyla oluyor. Ya geceden mesaj atmış oluyor ben, sabah okuyup güne düşünerek başlıyorum ya da tam içim geçip uyumama ramak kala soruyor ve düşünmelerim başlıyor.

Allahım, bu adamı bana sırf bu amaç için mi yolladın diye düşünmüyor değilim açıkçası?!
Bana bir işaret yollamalısın.
Hayatıma yön vermemin sinyali Bay D. ise onu benden uzaklaştır bence.
Böyle dolaylı mesajlar bana göre değil çünkü ;)

*Arada konuşuruz biz. Çaktırmayın yeter.

“Evlilik hayalleri kurmak mı?”
Evet, böyle sordu Bay D.!

Kurmuş muymuşum, hayır kurmadım. Sevgililerimin soyadını kendi ismimle bir bile yazmadım, söylemedim, yakıştırmadım. Nasıl bir düğün olsun ya da kimler davet edilmeli veya nasıl bir gelinlik seçilmeli düşünmedim. Evlilik her zaman bana uzaktı.

“Kaç yaşında evlenmeyi düşünüyormuşum?”
Bak onu da bilmiyorum!
Planlı mı gitmeli bu konularda yoksa stratejilerle aşık ettiğimiz ve sonra aşık olanın asıl biz olduğumuz ilişkimizde, bu durumu anlayıp sonrada şaşırıp, plansızlığı mı seçmeli?

Böyle diye diye üniversiteyi de bitiriyorum nabeerrr hohoo =)) Şaka gibi ya, son senemi okucam artık. Hazırlığı okumayan arkadaşlarım mezun oldular hatta Facebook’da fotoğraflarını bile paylaştılar. Elimde kariyer, ulaşılması gereken hedefler ve sevdiğim adam var ama bir özel hayat planım yok! Ne zaman özel hayatımı düşünmez oldum ben acaba?! Stajdan beri mi yoksa bahar dönemiyle beraber mi? Her gün ben ben ve gene ben modun da yaşayıp enerjimi işime aktarıyorum. Ee haliyle özel hayat kalmıyor! Anlaşıldı benim mezun olmadan önce adamakıllı hayatımı bir düzene sokmam lazım.

Staj demişken 4 haftalık zorunlu sanayi stajımdayım. Bölüm kapandı. Bense hemen pazartesi işe başladım. İzmirin sıcakları bastırmadan bitsin bu iş dedim ve iyi ki böyle demişim çünkü 2 haftam bitti bile ve İzmir yanıyor! Her gün sabah erkenden kalkıyor, servise biniyor ve işe gidiyorum. 08:00’de iş başı derken koşuşturmaca başlıyor. İşimi sevdiğimi anladım. Akşam 18:15’e kadar işteyim ve mesai olursa 20:00. Ama inanır mısınız (İlk hafta tam saatleri oturtamadığım için çok zorlansam da artık oturttum) o kadar saat ayakta koşturmama, yürümeme, fabrika içinde turlamama rağmen yorgunda olsam mutsuz değilim. Özellikle de iş yerindeki birkaç tanıştığım çalışan var ki onlarla günler çok eğlenceli geçiyor. İşin mutfağından başlayıp ofise doğru yol aldım.

Bunların yanında size diğer haberimi de vereyim. Belki bu haberle beni bağışlarsınız (Malumunuz kaç gündür yazmıyordum.). Vizem çıkarsa Ağustosta ALMANYA’ya gidiyorum hohoo =)) Umarım çıkar! Pazartesinden itibaren mutlu haberi beklicem. Neden gidiyorsun diye soranlara cevabım “Keyfi” olacak. Gerçekten zevkine gidiyorum. Birazda annemlerin hediyesi olabilir ;) Malumunuz gelirim yok (Öğrenciyiz biz!) ve sponsorum annem.

Frankfurt’a gidicem ve oradan Mainz derken kafamı dinlicem, bisiklet kiralayıp şehri gezicem. Metroya binip çıkardığım yol güzergâhlarında mola verip farklı tatlar denicem. Bol bol fotoğraf çekicem ve bir Alfred bulup dönücem hahaa :D Böyle bir son cümle beklemiyordunuz dimiiii hehee =)) Aslında tam bir gezi güncesi oluşturmak gibi bir amacım var. Laptopumu alsam mı almasam mı bilemiyorum. Alsam size an ve an olayları yazardım.

Alayım mı almayayım mı bana yorum olarak veya mail ile fark etmez belirtirseniz sevinirim ;)
xoxo

Eskide Mi Kalır?

Eskiden her üzüntünde ve sevincinde aklına gelen o insan, hayatından çıktıktan sonra nasılsa aklınıza bir zaman sonra gelmez oluyor.

Özlüyorsun, son kez deyip her şeyi bir daha beraber yapıyorsun ve sonra
PUF!
Gerçek oluyor yani o kişi hayatından çıkıyor.

Hayat onun bakışları, şiirleri, hayalleri, sözleri olmadan da akıyor akabiliyor.

Acıya mı yoksa özleme mi alışıyoruz anlayamadan ona da ayak uyduruyoruz.

Biri sonra bir başkası derken kimler geliyor kimler geçiyor ama bazı kişiler unutulmuyor.

Kavgalarını, tartışmalarınızı, sabahlamalarınızı, sabaha beraber uyanmayı, yatakta yapılan sabah gıdıklamalarını ve gülüşmelerini arıyor insan…

6 Haziran 2013

Direniş!

 
Başlığa “Gezi Parkı Direnişi” diyecektim ama bu direniş artık her yerde devam ediyor. Sokaklar da, meydanlarda, İzmir’de, Adana’da, Ankara’da, İstanbul’da ve yurdumun dört bir tarafında. Sınırlarını aştı hatta yurtdışından bile duyuldu isteklerimiz, sesimiz.

Aslında tam merkezinde olup destek vermek gerekirdi ama gidemedik. İzmir’den katıldık. Kendi gözlerimle gördüm biber gazına maruz kalmış gençlerin kollarının ve bacaklarının kızardığını, maskelerin çokta işe yaramadığını, gözlerinin yaşlarla dolu olduğunu, tek bir limonun kaç kişi arasında paylaşıldığını ve bütün bu olayların ortasında centilmenliği ellerinden bırakmayan erkeklerin olduğunu.

Her akşamda direnişe evlerden katılıyoruz. Saat 21:00 olunca Tüm Türkiye olarak ayaklanıyor, tencerelerimizle, tavalarımızla onlar yoksa alkışlarımızla ve sesimizle, sloganlarımızla destek çıkıyoruz.

#heryertaksimheryerdirenis artık tarihe geçmiş bir söz, bir slogan!
Çapulcuda olduk Ayyaşta.
Bölücü, Ateist, Sapık, Azınlık…
Ne istersiniz başka? Ne olalım? Anket düzenleyelim mi?

En güzeli ne biliyor musunuz?! Hangi partiye oy verdiğinin, hangi takımı tuttuğunun, hangi semtte oturduğunun, hangi siyasi görüşü benimsediğin, ne giydiğin, ne yediğin, ne de yaşadığın hayat standartlarının önemi var burada. Herkes eşit, herkes aynı amaç için toplanmış.

İnsanlar sonunda isyan etti. Kimisi kısıtlanan özgürlükler için, kimisi yıllardır başımızda olan yönetimden sıkıldığı AKP için, kimisi doğa için, kimisi aşk için, kimisi RTE’nin patavatsız, politikadan anlamayan, seviyesiz, kabadayı konuşmalarına kızdığı için, sanat için, çiçekler için, böcekler için, çocuğu için, torunu için, kendi için, eşi için, sevgilisi için, hayvanı için, hayvanlar için, barış için, polisin sert ve kontrolsüz saldırgan müdahalelerine kızdığı için, her gün şehit olan askerlerimiz için, askerlerimize ve ordumuza açılan davalar için, nedeni belli olmayan ve sonucunun önceden alındığını düşündüğü davalar için, kararlar için, yıllarca sanki bu ülkeye ihanet etmiş gibi cezalar alan sanatçılarımız için, ihanet edenlerin ise hala yaşadığını gördüğü için, bıçaklanıp ölen ve hala katili bulunamayanlar için, adaletin halka gelince işlemediğini ama yönetenlere gelince birkaç saatte işlendiğini görüp çıldıranlar için, eğitim sisteminden sıkılan, parasızlıktan dolayı okuyamayanlar için, dini sömürmek için kullananlara tepkisini ortaya koymak için…

Doldukça dolduk. Enerjimiz 10 yılda öyle bir patladı ki şimdi RTE ister kulaklarını tıkayıp duymazdan gelsin ister o oy aldığım dediği %50’lik kesimi evinde tutsun. Bu insanların, bizlerin istekleri var. Doktoru, memuru, öğrencisi, sanatçısı, işsizi, emeklisi ve daha nicesinin ortak istekleri. En başta özür dileseydi belki bu kadar uçlara kadar gidilmeyecekti. Ama onun o dik kafalı, dediğim dedik şeklinde izlediği politika, Dünya’nın da bu eylem sonucunda dikkatini çekti.

İsmet İNÖNÜ bir gün M. Kemal ATATÜRK’e sorar: “Kemal, sana göre dünyanın en zor işi nedir?” ATATÜRK cevap verir: “TÜRK MİLLETİNİ ayağa kaldırmaktır. En çok bu konuda zorlandım.” der. ATATÜRK, İnönü'ye “Şimdi bana bundan daha zor bir şey var mı diye sor.” der. İnönü de sorar. Ve Atam da cevap verir: “Harekete geçince bu milleti durdurmaktır.” der.

Milletini bu kadar iyi tanıyan bir önder sevilmez de, sayılmaz da, minnet duyulmaz da napılır biri bana söylesin.

Yazımı daha yazarım da yazarım biliyorum. Cümlelerim çok ama düşüncelerimin hepsini buraya yazmam, sığdırmam çok zor.

Son olarak SOSYAL MEDYAYI SONUNA KADAR KULLANIN!
KORKMAYIN!
GÖRSEL BASIN YANDAŞ OLUP SESSİZ KALDIKÇA BURALAR BİZİM.
BU ÜLKE BİZİM!

#direngezi #direnizmir #direnankara #direnistanbul #direnkugulu #direnguvenpark #direngeziparkı #siddetidurdurun #occupygezi #direnturkiye #siddeteson #siddetehayır #bubirsivildirenis

Sizinle birkaç video linkini paylaşacağım. İzleyelim.

4 Haziran 2013

Hayatım = Tesadüfler

Şu hayatta kaç gün daha yaşarım bilmiyorum ve bütün yaşadıklarıma ek olarak hala anlayamadığım bir şey varsa oda;

“Hiç ummadığınız bir mekânda tanıştığınız kişinin bir anda hayatınıza girebildiğidir.”

Arkadaşınız, dostunuz ya da sevgiliniz sıfatını alabiliyor. “Hangi gün ilk karşılaşmıştık?” sorusunun cevabını dün gibi hatırlamanıza rağmen “Bilmem.” şeklinde bir cevap verebiliyorsunuz. Yapmam dediğiniz kurallarınızı o kişiyle delebiliyor, cesaretinizi sadece onun yanında toplayabiliyorsunuz.

Hayat, hayatımıza dâhil ettiğimiz kişilerle yaşanıyor. Yeri geliyor en büyük mutlulukta onunla oluyor en büyük acında!.. Her şeye rağmen hayatın bana sunduğu tesadüflere hep şaşırıyorum. Olaylar olurken fark edemiyor, bir şey başlayınca “Aa böyleydi, aa evet!” şeklinde tepkiler veriyorum.

Görüntüler, söylenen sözler, yaşananlar…
Hepsi ama hepsi birer tesadüf.
Bütün bu tesadüflerimin sonucunda diyebilirim ki:
“Ben tesadüflerimi seviyorum.”