24 Ağustos 2014

İş Hayatı ...4


NOT: Tekstilde sakın tükenmez kalem veya pilot kalem kullanarak kalıplara işaret koymayın! Kullandığınız kaleme dikkat edin. Eğer kalıbınızı pilot kalem çizdiyse hemen limon kolonyasıyla silmeye başlayın. Hızlı olun çünkü bekledikçe liflerin içine girer ve geçmiş olsun: Nur topu gibi bir telefe kumaşınız çıkmış oldu.

İş Hayatı ...3


NOT: Size verilen bir görevi şefiniz beğenmişse ve sizi övdüyse susun, saygılı olun ve hafifçe gülümseyin. Ardından "Teşekkür ederim." deyin.

Neler Oldu, Neler Bitti Ve Neler Oluyor?

Uzun zamandır yazı yazmıyorum.
Yazı yazmak benim için arınma sizin için okumaysa eğer her iki tarafta bu konuda boşluğa düşmüş olmalı.

Hayatımın akışını hazirandan beri çok farklı yaşıyorum. Öncelikle mezun olamama durumuyla başbaşa kaldım. 3. sınıftan beri dersinden ıkına sıkıla geçen bir hocadan son dönem aldığım dersinin finalinden sınırda kaldım. Bütünlemesine girdim ve ondanda kaldım. Bütün bunlar olurken hayatıma küçük küçücük bir canı dâhil etmekle meşguldüm. Onun adı PİKO. “Küçük süs dikişi” demek. Boncuk gözlü, düğme burunlu bir dişi chihuahua (Yani şivava). Bütünlememin sonucunu beklerken bölüm üçüncüsüydüm ve bu ders yüzünden beşinci olmuş göründüm ve törenlerden adım çıktı! Mezuniyete katılmamayı bile düşündüm. Ailem “Katılma.” dedi. Olaylar altüst oldu. Bir de çalıştığım yerle anlaşmış orada işe başlayacaktım. Kalırsam ve dönemim bir dönem daha uzarsa iş yerime ne derdim? Sorular o kadar çoktu ki kafam allak bullak olmuştu bir de buna en yakın arkadaşımdan hoşlanmaya başladığımı fark etmem eklenirse bulamaç bulamacı oluşturdu.

O zaman tane tane gidelim ha ne dersiniz?

Dersten kalmıştım. 11 Temmuzda mezuniyet törenim vardı. Ama ben bütünlememe çalışıyordum. Önümde iki haftam vardı. Ders çalıştım ve sınava girdim. Sonucumu beklerken 7 Temmuz günü kargoyla PİKO mu almaya havaalanına gitmiştim. Beş saat beklemiştim onu. Acaba nasıl gelecekti? Anlaşabilecek miydim vs vs sorular aklımı kurcalarken sonucumun açıklandığını gördüm.

KALMIŞTIM!!!

O an gözlerim doldu. Ağlıyordum ve S.’yi aradım. “Kaldım” dedim. İnanamadı. “Gerçekten” dedim. İnanmadı. “Gerçekten kaldım S! Hatta şu an ağlıyorum.” dedim. “Yardım ederim sana.” dedi ama daha sonrasında sesi soluğu çıkmadı o ayrı hikaye. Bütün üzüntülerim PİKO’yu o kapıda görüp onunla ilk karşılaşmamla son buldu. Onun o küçücük yüzü, dik kulaklarıyla ona âşık olmuştum.


Evet, tam tanım bu olmalıydı.
Ona âşık olmuştum.

O küçücük surat bana umut olmuş, bütün üzüntülerimi yok etmişti. Asıl zor olan kısım onu eve getirmek değil babama kabul ettirmekti. Çünkü ROZA’dan sonra köpek istemiyor hatta daha önceki getirme durumlarımı geri çevirmişti. Bu sefer ne olacaktı? Kabul etsin ya da etmesin artık PİKO hayatımdaydı ve benimdi. Eve getirip odama koyduğumda babam gelip “Yapma Z.S.” dedi. “Artık benimle yaşayacak” dedim. Bu şekilde devam ederken ben bütünleme kâğıdıma bakmak için bölüme gittim. İtiraz ettim. Bir şey olmadı. 30 kişiden 8 kişi geçmişti. Tek ders sınavı, tek çarem hatta son çaremdi. Bunlar olurken o haftanın cumasında mezuniyet törenine katıldım. Arkadaşlarım ısrarla “Gel gel.” diye arayınca dayanamadım ve gittim. İyi ki de gitmişim diyorum. İçim buruk bir şekilde törende gülerken dersinden kaldığım hoca, arkadaşlarıma diplomalarını vermek için kürsüye çıktığında kimse alkışlamadı! 120 kişi konuşmamıştık ya da karar almamıştık ama herkes içinden aynı şeyi geçirmişti. Protesto etmiştik. Çıt çıkmayınca veliler alkışladı. Seviyorum arkadaşlarımı. Hepsini seviyorum. Zaten törenden öncede “Bana diplomamı o hoca verirse popomu dönerim!” demiştim ve onun vermeyeceğini öğrenmiştim. Gerçekten de yapardım! Zaten onun diploma verdiği öğrenciler onun dersini hiç almayan beş kişiydi.

Törenden sonra gene yazlığa gittim ve çalışmaya başladım. Bunlar olurken yüksek lisans yapmaktan vazgeçtim. Çünkü yapabileceğim hocalardan biri bu kaldığım dersin hocası, diğer ise bölümde kavga ettiğim bir başka çatlak hocamdı (Çatlak işte! Kendine hacı biri o!). Kader… Bu sefer olacaktı biliyordum. İnanıyordum! Denize girmiyor sadece çalışıyordum. Kitabı yaladım yuttum desem yeridir. Bu nedenle de size Yaz Güncesi yazamadım. İki hafta sonra tek ders sınavına girdim.

Kaç kişi girdik bilin bakalım?
22 kişiden 2 kişi!!!

Yani 20 arkadaşımın dönemi uzamıştı. Allah o kadını nasıl biliyorsa öyle yapsın! Bir puanla bıraktığı arkadaşlarımı öğrenince “İnsafsız” dedim! Sonuçlar bir türlü açıklanmazken sonunda geçtiğimi öğrendim! Her şey bitmişti. Okul bitmişti. Bütün bağlarım kopmuştu. Hatta dersten dereceyle geçmiş ve yeniden bölüm üçüncüsü olmuştum ama tören bitmiş, alkışlar geçmiş yani iş işten geçmişti. Bir tek durumu ben biliyordum. Olsun oda bana hala yetiyor ;)

Sıkıntılar bitiyordu. Bütün bu sıkıntılar biterken içimdeki gerizekalı “Aaa boş boş huzur mu olur. Hemen huzurunu bozayım.” dedi ve S.'ye ondan hoşlandığımı söyledi. Tabi ki de klasik “Ben seni arkadaşım olarak görüyorum, unutamadığım biri var.” sözleri söylendi. Gözlerim doldu. Nasıl kalktım bilmiyorum ve kumsala yürüdüm. Gene burdaydım. Gene soğuk kumsala basıyordum. Şezlonga uzanmış gün batımını izlerken içime en çok ne oturdu hatta sinirimi bozdu biliyor musunuz?

“Unutamadığım biri var.”

Hayattaki en gereksiz cümle. Bir okuma, iki okuma derken B.’yi aradım konuştum. “Denize gircem.” dedim, “Yapma.” dedi. “Ateş bastı. Olmuyor.” dedim. “Üşütürsün.” dedi. Aldırış etmedim ve denize girdim. Çıktığımda kumsalda ne kadar taş varsa dalgalara atmaya başladım. Üzerimde sadece sweatshirt, altımda kotumla buz gibi denizde arınmıştım. Rahatlamıştım. O gün ağlayabileceğim kadar ağladım. Ağladıkça içimdeki sevgi boşaldı. Bir hafta sonra içimdeki o boşluk da yok oldu. Onu sevmiyor değilim, seviyorum ama sanırsam o sıkıntılı zamanımda birine ihtiyacım vardı ve ben onu seçmiştim, o beni seçmedi o ayrı.
Herkes kendi istediği gibi yaşıyor. Ben dâhil. Haftalar sonra telefonum çaldığında arayan oydu. O aramadan önceki gecede onu rüyamda görmüştüm. Acaba iyi mi diye de düşünüyordum. İşe girmiş, mutluymuş. Bu mutluluğunu kiminle paylaşsa çok sevinir demiş ve aklına ben gelmişim. Deli çocuk =)

Ardından neler mi oldu?

Ben yazlıkta keyfimi sürdüm. Kafam rahattı. Deniz, kum, güneş, arkadaşlar, happy hour, muhabbet ve PİKO mod takıldım derken teyzemle planladığımız KAŞ tatilinin zamanı geldi. PİKO’yu annemlere bıraktım. Abim ise askere gidiyordu. Onunla vedalaştım ve İzmir - Ankara uçağıyla (Zorlu bir uçuşla) beraber Ankara’ya vardım. Yolda gene yanıma önemli biri oturdu ve ben yolculuğun nasıl geçtiğini anlamadan teyzeme kavuştum. Ardından gece yola çıktık ve dokuz saat sonra sabah altıda KAŞ’daydık. Otelimize geldiğimizde resepsiyonda sonradan adının “Murat” olduğunu öğrendiğimiz “Kibar Çocuk” vardı. Sağ olsun teyzemin bavulunu taşıdı ama benimkini ben taşıdım =( Bir uyumuşuz sabah on birde kalktık =))) KAŞ tatilini ayrı bir yazı dizisi olarak yazacağım. Gün ve gün hatta fotoğraf paylaşacağım.

Peki, şu an ne yapıyorum?

Şu an işe başladım. Yarından itibaren ikinci haftam olacak. Şimdilik oryantasyondayım ve numune bölümündeyim. İşin gerçeği eşek gibi çalışıyorum. Hatta Cuma mesaiye kalıp cumartesi işe gitmemiş oldum. Ama deli gibiyim. Eve gel, yemek ye biraz dinlen, gece 11 olunca yat ve sabah erkenden kalk, PİKO’yu çıkar, gel, giyin, kahvaltı et ve hoop gene işe. Sanırsam buna alıştım. Asıl zor olan ev işlerine zaman bulabilmek.

Büyüyorsun Z.S. yavaş ama güzel.

Şimdilik benden bu kadar.
Gene uzun bir yazı oldu.
Laptopumun üstüne “KAŞ Güncesi Yaz” diye not yapıştırdım bile.
Her gün bir yazı (Tabi halim kalırsa).

xoxo