31 Aralık 2011

2012 Sen Mi Geldin?!

Uzun bir suskunluk dönemimden sonra yeni yıl için özel bir yazı yazmayacağımı mı sandınız?!
O zaman çok yanıldınız =)

2011 için dilediğim iyi dileklerimle, yaşadığım olaylarla, biten ilişkilerimle, arkadaşlıklarımla ve yeni başlayan beraberliklerimle gireceğim 2012’ye.

Neler umup nelerle karşılaştığım bir yıl oldu benim için 2011.

Olmaz dediklerim oldu.
Bitmez dediklerim bitti.
Söylenmez dediğim sözler en başta söylendi.
Şaşırdığım, üzüldüğüm ve kayıplarımın çok olduğu bir yıl oldu.

2011 biterken benim kızların 2012 için yıllık burç yorumlarını paylaştığı şu bir haftanın sonunda anladım ki benim bu şekilde bir yıl geçirmemden Uranüs sorumluymuş. Ahh Uranüs ah neler yaşattın bana bir sene boyunca #) Fakat öğrendiğime göre 2012’nin ikinci yarısına kadar tam olarak huzura eremiyormuşum. Mart ayında aşk beni beklerken nisan mayısta huzuru buluyormuşum. Fakat 2012’nin ilk aylarında çok çalışmam gerekecekmiş ama bunun faydasını göremeyecekmişim. Bu sene çok yorulacakmışım. Evlenmek isteyen varsa evlenecekmiş bir kısmımızda kararsızlığın içinde boğulacakmış. Zaten şu Uranüs bir gün olsun bana gülmedi ki şimdi gülsün. Bide Uranüs benim burcuma girdimi daha önce den de biliyorum çıkana kadar bin dereden su getiriyorum. Bir gezegen bir insanı nasıl bu kadar etkileyebilir?! Yazarken fark ettim ben burcumu söylememişim =) KOÇ ;) Benim gibi koç olanlarda benim sayemde 2012 yıllarının nasıl geçeceğini aşağı yukarı öğrenmiş oldular. Bu sene şanslıymışız ama diğer burçlar kadar değil bunu da araya sıkıştırayım bari =))

Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki Maya Takvimine göre son yıl olduğunu söyleyenlere inat olsun.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki olmaz hatta imkânsız diye tanımladığımız şeyler gerçek olsun.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki etrafımızı saran üzüntüler bizim mutluluğumuzu görüp kıskansın.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki aşk mücadelesi içinde değil mücadele aşkı içinde olalım.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki bütün o Uranüs, Venüs gibi gezegenlerin olumsuz etkilerine göğüs gerelim ve olumsuzları olumluya çevirelim.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki sevdiklerimizin kıymetini bilip kaybettikten sonra onların özlemini pişmanlıklarla anmayalım.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki insan olduğumuzu unutmadan, unutanların ise gözü önünde onlara gösterelim.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki yeni hedefler koyalım ve yılın sonunda en büyük değerlendirmeyi gene kendimizle yapalım.

Şimdiden herkesin yeni yılı kutlu olsun =)

24 Aralık 2011

Kaçmak Bazı Şeyleri Silmek Midir?

Eğer birini unutmak istiyorsam direk o kişiden uzaklaşıyorum.
Bu uzaklaşmak sadece konuşmamak şeklinde değil direk kaçmak şeklinde oluyor.

Aramalarına çıkmıyor, Facebook dan muhabbetini engelliyor ve mesajlarına geri dönüş yapmıyorum. İlk zamanlar bana en çok acı veren çalan telefonları sessize almak oluyor. Öylece ekran ışığının yanıp sönmesi sonrasında tamamen kapanması. Onun kapatmasıyla hemen telefonu elime alıp cevapsız çağrılardan silmek için tuşlara basarken yeniden çalmasıyla bir anda bırakıyorum telefonumu. Çok ısrar ederse direk kapatıyorum. Açtığımda ondan gelen bir sürü mesajla karşılaşıyorum. Bu gibi durumlarda kabuğuma çekiliyorum. Yavaş yavaş sosyal ağlardan siliyorum onu. Gözümün önünde olmasını istemiyorsam onun olduğu yerlere bir süre gitmiyor, yeni zevkler, yeni insanlar ve yeni yerleri keşfetme dönemime giriyorum. Bir nevi kafamı dağıtıyorum. Bu bazen bir ay sürüyor bazen de bir yıl. Bazen de öyle bir an geliyor ki tam unuttum derken bir şey çok küçük bir şeyle karşılaşıyor ve içim o an bir tuhaf oluyor.

Sevdiğiniz birine ama çok sevdiğiniz birine sarılırken içiniz ürperir ya o an bitsin istersiniz hatta karşınızdaki böyle hissettiğinizi anlamasın diye dua edersiniz fakat bütün bunların yanında bir diğer yanınızda bu an bitmesin der. Hiç kollarından ayrılmayayım. Zaman dursun, her yer boşalsın, telefonum çalmasın, otobüs gelmesin, kaldırım daralmasın,… Ne yazık ki benim hayatımda böyle zamanlar hep kısa sürmüştür. Zaman geçer, otobüs gelir, kaldırım daralır ve telefonum çalar. Saate bakmam, kaldırım daralınca daha bir yaklaşırım ve telefonumu sessize alırım. Birkaç saatlikte olsa kendime güzel bir an yaratırım. Bencilce davranır ve o an bana ulaşmak isteyenlerin merak etmesini sağlarım. Bunu çok mu isterim hayır ama o an, anı yaşamak için bencilce davranmak her zaman ilk tercihim olmuştur.

Beni kırmış, aldatmış sonra da gitmiş bütün yaşadıklarımızı, yaptıklarını ve tabi benim yaptıklarımı da gün ve gün yazmış ve herkese anlatmışsın. Ben ise internette gezerken görmüş, okudukça sen, ben ve biz olduğumuzu anlamışım. Zaman en kötü anları silerken en güzel anları ise hafif bir tebessümle hatırlatıyor. İkimizde farklı temalarda olayları anlatıp yazsak da ikimizin de ortak yönü aynı hikâyenin kahramanı olmamız. Bunu söyledikten sonra senin yazılarını artık okumamaya karar verdim. Benim bile unuttuğum anların, günlerin ve olayların ayrıntılarını hatırlayıp, yazdıklarını okudukça bunlar bana zarar vermese de geçmişin izlerini gün yüzüne çıkarıyor.

Bitti demekle bazen bazı şeyler bitmez. Sadece etkisi azalır. Bir kafe de karşılaştığımızda dudaklarımızı inceltip “Merhaba” derken ki sahtelik gibi. İçimizden neden şimdi, neden bu mekân ve neden karşı masam gibi bir sürü sorunun içinde boğulurken “Merhaba” kelimesinin anlamına uygun davranmadığımızı fark ettim. Benden sana zarar gelmez anlamına gelir merhaba kelimesi. Fakat biz birbirimize çok zarar verdik be adamım. Çok yıprattık, çok şeyi harcadık ve bunları ise çok hızlı yaptık. Geriye hiçbir şey kalmadığında ise ayrıldık. Şimdi karşılaştığımız zaman birbirimize merhaba derken samimiydik?! Ben senin yazılarının hepsini okudum ve eminim sende benim yazılarımın hepsini okudun hatta bunu da okuyacaksın. Okuduktan sonra bu sorunun cevabını bul. Sana söz veriyorum sırf cevabını merak ettiğim için bu sefer mesajını okuyacağım.

Şimdi soruyorum kaçmak bazı şeyleri silmek midir?

17 Aralık 2011

İyilik Meleklerim


Geçen gün Buket’imle uzun zamandır konuşmadığımızı fark ettim. Onun bu sene başlayan alan dersleri, benim gittikçe ağırlaşan ve tipimi kaydırmaya başlayan derslerim derken iyice uzaklaştık. Bütün kızsal dedikodular elimizde patladı, dersler konuşulmadı, moraller verilmedi ve tabi erkekler… Ne onlarla ne onlarsız işte =)

Bir anda mesaj attım ona hem de en olmadık ders ve dersin hocasında. Dersten sıkıldığım için değildi bu davranışım. Bir anda Buketimi özlediğim içindi. Bir mesajı bile benim yüzümü güldürmeye yetti zaten. Şu derslerin yoğunluğu olmasa İzmir’e geldiğinde görüşeceğiz ama işte görüşemiyoruz. Bu duruma o kadar çok üzülüyordum ki anlatamam. Duygularımın ve hislerimin aramıza uzun yollar girse de karşılıklı olduğunu biliyorum. Biz artık bu özlemle konuştuk da konuştuk derken benim Kuzumun sevgilisi olmuş =) Hem de İzmir’e geldiği zaman uzun uzun konuştuğumuz çocukmuş bu şanslı kişi. Canım ya. Daha çok yeni ama =) Nazar değmesin diye gizli tutuyoruz. Tabi ben buraya yazdıktan sonra öğrenmeyen kaç kişi kalır bilemiyorum ama şuan çok mutluyum. Buradan da fırsattan istifade sevincimi paylaşıyorum işte.

Bir diğer arkadaşım ise benim deli hallerimi normal karşılayan hatta bazen onu da deli ettiğim erkek arkadaşımın da sevgilisi olmuş. Oda aynı şekilde muhabbetlerin arasında çıtlattığı kızla sevgili olmuş. Aman dedim sakın kıza facenin şifresini verme. Sonra yazışmalarımızı görür ve beni engeller üzülürsün. Yok, vermem öyle huyları yok zaten dedi. Ayrıca seni silemez. Sen benim tatlı belamsın dedi =) Bu lafı artık iltifat olarak mı alıyım yoksa imalı laf sokmamı bilemiyorum ama onunda kalbinin ne kadar temiz olduğunu biliyorum o nedenle pek de takmıyorum.

Bizde böyle anacım. Hedefe odaklı yaşıyoruz. Birini seçiyor sonrada onu kapıyoruz =))

Bütün bu arkadaşlarımın beraberliklerini size söyledikten sonra benim aklıma takılan asıl soru ya da yaşadığım olay bu günlerde neden arkadaşlarım bana sevgili bulmaya çalışıyor? Hayır aramızda çöpçatan görevini üstlenen ve evlilik programlarını izleyen bendim ne oldu da rolleri değiştik. Ayrıca neden şimdi? Yani neden şimdi bana sevgili bulmak istiyorlar. Bu istek nereden çıktı şimdi? =)

Bugün içlerinden birine “Napıyorsunuz benim arkamdan şu Z.S. a bir sevgili bulalım diye seferberlik mi başlattınız?” dedim. Ne dese beğenirsiniz: Evet! Cevaba bak. Ve bu konuda çok ciddiydi. Hey noluyo yaa!.. Ben böyle yalnız mutluyum. Zaten derslerim ağırlaşmış, saçlarım çatallaşmış, yüzümde stres sivilceleri çıkmış ama siz bana hala sevgili bulmak istiyorsunuz =) Devamında dediklerine bakar mısınız?! Ellerinde nefis erkekler varmış, seç beğen al şeklindeymiş. Sanırsınız ki boydan ve profilden resimli albüm var ellerinde. Şahsen facebook sağolsun onu da yapıyor ama #) Böyle takılmakla olmazmış, yalnızlık bana yakışmıyormuş. Evet, yakışmıyor bunu bende kabul ediyorum ama şimdilerde yalnızlığımın sultanlığını sürüyorken bir başkasını tahtıma ortak etmek istemiyorum.

Bütün bunların yanında biliyorum ki onlar benim arkadaşlarım.
Yıllarımızın beraber geçtiği, beraber büyüdüğümüz hatta bu konularda yetiştirdiğim arkadaşlarım.
Eğer öğrettiğim bütün yöntem ve tüyoları öğrendilerse gardımı iyi almalıyım =)

Hem daha baharda gelmedi. Yani gelir bahar ayları gevşer gönül yayları durumuna daha çok var ;) Neyse ki anlayışlı bir arkadaşım yani öyle çift buluşmalarında öksüz çocuk triplerine girip sevgilileri rahatsız etmiyorum. Olayı anlayınca uzaklaşıyorum. Bunu neden dedim şundan çünkü hani rahatsızlık versem şuna bir sevgili bulalım da oda rahat etsin bizde diyecekler. Neyse ki öyle bir durumum yok ama işte arkadaşlarım benim yalnızlığıma üzülmüşler.

Duyurayım  mı buradan sevgili arıyorum diye onlarda rahat etsin bende =))

11 Aralık 2011

Yoğunum Yoğunuz Yoğunlar

Bu ay vizelerim bitmesine rağmen buraya girip de adam akıllı bir yazı yazamadım ya valla çok üzülüyorum.

Vizeler bitti geriye sadece işi kaldı. Temizlenmesi gereken bir oda, pratik yapmayı isteyen bir keman, düzenlenmesi gereken notlar, çalışılması gereken ama ertelenen şimdilerde ise dağ halini almış dersler ve evet teslim etmemi bekleyen ödevler. Bunların hepsi birleşince inanın sadece telefonuma yazmak istediğim fakat vakit bulamadığım konuları yazmak zorunda kalıyorum.

Geçen hafta çarşamba günü bölümümüzün partisi vardı. Partiye abimle gittim. Şimdi diyeceksiniz başka kimseyi bulamadın mı? Hayır, çünkü ona sözüm vardı. Ayrıca zaten bölümden arkadaşlarımın hepsi mekânda olacağı için çokta kiminle gittiğimin bir önemi yoktu. Tabi gönül isterdi takalım kolumuza sevgilimizi ve öyle gidelim ama kader =)) Gene de nasıl eğlendim, ne içtim, ne söyledim hiçbir şey hatırlamıyorum. Abim bir şeyler söylüyor ama yok yani hatırlamanın belirtisi yok. Arada kısa kısa sahnelerin dışında bir şey hatırlamıyorum #) Arkadaşlar gecenin devamında başka bir mekâna gitmeyi teklif etseler de kafam güzel olduğu için bu teklifi başka bir sefere ertelemek zorunda kaldım. Peki ya sonrasında ne yaptık? Abimle eve kadar yürüdük =) Hava açık, dolunay var ve yollarda ise araba yok. Öylece yürüyoruz. Aslında çokta iyi oldu. O kafayla eve kadar açıldık zaten =) Ertesi günkü derse ayık gitmeme yardım ettiğini de düşünüyorum. Bide bu partinin öncesinde yaptıklarımı düşünüyorum da nasıl halim kaldı ve o kadar çok eğlendim bilemiyorum. Eğlence deyince vücudum bir anda enerji depoluyor da olabilir ya da gece de aldığım iltifatlar mesela hepsi birer beni ben yapmışta olabilir ;) Neyse çarşamba böyle bitti ve geldi perşembe. Perşembe günüde dersten sonra iki fabrika gezimiz vardı. Biri iplik yani teknoloji opsiyonu diğeri terbiye ve örme fabrikası. Bir şeyi burada söylemek istiyorum o iplik fabrikasında bizi fabrikada gezdiren beyefendiyi! gözüm hiç tutmadı hatta kıl oldum, sinir oldum. Adam müdür olmuş ama adam olamamış hatta bir bayana nasıl davranacağını bile bilmiyor. Adama sinir olma olayım ise şöyle; şimdi bize fabrikayı gezdiriyordu ve bizde 7-8 kişilik grup onun arkasından geliyorduk. Öyle bir yere geldik ki pamukların temizlendiği yer ve orası o kadar gürültülüydü ki resmen sessiz sinema oynar gibiydik. Neyse ki aynı makineler bizim bölümde de vardı ve hocalarımız anlatmıştı da adamı duyamadığımız için pek üzülmedik. İşte böyle bir durumda bizi o hareket eden ve büyük makinelerin arasından geçirmeye başladı. Burada şunu belirtmek istiyorum; normalde iplik fabrikalarında lif yutulmasın diye maske takılır ve o makinelere saçlarımız, kıyafetlerimiz takılmasın diye de ona göre giyinmek gerekir fakat biz doğal olarak teknik geziye gittiğimiz için o tarz bir giyimi giymemiştik. Bu nedenle de adam bizi o statik elektrik oluşturup hatta hareket ettikçe uçuşan liflerin arasından geçirmeye başladı. Hocalarımızda bu tarz yerlerde çok bulunmamamız gerektiğini ve maskemiz yoksa nasıl korunmamız gerektiğini söyledikleri için artık adamı dinlemiyor direk oradan çıkmak istiyorduk. Bende aynen bunu yaparken adam bana döndü ve “Bak!” dedi. Bende ona dönüp “Baktım” dedim. “Neye baktın?” dedi. Bende makinenin adını söyledim. “Bu makine ne yapıyor?” dedi. Ayrıntılı bir kaç cümle söyledim. Neden öyle bir cevap verdim onu da bilmiyorum. Sanki sınava giriyor gibiydim. Derken adam bir anda karşıma pat diye çıkıp elini de beline koyup bana ard arda “Ne gördün ha ne gördün ne gördün?” diye sormaya başladı. Dumura uğradım ve öylece kaldım. Sonrada arkamı dönüp, sıranın arkasına geçtim. İşte o anda bende o fabrikaya ve adama karşı merak bitmişti. Devamında ise artık adamın gözündeydim. Bildiğiniz adam her lafında bana bakıp laf sokuyordu ya da soktuğunu sanıyordu. Hızlı hızlı yürüyor geride kaldığımızda ise bana bakıp geç kalanı kovarım diyordu. Ey allahım gel de sinir olma. Sanırsam benim takmaz hallerimi gördükçe daha da sinir oldu. Sonrasında ise en olmayacak şeyi yaptı ve kovalardaki karışımı alıp “Bu lifin dilini bileceksiniz!” deyip ditmeye başladı. Tahmin edersiniz ki sonuç: her yerde uçuşan lif! Arkadaşlarımın montları lif oldu, ben lif yuttum, bazılarımızın saçına yapıştı. Resmen rezillik. İkinci grup olmamıza rağmen fabrikadan çıkan en son grup olduk. Aslında adam ikinci sınıf olup da opsiyon seçmeden fabrika gezmemize en başta anlam verememişti. Ardından gittiğimiz terbiye fabrikasından daha memnun kaldım. Bir şey daha fark ettim terbiye seçsem o kimyasal kokularından rahatsız olmam. Kokuları beni hiç rahatsız etmedi. Ne kadar konfeksiyon seçmeyi istesem de hala aklımda soru işaretleri var. Terbiye fabrikasından memnun kalmamın bir diğer sebebi ise bize fabrikayı gezdiren arkadaşların bizim okuldan mezun olması ve bizim aklımızdaki soruları bilip ona göre anlatmalarıydı. Ayrıca orada daha rahat soru sordum, gezdim yani içime sindi diyebilirim. Günün sonunda yorgunluk denen şeyin on katı üstüme oturmuştu =) Akşamki konseri de kendimce iptal ettim, adamı unuttum ardından da yattım uyudum.

Gel zaman git zaman işte pazar yazımın sonu.
Şimdilik sizi sizinle yalnız bırakıyorum.
Yarın YGA sonuçlarını öğreneceğim.
Bakın yoğunluk ve heyecan hayatımda az da olsa devam ediyor.
Bana bol şans dileyin ;)

5 Aralık 2011

Sevgililerim …1


Bir önceki yazımda bahsettiğim bizim eziğin şimdilerdeki sevgilisi hikâyesi benim içime oturmuş olacak ki yeni bir yazı dizisi başlatmaya karar verdim ve adı da “Sevgililerim” ;)

Gerçekten başlık çok yaratıcı oldu farkındayım =)) Ama başka bir şeyde uymuyordu napıyım bununla idare edeceğiz artık bu yazıda ve devamında yazacağım yazılarda. Burada önemli olan zaten başlık değil içerik dimi ama?! =)

O zaman hemen başlayalım. Efendim benim bu yıllardan çok çok çok önce bir adet sevgilim vardı. Kendisiyle aramdaki ilişki gerçekten tarifsizdi. Hatta şimdilerde düşünüyorum da anlamsızmış be. Bi kere adamdan ayrılma sebebim spora olan aşırı düşkünlüğüydü. Tamam, bende sporu seviyorum hatta hayatımın anlamı modun da ama bunu abartıp “Hayatım = Spor” haline de getirmiyorum. Ama beyefendimiz için durum bu şekildeymiş bende zamanla öğrendim. İlk zamanlar “Baklavalarıma bakar mısın Z.S?” şeklinde başlayan muhabbetler resim çekilmek istediğimde göğsünün dışarı çıkması, karnının içeri çekilmesi ve omuzların arkaya atılması şeklinde şekil almaya başladığı anda benimde beynimdeki ampul yanmaya başlamıştı. Resim çekiliyoruz ya. Yani bu kadar kasmaya, kaslarını göstermeye mecbur değilsin. O zamanlar face falan da yok tabi. Hayır, ne düşünüyordu acaba? Çekildiğimiz her resmi odamdaki duvarıma asacağımı mı? Böyle bir şey yapmayacaktım. İşim gücüm yok sabah onu görücem, yatarken onu görücem hem de kasım kasım kasıldığı haliyle. Yok yok yok almayayım ben kalsın dedim ve oda kaldı yani bitti ilişki. Bu çocuk sadece benim olduğum resimlerde böyle poz vermiyordu daha doğrusu vermiyormuş. Bu durumun böyle olduğunu çok sonra fark ettim. Belki de bardağı taşıran son damla bu olmuştu. Okulda toplu resim çektirirken aynı poz, arkadaş arasında aynı poz, aile arasında aynı poz poz poz poz… Lisede bir erkek arkadaşım bana “Bir erkek yanındaki kıza bir şey kanıtlamak istiyorsa onun kolunu tuttuğun ya da dokunduğun anda hemen kasar.” demişti. Sonra bunu bana uygulamalı göstermiş hatta denemek için kantini kullanmıştık =) Gerçekten doğruydu. Denediğimiz erkeklerin %51 inin koluna yavaşça konuşma esnasında dokunduğumda hemen kasıyorlardı. Sanki gizliden gizliye “Bak ben kaslıyım, güçlüyüm, pazularım var.” manasında gibiydi. İlk dinlediğimde saçma, atıyorsun dememe rağmen milletten bu davranışı aynen görmem yok artık haklıymışsın dememe sebep olmuştu. Şimdi yazarken bizim erkeğin durumunun da bu şekilde olduğunu fark ettim. Ben istemem ki öyle üçgen vücut olsun. Tişörtünü çıkarınca baklava baklava görünsün. Tabi bira göbeği ya da türk kası olan birini de istemiyorum =)) Şöyle spor yapan, görünümüne özen gösteren biri olsun yeter yani =)

Yıllar sonra bu sevgiliyi gördüm ben. Aman allahım bildiğiniz sapık olup çıkmış #) Face de beni ekleyince bende kabul etmiştim. Amaç merak işte naparsın. Ama beyefendimiz listemdeki kızları ekliyormuş. Sonra kızlarda tek tek bana geri dönüş yapmaya başladılar bu çocuk kim diye?! Dedim noluyi? İşte o zaman evrimin bazı insanlara yaramadığını fark ettim. Neyse ki yol yakınken mantığım beni bu yoldan uzaklaştırmış. Sağol mantık ;)

Yeni yazı dizimin bu ilk yazısıyla sizi yalnız bırakıyorum.
Artık ara ara hayatıma girmiş olan sorunlu erkekleri böyle yazacağım.
Alın işte böyle de ifşa ederim ben sevgililerimi ;)

3 Aralık 2011

Anlamıyorum ve Anlamayacağım


Bir şey soracağım bu olay nasıl oluyor?
Yani gerçekten nasıl oluyor?
Hayır, doğanın kanunu mu yoksa başka bir şey mi?
Anlamıyorum ve ömrü hayatım boyunca da anlamayacağım.

İlkokulda sınıfın ezik olarak gördüğü kız 4. sevgilisinden ayrılmış 5.yi bulmuş =) Hayır gülüyorum ama gerçekten şoklardayım. Bu ne biçim iş böyle bee… Sonradan bir açılma mı yoksa burada söylemeyeceğim durumlar mı bir türlü kestiremiyorum. Abi tamam bizde öyle evde kalmış hiç sevgilisi olmamış insanlardan değiliz de bu kızın durumu da biraz fazla değil mi?!

Ne güzel iki yazı yayınlamışım içim rahat yatağa gireceğim sonra yarın yapacak bir sürü iş için enerjimi toparlayacağım dimi ama sen git son dakika face de durumunu güncelleyenlere bak ve bunu gör. Görünce de olmuyor işte =) Direk bir yazı daha yazmam gerekiyor. İçimi dökmem lazım, arınmalıyım, kafamı boşaltmalıyım. Şimdi size soruyorum. 4. sevgilinizden ayrılıyorsunuz ve bir ay geçip geçmeden 5.yi buluyorsunuz. Helal olsun yani ne diyim! Bunu gece gece uyku sersemi abime anlattıp _tabi özetin özeti şeklinde_ onun da yorumunu aldım ve aman allahım ümitsizliğime ümitsizlik kattı. Neymiş efendim biz mühendisler çok yoğun ortamlarda çalışıyormuşuz ve bu nedenle bulduğumuz kızlarda ya yollu ya da sorunlu oluyormuş. Bu ne biçim bir durumdur ya?! Erkekler aklı başında artı güzel olan kızları bulamamaktan şikayetçi, kızlar ise yakışıklı ve mantıklı erkeklerin nerelere kaçtığından. Ne yani bu 70 milyonluk Türkiye’de bütün ezik meyveler mühendislere mi düşecek? Abim yaa uyku sersemi getirdiği yorumla güldürdü beni =)) Benim takıldığım nokta bizim eziğin bu kadar hızlı nasıl sevgilisi olduğu? Ciddi ciddi gecenin bu saatinde bunu düşündüm.

Hayatım boyunca elimi sallasam ellisi gezdikten sonra karşıma çıkıp itiraf edenleri oranladım da abi gerçekten çoğu sorunluymuş =) Trajik komik hayatıma gülüyorum =)) Şarkıdaki gibi elimi sallasam ellisi ama gözüm görmüyor. Delinin en delisi var. O hep beni mi buluyor. Yoksa bende mi bir şey var???

Size başımdan geçen kısa bir olayı anlatıyorum. Beyefendimiz karşıma dank diye çıkıyor ve “Sevgilin var mı Z.S.?” diye soruyor bende “Hayır” diyorum. “İyi o zaman hadi sevgili olalım” diyor. Adamdaki cesarete bakar mısınız yaa?! Herhalde “Aa evet hadi olalım” deyip boynuna atlamamı falan bekliyordu ki ben öyle bir şey yapmayınca şaşırdı. Onun şaşırmasını geçtim benim suratımdaki şaşkınlığın verdiği ifadeye arkadaşlar yarıldı zaten =)) Ardından ortamdan kurtulmak için şakaya falan vurmaya çalıştım. Yaa git allah aşkına diyorum ki çocuk gitsin ama yok yapıştı kaldı orada. Lanet olsun oturduğum yerde kıyı ve çıkamıyorum. Çıkmam için 6 kişinin kalkması gerekiyor. Sonra bunu bana yapılmış olan bir komplo olarak gördüm =) İlk vakam bu olmadığı için en yeni olarak aklıma bu geldi.

Yok ya eğer abimin dediği doğru çıkarsa ki bazı örnekler verdi aman allahım hiç duymayın yoksa dört senelik mühendislik eğitiminizi yarıda kesersiniz. Kariyer falan yalan olur. Ben bu işi düşünüp bir sonuca varmaya çalışırken birazda siz düşünün hatta bulduklarınızı da bana bildirin ki topluca bir sonuca varalım =))

Bu sefer gerçekten yatıyorum söz ;)

İtiraf...


Bu bir itiraf yazısıdır.
İlk cümlemden aslında niyetimi belli ettim. Evet, bu bir itiraf yazısıdır.

“Kendime benzeyen insanları gördüğüm zaman o kişilerden korkuyor ve uzaklaşmak için her şeyi yapıyorum.”

Ne demek bu şimdi diye sorabilirsiniz. Aslında çok açık ve net söyledim. Kendime benzeyen insanlardan korkuyorum. Hem de çok korkuyorum. Karşıma böyle biri çıktığı anda ilk bakışta hemen anlıyorum. Bir şeyler benziyor sanki diyorum ve el sıkıştığımız andan itibaren ise aklımda hiç şüphe kalmıyor. İç dış fark etmez ben kendimi çok severim. Ama benim gibi birisiyle yaşayamam. Hayatımda olacak kişi bana benzememeli. Kesinlikle!

Çekilmez olduğum anlarda ne ben onu çekerim ne de o beni. Bana benzeyen kişilerle de çok konuşamıyorum zaten. Her cümlemin tamamlanması, aynı şeylere aynı ses tonuyla gülmemiz, mimiklerimiz, duruşlarımız, hayata bakışımız ve niceleri. Uff çok korkunç. Yeni insanları tanımayı seven ben, kendimden korkuyorum.

İçimdeki patlamaya hazır bombayı nasıl frenlediğimi bildiğimden bir ben daha yanımda olmamalı. İleride bu arkadaşım ya da sevgilim en sonda eşim olsa gerçekten hem onlara hem de kendime zararım çok büyük olur.

Ohh bee söyledim içim rahatladı =) Nerden esti şimdi böyle diyeceksiniz. Geçen arkadaşlarla kafede otururken konusu açıldı ve bende şöyle bir düşündüm, hayatta en korktuğum insanlar genelde bana benzeyen insanların olduğuna karar verdim. Belki de çift yaratıldığımız içindir. Öyle bir söylem var ya söz de herkes çift yaratılmış. Ama ben çiftimle yaşamak istemiyorum. Klasik koç burcu kadınıyım ben. İstediğim kişiyi ben seçmeli ve uzun uzun mücadeleler vermeliyim. Peşinden ben koşmalıyım, ben seçmeliyim. Çok ben ben ben oldu ama en azından 20 sene de bunu öğrenebildim.
Şimdide sizinle paylaşıyorum.
Bu yazımı kaç kişi okur hadi okudular diyelim okuyanlardan kaç kişiyle aynı olabilirim?!
“Asla” demem.
Dünya küçük.
Bir gün bir yerde bir tane daha bana benzeyen birisiyle karşılaşabilirim.

Aralık mı?

Şu an Blog’umun istatistiklerine bakınca fark ettim Aralık’a girmişiz. Vay anasını!
Ne yani 28 gün sonra da 2012 ye mi gircez?! Yok artık =)
Zaman çok hızlı geçti be…
Tabi kasımın son haftası hatta bu hafta da vizelere girdiğim için kasım mı bitmiş aralık mı başlamış hiç fark etmedim.
O zaman bu Aralık’ın ilk yazısı olsun =)

Şaşkın bir girişten sonra size bir özet geçeyim bari. 2 haftalık vize haftam nihayet bitti. Orta başlayıp dalgalı bir şekilde kapattım. Şimdi önümde biraz dinlenme süresi ardından da finallere yoğunlaşma zamanı var. Bütün bunların yanında iki haftadır spor yapmıyordum. Ona da yeniden başlamam gerek. Kemana da ara vermiştim onu da takvimime eklemeliyim. Unutmadan yarın yazlığa gidiyorum. Evi aldık ama ben daha hiç gidemedim. Yok, böyle bir şey! Neyse ki yarın bu durumu telafi edecek ve gideceğim. Hatta gitmişken birkaç yazı yazıp resim de çekmek istiyorum. Kumsalı bir uçtan bir uca yürümek ve şehrin zehirlediği ciğerlerimi temizlemek istiyorum.

Ders çalışırken beni en çok zorlayan şey aklıma yazmak için bir sürü konunun gelmesi ama bilgisayarımı açıp yazamamam =(
Hepsini akıl defterime not ettim ama =)) Şimdide tek tek hepsini yazıp sonra da yayınlamayı düşünüyorum.

Bu sefer kısa bir yazıyla bırakıyorum.

NOT: İstanbul maceramı ayrıntılı bir yazıyla yazıp yayınlayacağım ama önce sonuçların açıklanmasını bekliyorum. Anlarsınız işte nazar olayları ;)