lise etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lise etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2013

Bizim İçin Tatil Demek...

Bizim için tatil demek buluşma zamanı demek.
Bunu kimin için söylüyorum tabi ki de lise arkadaşlarım için.

Her tatilde İzmir dışında olanlarımız İzmir’e gelir. İzmir’de olanlar özel olarak sırf buluşma için şehirden ayrılmaz. Bir gün ayarlanır ve buluşulur. Önce bir yere oturulur, çay kahve içilir. Sonra belli bir sayıya ulaşılır ve oradan yemek yemeğe gidilir. Kalabalık olan gurubumuz birkaç masayı birleştirir. Oradan eğlenceye geçilir ve gün kahkahalarla devam eder. Kuzum, Jelibonum, Serdarım, Binnurum, Mecom, Senemim ve diğerleri, hepimiz buluşuruz.

Bu tatilde de buluştuk ve ayrılırken en yakın tatil ne zaman diye düşünmeye başladık. Bu bahar döneminde hiç uzun tatil yok onu anladım. Mecom,Tokyo’dan denizle kim bilir nerelerde, Binnurum Sakarya’da, Kuzum ile Serdarım Ankara’nın kuru soğuğunda ve Jelibonum ise Almanya’da. Güzel bir günün sonunda üstüme dolan hüzün sonucunda yazamadım bir türlü bu yazıyı. Yazılmışı da düzenleyemedim.

Hepsini ayrı ayrı seviyorum. Kaç sene olmuş?!

7 senedir hayatlarımdalar hatta bazılarıyla 8 sene! Dağılmadık, dağılmayacağız da biliyorum. İnsanın böyle arkadaşları oldukça yalnız olmasına imkân yok zaten.

Gülmek, bol bol fotoğraf çekmek, çektirmek, yeni tatlar denemek, derslerden konuşmak, ilişkiler üzerine deneyimlerimizi paylaşmak, hediye seçmek, yıl içinde yaşanılan olayları uzun uzun anlatmak, masanın bir ucundan diğer ucuna gülümsemek, konuşmaya çalışmak, her muhabbete bir şekilde karışmak, konular karışınca da anlayamamak o kadar güzel o kadar özel ki.

Anlatamam. Yaşamanız lazım. Bizim masaya oturmanız lazım.

Bu buluşmamızda bizden olmayan bir konuğumuz vardı ve “Konularınız çok hızlı değişiyor, çok hızlı konuşuyorsunuz. Bir türlü konuya dâhil olamadım.” dedi. Dönüp ona gülümsemiştim. Haklıydı. Çünkü biz liseden beri her halimizi görmüştük.

En kötü zamanımızı, en sinirli, en kırılgan, en stresli, en yalnız, en iyi, en eğlenceli…
Hepsini biliyoruz.

Geçmişi unutmak hiç kolay değil. Geleceği ise beraber yaşamak çok heyecanlı =)
En yakın tatili dört gözle bekliyorum ;)

21 Ekim 2012

Yorgun Prenses Durmuyor ve Hikayeyi Anlatıyor

Nerde kalmıştık?! Hah! Hatırladım;

Derken bir an geldi ki işte o an herkesin hikâyeme inandığını hissetim;

“Bizim şirketin bir eksiği vardı. Oda…” dedim ve böyle heyecanlı bir ses tonuyla arkadaşlarıma baktım. Herkes “Neydi?” bakışı atıyordu. İşte o an en güzel andı. “Tasarımcımız yoktu!” dedim ve herkes hıı deyip geriye yaslandı =) Dizinin ya da filmin en heyecanlı sahnesinde sonucu öğrenip rahatlamış gibi bir halleri vardı. “Sizi Hilal Hanımla tanıştırayım tasarım ekimizin başıdır.” dedim. Bak bak bak ekibim bile var =)) Derken bir ara o kadar heyecanlandım ki, hikâyenin devamını unuttum ama bunu çaktırmamak için yavaş yavaş yürüyüp kürsüye yaslandım ve bacaklarımı çapraz yapıp sınıfa şöyle bir baktım. Sanki o an düşünüyormuş gibi yaptım ve konuyu farklı bir yere çektim. Kurtardım hehe =) Sonra arkadaşlarımla konuşurken anladım ki kimse fark etmemiş (Alkışlar yeniden bana). Bir daha sun deseler böyle sunabilir miyim bilemiyorum ama ben sahneleri seviyorum. O kalabalık, o heyecan güzel yaa. Sahnede keman çaldığım o gecede de bir yerde doğaçlama yapmıştım, kimse anlamamıştı ;)

Sonuç mu?! Hoca beğendi hem de çok beğendi. Bunu daha sonra bana söyledi. Sunumun dosya çıktısını alıcam ve hocaya teslim edicem. Eksik gördüğü bir yer varmış, “Onu da ekle öyle gel.” dedi “Tamam.” dedim.

En güzel yer geliyoorr: sunumdan sonra hoca toplu fotoğraf çektirmek istedi. Oturdu masaya bizde çevresine geçtik. Önümüzde ise bir sürü siz deyin 50, biz diyelim 60 bebek şekeri ve süsü fotoğraf çektirdik. Sonra ne yaptık biliyor musunuz? Yaptığımız şeker ve süsleri sınıfa dağıttık. Mevcut mu? TAM 45 kişi! Ellerimizle yaptığımız o kadar şeker ve süsü dağıttık. El emeği olduğu için hocada beğendi zaten ;)

Her şey bitti ee tabi bende bittim #) Ama bir gece önceden sözüm vardı. Bu sunum başarıyla biterse dışarı çıkıp eğlenecektim ve bütün bu stresi üzerimden söküp atacaktım. Sunum bitmiş, bir başka derse giderken K. ile karşılaştım. O gün onun doğum günüydü. Liseden beri tanırım çocuğu, öyle bir arkadaşlığımız var bizim. Upss! Size onu anlatmıştım. Hadi bakalım kim olduğunu eski yazılarımdan bulabilecek misiniz ;) Direk yanına gittim ve doğum gününü kutladım. Sonra son ders, eve gidiş derken üçlü koltuğumda uyumuşum hadi size dürüst olayım sızmışım =) Derken telefonum titredi ana! K. mesaj atmış. İlk tepki tabi ki de sol kaşın kalkması şeklinde oldu. Sonra olayı anladım. Akşama doğum gününü kutlayacakmış ve beni de çağırıyormuş, bugün aceleden söyleyememiş falan filan. Bende tamam dedim, geliyorum. Kendime verdiğim sözü gerçekleştirecek arkadaş ararken K. Hızır gibi yetişmişti.

Kalktım o sızmış halimden eser kalmasın diye soğuk bir duşa girdim ve ardından sıcacık enerji çayımı içip hazırlandım. Her şey bittikten sonra kendimi sokağa attım. Çocukluğumun geçtiği o eski mahallede gezerken eski bir kırtasiyenin kapandığını gördüm. Onun yerine kitapçı açılmıştı. Direk saate bakmadan daldım içeriye. K.’ye hediye almam gerekiyordu. Elim boş gidemem olmaz öyle. Ona kitap bakarken oranın harika bir yer olduğunu anladım. Pazartesi gidip birkaç kitap da kendime alcam ;) Sonra K. ile buluştuk ve bara girdik. Anam o nasıl bir kalabalıktı öyle! Masada kimseyi tanımıyordum #) Size şöyle tarif edeyim siz nasıl bir durum olduğunu anlayın: masanın en ucundayım ve kafamı çıkarıp bakıyorum, ucu görünmüyor. Zaman geçti, pasta kesildi de millet yarılandı. Sonra sahneye yaklaşmalar ve şarkılara eşlik etmeler derken geceyi sonlandırdım. Taksiye atlayıp eve geldim. İlk işim K.’ye veremediğim hediyesi için içine yazı yazmak oldu. Şöyle en samimisinden bir not yazdım (Not tam bir A4 boyutunda yalnız haha =)) ). Bir defa katlayıp kitabın arasına sıkıştırdım. Pazartesi gelirse ona teslim edicem. Ben gittikten sonra notumu okursa daha iyi olabilir ;)

Eğlendim, bitti ve şimdide cumartesiyi bitiriyorum.
Yeni hafta bayram ile yarılanacak.
Bakalım bayramda ne yapıcam? Şimdiden onu düşünüyorum hımmm…

1 Mayıs 2012

Kilo Olayı


Yaz geliyor falan derken bir de bu yaz dolu dolu bir tatil geçirmeyi planlarken her yaz yaptığım gibi spora başlamıştım. Ama bu sefer kışında devam etmek istedim. Bütün bu isteklerim havaların normalden de soğuk olmasıyla bozuldu tabi. Önce sporu bıraktım daha doğrusu bırakmak zorunda kaldım sonrada kilo almaya başladım. Ee sizde benim kadar yemek meraklısı olsanız alırsınız. Yani bu kilo almam kaçınılmaz bir sondu. Bütün bunları bilen ben her şeyin üstüne bir de Bursa’ya geziye gittim (O maceramı da yazdım ama yayınlayamadım off…). Harika iki gün geçirdikten sonra İzmir’e döndüm. Döndüğüm zaman ise bütün o güzel yemekler, kayak sonrası yenilen ekmek araları bana kilo olarak geri dönmüştü. İşte o an kararımı verdim. Bundan sonra madem spor yapamıyordum o zaman yediklerime dikkat edecektim. Nereden başlamalıydım ya da nasıl yapmalıydım derken anneme danıştım. Annem diyetisyen falan değil fakat bu tarz şeyleri iyi bilir. Onunda desteğini alarak ben başladım sağlıklı beslenmeye. Olayımız aslında çok basitti. Belirli saatlerde bir şeyler yiyecektim ve ara öğünlerimin dışında başka bir şey yemeyecektim. Bir de bol bol su içecektim ki bu benim genelde yapmadığım bir şeydi. Şimdilerde çantamda, odamda ve evin her yerinde küçük şişeler bulundurup su içiyorum. Hem bu şekilde de midem dolu olduğu için acıkmıyorum =) Zor olmadı mı?! Tabi oldu ama sonuçta bu tarz sağlıklı beslendikten sonra aldığım kiloları yavaş yavaş verdim.

Ben hayatım boyunca 36 beden olmamış biri olarak şimdi de zayıflayıp 36 bedene inmek gibi bir hayalim yok. Ben bölgesel fazlalıklarımdan kurtulmak istiyorum.

Ortaokulda voleybol takımındaydım. Bir şekilde aktif spor hayatım vardı. Gençtim, hareketliydim, koşardım, zıplardım ve hiç kilo almazdım. Ne zaman liseye geldim işte o zaman işler karıştı. Bir kere her öğlen ya dürüm ya tost yerdik ki bir zaman sonra o ayvalık tostunun ekmeğini bile görmek benim midemi bulandırır hale gelmişti. Dürüm desen tavuktu, etti derken gene kısır döngüye giriyorduk. Lise sona geldiğimde artık evden getirmeye başlamıştım. Başka çaresi yoktu. Liseye başlarken karın kasları belirgin olan bu kızın, lise sona geldiğinde kocaman bir kalçası olmuştu. Pantolonlarıma sığamıyor paso eşofman giyiyordum. Genele vurursak 4 senede ben 6 – 7 kilo almıştım. Bunun tek sorumlusu yeme bozukluğum değildi tabi. ÖSS’ye çalıyordum. Tam bir besi tavuğu modundaydım. Yemek yiyor, ders çalışıyor sonra yatıyor, sabah kahvaltı yapıyor, okula gidiyor, okulda bir şeyler atıştırıp son derste yeniden bir şeyler yiyip dershaneye gidiyordum. Orada da akşam 8’lere kadar kaldığım için illa tost yiyordum. Sonra eve gelince gene yemek ders derken bu kısır döngüyü 1 sene uyguladım. Sonunda üniversiteyi kazandım ama artık kilolu bir kızdım.

Bu durum artık sinirlerimi bozmaya başlamıştı. O yaz spor yapıp hemen fazlalıklarımın bir kısmını attım, en azından vücudum forma girdi. Daha sonra daha sıkı bir programa girdim ve kaslarımın bir kısmına yeniden kavuştum.

Fakat bir şeyler eksikti!

Spor sadece şekil veriyor, kaslarımı geliştiriyor fakat bölgesel fazlalıklarımı benim istediğim gibi yok etmiyordu. Bunun üzerine işte siz deyin diyet ben deyim düzenli beslenmeye başladım.

Şimdilerde 3 ana öğünüm olmak üzere 5 öğün besleniyorum. Öyle bir durumdayım ki çantamda sabah hazırladığım yemeğimle kampüse geliyorum. Eğer öğleden sonra dersim varsa bir kafede kızlarla ya da annemle yiyorum eğer yoksa direk eve geliyorum. Sporu şimdilik bıraktım. Arkadaşlarım daha ne kadar bu şekilde devam edeceğimi soruyorlar. Cevap vermem gerekiyorsa şu birkaç ay daha bu şekilde besleneceğim. Daha sonra finaller derken bu dönem bitecek ve benim stajım başlayacak. Ondan sonra rahat rahat sporumu yapar sonra da stajıma giderim. Aynı geçen yaz yaptığım gibi. Staj süresinin sonunda daha güzel bir Z.S olabilirim =)) Ondan sonra da yazlığa gider bol bol yüzerim al sana ikinci bir spor ;)

İtiraf etmek gerekirse kendimi böyle daha mutlu hissediyorum. Her öğlen börek, ekmek arası, pizza ya da kumpir yediğim zaman vicdan azabı çekiyordum. Şimdi kendi getirdiğim yağını tuzunu bildiğim yemeğimle çok mutluyum. Acınacak halde falanda değilim ;)

Hem formumu koruyorum hem de kilo veriyorum daha ne olsunnn =))

4 Kasım 2011

Üzülüyorsam Nedeni Var Demektir

Hani dün yayınladığım yazımda “Hiçbir zaman hayatımda yalnız kalabileceğimi düşünmedim.” diyorum ya, hayat o kadar iyi insana haddini bildiriyor ki o dediğim lafın sabahına liseden bir kız arkadaşımın bu sabah annesinin vefat haberin aldım. Bugün cenazesi kalkacakmış. Ne kadar orada olmak isterdim, yanında bulunmak, teselli etmek ya da edebilmek. Evet, hiçbir şey bunu teselli edemez biliyorum ama acısını biraz da olsa azaltabilir.

Bundan birkaç ay önce de yakın bir kız arkadaşımın babası vefat etmişti. İlk işimiz ders çıkışı yanına gitmek oldu.

Aslında biz liseden mezun olduktan sonra daha bir büyüdük, daha bir birbirimize kenetlendik. Farklı bölümler, farklı üniversitelerde de olsak bir haberle yeniden toplandık. Ve bu sadece bir sınıf için geçerli değildi. Biz bütün sınıflar birdik. Şimdide aynı şeyi yeniden yapıyoruz. Arkadaşımızın yanına gidip ona destek olmak için toplanıyoruz. Hocalarımız da bizim yanımızda. Büyüyoruz diyorum ya işte bunu bir tek ben yaşamıyorum. Herkesin kendi acısı ve kendi sorunları var. Yeri geliyor bu sorunlar içinde boğuluyoruz ama gene bizi bu durumdan kurtaran hepimiz oluyoruz. Kimse istemez tabi acılarla büyümeyi, bu şekilde daha bi kenetlenmeyi ama bizim kaderimizde de bu var gibi.

Üniversite insanı hayata hazırlarmış. Aslında insanı hayata hazırlayan etrafımızdaki kişiler.
Ailem ve arkadaşlarım…
Dostlar acı günde mi belli olur gerçekten?
Hayat bizi bu tarz acılarla mı sınıyor?
Bunları başarıyla atlattığımız da mı tam olarak büyümüş olacağız?
Olgunlaşmak dediğimiz kelimenin içini bunlar mı dolduracak?
Sorular sorular ve sorular…

Dünkü duygusal halimin üzerine bu sabah aldığım bu üzücü haber sonucunda inanın üzerimde hiç hayat enerjisi kalmadı.

3 Ağustos 2011

Bir Dönemin Sonu Bir Başka Dönemin Başlangıcıdır

Uzun süredir bir türlü karşılaşamadığım ve görüşemediğim bir arkadaşımdan nişan haberi aldım. Öyle böyle değil, 4 sene liseyi beraber okumuş ve sonra kazandığımız üniversiteler farklı illerde olduğu için ayrı düşmüş ve şimdilerde arkadaşım nişanlanmış. İnsana ilk duyduğunda bir garip gelse de düşündükçe ayrı bir mutlu oluyorum, yüzümde kocaman bir gülümseme oluyo =) Hatta o bu olayı söylerken ben bir sürü plan yapmaya bile başlamıştım.  Durmadan söylüyorum üzerimde şu sıralar bir duygusallık var diye… Bu haberi alınca da sevinç yerini hüzne bıraktı bir an. Büyüdük biz yaa… O kadar büyüdük ki artık nişanlanıp daha sonrasında da evleneceğiz.
  
Nerde o eski okuldan kaçtığımız kaçarken ise tellerden atlarken dizimizi kolumuzu acıttığımız, hocaları sinir etmek için almanca saçma sapan cümleler kurduğumuz, sırf bahçede on tur atmamak için numaradan birbirimizi düşürdüğümüz, asi olacağız diye uyuşturucu kitaplarını karıştırdığımız, sıra kavgaları yaptığımız, erkek muhabetleriyle son noktayı aşındırdığımız, yaşadıklarımızı paylaştığımız, stad dans görevlerinde birbirimizi idare ettiğimiz, törenlerden sonra saçı açık okula girmek yasak olduğu için birbirimizin saçını kapıdan geçene kadar topladığımız, makyajımızı kapıda kontrol ettiğimiz sonra içeri girince kızlar tuvaletinde tazelediğimiz, Şebnem Ferah şarkılarını ezberleyip sözlerini ise sıraya döşediğimiz sonra da bu dizelerin arasına kopyaları sıkıştırdığımız günler…

Bunları bu şekilde yazınca bir an da olsa yaşadıklarımız çok uzaklarda kaldı. Şimdi benim arkadaşım yakında evlenecek öyle mi. Sık sık yazıyorum ki kendimi alıştırabileyim. Böyle filmlerdeki gibi nedimeleri mi olacağız biz şimdi onun =)) Gözümün önüne geldikçe bi tuhaf oluyorum =)

Benim için evlilik, biriyle yaşamak gibi düşünceler ne kadar uzakta olsa arkadaşlarımı bu şekilde gördüğüm zaman “Acaba?” diyorum.

Bugün bir yarışma gördüm ve katılmak istedim fakat yarışmanın 18 yaşını geçmemiş gençler için olduğunu fark ettim. Böyle dedikleri zaman “Büyüdün artık kızım sen” diyorum kendime. BÜYÜDÜN… Büyüdük mü gerçekten? Arkadaşımın nikâhın da ağlayan taraf olacağım kesin. Kız tarafı hep ağlarmış zaten =)) Yavaş yavaş bu tarz şeyleri de öğrenmeye başladım, hehe :D  :D

Bu yaz o kadar bereketliydi ki evlenenler, nişanlananlar… Bol bol düğünler, eğlenceler… Hiç sıkılmadım valla =))

Bu haberi aldığım zaman bir şeylerin geride kaldığını fark ettim.
Bir dönem kapanmıştı artık.
Nostalji ya da anılardan bahseder olacağız bir süre sonra.
Geçmişi konuşup güleceğiz, bol bol hatta en büyüğünden kahkahalar atacağız.
Büyük bir masada oturup birbirimize bakacağız ve sadece gözlerimizle anlaşacağız.
Sessiz sessiz uzun bir konuşma yapacağız.
Saatler ilerledikçe hüzün çökecek üstümüze ve gecenin sonunda herkes kendi evine dağılacak.
Sonuç olarak yeni bir dönem başlayacak.

Bu yeni dönemi hüzünle karşılasam da aslında çok mutluyum. Bu mutluluğu ise buradan herkesle paylaşmak istedim. Ne diyebilirim ki yaşlandıkça duygusallaşıyorum galiba =))

16 Temmuz 2010

Kafam Güzel, Herşey Güzel

Bu gece babamla içtim.Daha öncede yapmıştım ama bu kadar güzel olmamıştı sanırsam. Kaç şişe devirdik bilmiyorum ama baba - kız içmek garip bir duygu. Üstümde salak bir gülümseme ve hafiflik var. Bu yazıyı yazarken bile dans ediyorum. Sanırsam sarhoş oldum =))) Fona da koydum "Lena - Satellite" şarkısını. Onunda klibinde yaptığı gibi kollarımı savuruyorum sağa sola. Şu büyük kulaklıklarımı taktım ki kimse rahatsız olmasın ;) Onlara dokunuyorum iki elimle ve yatağımda zıplıyorum gecenin bi saatinde =)) Ee tabi dizüstü oldu bana yatak üstü =)) "Zıpla zıpla ya da kop kop yaz" yaptım şimdi.

Yarın yola çıkıyorum ve kesinleşti 2 hafta yokum =(( Üzüldüm mü? EVET! 2 hafta çok sanki biraz.

Bak aklıma geldi şimdi: Kaç gündür spor yaptığımı söylemiştim. Şimdi birayla yalan mı oldu acaba yaktığım kaloriler?! Bira göbeği yapmayalım babamla da başla bi şey istemez. Şahsen babam spor adamıdır ama bana öğretemediği bir sporda başarılı: Masa Tenisi.

Oynayamıyorum kardeşim. Beceremiyorum işte. Kimler denedi ama yok. Kanımda da olsa beceremiyorum işte. Lise zamanlarında, tatillerde, kumsalda ve üniversitede. Her yerde denedim ama oynayamıyorum. Bu zamana kadar kaç ampül kırdım hatırlamıyorum bile #) En iyisi bırakmak dedim ve bıraktım bu spor dalını. Oynayanları izlemek daha başarılı, eğlenceli. Ayrıca beceremesem de kenardan taktik vermek ayrı bir zevk ;)

Eğlencenin son noktalarındayım ama durmaya niyetim yok. Birazdan arkadaşlarımı arıcam =)) Bu gece şu bi kaç gündür yaşadığım yoğun iş temposundan kurtuluşumu kutladım sanki =)))

Herkese Bol Çakır Keyifli Geceler =)))

29 Ekim 2009

{ Küçük Bi Dost Tavsiyesi Daha }

Başlıkta da dediğim gibi "Küçük bi dost tavsiyesi"...

ÖSS ya da onun gibi bir çok sınava bende girdim arkadaşlar. Evet, çok yorucu, sıkıcı hatta bazen insanın sinirleriyle beraber psikolojisini zorlayan bir süreç bu. Sistem değişsin, isterse de kalksın ama bu sınavlar ve bu yaşananlar hep olacak.
Evet, çalışmayı sevmiyoruz. Kimse karşıma çıkıp "Ben hobi için çalışıyorum." demesin. Bu hazırlanma döneminde hava sıcak, etraf canlı, millet Kordon yaparken siz evde oturup ders çalışıyorsunuz ve bunu sevmiyorsunuz "Ufff ya bende orada olmalıydım" diyorsunuz biliyorum ama arkadaşlar bu uzun yolda biraz kendinizi sıkmanız gerekiyor tabi eğer gerçekten istediğiniz meslek varsa. Yoksa boşverin. "Ne olsa yaparım ben abi" durumuna düşmeyin derim. Bi hocam şöyle demişti bize "Bu yorucu tempoda kendiniz için çalışmayı bıraktıysanız, ilerisi için çalışın. Çocuklarınızın geleceği için. Düşünün sizden bir şey isteyecekler ve siz yapamayacaksınız ya da alamayacaksınız. Keşke dememek için çalışın. Ailenizi de geçin, kendinizi de... Ve kızlar,sizde ileride evleneceğiniz adamın eline bakmamak için çalışın. Mesleğiniz olsun, ayaklarınız yere sağlam bassın ve güçlü olun!" böyle deyip çıkmıştı sınıftan. Bütün sınıf çok etkilenmiştik. Evet, doğruydu dedikleri hemde her kelimesi.

Devir çok zor bi devir. Buradan sıyrılmanız lazım.

* Hedeflerinizi yüksek tutmalı, bir altı oldu mu da üzülmemelisiniz.
* Hırslanmalı ama bunu stres ve sinir yapmamalısınız.
* Size denilenleri dinlemeyin. Hedefinizi koyduysanız o çıtayı kıracak olanlar olacaktır. "Aman bu meslekte iş yok" falan diyenler çıkabilir. Ama siz onu severek seçtiyseniz en iyisi sizsinizdir!!

Tercihler sırasında ise eğer mümkünse ailenizle kalın. Tabi büyük şehirlerde okumak istiyorsanız okuyun. Yaşadığınız yer küçükse ve eğitiminden mutlu değilseniz diğer büyük illerden birini seçin ve oranın en iyisi olun.
Geldiğiniz yeri unutmayın ve sakın ama sakın şu saçma düşüncelere dalıp boğulmayın;

- Uzakta okucam,
- Ailemden ayrı olucam,
- Yurtta kalmam ben abi ayrı evim olmalı,
- Kopucam,
- Partiler manyak olurmuş kampüste oralara gidip ortam yapıcam,
- Öyle çok kalabalıkla da kalamam sıkar beni...

Bu liste uzar da gider. Arkadaşlar bu tip düşünceleri lise zamanında bizde derdik ama çoğu gerçek değil bunların. Burada tek gerçek olan siz olmalısınız. Ben İzmir'de büyüdüm ve şimdi burada ailemle kalıyorum ve tabi okuyorum. O kadar rahat oluyor ki. Belki İzmir dışında bir yerde okusaydım bu kadar hem ailem, hem ben rahat olamazdım. Şimdi istediğim kadar harcayabiliyorum, istediğim yere gidip gezebiliyorum. Rahat bir şekilde "Kopabiliyorum" =))) Uzağa giden arkadaşlarım mesela her tatil de buraya gelmeye çalışıyorlar. O kadar zor ki onlar için ve yorucu tabi. Çoğu arkadaşımda yurtta kalıyo. Kalamayanlar da var tabi ama onlarında çektiği zorluk o kadar çok ki. Ekonomik anlamda sıkıntı doğurabiliyor.

Demem o ki; çalışın arkadaşlar ve hayatınızı kurtarın.
Bi kaç senelik sıkıntının sonu kesin mutluluk oluyor =)))

Herkese Mutluluklar...

8 Eylül 2009

Kardelenler

Turkcell'in de katkılarıyla büyüyen ve daha geniş kitlelere duyurulan bir proje "Kardelen Projesi".

Sezen Aksu'nun da yer almasıyla bence harika bile oldu.

Türkan Saylan'ın katkılarını da unutmamak gerek tabi. Öldüğü gün onun yetiştirdiği ve yetiştirmeye devam ettiği bütün öğrencileri cenaze törenine katıldı. Harikaydı bi o kadar da hüzünlü.

Kardelenlerin yaşamı kimseye benzemiyo. Bi kere yorucu, kızların değer bile görmediği bi yerde yaşıyolar. Belki de Türkiye'nin gizli yüzü onlar saklamaya çalışılan. Herkesin bir şey söylediği ama iş aktif bir şeyler yapılmaya başlandığında kaçan bir yerde yaşıyoruz biz. Bu çocukları düşünen kişi sayısı o kadar az ki. Pazar günleri National Geografic kanalında yayınlanan belgeselini hiç izlediniz mi bilmiyorum ama ben bir kez değil bir çok kez seyrettim ve şunu fark ettim hiç biri bu yaşamı seçemiyor. Kader falan da değil bu. Kendileri durumlarının sonuna kadar farkındalar aslında ve bu durumdan sıyrılmak için ise ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyolar. Çoğu ise yaşadıkları yerlerin olumsuzluğundan kaçıp, okuyup ama sonrasında yeniden orada yararlı işler yapmak istiyo. Her gün duyduğumuz 5.sayfa haberi gibi okuduğumuz töre kurbanı kızlarımızdan olmak istemiyorlar. Erken yaşta evlenip daha kendileri çocukken bu olumsuz dünyaya bir çocuk daha getirmek istemiyolar. Haklılar da! Sonuna kadar onlara destek veriyorum. Ufak bir yardım (Belki size göre) onların hayatını değiştirebilir.

Yan resimdeki kızın öyküsü o kadar etkiledi ki beni. Belgeselin en can alıcı noktası bu kızın çıktığı yer oldu benim için. O meraklı ve cin fikirli parlayan gözlere bakar mısınız?!

Onlar bizim geleceğimiz, bunu unutmamalı ve bunun için de duyarsız kalmamalıyız.



İşte size sayılarla kardelenler; (bunları artırmak ise bizim elimizde)

20. 000’den fazla öğrenciye burs verildi.

8. 666 Kardelen liseyi bitirdi. 

1902 Kardelen üniversite sınavını kazandı.

755’i üniversiteden başarıyla mezun oldu. 

Türkiye’deki okuma yazma bilmeyen her 100 kişiden 76’sı kadın.

Bu yazıyı yazarken araştırdığım ve haberlerini kullandığım;

 - http://kardelenler.turkcell.com.tr/resimler4.html
 - http://www.foxlife.com.tr/ngc/kardelenler/kardelenler_tino_soriano.html

sitelerine teşekkür ederim...