arif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ağustos 2011

Çocukluk Saçmalıklarım ...2



Bayanlar ve Baylar

Zehirli Sarmaşık’ın Çocukluk Saçmalıkları TOP 5 ile karşınızda…

İyi okumalar… =)

5 numara: Ben ters bebekmişim ve sezaryenle dünyaya gelmişim. Birazda kiloluymuşum ama ne kadar olduğumu söylemem =) Ne alaka diyebilirsiniz, hemen söylüyorum; ben hiç emeklemeden yürüdüm. Durum böyle olunca da kilo artı gelişmemiş bacaklar birleşince benim bacaklar yamulmaya başladı. Bunun düzelmesi içinde güneşlenmem gerekiyordu. Annemde beni alıp denize götürdü. Çocukluğumdan beri hayvanlara karşı aşırı bir sevgim ve merakım vardır. İşte gittiğimiz yerde kova ve kürekle oynarken sıkılmış olacağım ki gidip kurbağa yakaladım ve onları da kovaya doldurdum. Bir sürü kurbağa gece çadırın dışında ses çıkarıyorlardı. Herhalde acıktılar deyip bende onların yanına çıkmıştım ama nasıl oldu bilmiyorum kurbağalar bir anda kovadan çıktı ve çadırın içine dışına sağına soluna her yere dağılmaya başladı. Resmen kurbağaların istilasına uğramış olduk =)

4 numara: Bu hikâyemde biraz daha büyüğüm. İlkokul birinci sınıfa gidiyorum ve öğlenciyim. Annem ise her gün öğle arasında işten eve geliyor beni alıyor okula bırakıyor sonra tekrar işe gidiyor. Böyle bir döngünün içinde annem gelmeden önce ben hazırlanıyorum ki zaman kaybetmeyelim. Bir gün TV de fön çeken bayanları gördüm ve bende okula fön çekip gitmek istedim. Aldım elime fırçayı önümden de bir tutam saçı _hatırlatayım saçım belimi geçiyor_ sarmaya başladım. Sarıyorum sarıyorum derken dibe kadar geldik. Sonra kuruttum saç kurutma makinesiyle. Her şey buraya kadar bence çok güzel gitmişti fakat benim saç uzun olduğu için ve beceriksizce doladığım için birbirine yapışmış hatta dolanmışlardı. Annemin de gelme saati yaklaştığı için panik yapmıştım ve çeke çeke daha da keçe gibi bir hale getirmiştim. Tabi benim saç açılmadı ve annem geldi. Gözünüzün önünde sahneyi canlandırayım. Anneniz kapıdan içeri girmiş ve siz karşısında önlüklü saçında ise dolanmış koca bir fırça ile duruyorsunuz =) Önce kızsa da sonra oturtmuştu beni önüne ve almıştı eline tarağı saçımı kurtarmaya çalışmıştı. Ara ara da “bak açılmazsa kestiririz önünü” diyordu. Buradan ne kadar umutsuz bir halde olduğumu anlıyor ve “tamam” diyordum. Bu şekilde bayağı bir uğraştan sonra açmayı başarsak da sona doğru bir kısmını kesmiştik. Hatta o zamanki sınıf fotoğrafında kimse bilmez ama saçımın birazı önlerden eksiktir =) Bir ay falan taç takmıştım fark edilmesin diye =) O gün bugündür saçıma fırça değdirmem =)

3 numara: Abimle nerede tehlikeli iş var hepsini yapardık maşallah. Bu da böyle bir saçmalık ;) Evde o gün misafirler var ve bizde arka odadayız. Misafirlerin ise evde olmasını istemiyoruz. Düşündük düşündük sonunda nasıl yollayacağımızı bulduk. İşte süper fikir geliyor!!! Elektrikleri keserek. İyide bunu nasıl yapacaktık? Sigorta onların oturduğu koridorun ucundaydı ve yukarıdaydı. İşte o zaman büyük saçmalığın fikrini uygulamanın farklı yollarını düşünmeye başladık. Sonunda o kadar fikirden aklımıza gelen yöntemi seçtik. Odadaki prize alüminyum folyoyu sokacaktık. Bunu düşündük de ben sigortaların ve tehlikenin boyutunu bilmiyordum. Gidip mutfaktan folyoyu aldım ve odaya geldim. Rulo haline getirdiğimiz folyoyu yavaşça prize yaklaştırdık. Yaklaştırdıkça elektrik çekimi oluştu ve büyük bir kırmızı ışıkla beraber sigortalar attı. Öyle böyle değil ama alt katın odasını bile etkilemişiz =) Manyaklık yemin ediyorum. Sonra annem geldi “bir şey mi oldu” dedi. “Yok, bilmiyoruz bir anda oldu. Bizde size bakacaktık” dedik. Sonra sigortaları açtıklarında hasılatı odamıza gidince gördük. Duvarda kocaman bir kara leke vardı. Hem de prizin etrafında =) Direk bezlerle sildik ama o korku ve heyecanı asal unutmadım. İşin güzel yanı yakalanmamıştık =)

2 numara: Yüzmeyi yeni öğrendiğim zamanlar askeri kampa denize girmeye gitmiştik. Kuzenim Arif Abim de yanımda beraber yüzüyoruz derken annem denizden çıktı ve bize yiyebileceğimiz bir şeyler almaya gitti. Bu sırada da başımıza bir şey gelmesin diye bizi karaya çıkardı, havluya sardı bıraktı. Annemin köşeyi dönmesiyle iki kafadar suya tekrar girdik. İşin korkutucu yanını söylüyorum: ben yeni çat pat yüzerken Arif Abim simitle yüzüyordu. Bu şekilde dubaya kadar gitmeyi kararlaştırdık ve başladık yüzmeye. Yolun yarısında Arif Abim yoruldu ve ben bi yandan onu çekiyorum bi yandan yüzüyorum derken dubaya ulaştık. Bilmeyenler için belirteyim; askeri kamplarda duba uzaktır ve profesyonel olanlar yüzer. Bu şekilde biz dubaya kadar yüzdük ve dinlendik. Sonunda dönmeye karar verdik ve gene yolun yarısında yorulduk. Bu sırada da annem bizi arıyor ve etrafa bakıyormuş derken bizi denizde hatta en derinlerde görmüş. Önce inanamamış ama sonra simitten tanımış ve bağırmaya başlamıştı. Neyse biz bu şekilde dinlene yüze kıyıya varmıştık =) Arif Abimle bu ilk yaramazlığımız değildi. Bir diğeri de köydeki çatıya çıkmamız ve orada mahsur kalmamızdı. Abim, Arif Abimle beni gaza getirdi ve iddiaya girdik. Konumuz çatıya kim çıkar? Önce Arif Abim çıktı sonra ben. Biz çatıda abimin de çıkmasını beklerken o merdivenleri aldı. Kaldık mı biz çatıda :D nasıl bağırıyoruz ama… Tuğla falan atıyoruz… Bu şekilde sesimizi duyurmaya çalışırken evdekiler sesimizi duyup dışarı çıkmalarıyla bizi görüp şok olmaları aynı anda olmuştu :D indikten sonra abimi köyün sonuna kadar kovalamıştık =))

1 numara: Benim iki tane oyuncak bebeğim vardı hani şu çift olup kızlı erkekli özel çantası olanlardan. İşte bunların saçlarını tararken nasıl oldu bilmiyorum düğüm olmuştu ve bende açamayınca onların saçlarını kesmiştim. Saçsız bir bebek bir kızın en büyük kâbusudur. Hemen onlara bir saç bulmalıydım. Yeniden uzun olmalıydı ve taramalıydım. Tam bunları düşünüp evi ararken bir anda kendi saçlarım aklıma geldi. Evet, işte olay buradan sonra başlıyor hazır olun ;) Benim saçlarım liseye kadar belimi geçecek kadar uzundu. Bir an “birazını kesiyim de saç yapayım, nasıl olsa uzun fark edilmez” dediğimi hatırlıyorum ve annemin dikiş makasını alıp gelişi güzel saçlarımı kesmeye başladım. Biraz önden biraz arkadan… Tabi bir yandan kesiyorum bir yandan da bebeklere yapıştırmaya çalışıyorum. Gür olsunlar istiyorum ama saçlar bir türlü bebeklerin kafasına yapışmıyor ve ben daha çok kesmeye başlıyorum. Sonra annemler işten dönüyor ve beni saç tomarlarının içinde önümde kel iki bebekle beraber buluyorlar. Annemin suratındaki o ifadeyi bu yaşıma geldim hala unutamıyorum =)



Şöyle bir yazdıklarımı okudum da genelinde hep saçla ilgili şeyler yapmışım =) Neymiş acaba bu kadar saça merak ve kafayı yormak? #)

Annemi de çok yormuşum sanki biraz =) Buradan özür diliyorum.


Bide 2 numaralı anımda anlattığım Arif Abim işte benim yazılarımda bahsettiğim kaybettiğim Abim. Bu şekilde onu da anmak istedim.


20 Ekim 2010

Çoban Yıldızı...




Evet, bugün senin doğum günün ve biz bunu ilk kez ayrı geçirmiyoruz ama şöyle bi fark var, sen artık yoksun aramızda.
Eskiden ayrıda olsak bilirdim senin orda olduğunu.
Gittiğimde görebileceğimi...
Arkamdan çıkacağını...
Bir selamla herşeyin değişebileceğini...
Ama onlar yok artık.

Her gün başka bir acıyla seni hatırlıyorum. yüzümü güldürecek kimseler yok yanımda ya da aramızda geçenleri anlayacak biri.farklı bir his bu...senin olmadığını hatırlıyor ve yeniden ağlıyorum kuzenim.

Yaşarken anıları iade edememek ya da yaşamamak o kadar acı ki.bu yazıyı yazarken gözümün önüne geliyo bütün yaşananlar.

Biliyor musun, dün İzmir'de 2 gün aralıksız yağmur yağdı.
Hemde sabahları gecelere, geceleri gündüzlere bağlayarak.
Bitmedi göklerin sesi, yerlerin sallanması, evleri aydınlanması...
Ben mi??? 
Ben ise ağladım.
Hemde çok.
Biliyorum bizim ağlamamızı istemezsin sen.yüzündeki gülümsemeyle hatırlamamızı istersin ama öyle olmuyo işte.
Her yağmur bize seni hatırlatıyo Arif.
Her gürleme ya da ışık...
Yağmurun eski zevki yok artık hayatımda.
Üzüntü ve acı veriyo bana.
Ellerimi açıp damlaları hissetmek istemiyorum.
Bunu yapmak bana seni hissettiriyo.
Yağmur yağarken de kaçtım.kimden ya da senden mi bilmiyorum ama kaçmak daha doğru geldi bir an.
İndirdim panjurumu.
Çektim perdemi.
Kafamı dağıtmak istedim ve ders çalışmaya çalıştım ama olmadı.

Bilgisayara girdim ama elim senin sayfana gitti.yazıları okudum, tekrar resimlere baktım ve yeniden geçmişimizi hatırladım. Tabi tekrar kötü oldum. Kitap okumak bile iyi gelmedi bana.

Sonunda içtim...içtim ki kafam dağılsın.
Sonrada ağladım.Dayanamadım, açtım perdeyi ve panjuru...izledim yağmuru. her bir ışıkla biraz daha ağladım.boşalttım içimde birikenleri. rahatladım mı hayır.
Bugün senin doğum günündü.biliyorum ama sayfanı açamıyorum. onun yerine sana şarkı gönderdim.

Teoman - Çoban Yıldızı...

Sana o kadar yakışan bir şarkı ki bu, bence aynı seni anlatıyo.

2 gündür aralıksız yağan yağmur bugün durdu Arif.
Senin için durdu.

Sabah evden çıkarken yeniden dinledim bu şarkıyı.
Okulda ise aklıma geldi ama tuttum kendimi.
Sahte gülümseme yerleştirdim yüzüme ve hayatıma devam ettim.
Kimsenin bilmesini istemedim.
Sorular sorulmasın, teselli edilmesin istedim.
Yaşadıklarım bana kalsın, anılar benim olsun.


Arif, seni unutmayağım.
Sen benim kuzenimsin belki ama aslında abimsinde.
Çocukken yaptığımız yaramazlıkları da unutmayacağım.

Bir arkadaşım, en yakın arkadaşını kaybettikten sonra şöyle demişti bana: O günden sonra hayatı 2 kişilik yaşamaya başladım.
Bu kısa zamanda o kadar çok kişiyi kaybettim ki Arif, artık kaç kişilik yaşıyorum bilemiyorum ama onların arasında en önemli yeri sen kaplıyorsun.

Sana en yakışan şarkı olan Çoban Yıldızı'yla arınmak istiyorum.
Gözlerimin dolmasına bakma sen.
Gene duygusallığım tuttu işte...