17 Eylül 2012

Tatil Güncesi …7

Eylül ayına geldik ve ben hala “Tatil Güncesi” yazı dizime devam ediyorum.
Yuh kızım ya yarın bölümün açılıyor ama sen hala tatil modundasın diyebilirsiniz evet o moddayım ha nolmuş ha nolmuş =)
Şaka şaka takılıyorum size ;)

Bir yandan da doğru. Yarın bölümüm açılıyor ve aynı gün kayıt olayımız var. Klasik Ege Üniversitesi saçmalıklarıyla baş başayız anlayacağınız. Allah bütün Ege Üniversitesi’nde okuyan öğrencilere yardımcı olup, sabır versin amiinnn =) Günlük duamdan sonra size denizi anlatıyım durun, özleyenler kıskanacak şimdi ama o kadar gitmişim girmişim ++ güneşlenmişim anlatılmaz mı şimdi =)

Cumadan annemlerle direk her birimiz bir çanta hazırlayıp yola çıktık ve gittik. En son “İkinci bir emre kadar sırt çantamı boşaltmıyorum!” demiştim ve ben o çantayla Bandırma’ya anneannemin yanına gitmiş sonra yeniden yazlık derken 8 gündür fermuarları açılmadan odamdaki köşesinde beklemekteydi ve kısmeti geçen cumayaymış ;) Şimdi yeniden söylüyorum ki:

“İkinci bir emre kadar sırt çantamı boşaltmak yasak!”

Bir saat sonra yazlıktaydık. Deniz nasıl güzel nasıl güzel anlatamam. Böyle dalgası yok, berrak ve tertemiz. Çarşaf gibi derler ya hah işte öyle aynı çarşaf gibi ;) O gün geç olduğu için giremedik ama cumartesi sabahı ilk işimiz bahçede oyalanmadan direk gitmek oldu. Gir babam gir, yüz babam yüz keyfini sonuna kadar çıkardık. Size daha önce tatilin keyfini asıl annemle babamın çıkardığını anlatmıştım şimdide onlara uydum, iyiydi =)) Hazır fırsatını bulmuşken bikini izlerimden de kurtuldum ohh yarasın bana =) Yaz boyunca insan arkadaşlarıyla dalıp çıktıkça pek adam akıllı izini yok etmeye fırsat bulamıyor. Şimdi sakin sakin kumsalımda rahat rahat kitabımı okuya okuya güneşlendim =) Kırmızı bikinililere yazın ortasında kızıyordum ya, gittim kendime kırmızı bikini aldım hehe =)) Böylede pek bir seksi olunuyormuş onu anladım. Ayrıca insanın duruşu falanda değişiyor hani benden söylemesi. Şöyle kan kırmızısı falan ouvv ;)

Yüzmenin dışında evimizin sarmaşık güllerini düzenledim. Nasıl büyümüşler onlar öyle ya. Çok değil sekiz gün önce budamış ve şekil vermiştim. Şimdi baktım da uza uza gitmişler bir adam boyu kadar! Direk kırmadan asıl yollarına döndürdüm. Hedefim bütün verandayı sardırmak (hadi bakalım).

Bunun dışında manevi kedim büyümüş (Solda fotoğrafta siyah-beyaz olan). Kocaman olmasa da “yavrimu” olan kedim ergen bir kız olmuş hem de sekiz günde! Bizim kuşumuz var biliyorsunuz ve kedi beslemek ne kadar tehlikeli onu da ben biliyorum. Her şey bizim evin önüne su koymamla başladı (severim hayvanları beslemeyi). Bir gün büyük bir kedi, yavrimum su içerken geldi ve bunu ittirdi. Bu da bir şey yapamadı derken babam kalktı ayağa ve o büyük kediyi kovdu. Sonra yavrimu geldi ve suyunu rahat rahat içmeye devam etti. Bir yandan da bize bakıyo derken bir başka büyük kedi geldi ve buna gene aynı şekilde davrandı. Bizimkinin ilk tepkisi direk bizim verandamıza koşmak ve bizim arkamıza sığınmak şeklinde oldu (cine bak sen!). Biz ise bozuntuya vermeden gene yavrimuyu koruduk. Eğer bir yavruyu böyle korursan kendine bir güveni geliyor ki anlatamam. Arkamda kapı gibi bunlar var deyip kabarıyorlar =) Bizimki de aynen böyle yaptı ve bir sonraki büyük kedi saldırısında kabardı velet ve buna kötü davranan kediyi kovdu! Bizde ödül olarak ona sütlü ekmek verdik (ödüllendirilmeli ki devamı gelsin). Olay bu şekilde devam ettikçe yani o bizden güven aldıkça biz destek verdik ve sonunda bu bir gün kardeşlerini çağırmaya başladı. Koca kaptan yiyeceğini yiyip su deposunun üstüne çıkıyor ve tuhaf bir miyavlamayla kardeşlerini çağırıyor ki onlarda yesin (soldaki resimde her renkli olanda kardeşlerinden biri). Garibim onlar yesin diye az yiyor gece ise verandada oturan benim yanıma gelip bana yarım açıyla bakıyordu. Hani açım bana bir şey ver dercesine. Bende veriyordum derken tatili bitirip eve döndük. İşte bu gidişimizde baktık kedi falan yok! Babam “Gitmiştir o. Meskenini ve alanını bulmuştur.” dedi. Üzüldüm önce sonra belki görürüm ya nereye gidecek ki dedim. Akşam oldu sofrayı hazırlıyorum Ana! Karşıdan biri telaşlı telaşlı geliyor. Siyah-beyaz boncuk gözlü bir velet! Bizimkiymiş, yolun altından koşa koşa geliyormuş =) Yerim onu ben ya. Hemen ona et, süt güzel bir tabak hazırlayıp koydum derken şu iki günlük tatil kaçamağımda onunla baya bir vakit geçirdim. Biz yokken de evimizi sahiplenmiş. Bahçemizin her yerini temizlemiş (böcek avlıyor), kendine yatacak yeri bulmuş (saksı içi ve verandadaki şark köşesi) sonra ki en güzeli bence bu; eve başka kediyi ya da hayvanı yaklaştırmıyor hehe =)) Bi gözüme girdi bir gözüme girdi anlatamam. Karar verdim ona ödül olarak bu gidişimde kuru mama alıp vericem ;) İyice bağlansın da sahiplensin bizi. Vahşi falan ama beni görünce kaçmıyor tabi kendini sevdirmiyor.

“Hayvana hayvan gibi davranacaksın!” derim ben.

Yani onu insan gibi düşünmeyeceksin. Eğitirken de beslerken de yaşarken de. O hayvan, sen ise insansın. İkimizin de içgüdüleri aynı gibi görünse de karar almada farklılaşıyoruz. En basitinden bizim kedi mesela (hemen de bizim oldu =) ) miyavlayamıyor tuhaf bir ses çıkarıyor. Ben napıyorum aynen karşılık veriyorum. Böyle hayvani duygulara da sahibim artı bekârım, arabam ve evim var. Hatlar karıştı. Bu izdivaçta oluyordu dimi #)

Konuyu tatilime bağlarsam aklınız varsa hemen denize gidin derim ben ;) Coğrafya derslerimizden ne öğrenmiştik? Denizler geç ısınır geç soğur. O zaman neymiş eylül ayı denize girmek için HARİKA zamanmış. İkinci bir emri unutmuyor ve size bol denizli günler diliyorum.

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

11 Eylül 2012

Gelin Damat Düğün ve Dans

Size geçen Pazar günü düğünümüz olduğunu söylemiştim ya işte o düğünü kazasız belasız bitirdik çok şükür. Bu yazıyı ise geç yayınlıyorum çünkü anca kendime geldim dostlar =) Kına gecesinde çok fazla oynamayan ben düğünde coştum sanırsam hehe =)) Şimdi başkasının düğünü olsa çok keyif almıyorum hatta gitmeyi bile istemiyorum ama insanın kendinden olan birinin evlenmesi hele ki bu evlenen kişinin kuzeniniz olması her şeyi çok değiştiriyormuş.

Biz çekirdek bir aileyiz. Yani toplamda abim ile bende dâhil 8 kuzeniz. Birisini geçen yıllarda kaybettik. Şimdi kaldık 7 kişi. Ee birini everdik sonunda. En büyüğümüzdü. Darısı başımıza diyoruz ama hepimize daha çook var ;)

Gelin almak da zormuş evlenmekte. Başka bir aile ile iyi iletişim kurmak gerekiyormuş. Sık sık yapılan aile toplantıları, yemekler, hediyeler, iadeyi ziyaretler, davetiye basmalar tabi onları bizzat davetlilere teslim etmeler, eve eşya almalar, düğün yeri seçme, düğünün nasıl olacağını karar verme, fotoğraf çektirme derken sıra geliyor gelin çiçeğini almaya ki olmazsa olmaz onu öğrendim ;)

İyi kötü bitti işte. Düğünden sağ salim çıktık. Bizim düğün hem eğlenceli, hem yemekli, hem de nikâh kıyıldı şeklindeydi. Aslında ben pek yemekli düğünleri sevmem çünkü yemek mi yicen dans mı edicen insanın aklı karışıyor #)

Geceden notlar;

* Kır düğünü olduğu için bu arkadaşınız sivri değil, dolgu topuk giydi. Bu şekilde gecenin en çok dans edeni ve rahat yürüyeni seçildi ;)
* Dans etmeyi sevmeyen (sevmeyen değil de ortada dans etmeyi tercih etmeyen diyelim) abimi eniştem dans pistine çıkardı. Sonrası mı ouvv indiremedik. Aşka geldi çocuk =))
* Dans konusunda bende iş varmış onu anladım. Oryantal, Ankara havası olsun, Ege havası olsun, günümüz şarkıları hiç fark etmez her havaya uyarmışım =))
* Düğün açık havada ve yemekli olduğu için iki kez içkime sinek düştü ve o anlarda hayattan soğudum. Herhalde garsonlar bana sinir olmuştur.
* Düğünün sonunda zaten yemekleri dans etmekten yiyemediğim için bir tek pastayı yedim =) Dans pistinden inip ona yetişebildim. Amaç zaten pastayı yemek değil mi ;)
* Nikâh memurumuz, nikahı gece 22.30’da kıydı. Bu da en geç katıldığım nikah olarak tarihime geçti.
* O heyecanda kim kimin ayağına bastı kaçırdım =/
* Kaç gündür İzmir’de beklenen yağmur yağmadı. Yağsaydı valla üzülürdüm. Romantik olurdu ama bir tek bana…
* Düğünde canlı müzik vardı. Bu nedenle bel altı oynak şarkılar çalınmadı, söylenmedi.
* Solist kız ara ara abimi kesti ;) Benim gözümden kaçmadı ama abim naptı bilmiyorum.
* Gece 3’de eve geldik ve sabaha kadar (gece muhabbetinde sızana kadar) kuzenim (evlendirdiğimiz kuzenimin kardeşi), ben ve abim konuştuk.
* Sabahına ehliyet kursuna ayılıp da gidemedim tabi doğal olarak #) Akşam saatindekine gittim. Aramızda kalsın; iyi ki de ona gitmişim. Tatlı bir çocukla tanıştım. Düğün bir insanın hayatını bu kadar hızlı ve kısmetli etkiler mi diye sorarsanız orasını bilemiycem ;)

** Düğün ve nikâhlardan sonra karar verdim ben “nikah şahidi” olmak istiyorum. Şöyle Kuzumun ya da Jelibonumun nikâhları olabilir. Görüp de okurlarsa duysunlar yani hazırda bekleyen biri var, çok arayıp düşünmeyin ;)

Az ve öz olarak; süslendik, eğlendik, büyük yuvarlak masalarda yemek yiyip hayatlarımıza yeni bir şeyler kattık. Bol bol fotoğraf çektirdik. Ben en çok gecenin videosunu merak ediyorum. Bir ara dans ederken abimle koptuğum bir zaman dilimim var. Kesin ama kesin izlemem lazım o görüntüleri. Tarih böyle bir dansı hiç görmemiştir =))

NOT: Fotoğraf şahsım tarafından çekilmiştir.

8 Eylül 2012

Hangisi Ben …2


* Sevdiğim kişilere sürpriz parti ya da organizasyon hazırlamaktan hoşlanırım.
* Sevdiğim kişileri evime davet edeceksem bizzat yemeği kendim yaparım. Buradan ne kadar sevildiğinizi anlayabilirsiniz ;)
* Tam bir bitter çikolata bağımlısıyım. %54 bile bana mısın demiyor =)
* Final haftalarında bir anda herkesle ilişkimi kesebiliyorum. Anca bu şekilde konsantre olabiliyorum çünkü.
* Blog yazılarımı genelde gece yazıyorum. Hem evin sessizliği hem de sokağın sessizliğiyle beraber ilham perilerimi toplayabiliyorum.
* Bir önceki maddede belirtiğim gibi geceleri ders çalışırsam ki bu özellikle fizik matematik gibi dersler olursa daha iyi anlıyorum.
* Ders çalışırken ilk başta sandalyeyi en tepeye ayarlarım. Yavaş yavaş konsantre oldukça onun boyu aşağıya iner #)
* Ağırlık kaldırmalı, vücudumun kaslarını belirgin bir şekilde çalıştıran sporları seviyorum.
* Avcılığı spor olarak görmüyorum.
* Eski kıyafetleri giymeyi seviyorum.
* Ruh halime göre giyiniyor ve makyaj yapıyorum. Tabi böyle giyinmek belli bir tarzımın olmadığı anlamına gelmiyor ;)
* Saf salak yerine konmaktan ve karşımdakine zorla açıklama yapmak zorunda kalmaktan nefret ederim.
* Bir gün bir tane papağan besleyeceğim ve bu son beslediğim hayvanım olacak.
* Kırmızı ve mor renkte olan her şeyi alabilirim. Hiç fark etmez =)
* Mutfak araç - gereçlerinin arasında kendimi kaybedebilirim. Özelliklede kek kalıpları favorimdir ;)
* Her türlü deodorant ve parfümü alırım. Ruhsal durumuma göre bunları kullanırım.
* Bavul hazırlamam. Bir sırt çantası bana yeterde artar bile.
* Erkeklere gelirsek; kibar, yüzmeyi iyi bilen, spor yapan, gülünce tipi kaymayan, kaslı, benden uzun, esprili, giyinmeyi bilen, araba/motosiklet kullanabilen, elleri bakımlı olanlarını çekici buluyorum ;)

7 Eylül 2012

Tatil Güncesi …6


Hızlı bir giriş yapıp hemen olayları anlatmalıyım. Neden hızlı derseniz zamanım yok =) İşte gene o hızlı her şeye yetişmeye çalıştığım ve yetiştiğim günler geldi çattı. Yorucu ve bir o kadarda eğlenceli günler bunlar. Yorulmayı seviyorum hehe =))
Aslında insan çocukken çok fazla koşuşturması olmuyormuş.
Büyüdükçe daha çok koşuşturmaca daha çok hareket ve heyecanlar başlıyormuş.
Ee azizim naparsın yaşayarak öğreniyoruz ;)

Yeni koşuşturmacam ve başrol koşuşturmacam “Düğünümüz vaarrr” =)) Dün kına gecemiz vardı Pazar günüde düğün. Kimi evlendiriyoruz pekiii?! Kuzenimi ;) Biz erkek tarafıyız ama olsun. Bu koşuşturmacada erkek/kız fark etmiyor bence. Benim bu tarz eğlencelerdeki en sevdiğim an bütün ailenin yuvarlak bir masanın etrafında oturup bütün gece konuşması, gülmesi hatta belki halaya masaca katılması =))  Oynamasam bile ki oynamaya çalışıyorum sonuçta birinci derece yakınıyım masada oturup gülmek, eğlenmek çok hoşuma gidiyor ;)

Bunun yanında ehliyet kursuna başladım =) Sonunda trafik korkumu yendim. Heyooo alkışlar bana gelsin lütfen =)) Böyle bir korku var mı bilmiyorum tamamen benim uydurmam olan bir teşhistir. Uydurmadır yani sözün özü =)) Korkuyordum ya hem de çookk! Ama şimdi İzmir’de olanlar bilir o Ege Üniversitesi Hastanesinin önünü. Her yerden araba fırlar. Bir sağa bakarsınız bir sola sonra sola geçerken hoop bir araba çıkar önünüze. Tam anlamıyla reflekslerinizin tavan olması gereken bir yer orası. Bende Ege’de okuyan biri olarak araba kullanacaksam mecbur o yoldan gitmek zorunda olacağım. İşte bu şekilde yıllarca korka korka bu yaz tamam dedim yetti artık. Beni yetti dedirten şey o kavşak değil dikkatinizi çekerim bu yaz yalnız başıma yazlıkta kalmak oldu #) Otobüs yok! Aslında varda inince baya yürümek gerekiyor ee bavul falan sırt çantası derken + İzmir sıcağında yürünmez yani. Ee market servisleriyle de hayat geçmez. Sonunda tamam dedim. Evin önünde boş arabamız var. Neden kullanmıyorum. Ben neleri yendim bir trafik mi beni bezdirecek. Olayımız bu gazla başladı ve bu hafta ilk dersleri bitirdim =) Düşünün yani döner dönmez verdim parayı hemen yazıldım kursa ;)  Aklıma koyduğum işi yaparım ben yaa. Bir de bu ehliyet işi bana hayatım boyunca lazım olacak. Stajdı falan derken sanayilere gidicem. Kız başıma oralara otobüs/dolmuş olmuyor. Denedim, çok yorucu oluyor. Böyle olunca atlıcam arabama ohh mis gibi gidicem. Yaz sezonunu kapattığımıza göre (arada kaçarım ya ben neyse) artık önümüzdeki yaza kaldı bu durum. O zamana kadar direksiyon falanda biter tam olur ;) Havaya gel şimdi: annemlerle her sabah bölüme giden ben, bu sene kendi arabamla gelince millet dicek zengin bu kız #)

İşlerimiz güçlerimiz bitmiyorrr sayın izleyiciler =) 3.sınıf olduk bu sene. Söylerken bile bir tuhaf oldum. Bu dönem Erasmus’la giden çok arkadaşım var. Yavaş yavaş azalmaya başladık desem yeridir. Geçen gün Çikomla konuştum da “Kalan sağlar bizimdir.” dedi. Tatlı çocuk, kafa nasıl çalışıyor =) Biz bu arada napıcaz biliyor musunuz?! Onlar oralarda dersleri sayılıp sayılmayacağı ya da dersleri verip veremeyeceklerini düşünürken biz tasarım uzmanlığı kursuna başlıcaz. Bunun hakkında çok fazla bir şey yazmıcam yani şimdilik ;) Haftaya kayıtlar derken iki hafta sonra bölümler açılacak.

Vayy bee bitti tatil işte. Efkarım büyüdü sığmaz içime #)

Bunların yanında seçmeli derslerime bakıp bir karar vermeli, yazın yapacağım zorunlu sanayi stajım için CV di mektuptu başvurusu yapmam ve bazılarını bizzat gidip elden vermem gerekiyor. En azından fabrikaları, adreslerini ve kriterlerini geçen aylarda araştırmış, çıktılarımı dosyalamıştım. Bu anlamda işim kolay görünüyor.
Karıncalar bile böyle çalışmaz. Çalışıyoruz efenim. Devam devam ;)

Bence şimdilik bu kadar yeter. Şimdi spora gitmem (ahanda bide bu iş var) sonra hazırlanmam ve kız kıza eğlenmeye çıkmam gerekiyor ;)

5 Eylül 2012

Tatil Güncesi …5

Yavaş yavaş tatil sezonunu kapatmaya başlıyorum ha =/  Bu yaz aralıksız 2 ay boyunca yazlıkta kalarak rekorumu kırmış her şeyden uzaklaşmıştım. Bu benim stajdan sonra yapabildiğim son dolu dolu tatilimdi. Seneye sanayi stajımla nerdeee bu seneki rahat tatilim =( Üzülüyorum… Kâh yalnız kaldım orda kâh annemler geldi hep beraber kaldık. Yeni insanlarla tanıştım. Bol bol güldüm, kahkahalar attım.

Şu an yazlıkta verandamızda oturuyorum. Gecenin sessizliği ve sonbaharı hissettiren serin havaya inat buradayım. Burada bütün gün, hafta ve aylarca kalabilirim. Herkesten ve her şeyden kaçabilirim. Kimse bulmaz beni. Ulaşamaz da. Aklımdan tek geçen şey bunların yanında bu serin ve soğuk havayı içime çekmek. Üşüyorum, üzerimde kışın geldiğim zaman bıraktığım ceketim var ama gene de seviyorum bu havayı. Buradaki huzuru seviyorum. Gecenin sessizliğini evlerimizde yaşayan baykuşların sesinin bozmasını seviyorum. En ufak bir konuşma bile beni rahatsız etmiyor. Duyulmayan insan seslerinin arasında doğanın sesi, ateş böceklerinin ışığı, bahçemdeki yavru kedinin çimenlerde oynamasını izliyorum. Arka bahçemizde ise tilki ve kirpi var. Dolunayla onları da görüyorum. Belki bahçemizin ışıkları yansa kaçacaklar ama bunu istemiyorum. Sessizce onları bu şekilde izlemek bana daha çok huzur veriyor. Doğayla iç içe olmaktan korkmuyorum.

Seviyorum burayı hem de çok seviyorum.

Bu nedenle buradan ayrılırken üzüldüm hatta kimse görmedi ama ağladım ufak ufak.

Üzerimdeki hüznü anlamazlar, buraya nasıl bağlandığımı, her sabah uyanıp, perdelerimi sonuna kadar açıp, içime çektiğim denizin kokusunu ve ilk onu görüp şükrettiğimi de bilemezler. Aşağıda kahvemi yapıp sonra balkonuma oturup çimenleri ve bahçeyi izleme zevkimi anlayamazlar. Sabah erken saatlerde kalkıp keklikleri dinleme, kerkenezleri görme, serçe ve kumrular için bahçeye yem bırakmanın insandaki rahatlatıcı hissini hissedemezler.

Bizim burada yelkenliler ve gemiler geçer her sabah ve akşam. Onları izlerim. Gece ışıklarından anlar, gündüzleri odamdan bakmam yeterli olur. Sayarım tek tek bir iki üç…

Tek bir sırt çantasıyla yolculuk eder buraya da o çantamla gelirim. Fazla eşyaya gerek yoktur burada. Her sabah izlediğim denizime giderim, yüzerim yüzerim de gene de sıkılmam buradan. Takvimlerime bakar dolunayı belirlerim. Sonra kumsala gider yakamozda denize girerim. Soğukluğuna aldırmam bir sonraki tutulmada yeniden girerim. Denizden çıkar bu seferde kumsaldan izlerim denize vuruşunu. Uzakta balığa çıkan balıkçıların ışıklarını seçerim. Aklım dağınık olduğunda denizde sırt üstü yatar ve denizi dinlerim. Enerjimi ondan alırım çünkü ben suya güvenirim. Güvendikçe batmayacağımı bilirim.

Seviyorum burayı hem de çok seviyorum.

Tatil bitiyor biliyorum. Haftaya kayıtlar sonrada ders başı. Yavaş yavaş buradaki herkes ayrıldıkça site daha da sessizleşti. Komşularım, arkadaşlarım derken en çok burada bulduğum doğal ortamı özlücem herhalde. Kimse anlamaz beni ve buranın bendeki yerini.