26 Eylül 2012

Kararım, Bitmesi Yönünde

Başlamadan bitirdik diyemiycem çünkü biz çok şey yaşadık.
Arkadaş olduk,
Dost olduk,
Sevgili olduk…

Adını koymadık ama olsun, biz bildik. Şimdi her şey bitti ve bu bitişi ben gerçekleştirdim. Aslında senin bir cümlen sadece bir mesajın bunu gerçekleştirmeme yardımcı oldu. Yıllarca beklemen, susman ve gene korkak bir adam olarak ortadan kaybolman hem de en güzel zamanda sana hiç yakışmadı ya da vazgeçtim çok yakıştı.

Şaşırmıyorum ki senin dengesizliğine. Neye kızıyorum biliyor musun? Cesaretin var mı, emin misin diye bana sormuştun ve ben hiç düşünmeden “Varım” demiştim. Sen yeniden emin misin demiş, bu yolda geri dönüş olmayacağını hatırlatmıştın ve ben gene “Varım” demiştim. Kadının “Evet” demesi ne kadar zorsa ben bunu üstlenmiştim. Hâlbuki hiçbir şey dememeliydim. Keşke demek istemedim. O gün bana sorduğun ve düşünmemi isteyip bir karar vermemi beklediğin sorularının hepsinden vazgeçtim. Sildim, bitirdim. Unuttum sorularını. Cevaplamak da istemiyorum, cevaplasam da gereksiz olacak biliyorum.

Üzüldüm, hasta oldum, başım ağrıdı ama biliyor musun bu sefer kimseye fark ettirmemeye çalıştım. En yakınımdakilere anlatamadım, uzun süre öylece kaldım. Arabaya atlayıp yazlığa gittim. Geçmişimizi düşündüm ve şimdiki halimizi. Zor bir insan olduğumu bilen sen, beni severken ne değişti?!

İkinci üzüntüm oldun, yıllar sonra gelen ikinci dalgam!



Sevmeyi, sevgiyi çok iyi bildiğini söyleyen sen, aslında hiçbir şey bilmiyorsun. Düşündükçe fark ettim ki biz aynıyız ama aynı olmamız benim seni anlamamı zorlaştırıyor. Buda senin kafanı karıştırıyor. Yıllarca beni sevme, vazgeç diyen sen, olmaz diyen ben! Rolleri değiştik. Sevme beni, kafan karışıksa kafanı kimin karıştırdığını bul, onun yanına git.

Ayrılık yazısı yazmak bir nevi arınmaysa sende yaz.
Şiir yaz, onlara hikâyeler uydur.
Beni yaz! Uzun…
Defterler eskit aynı yıllar önce yaptığın gibi.

Dostlarım doğruyu bulmam için bana fırsat verdiler. Hep gerçeği söyledi onlar ama ben inanmak istemedim. Seni benim gibi tanımıyorlardı. Böylesi daha iyiymiş yani seni tanımadan bana fırsat vermeleri. Objektif yaklaşım… Hafta sonu anladım, sindirdim ve yanlışın nerede başladığını düşündüm. Ben o itiraf eden adamı sevmiştim. Romantik olan adamı. Çok geçmeden sen yeniden geçmişteki korkak adam oldun.

Sonunda ağlayan sen oldun biliyorum. Başlamadan sonunu düşündün ve kendi kendinin sorularında boğuldun. Ben ise özgürce yaşamak istedim. Herkese karşı çıktım, susturdum ya da susturmuştum.

Yanımda olmalıydın. Yıllar sonra karşıma bir gece yarısı çıkıp, bir sabah kafanın karışık olduğunu söylemenle anlayış beklemen!.. Hiç olmadı hem de hiç olmadı.

Bitti işte. Artık arkadaşta olamayız dostta kalamayız. Bütün ay düşündüğüm karar verme aşamam, kararsızlığım bu şekilde son buldu. Yalnızlık bana koymaz da insanların lise aşkınızla olmaz demelerini bu şekilde tecrübe etmem koyar işte! Tek düşündüğüm böyle olmamalıydı demek. Senden kaçmam ama eskisi gibide olamam.

Bütün bunların üzerine senin yeniden kaçacağını biliyorum.
Bütün dostça buluşma tekliflerimden bile uzak duran, aramayan, mesaj ve mail atmayan adam!..

20 Eylül 2012

Evlilik Part 1: Yaş Sorunu


Yeni yepyeni bir yazı dizisiyle yeniden beraberiz.
Konumuz evlilik.
Evet, evli değilim fakat konumuz zaten evliliğin nasıl olması gerektiği değil evlenmeden önce neler olması gerektiği ya da ben yazıma başlarken bu düşünceyi savunuyorum =)

Öncelikle bende bir kadın olduğum için konuyu kadınların bakış açısından anlatmayla başlıcam.
Şimdi kadınlar belli bir yaşa geldikleri zaman karşısındaki erkekten ne istediklerini ve neyle karşılaşacaklarını bilmeye başlıyorlar. Bu birazda doğanın kadınlar üzerindeki erkeklerden önce olgunlaşmalarından kaynaklanıyor. 35’ine gelmiş bir kadın, evlenmediyse kariyerinde ilermiş ve belli bir mevkie ulaşmış oluyor. Kariyerim oldu şimdi eş ve çocuk demeye başladığı zaman ise etrafında dört tip erkek oluyor:

* Birinci tipimiz, olgun kadın sevenler. Bunlar kadınımızdan daha genç olup ama kadındaki olgunluğu seksteki tecrübeleriyle bağdaştıranlar. Anlaşabilirler mi, bilemiyorum ama düşük bir ihtimal. Sonuçta kadın belli bir yaştan sonra bedenen çökmeye başlıyor ve genç olan erkek zamanında çekici bulduğu eşini artık yaşlı bulmaya başlıyor ve sorunlar sorunları doğuruyor.

* İkinci tipimiz, yaşı yaşıma uygun olsun diyenler. Bunlarda kariyerlerinde belli bir seviyeye ulaşmış kişiler oluyor. Fakat bu yaşına kadar ya bağlanmaktan korkup evlenmemiş ya da ailesiyle rahat bir yaşam sürmek hoşuna gitmiş. Belki de artık anne baskısıyla evlenmeye de karar vermiş olabilirler.

* Üçüncü tip ise daha önce evlenmiş ve boşanmış erkekler. Bunlarda kendi içinde dört de ayrılır: çocuğu olanlar, çocuğu olmayanlar, çocuğu olup da görüşmeyenler ve çocuğu olup eski eşiyle görüşmek zorunda kalanlar.

Ben olsam daha önce evlenmiş bir adamla evlenmem. Bunu cinsellik ya da başka bir şey yüzünden değil direk hayat tecrübesiyle cevaplıyorum. Şimdi düşünün, bir adam evlenmiş ve evliliği yürümemiş yani olmamış ve boşanmış. O, bazı şeyleri sizden çok önce yaşamış. Artık onun için o ilk heves ya da heyecan yok. Ama sizin için öyle mi?! En basitinden evinizi baştan dekora ederken ne kadar heyecanlıysanız adam bir o kadar sıkılıyordur. Birde neden daha önce evlenmiş bir adamla evlenesiniz ki?! Yaşınızı artık kafanıza takmayın, amaaan ne olacaksa olsun yani =) İlla evlenicem, kim olursa olsun, yaşım geçiyo falan gibi paniklere gerek yok =) Biliyorum aileler bu konuda çok baskı yapıyor ama hayatta sizin hayatınız sonuçta ;) Sonra ileride siz çocuk isteyeceksiniz (ki yaşınız 35 ise bu çok doğal) ama adamın çocuğu olduğu için buna sıcak bakmayacak ve alın size nur topu gibi bir boşanma sebebi. Boşandınız diyelim. Noldu şimdi?! Adamın ikinci evliliği de bitti ve sizde boşanmış bir bayan olmuş oldunuz + belki de evliliğe bakışınız bile değişti, soğudunuz. Olmayacak şey mi hayır hiç de değil!

Hele eski eşleriyle görüşenlerden bence uzak uzak hatta çook uzak durun. Bir kadın olarak düşünüyorum ve size de soruyorum: niye ya niye adam boşanmış eşiyle görüşmeye devam eder? Biten biter. Bu arkadaş kalalım durumu sevgiliyken olabilirde evlenip boşandıktan sonra olmaz arkadaş! Bunun tek bir açıklaması vardır, iki tarafta birbirini seviyordur hatta sizinle evliyken bakarsınız hoop eski eşle sizi aldatmış. Erkekler için sahip olunana kadar çekicisiniz gibi bir durum var, gerçekten =) Kimyalarından kaynaklanıyor evet evet durum bu! Sizi elde edip birde imzayı attırıp, eski eşten ayrıldı ya, bir anda o eski eş bir çekici gelir bir çekici gelir ki adamımıza off şaşarsınız. O yüzden napıyoruz bu tip adamlardan kesin mi kesin uzak duruyoruz.

Ben güvenmiyorum kardeşim erkeklere ;) Sevgiliyken hani sevgilinizin en yakın kız arkadaşı vardır ya siz buluşmaya giderken oda gelir, konuşmalara katılır ve sizin sevdiceğiniz aranızdaki her sorunu ona anlatır ve onun düşüncelerine önem verir. O kızı sevmezsiniz hatta bir kaşık suda boğmak isteyip sırf sevgilinizin arkadaşı diye iyi geçinmek zorunda kalırsınız. Bu kızlara nasıl şimdi sinir oluyorsam (eminim adamdan hoşlanır bunlar, bak buraya yazıyorum, dikkat edin!) boşanmış eski eşlerle görüşmeye devam edenlere de o kadar sinir oluyorum. Yemeğe davet eden tip gördüm ben ya!! Git boğ adamı resmen boğ. Masada eski eşin sevgilisi ve siz! Olaya gel!.. Saçma sapan çarpık ilişkilere bulaşmayın. Neymiş modernlikmiş. Almayalım sağolun dostlar ;)

Kadınlar kendinden küçük erkeklerle evlenince millet kabarıp köpürüyor ya peki neden erkekler kendilerinden küçük kadınlarla beraber olunca millet bu kadar köpürmüyor? Neden biliyor musunuz, ben size söyliyim çünkü erkek yaparsa sorun yok! Mantık bu yani. Türkiye’de yaşıyorsanız bunu şimdiden bileceksiniz. İster kabul edin ister benim gibi isyan edin ;) Olur mu öyle şey ya allah allah deyin ki ben diyorum ;)

Adam 35’inde ve gidiyor 25’inde bir kızla evleniyor. Kızda gençliğinin baharında kendinden kaç yaş büyük bir adamla evlenmiş oluyor. Adam açısından bakalım. Gerçekçi konuşalım, erkekler sırf kadın genç, diri vücutlu diye yanaşmıyorsa ne olayım?! Yoksa o yaştaki bir kızın ne kariyeri olur allah aşkına?! Birde ondan çocuk sahibi oldu mu oo deme adamın keyfine. Ve yıllar geçer mesela 10 sene. Kadın 35 yaşında olur adam 45 derken çocuk 10 yaşına gelir. Ben böyle evliliklerin çok uzun sürdüğünü görmedim en azından günümüzde. Evet, eskiden böyle evlilikler olurmuş. Anneannelerimiz ve dedelerimiz böyle evlenmiş ama o zamanlar boşanmak ayıpmış yani insanlar bir defa evlendi mi daha dünyayı tanımadan kocalarının kölesi modunda yaşar gidermiş. Şimdi öyle mi canım, kadınlar boşanıyor. Ekonomik özgürlerinden dolayı özgüvenleri tavan modunda oluyor ki bence böyle olmalı. Kadın zamanla “Ben kendime bakıyorum ama kocam yaşlandı, çöktü hatta kocalık vazifelerini yerine getiremiyor” deyip boşanıyor. “Kocalık vazifesi” nin hangi anlamda kullanıldığını bilmeyenlere cevap verebilirim ama sorarsanız ;) Bu cümleden de anlaşılmasıysa hehe =)) Şimdi çiftimizi boşayalım, boşanınca noldu kadınımız 10 yaşında bir çocuk sahibi ve 35 yaşında boşanmış bir bayan oldu. Yaşıtı bir beyle evlenmek isterse büyük olasılıkla oda evlenmiş olmak zorunda belki de çocuğu olan. Hadi bakalım kafadan birken iki çocuk olmuş oldu. Sonra evlenen erkek bakalım kadının çocuğunu isteyecek mi? Genelde de istemiyorlar ya hele ki erkek çocukları.

Sorunlar sorunları doğuyor.
En iyisi mi siz evlenince çocuk yapmayın! Boş verin başbakanın dediğini. Önemli olan geleceğe sağlıklı nesiller yetiştirmekse ilk adım düzgün bir aile ortamını yaratmak.
Şöyle 3-5 yıl falan gezin, tozun, bakın bakalım evlilik size göre mi ;)
Hemen buldum, evlendim; cık bence yanlış.
Sonuç mu? Hayat sizin hayatınız kimse karışamaz ve kimse fikirlerini sizi ikna etmek için kullanamaz ;)

17 Eylül 2012

Keşke, Keşkelerle Geçse…

İlk kez tanışmış gibi yapabilseydik keşke.
Keşkeleri sevmem hâlbuki ben.
“Keşke deme sakın hayatın boyunca!” yı savunanlardanım ya da bu konuya kadar savunanlardan-dım.
Birini sevmek ile sevmekten korkmak arasındaki o kısa çizgi var ya sizi geceleri nedensiz yere ağlatır,
kimse yokken kırmızı şarabı da açtırır.
Soğuk bir gece yarısı balkona oturup öylece ufka bakmaktır karar verme aşamam.

Keşke diyorum, keşke bu kadar yakın arkadaş olmasaydık.
Keşke hiç arkadaş olmasaydık. Olmayı becerebilseydik. Beceremedik.
Biz bu konuda sınıfta kaldık.
Olmaz! Asla! Bu mümkün değil! dedik dedik durduk. Ee sonuç yani sonuç ne?
Sen kaçıyorsun, ben kovalamıyorum. Kovalayayım mı, bunu mu istiyorsun?
En azından saygımızı koruyoruz. Hakaret etmiyoruz.

Ben “Merhaba, ben Z.S” desem, sende “Ben Bay X” deyip elini uzatsan. Sonrasında kafanı kabaca cama çevirsen ve devamında beni takmasan. Ben ise seni açmaya çalışmak yerine yerime çekip gitsem.
Aynı grupta olmasak mesela. Aynı grupta müzik yapmasak. Senin şiirlerini bestelemesem.
Gruptan ayrılsam, sen mutsuz olsan sonra herkes acı çekse ve ben bundan zevk alsam.
Araman için bahanen olsa ve bu bahaneyi ben yaratsam.

Keşke biz arkadaş olarak kalabilsek keşke! Ama artık çok geç. Bunu biliyorum.
Bu işin iki ucu da boklu değnek!
Keşke konuşsan benimle. Söylesen içinden geçenleri.
İma etmesem ben, dürüst olsam ama harbisinden en cesurundan!
Konuşmadan kaldığımız o banktaki günü unutsam. Düşündüğüm zaman keşke konuşsaydın demesem.
Senin en sevdiğim yanın diye başlayan cümleleri kurmasam, sen de bunu istemesen.
Hiç sevgi konusundan konuşmasak ve biz yeniden arkadaş olsak...

Tatil Güncesi …7

Eylül ayına geldik ve ben hala “Tatil Güncesi” yazı dizime devam ediyorum.
Yuh kızım ya yarın bölümün açılıyor ama sen hala tatil modundasın diyebilirsiniz evet o moddayım ha nolmuş ha nolmuş =)
Şaka şaka takılıyorum size ;)

Bir yandan da doğru. Yarın bölümüm açılıyor ve aynı gün kayıt olayımız var. Klasik Ege Üniversitesi saçmalıklarıyla baş başayız anlayacağınız. Allah bütün Ege Üniversitesi’nde okuyan öğrencilere yardımcı olup, sabır versin amiinnn =) Günlük duamdan sonra size denizi anlatıyım durun, özleyenler kıskanacak şimdi ama o kadar gitmişim girmişim ++ güneşlenmişim anlatılmaz mı şimdi =)

Cumadan annemlerle direk her birimiz bir çanta hazırlayıp yola çıktık ve gittik. En son “İkinci bir emre kadar sırt çantamı boşaltmıyorum!” demiştim ve ben o çantayla Bandırma’ya anneannemin yanına gitmiş sonra yeniden yazlık derken 8 gündür fermuarları açılmadan odamdaki köşesinde beklemekteydi ve kısmeti geçen cumayaymış ;) Şimdi yeniden söylüyorum ki:

“İkinci bir emre kadar sırt çantamı boşaltmak yasak!”

Bir saat sonra yazlıktaydık. Deniz nasıl güzel nasıl güzel anlatamam. Böyle dalgası yok, berrak ve tertemiz. Çarşaf gibi derler ya hah işte öyle aynı çarşaf gibi ;) O gün geç olduğu için giremedik ama cumartesi sabahı ilk işimiz bahçede oyalanmadan direk gitmek oldu. Gir babam gir, yüz babam yüz keyfini sonuna kadar çıkardık. Size daha önce tatilin keyfini asıl annemle babamın çıkardığını anlatmıştım şimdide onlara uydum, iyiydi =)) Hazır fırsatını bulmuşken bikini izlerimden de kurtuldum ohh yarasın bana =) Yaz boyunca insan arkadaşlarıyla dalıp çıktıkça pek adam akıllı izini yok etmeye fırsat bulamıyor. Şimdi sakin sakin kumsalımda rahat rahat kitabımı okuya okuya güneşlendim =) Kırmızı bikinililere yazın ortasında kızıyordum ya, gittim kendime kırmızı bikini aldım hehe =)) Böylede pek bir seksi olunuyormuş onu anladım. Ayrıca insanın duruşu falanda değişiyor hani benden söylemesi. Şöyle kan kırmızısı falan ouvv ;)

Yüzmenin dışında evimizin sarmaşık güllerini düzenledim. Nasıl büyümüşler onlar öyle ya. Çok değil sekiz gün önce budamış ve şekil vermiştim. Şimdi baktım da uza uza gitmişler bir adam boyu kadar! Direk kırmadan asıl yollarına döndürdüm. Hedefim bütün verandayı sardırmak (hadi bakalım).

Bunun dışında manevi kedim büyümüş (Solda fotoğrafta siyah-beyaz olan). Kocaman olmasa da “yavrimu” olan kedim ergen bir kız olmuş hem de sekiz günde! Bizim kuşumuz var biliyorsunuz ve kedi beslemek ne kadar tehlikeli onu da ben biliyorum. Her şey bizim evin önüne su koymamla başladı (severim hayvanları beslemeyi). Bir gün büyük bir kedi, yavrimum su içerken geldi ve bunu ittirdi. Bu da bir şey yapamadı derken babam kalktı ayağa ve o büyük kediyi kovdu. Sonra yavrimu geldi ve suyunu rahat rahat içmeye devam etti. Bir yandan da bize bakıyo derken bir başka büyük kedi geldi ve buna gene aynı şekilde davrandı. Bizimkinin ilk tepkisi direk bizim verandamıza koşmak ve bizim arkamıza sığınmak şeklinde oldu (cine bak sen!). Biz ise bozuntuya vermeden gene yavrimuyu koruduk. Eğer bir yavruyu böyle korursan kendine bir güveni geliyor ki anlatamam. Arkamda kapı gibi bunlar var deyip kabarıyorlar =) Bizimki de aynen böyle yaptı ve bir sonraki büyük kedi saldırısında kabardı velet ve buna kötü davranan kediyi kovdu! Bizde ödül olarak ona sütlü ekmek verdik (ödüllendirilmeli ki devamı gelsin). Olay bu şekilde devam ettikçe yani o bizden güven aldıkça biz destek verdik ve sonunda bu bir gün kardeşlerini çağırmaya başladı. Koca kaptan yiyeceğini yiyip su deposunun üstüne çıkıyor ve tuhaf bir miyavlamayla kardeşlerini çağırıyor ki onlarda yesin (soldaki resimde her renkli olanda kardeşlerinden biri). Garibim onlar yesin diye az yiyor gece ise verandada oturan benim yanıma gelip bana yarım açıyla bakıyordu. Hani açım bana bir şey ver dercesine. Bende veriyordum derken tatili bitirip eve döndük. İşte bu gidişimizde baktık kedi falan yok! Babam “Gitmiştir o. Meskenini ve alanını bulmuştur.” dedi. Üzüldüm önce sonra belki görürüm ya nereye gidecek ki dedim. Akşam oldu sofrayı hazırlıyorum Ana! Karşıdan biri telaşlı telaşlı geliyor. Siyah-beyaz boncuk gözlü bir velet! Bizimkiymiş, yolun altından koşa koşa geliyormuş =) Yerim onu ben ya. Hemen ona et, süt güzel bir tabak hazırlayıp koydum derken şu iki günlük tatil kaçamağımda onunla baya bir vakit geçirdim. Biz yokken de evimizi sahiplenmiş. Bahçemizin her yerini temizlemiş (böcek avlıyor), kendine yatacak yeri bulmuş (saksı içi ve verandadaki şark köşesi) sonra ki en güzeli bence bu; eve başka kediyi ya da hayvanı yaklaştırmıyor hehe =)) Bi gözüme girdi bir gözüme girdi anlatamam. Karar verdim ona ödül olarak bu gidişimde kuru mama alıp vericem ;) İyice bağlansın da sahiplensin bizi. Vahşi falan ama beni görünce kaçmıyor tabi kendini sevdirmiyor.

“Hayvana hayvan gibi davranacaksın!” derim ben.

Yani onu insan gibi düşünmeyeceksin. Eğitirken de beslerken de yaşarken de. O hayvan, sen ise insansın. İkimizin de içgüdüleri aynı gibi görünse de karar almada farklılaşıyoruz. En basitinden bizim kedi mesela (hemen de bizim oldu =) ) miyavlayamıyor tuhaf bir ses çıkarıyor. Ben napıyorum aynen karşılık veriyorum. Böyle hayvani duygulara da sahibim artı bekârım, arabam ve evim var. Hatlar karıştı. Bu izdivaçta oluyordu dimi #)

Konuyu tatilime bağlarsam aklınız varsa hemen denize gidin derim ben ;) Coğrafya derslerimizden ne öğrenmiştik? Denizler geç ısınır geç soğur. O zaman neymiş eylül ayı denize girmek için HARİKA zamanmış. İkinci bir emri unutmuyor ve size bol denizli günler diliyorum.

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

13 Eylül 2012

Toplanın Anlatıyorum

Aynen öyle, toplanın millet toplanın toplanın toplanın!
Toplandınız mı?
Tamam o zaman hikayeyi anlatmaya devam edebilirim ;)
Hikayenin ilk partını buradan okuyabilir ;)

Bu sabah gene kalktım, güzelce giyindim ki insanın ne zaman kiminle nasıl karşılaşacağı pek belli olmuyor bunu kaçıncıya yaşıyorum ama anca geçen sefer akıllandım. Geçen sefer dediğim işte biliyorsunuz “Analar Neler Doğuruyor” olan ;) İşin ters yanı sabah, uyu babam uyu uyu babam uyu uyumuşum. Telefonun alarmı çalmış ama ben dokunmatik ekranda ertele diyeceğime kapata basmışım. Tabi telefonun ekranı tutuş pozisyonumla değişince soldakiler sağa, sağdakiler sola kaymış. Her neyse bu terslikten sonra napmadım? Moralimi bozmadım. Sanki sabah kalkamayacağımı biliyormuş gibi geceden giyeceklerimi ve çantamı hazırlamıştım (düzenliyim anacım naparsın, beni alan yaşadı mı yoksa yandı mı bilemiyorum #) ). Giyeceklerimi giysem de sabah güzelce aynamın karşına geçip makyaj yapamadım tabi zaman yoktu. Şöyle yarım eyerline çekip çıktım evden. Düşünün yani çantamda ruj var ama onu bile süremeden direk sınıfa girdim. İlk ders esneme ve o soğuk klimanın etkisiyle geçti gitti. Hoca bendeki durgunluğu fark etmiş olacak ki “hadi çay molası verelim çıkın sınıftan, yürüyün kantine” dedi. O anları aslında tam hatırlamıyorum. Sanırsam gözlerim açık uyuyordum #) Bunu da geçen sene öğrendim. Üniversitede dersler uzun hem de çok uzun. Hal böyle olunca da hocalara çaktırmadan uyuma çeşitleri geliştiriyorsunuz. Zamanımız bol nasıl olsa hehe =))

Hoop konuya dönüyoruz dostlar, millet sınıftan çıktı. Ben hala etrafa yarı açıkgözlerimle bakıyorum derken bende çıkayım bari deyip koridora çıktım ki telefonum çaldı. Sabah sabah beni rüyasında gören arkadaşım korkmuş hemen beni aramış. Rüyası mı sıkıcıydı yoksa anlatımı mı uzun sürdü bilmiyorum daha da uykumun geldiğini fark ettim ve koridorda onu dinlerken duvara yaslanma ihtiyacı hissettim. Anlayacağınız kahvede, çayda, yüz yıkayıp arınma belki de sabah süremediğim rujumu sürme hayallerim suya düştü. Kızı da kıramıyorum (nalet olsun içimdeki insan sevgisine) dinliyorum da dinliyorum derken bir anda merdivenlerde birini gördüm. Telefonla konuşuyordu. Üzerinde bordo t-şört vardı. Bedenen orada ama ruhen Asya kıtasında olmalıyım herhalde ki o kişinin bizimki olduğunu anlayamadım. Direk sınıfa yürüyüp girdim. Ben! Dünkü yazıyı yazan ben! Ayriyeten belirtmeliyim ki çocuk resmen blogumu takip eden herkesin çocuğu oldu yani sizlerin hehe =))

Vesaire vesaire sınıfa girelim ve diyelim ki +18 millet! Lütfen uzaklaşmak isteyen uzaklaşsın ;)

Devam; sırama oturmuş çantamdan kitabımı çıkarmış okuma amacıyla konumumu hazırlarken bunu gördüm. Bir anda TAK karşımda! Sınıfa girmiş, yürümüş ve önüme gelmiş ve ben fark etmemişim.

Kızım dedim sabahlar sana yaramıyor valla bak. Nerde o akşamki kadınsal hormonların?

Bunu kendime söyledikten sonra direk o imalı gülümsememi takınıp “Aa günaydın” dedim. Sanki kaç gündür onun gelmesini beklemiyormuşum ki çakallık yaptım. Fenayız abicim hehe =) “Günaydın” deyip “Seni sabah görmeyi beklemiyordum” dedi. Bende “Seni” dedim (ikimizde yalancıyız). Hadi ben yalan söylüyorum. Senin yalan söylediğin ise bir sonraki cümlenden anlaşılıyor. “Dün derse geldim sen gelmedin, yoklamaya baktım sabah gelmişsin” dedi. Sabah benim gelip gelmediğime bakmış vay vay vayyy. Baktın madem çaktırma dimi ama yok böylesi de güzel.

Git gel çek bırak çok severim böyle durumları =))

“Sana sabah ayılabilirsem gelebilirim demiştim ama” dedim. “Ben ayılamayacağını düşünüp akşam geldim” dedi. Ee sen antrenmanını mı ektin diye sorduğumda yok canım, izinliyim dedi. Nasıl izin, nasıl bahane anlamadım ya neyse (tamam tamam siz anladınız) ;) Sonra çocuğun yanına oturdum ve konuşmaya başladık. Nerde yaşadığını, okuyup okumadığını sorarken işte can alıcı yere geliyoruz, yaşını sordum. Bu böyle büyüğüm yaa havalarında lafı çeviriyor, ben ise hadi söyle diyorum. Sonra baktım olmuyo “Ben 91’liyim” dedim. Çocuktaki ilk tepki gözleriyle şöyle bir beni süzüp “Hadi ya” demek oldu. Ben seni daha küçük sanıyordum demez mi? =/ Tamam yaşım gibi pek görünmüyorum da 18 gibide görünmüyorum sonuçta. Ufal da cebime gir derler adama =) Adamımız ise benden bir yaş küçükmüş. İşte bu andan sonra olgun bir cevap olan “Benim için benden küçük olman hele ki bir yaş sorun değil” dedim. Evet, dostlar bunu dedim #) Çok olgun bir cevap dimi evet evet öyle ;)  Bir ara camdan dışarı bakarken yeniden süzdüm çocuğu ve bordoda yakışıyo + göbeği yok + lacoste ile kaslı kolları daha belirgin olmuş ;) Hocanın sesiyle yerlerimize geçtik. İşte ikinci can alıcı ses; senin etrafında boş yer yok galiba? Z.S, beni yalnız bırakma yanıma gelsene! İçimden direk, oldu canımm tabi tabi. İstersen kucağına da oturayım, dersi öyle dinleyelim hıh nasıl olur diye geçirdim. Ama dıştan kibarca “Üzgünüm sabah gelseydin yanım, önüm boştu” dedim. Biraz bozuldu ama yani olmaz ki böyle. Tabi siz yok musunuz sizz! Gitseydin ya çocuğun yanına, otursaydın demiyorsanız ne olayım?! ;) Kendimi biliyorum. Böyle bir şey yapsaydım dersi dinleyemezdim. Hâlbuki oturduğum sıranın önünde oturan adam, düşük belli pantolon giymiş, iç çamaşırı kaymış ve çatalı görünen birisiydi. Yemin ediyorum bütün ders sırtımı kaydırarak oturdum. Sırf o çataldan adamın poposunu görmeyeyim diye. Bu erkeklerdeki düşük bel olayını biri düzeltsin hatta bitirsin!

Ders bitmeye doğru bizimkisi “Bugün senin evin orada işim var biliyor musun?” dedi. Gene “Eee” dedim (Bu “ee” elerim meşhur olacak yakında). “Seninle bir gidelim” dedi. Peki, bana uyar dedim. Bakın bakın bakın coolluktan çatlıyorum. Sanki her gün böyle biriyle eve gidiyorum da buda onlardan biriymiş gibi #) Ders bitti çıktık dersten ve adamımız bana neler yaptığını, araba kullandığını vesaire vesaire anlatırken çantamdan o romantik çerçeveli gözlüğümü çıkardım. Zaten bugün beni kurtaran birkaç şey sırasıyla: saçımın açık ve şekil alır halde olması, güneş gözlüklerim, deniz mavisi kolsuz lacoste. Gözlüğü takmam ile bana bir süre gene sırıtarak bakması bir oldu. Ama bu öyle bir yerde oldu ki tam karşıdan karşıya geçerken. Direk anaç mı yoksa aman çocuğun başına bir şey gelmesin diye (sahiplendim ama bakar mısınız hehe) sırtından hafifçe itekleyerek “Şimdi ezileceksin sonra bir daha böyle gülümseyemeyeceksin” dedim ve kaldırıma çıkardım. Durağa vardığımızda biri aradı ve çocuğumuz benim oraya gelemeyeceğini söyledi. Üzüldüm mü kahroldum dermişim hehe =)) O kadarda değil #) “Nasıl olsa senden evinin yerini öğrendim, ehliyeti aldığım zaman bir kahve içimlik uğrarım” dedi. Bendeki yüz ifadesi ve beynimdeki 100 tane tilki hazır ola geçti. Evime uğrayacak / kahve içmeye / ben tarif etmişim. Sanırsam bu bir şaka olmalı. Ben hangi ara tarif ettim biiirrr. Zorla bu bir davet olabilir mi bu da ikiii. Üçüncüsü ise 99.tilkinin cevabı: alırsan neden olmasın, elimizden gelir kahve deyip göz kırptım. Evet, kırptım. Bildiğiniz bir göz kapalı diğeri açık olan o ifade #)

Sende az kuyruk sallamıyorsun kızım diyebilirsiniz, haklısınız yazarken fark ettim, bende az değilim. Seviyorum ama flört etmeyi ;) Ben otobüse binerken “Yarın ne zaman geleceksin” diye sordu. “Sabahtan, jübilemi yapıp haftaya akşam gelmeye başlayacağım” dedim. Beyefendiden gelen cevap ise “Bende öyle yapıyım o zaman” oldu. Zaten o istese bile akşam gelemem çünkü yarın akşam yazlığa gidiyorum.

Hayatımızı yaşamaya devam. Yarın başka bir şey olursa yola çıkmadan önce acele bacı yazarım . Şimdilik hoşçakalın =) 

Gizemliyim, Gizemlisin Beb

Yakışıklı mı
Tatlı mı
Yoksa bütün bunları silip, sempatik deyip çocuğa uygun sıfat bulmaktan vaz mı geçsek.

Bence böylesi daha uygun yani bir şey bulmadan anlatmak. Yeni nesil fena hem de çok. Bende yeni nesile ayak uyduran biri olarak söylüyorum ki çocuğu internetten adam akıllı araştırdım. Sakın öyle sadece face ya da twitter ile sıkışıp kaldığımı sanmayın. İnternet, birisini bulmak ve teknoloji mi dediniz ahhoo uzmanlık konumdan bahsettiniz. Her neyse işte çocuğu baya bir araştırdım. Neden bunu bu gece yaptım en önemli soru olan “neden yaptığım?” ı da bilmiyorum. Olayımız onun gelip pat diye önüme oturmasıyla başladı.
Bundan sonrası +18 içerebilir hani şimdiden söyleyeyim ;)

Giden gittikten sonra kalan sağlar benimdir deyip anlatıyorum; çocuğumuz pat diye önüme oturdu ve o mavi gömleğini çıkarmaya başladı. Bence sınıf (klima sağolsun) baya soğuktu ama artık çocuğa ne bastıysa bir soyunmadır gitti bütün ders boyunca. Ardından şortunu düzeltti ve işte o an arkasında beni gördü. Hafif yan gülümsemeyle gülümsedikten sonra o önüne döndü bende arkasında derse konsantre olmaya çalıştık. Hocada sağolsun ara vermeden 2 saat ders işledikçe o kıpırdanmaya başladı. Kollarını kaldırıyo, eğiliyo, kalkıyo.. Ben ne mi napıyorum tabi ki de her kadının yapacağı gibi önümdeki analar neler doğuruyoru inceliyorum. Sapıkça gelmiş olabilir ama durum buydu yani çocuk “analar neler doğuruyor ya!” dedirten cinstendi. Hatta bir ara içimden (içimden tamam mı =))bu kadar zamandır kursa geliyorum seninle neden karşılaşmadım acaba dedim. Çocuğun kol kasları, saç tıraşı derken t-şörtünün markasını bile öğrendim. En hoşuma giden yer ise t-şörtünün rengi parliament mavisiydi. Ouvv bebeğim en favori rengim ama bu ;) Bu sene bayanlarda moda olduğu için çok gördük de erkeklerde hiç görmemiştim ya da denk gelmemişti. Şimdi denk geldi hem de yakışıklının üstünde. Derste ara ara adamımız kıpırdamalara devam ettikçe bunun arkasına astığı gömlek düşmeye başladı. Bende bir tekstil mühendisi olarak hemen olaya el attım ve düşen tarafı düzeltmek için gömleği sandalyenin arkasına geçiriyordum kiii bir anda döndü. Sırtına dokunmuşum (valla farkında değilim), en masum halimle “gömleğin düşüyor” dedim. Sırıtmayın bakıyım masumcaydı valla o an çocuğu kesmiyor hocayı dinliyordum #)

Teşekkür ederim, burası çok sıcak değil mi dedi! Tabi tabi çok sıcak demedim =) “Evet sıcak” deyip kısa kestim o sevimli gülümsememle. Bu önüne döndü, ben hocaya derken hoca ara verdi. Arada 3dk yani. Kalktın geldin bitti! Her neyse bu dersin ne zaman biteceğini sordu, bende söyledim ve PAT hoca geldi. Ders başladı, çocuk gene kıpraşıyor falan ben izliyorum. İster istemez gözüm kayıyor, her hormonları ve göz zevki yüksek kadın gibi ;) Vee sonunda ders bitti. Herkes çıktı. Ben nedense bir türlü toparlanamadım. Bu arada oda yanımda (tabi tabii). Hiç eşyası olmamasına rağmen bir şeyleri toplar gibi yapıyor. Bu uzman arkadaşınız olayı çaktı ve hiç bozuntuya vermeden iyi geceler deyip yanından geçti. Kapıya çıktığımda arkamdaydı ve bana gülümsüyordu. “Çok sıkıldım son dakikalarda” dedim. “Bende” dedi. Sonra kurstan çıkıp yürümeye başladık. Bu habere bana bakıp bakıp sırıtıyo falan derken benim karşıdan karşıya geçmem gerekiyordu. Burada ayrılıyoruz herhalde iyi geceler deyip koluna dokundum ;) Ve bir daha arkama bakmadan saçlarımı savura savura durağa yürümeye başladım. O gün iyi ki saçımı açıp, iyi bir kombinle gitmişim falan diye düşünüyordum. Böyle düşüne düşüne durağa geldim ve MP3 ümün kulaklığını çıkarırken kafamı bir kaldırdım ana göz gözeyiz =) Ne iş deyip sırıttım. “Buradan binmeye karar verdim” dedi. “Peki” dedim. “Nerde oturuyorsun” dedi. Söyledim. Aa biliyorum orayı deyip tam evimi tarif etmez mi?! =/  Aynen küçük çapta şok! =)) Bir yandan da çocuğa dikkatli bakıyorum, hani bir yerden mi tanıyorum da çıkaramadım acaba diye düşünüyorum. Çünkü onun bu lafıyla, çocuk bir anda tanıdık gelmeye başladı #)  İşte burada iyi mi yaptım kötü mü bilemiyorum ama şunu yaptım; “ee yani?!” dedim ve o imalı gülüşümü fırlattım. Çocuk da “evet doğru” dedi. Sonra bana sabahları antrenmana gittiğini anlattı, o kol ve omuzdaki kasların nedeni anlaşılmış oldu ;) “Akşamları mı gelirsin?” diye sorduğunda, “ayılırsam sabahları geliyorum ama bu haftalık böyle sonra akşamları gelicem” dedim. Kaşlarını kaldırıp sadece “hmm…” dedi. Ardından da “ben sabah antrenmanlarını ekemem herhalde sabah gelmek için” dedi. “Sabah gelicem deyip gelemeyedebilirim” dedim. Gizemli Z.S ye dönüş yaptım orda bir an. Sonra “seninki geliyor” dedi. Bende otobüsüme bakıp “aa evet benimki” dedim. Çocukta “sevgilin geliyor gibi söyledim dimi?!” dedi. Gene imalı sırıtışımı attım ve otobüs yanaşınca bu sefer dokunmadım valla bakın. Sadece iyi geceler, görüşürüz dedim. Bu sefer asıl hareket çocuktan geldi ve o benim sağ omzuma dokunup “görüşürüz” dedi. Aramızda kalsın dokunmak önemlidir. Birine dokunarak onu etkileyebilir ya da kaçırabilirsiniz. Bu size kalmış.

Hikâyenin sonu mu? Otobüsüme bindim ve eve geldim. Bugün yoklamaya baktım da o akşam gelmiş. Bu da demek oluyor ki pazartesinden itibaren her akşam beraberiz.
Hikayemin devamını pazartesi görüp, yaşayıp, öğreneceğiz ;)

11 Eylül 2012

Gelin Damat Düğün ve Dans

Size geçen Pazar günü düğünümüz olduğunu söylemiştim ya işte o düğünü kazasız belasız bitirdik çok şükür. Bu yazıyı ise geç yayınlıyorum çünkü anca kendime geldim dostlar =) Kına gecesinde çok fazla oynamayan ben düğünde coştum sanırsam hehe =)) Şimdi başkasının düğünü olsa çok keyif almıyorum hatta gitmeyi bile istemiyorum ama insanın kendinden olan birinin evlenmesi hele ki bu evlenen kişinin kuzeniniz olması her şeyi çok değiştiriyormuş.

Biz çekirdek bir aileyiz. Yani toplamda abim ile bende dâhil 8 kuzeniz. Birisini geçen yıllarda kaybettik. Şimdi kaldık 7 kişi. Ee birini everdik sonunda. En büyüğümüzdü. Darısı başımıza diyoruz ama hepimize daha çook var ;)

Gelin almak da zormuş evlenmekte. Başka bir aile ile iyi iletişim kurmak gerekiyormuş. Sık sık yapılan aile toplantıları, yemekler, hediyeler, iadeyi ziyaretler, davetiye basmalar tabi onları bizzat davetlilere teslim etmeler, eve eşya almalar, düğün yeri seçme, düğünün nasıl olacağını karar verme, fotoğraf çektirme derken sıra geliyor gelin çiçeğini almaya ki olmazsa olmaz onu öğrendim ;)

İyi kötü bitti işte. Düğünden sağ salim çıktık. Bizim düğün hem eğlenceli, hem yemekli, hem de nikâh kıyıldı şeklindeydi. Aslında ben pek yemekli düğünleri sevmem çünkü yemek mi yicen dans mı edicen insanın aklı karışıyor #)

Geceden notlar;

* Kır düğünü olduğu için bu arkadaşınız sivri değil, dolgu topuk giydi. Bu şekilde gecenin en çok dans edeni ve rahat yürüyeni seçildi ;)
* Dans etmeyi sevmeyen (sevmeyen değil de ortada dans etmeyi tercih etmeyen diyelim) abimi eniştem dans pistine çıkardı. Sonrası mı ouvv indiremedik. Aşka geldi çocuk =))
* Dans konusunda bende iş varmış onu anladım. Oryantal, Ankara havası olsun, Ege havası olsun, günümüz şarkıları hiç fark etmez her havaya uyarmışım =))
* Düğün açık havada ve yemekli olduğu için iki kez içkime sinek düştü ve o anlarda hayattan soğudum. Herhalde garsonlar bana sinir olmuştur.
* Düğünün sonunda zaten yemekleri dans etmekten yiyemediğim için bir tek pastayı yedim =) Dans pistinden inip ona yetişebildim. Amaç zaten pastayı yemek değil mi ;)
* Nikâh memurumuz, nikahı gece 22.30’da kıydı. Bu da en geç katıldığım nikah olarak tarihime geçti.
* O heyecanda kim kimin ayağına bastı kaçırdım =/
* Kaç gündür İzmir’de beklenen yağmur yağmadı. Yağsaydı valla üzülürdüm. Romantik olurdu ama bir tek bana…
* Düğünde canlı müzik vardı. Bu nedenle bel altı oynak şarkılar çalınmadı, söylenmedi.
* Solist kız ara ara abimi kesti ;) Benim gözümden kaçmadı ama abim naptı bilmiyorum.
* Gece 3’de eve geldik ve sabaha kadar (gece muhabbetinde sızana kadar) kuzenim (evlendirdiğimiz kuzenimin kardeşi), ben ve abim konuştuk.
* Sabahına ehliyet kursuna ayılıp da gidemedim tabi doğal olarak #) Akşam saatindekine gittim. Aramızda kalsın; iyi ki de ona gitmişim. Tatlı bir çocukla tanıştım. Düğün bir insanın hayatını bu kadar hızlı ve kısmetli etkiler mi diye sorarsanız orasını bilemiycem ;)

** Düğün ve nikâhlardan sonra karar verdim ben “nikah şahidi” olmak istiyorum. Şöyle Kuzumun ya da Jelibonumun nikâhları olabilir. Görüp de okurlarsa duysunlar yani hazırda bekleyen biri var, çok arayıp düşünmeyin ;)

Az ve öz olarak; süslendik, eğlendik, büyük yuvarlak masalarda yemek yiyip hayatlarımıza yeni bir şeyler kattık. Bol bol fotoğraf çektirdik. Ben en çok gecenin videosunu merak ediyorum. Bir ara dans ederken abimle koptuğum bir zaman dilimim var. Kesin ama kesin izlemem lazım o görüntüleri. Tarih böyle bir dansı hiç görmemiştir =))

NOT: Fotoğraf şahsım tarafından çekilmiştir.

8 Eylül 2012

Hangisi Ben …2


* Sevdiğim kişilere sürpriz parti ya da organizasyon hazırlamaktan hoşlanırım.
* Sevdiğim kişileri evime davet edeceksem bizzat yemeği kendim yaparım. Buradan ne kadar sevildiğinizi anlayabilirsiniz ;)
* Tam bir bitter çikolata bağımlısıyım. %54 bile bana mısın demiyor =)
* Final haftalarında bir anda herkesle ilişkimi kesebiliyorum. Anca bu şekilde konsantre olabiliyorum çünkü.
* Blog yazılarımı genelde gece yazıyorum. Hem evin sessizliği hem de sokağın sessizliğiyle beraber ilham perilerimi toplayabiliyorum.
* Bir önceki maddede belirtiğim gibi geceleri ders çalışırsam ki bu özellikle fizik matematik gibi dersler olursa daha iyi anlıyorum.
* Ders çalışırken ilk başta sandalyeyi en tepeye ayarlarım. Yavaş yavaş konsantre oldukça onun boyu aşağıya iner #)
* Ağırlık kaldırmalı, vücudumun kaslarını belirgin bir şekilde çalıştıran sporları seviyorum.
* Avcılığı spor olarak görmüyorum.
* Eski kıyafetleri giymeyi seviyorum.
* Ruh halime göre giyiniyor ve makyaj yapıyorum. Tabi böyle giyinmek belli bir tarzımın olmadığı anlamına gelmiyor ;)
* Saf salak yerine konmaktan ve karşımdakine zorla açıklama yapmak zorunda kalmaktan nefret ederim.
* Bir gün bir tane papağan besleyeceğim ve bu son beslediğim hayvanım olacak.
* Kırmızı ve mor renkte olan her şeyi alabilirim. Hiç fark etmez =)
* Mutfak araç - gereçlerinin arasında kendimi kaybedebilirim. Özelliklede kek kalıpları favorimdir ;)
* Her türlü deodorant ve parfümü alırım. Ruhsal durumuma göre bunları kullanırım.
* Bavul hazırlamam. Bir sırt çantası bana yeterde artar bile.
* Erkeklere gelirsek; kibar, yüzmeyi iyi bilen, spor yapan, gülünce tipi kaymayan, kaslı, benden uzun, esprili, giyinmeyi bilen, araba/motosiklet kullanabilen, elleri bakımlı olanlarını çekici buluyorum ;)

7 Eylül 2012

Yolun Sonu


“Kendim olmaktan korkmuyorum aslında. Sadece bir şeyleri yaşamadan birkaç adım öteyi yaşamak istemiyorum. Seninle sevişmeden tenimle, kokumla ve benimle ilgili cümlelerini okumak istemiyorum mesela. Daha öpüşmeden dudaklarımın yumuşaklığından ve rujumun tadından da bahsetme. Özel olmalı bazı şeyler. Sevgili olmak hele ki uzun süren bir arkadaşlıktan sonra sevgili olmak başlı başına çok zor bir durum. Bide bunu şimdi kendi fantezi dünyanı anlatarak daha da zorlaştırma. Benim bu yanımı tanımıyorsun, hangi ara sendeki değişimi fark ettiğini söylemiyorsun ve benden bir karar vermemi bekliyorsun!”

Bu ne mi? Bu benim en zor kararımın girizgâh sesi. Yıllar önce olması gereken ama hayat şartlarının bunu engellediği ve benimde kabul edip hayatıma devam ettiğim bir şey! “bir şey” diyorum çünkü hala adı yok. Bu bir şeyden sonra hayatıma çok kişi girdi ve bir o kadarı da çıktı gitti. Sevgililerim oldu, büyük üzüntüler yaşadım ve kayıplarımla ağladım. Onun aklımdaki sıfatını sildim ve sadece arkadaşım olarak hayatıma yön verdim. Bu benim için ne kadar zor oldu bilemezsiniz. Aynı arkadaş ortamına sahip olmak, bir şekilde karşılaşmak, konuşmak, birlikte olmadığımız zamanları birbirimize anlatmak, muhabbete katılıp gülmek, eğlenmek ve eve bir gitmek. Zordu ilk zamanlar gerçekten çok zordu ama atlattım. En sevdiğim yanım bu kararlı yanım. İşte bu yanıma güvendim ben.

Yıllar geçti ve ben zamanında onun neyini ya da nelerini sevdiğimi fark ettim ve bunu ona her fırsatta söyledim. Belki de hatam buydu. Bunu ona çok fazla ima ettim, olmayan ümidini yeşerttim. Mutlu olduğumda da onunla konuşuyor, beğendiğim bir şeyi, sevdiğim bir sözü, düşünceyi, fikri, manzarayı, eski hikâye ve masalları, müziği paylaşıyordum. Zamanla bu bende alışkanlık yapmaya başladı. Sanki söylemezsem o an eksik kalıyor gibi geliyordu. Bundan vazgeçtiğim anda bana, beni sevdiğini söyledi. Ardından sorduğum her soruya yüz yüze gelmeden konuşmam demeye başladı ki bunun gerçekleşmesi şu an için çok uzak ihtimal. Hal böyle olunca aklıma bir sürü soru geliyor:

* Geçmiş de ki hislerim ve duygularım yeniden yeşerir mi?
* Şimdi hadi bir daha dersem ve bu iş biterse sonra ne olacak?
* En sevdiğim arkadaşımı sonsuza kadar kaybetmeyi göze alabilir miyim?
* Fikirler, kibar bir erkek, aile hayatı ve ortak yaşam alanlarımız ne kadar önemli?
* Şimdi sevgili olsak bu ilişkiyi en az 3 sene sürdürebilir miyiz?
* Peki ya benim gibi bağlanmaktan korkan birini aşka nasıl inandıracaksın? Geçmiş de ki hislerimi bana yeniden yaşatabilecek misin?
* Ben, bendeki anıları unutamıyor, seninkileri ise bilmiyorken nasıl karar vericem?

Uzun uzun bu konu üzerine düşündüm. Kendime güvenmiyorum ben. Zaten oda aynı şeyi söyledi. Benimle konuşmak tenisi duvarla oynamak gibiymiş. Sertse bende sert, yumuşaksa bende yumuşak. Öyle miyim evet! Diyorum işte O, en yakınım, bazen yeri geliyor beni benden iyi tanıyor. Bu biraz beni korkutuyor. Çık çıkabilirsen işin içinden!..

Tatil Güncesi …6


Hızlı bir giriş yapıp hemen olayları anlatmalıyım. Neden hızlı derseniz zamanım yok =) İşte gene o hızlı her şeye yetişmeye çalıştığım ve yetiştiğim günler geldi çattı. Yorucu ve bir o kadarda eğlenceli günler bunlar. Yorulmayı seviyorum hehe =))
Aslında insan çocukken çok fazla koşuşturması olmuyormuş.
Büyüdükçe daha çok koşuşturmaca daha çok hareket ve heyecanlar başlıyormuş.
Ee azizim naparsın yaşayarak öğreniyoruz ;)

Yeni koşuşturmacam ve başrol koşuşturmacam “Düğünümüz vaarrr” =)) Dün kına gecemiz vardı Pazar günüde düğün. Kimi evlendiriyoruz pekiii?! Kuzenimi ;) Biz erkek tarafıyız ama olsun. Bu koşuşturmacada erkek/kız fark etmiyor bence. Benim bu tarz eğlencelerdeki en sevdiğim an bütün ailenin yuvarlak bir masanın etrafında oturup bütün gece konuşması, gülmesi hatta belki halaya masaca katılması =))  Oynamasam bile ki oynamaya çalışıyorum sonuçta birinci derece yakınıyım masada oturup gülmek, eğlenmek çok hoşuma gidiyor ;)

Bunun yanında ehliyet kursuna başladım =) Sonunda trafik korkumu yendim. Heyooo alkışlar bana gelsin lütfen =)) Böyle bir korku var mı bilmiyorum tamamen benim uydurmam olan bir teşhistir. Uydurmadır yani sözün özü =)) Korkuyordum ya hem de çookk! Ama şimdi İzmir’de olanlar bilir o Ege Üniversitesi Hastanesinin önünü. Her yerden araba fırlar. Bir sağa bakarsınız bir sola sonra sola geçerken hoop bir araba çıkar önünüze. Tam anlamıyla reflekslerinizin tavan olması gereken bir yer orası. Bende Ege’de okuyan biri olarak araba kullanacaksam mecbur o yoldan gitmek zorunda olacağım. İşte bu şekilde yıllarca korka korka bu yaz tamam dedim yetti artık. Beni yetti dedirten şey o kavşak değil dikkatinizi çekerim bu yaz yalnız başıma yazlıkta kalmak oldu #) Otobüs yok! Aslında varda inince baya yürümek gerekiyor ee bavul falan sırt çantası derken + İzmir sıcağında yürünmez yani. Ee market servisleriyle de hayat geçmez. Sonunda tamam dedim. Evin önünde boş arabamız var. Neden kullanmıyorum. Ben neleri yendim bir trafik mi beni bezdirecek. Olayımız bu gazla başladı ve bu hafta ilk dersleri bitirdim =) Düşünün yani döner dönmez verdim parayı hemen yazıldım kursa ;)  Aklıma koyduğum işi yaparım ben yaa. Bir de bu ehliyet işi bana hayatım boyunca lazım olacak. Stajdı falan derken sanayilere gidicem. Kız başıma oralara otobüs/dolmuş olmuyor. Denedim, çok yorucu oluyor. Böyle olunca atlıcam arabama ohh mis gibi gidicem. Yaz sezonunu kapattığımıza göre (arada kaçarım ya ben neyse) artık önümüzdeki yaza kaldı bu durum. O zamana kadar direksiyon falanda biter tam olur ;) Havaya gel şimdi: annemlerle her sabah bölüme giden ben, bu sene kendi arabamla gelince millet dicek zengin bu kız #)

İşlerimiz güçlerimiz bitmiyorrr sayın izleyiciler =) 3.sınıf olduk bu sene. Söylerken bile bir tuhaf oldum. Bu dönem Erasmus’la giden çok arkadaşım var. Yavaş yavaş azalmaya başladık desem yeridir. Geçen gün Çikomla konuştum da “Kalan sağlar bizimdir.” dedi. Tatlı çocuk, kafa nasıl çalışıyor =) Biz bu arada napıcaz biliyor musunuz?! Onlar oralarda dersleri sayılıp sayılmayacağı ya da dersleri verip veremeyeceklerini düşünürken biz tasarım uzmanlığı kursuna başlıcaz. Bunun hakkında çok fazla bir şey yazmıcam yani şimdilik ;) Haftaya kayıtlar derken iki hafta sonra bölümler açılacak.

Vayy bee bitti tatil işte. Efkarım büyüdü sığmaz içime #)

Bunların yanında seçmeli derslerime bakıp bir karar vermeli, yazın yapacağım zorunlu sanayi stajım için CV di mektuptu başvurusu yapmam ve bazılarını bizzat gidip elden vermem gerekiyor. En azından fabrikaları, adreslerini ve kriterlerini geçen aylarda araştırmış, çıktılarımı dosyalamıştım. Bu anlamda işim kolay görünüyor.
Karıncalar bile böyle çalışmaz. Çalışıyoruz efenim. Devam devam ;)

Bence şimdilik bu kadar yeter. Şimdi spora gitmem (ahanda bide bu iş var) sonra hazırlanmam ve kız kıza eğlenmeye çıkmam gerekiyor ;)

5 Eylül 2012

Tatil Güncesi …5

Yavaş yavaş tatil sezonunu kapatmaya başlıyorum ha =/  Bu yaz aralıksız 2 ay boyunca yazlıkta kalarak rekorumu kırmış her şeyden uzaklaşmıştım. Bu benim stajdan sonra yapabildiğim son dolu dolu tatilimdi. Seneye sanayi stajımla nerdeee bu seneki rahat tatilim =( Üzülüyorum… Kâh yalnız kaldım orda kâh annemler geldi hep beraber kaldık. Yeni insanlarla tanıştım. Bol bol güldüm, kahkahalar attım.

Şu an yazlıkta verandamızda oturuyorum. Gecenin sessizliği ve sonbaharı hissettiren serin havaya inat buradayım. Burada bütün gün, hafta ve aylarca kalabilirim. Herkesten ve her şeyden kaçabilirim. Kimse bulmaz beni. Ulaşamaz da. Aklımdan tek geçen şey bunların yanında bu serin ve soğuk havayı içime çekmek. Üşüyorum, üzerimde kışın geldiğim zaman bıraktığım ceketim var ama gene de seviyorum bu havayı. Buradaki huzuru seviyorum. Gecenin sessizliğini evlerimizde yaşayan baykuşların sesinin bozmasını seviyorum. En ufak bir konuşma bile beni rahatsız etmiyor. Duyulmayan insan seslerinin arasında doğanın sesi, ateş böceklerinin ışığı, bahçemdeki yavru kedinin çimenlerde oynamasını izliyorum. Arka bahçemizde ise tilki ve kirpi var. Dolunayla onları da görüyorum. Belki bahçemizin ışıkları yansa kaçacaklar ama bunu istemiyorum. Sessizce onları bu şekilde izlemek bana daha çok huzur veriyor. Doğayla iç içe olmaktan korkmuyorum.

Seviyorum burayı hem de çok seviyorum.

Bu nedenle buradan ayrılırken üzüldüm hatta kimse görmedi ama ağladım ufak ufak.

Üzerimdeki hüznü anlamazlar, buraya nasıl bağlandığımı, her sabah uyanıp, perdelerimi sonuna kadar açıp, içime çektiğim denizin kokusunu ve ilk onu görüp şükrettiğimi de bilemezler. Aşağıda kahvemi yapıp sonra balkonuma oturup çimenleri ve bahçeyi izleme zevkimi anlayamazlar. Sabah erken saatlerde kalkıp keklikleri dinleme, kerkenezleri görme, serçe ve kumrular için bahçeye yem bırakmanın insandaki rahatlatıcı hissini hissedemezler.

Bizim burada yelkenliler ve gemiler geçer her sabah ve akşam. Onları izlerim. Gece ışıklarından anlar, gündüzleri odamdan bakmam yeterli olur. Sayarım tek tek bir iki üç…

Tek bir sırt çantasıyla yolculuk eder buraya da o çantamla gelirim. Fazla eşyaya gerek yoktur burada. Her sabah izlediğim denizime giderim, yüzerim yüzerim de gene de sıkılmam buradan. Takvimlerime bakar dolunayı belirlerim. Sonra kumsala gider yakamozda denize girerim. Soğukluğuna aldırmam bir sonraki tutulmada yeniden girerim. Denizden çıkar bu seferde kumsaldan izlerim denize vuruşunu. Uzakta balığa çıkan balıkçıların ışıklarını seçerim. Aklım dağınık olduğunda denizde sırt üstü yatar ve denizi dinlerim. Enerjimi ondan alırım çünkü ben suya güvenirim. Güvendikçe batmayacağımı bilirim.

Seviyorum burayı hem de çok seviyorum.

Tatil bitiyor biliyorum. Haftaya kayıtlar sonrada ders başı. Yavaş yavaş buradaki herkes ayrıldıkça site daha da sessizleşti. Komşularım, arkadaşlarım derken en çok burada bulduğum doğal ortamı özlücem herhalde. Kimse anlamaz beni ve buranın bendeki yerini.

Boyum & Erkekler

Uzun bir kızım napıyım yani?!
Allah bir boy vermiş gerisini koy vermiş. Bu bizim ailede kalıtsal. Teyzemde uzun mesela hatta benden daha uzun =) Bana dönersek, Avrupalı kadınlar kadar uzun değilim ama Türkiye geneline bakarsan uzunum arkadaş.

İlkokulda hep arkaya oturmak zorunda kalan bir öğrenciydim ben. Tabi bu her zaman dezavantaj olmadı. Ortaokulda, yürüyüş takımlarında, törenlerde en uzun olarak en önde olurdum. Liseye gelince statlardaki toplu dans gösterilerinde de bu durum değişmedi. En önde tek başıma dans etmişliğim çok olmuştur. Sonra okul törenlerinde, şiir oratoryolarında da hep en önde olmuştum. Etek, elbise alırken boy sorunum olmadığı için pek kısaltmazdık zaten kısa gelirdi! =)

Ne demiş büyük büyük atamız Bayan “Kilo dediğin bir diyete, boy dediğin bir topuğa bakar!”  ;)

Şimdi bunu kısa olsan söyle de sen uzunmuşsun niye söyledin diyeceksiniz. Abicim, uzunuz diye de topuklu giyemicek miyiz biz yaa!! Bende platform ya da 10cm topuklu giymek istiyorum. Giymiyo muyum valla çatır çatır giyiyorum =) Yürüyorum hatta bilerek bana bakılmasını sağlıyorum. Kadınız biz, bu hoşumuza gidiyor. Her kadın kendisine bakılmasından hoşlanır.

Bütün bu güzelliklerin arasında asıl olayımıza gelirsek sözüm size Türk erkekleri!! Siz neden kısasınız yaa!! Gerçekten %60-70 iniz kısa. Kısasınız. Şimdi benim boyumla orantılı olarak yanımda durması gereken erkek en az 1,75 olması lazım. Ama yok yani genele bakıyorum, etrafıma bakıyorum, standartları araştırıyorum, çarpıyorum, bölüyorum, türevini alıyorum ve yok olmuyo =) Genel benden kısa. Ee durum böyle olunca da maalesef sevsem de reddetmek zorunda olduğum erkekler oluyo =/ Üzülüyorum valla ya. Bizim jenerasyon bu boydaysa yeni jenerasyon artık iyice kısa olacak belli. Boy önemli değil önemli olan sevgi falan deyip çıldırtmayın beni. Mesela düğüne ya da nikâha gidiyoruz ben giyiyorum topuklu, adam düz. Ee noluyo uzun olan ben daha da uzayıp kolumu onun koluna atacağıma boynuna sarma noktasına geliyorum. Sevgili değil kanka gibi görünüyoruz. Bu ne böyle yaa böyle saçma şey mi olur. Ya da dans ederken, yürürken adam elini belime atıyo ama tam denk gelmiyor. Dertlendim bu duruma hem de çok. Çocukken boyum uzun olsun isterdim. Süt içtim, sporla ilgilendim ve sonuç uzunum =) Kısa olmak ister miyim ya da Türk standartlarına uymak? Yok, almayayım sağolun. Böylede bir insanım işte =))

Bu boy olayı bizim aile için artık bir standart oldu. Anneannem hayatta kısa insanla evlenmemi istemez, annemde de durum çok farklı değil. Oda aynı görüşte. Teyzem mi?! Cevaplamaya gerek var mı ;) Abimin de boyu uzun. O, Türk standartlarının üstünde olan grup heyooo =)))  Oda evleneceği kızı kısa seçemeyecek =)

Anneanneme göre“Bak Z.S, kızım, sen uzunsun. Ailemizdeki herkes uzun. Gidip de kısa boylu birini sevme. Bak yavrum şöyle boyu senden birkaç santim uzun, sen yanında topuklu giydiğin zaman senden kısa kalmayacak biri olsun. Gönlünü ota boka kaptırma. Güzelsin, boylusun poslusun. Kendinin kıymetini bil.” Alın size bizim büyük hatunun tavsiye cümlesi. Her bayram söyler bunu bana ve bir başka şeklini de abime ;)  

Eee şimdi ne mi yapıcaz?! Önümüzdeki talipleri boylarından elicez. En son evde kalırsam amaan derim. Deli ruhumla atlarım arabama hayatımı yaşarım.
Napıyım yani?!
Yanımda pigme gibi duran bir adamla evde kalmayayım diye evleneyim mi?! #)