konak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2014

Işıkkent Hayvan Barınağı İzlenimim

Bu hafta üniversiteyle işim vardı, para yatırma işleri de çıkınca iyice günlerim birbirine girdi. Geçen hafta cumadan yazlığa kaçışım ve sabah, gece sporlarıma yeniden başlamam benim için muhteşem bir arınma oldu diyebilirim. Unutuşumu da anlatacağım size ;)

Yazlığa gidip de gene oradaki aç kedi, köpeği, kuşu ve baykuşlarımı beslemezsem olmazdı dimi hehee =)) Çok düşündüm. İşte o an aklıma geldi bu fikir zaten.

Çarşamba evde olduğum gün uzun zamandır düşündüğüm ama karar verip yapamadığım bir şeyi yapmak istedim. Herkes konuşuyordu, bu barınakların durumlarını, oradaki hayvanları yani bir sürü soru ve cevaplanması gereken sorular aklımı kurcalamaya başlamıştı. Özellikle ROZAmı kaybettikten sonra bu olayla daha da ilgilenmem gerektiğini hissediyordum. Sonunda Çarşamba günü kalktım, giyindim, elimde sorularımın olduğu defterim ve fotoğraf makinemle düştüm yollara. İzmir Bornova’da oturduğum için önce Bornova metroya gittim oradan 204 ya da 505’e binip Otogarda indim. Sonra gene bir saatte bir gelen 277’ye bindim ve Barınağın kapısının önünde indim. İlk sefer için yolu da bilmiyorum ya ondan bu uzun yolu çekmiş oldum. Yoksa bundan sonra gitsem kesinlikle arabamla giderim.

Arabayla en fazla 20dk çünkü!
Barınağın yeri dağda!
İnsan yok, araç yok, sanayinin dışında dağlık bir yerde.
Yani biri sizi öldürse kimse görmez öyle bir yer diyim size siz anlayın.

Bütün badireleri atlatıp barınağa geldim. Barınağın ne bir durağı var ne de bir tabelası! Sözde ESHOT’un sitesine girince durakların adları yazıyor ama sanayinin orda bir tane bile adam akıllı durak yok! İzmir Büyükşehir Belediyesine buradan şikâyetim olsun. Hayatımda ilk kez gitmişim nerden biliyim hangi durak olduğunu?! Bir direk koymuşlar işte orda “Otobüs Durağı” yazıyor. Size şu kadarını söyliyim otogardan itibaren 20. durakta inmem gerekiyordu (Neyse ki evden çıkmadan önce bakmıştım.) saydım, baktım duraklarda isim yazmıyor. Öyle buldum. Ama yok şehir yani insan olan yerlere durak yapıyorlar. Mesela Otogarda kaç durak kaldığını bilmek için telefonunuzdan kentkart sitesine girip “Yolcu Bilgilendirme” ye tıklıyor ve sonra durağın numarasını giriyorsunuz hangi otobüsün geldiğini bu şekilde görüyorsunuz.

Burda bir şey söylemek istiyorum: İzmir’deki bazı duraklarda hazır elektronik ekran (Hangi otobüsün geldiğini, kaç durağı daha olduğunu gösteren ekran) varken neden bazı yerlerde bu yok ya da hiç durak yok! Ülkemde her şey yarım yamalak yapılıyor biliyorum da İzmirime bu durum yakışmıyor.

Bazı otobüsler bir sonraki durağın adını söylerken bazı otobüsler bunu yapmıyor. Sözde hepsi yeni ama nerdeee! Almanya’dayken en çok bu olayı sevmiştim. Her durağın adı ve sonrakinin adı sesli geçerdi. Bir de ekranda kocaman yazardı. Bizim İzmir’de küçük bir ekranda yazıyor. Oda şoförün arkasına oturduysan okuyabiliyorsun. Sesini duymak hak getire!

Bu ilk part yazımda size yolculuğumu anlatacağım. Benim gibi gitmek isteyenler olursa nelerle karşılaşacağını bilsinler.

Şimdi dediğim gibi sabah 10:00’da Bornova Metrodaydım. 505’e 10:25’de bindim ve 10:45’de Otogardaydım. Sonra başladım 277’yi beklemeye. Oda geldi 11:15’de ama kalkışı 11:30’du. Sanayiye dala çıka, Ayakkabıcılar Sitesini geçip Dökümcüler Sitesine girdikten sonra 3. durakta ineceksiniz aklınızda olsun. Otobüsten indiğimde saat 12:10’du. Kaç saatte gittiğimi artık biliyorsunuz.

Barınak dedikleri yer, tel örgülerle çevrilmiş, az bir toprak alanı bulunan, köpeklerin “Dişiler” “Erkekler” “Yavrular” “Emziren Anneler” “Sakatlar” olarak ayrıldığı ve bir arada bulunduğu yerler. Bütün alanlar yan yana. Yeni gelen köpekler bir başka yeni gelen köpekle aynı kafese konuluyor ve birkaç gün diğer ayrı gezen köpeklerden ayrı tutuluyor. Bu şekilde hem kavga olmasın, birbirlerine hiyerarşi ve sürü psikolojisiyle zarar vermesinler hem de etrafına alışsın isteniyor. Tabi sahibi tarafından terk edilmiş köpek ne yapsın alışmayı! O hep ister sahibi gelsin alsın onu, kurtarsın bu beton zeminden, diğer köpeklerin ona bakışlarından. İster evindeki sıcak ortamı, yatağını, yemek kabını…

Ben gittiğimde içeride sadece güvenlik görevlileri vardı. Hâlbuki ben gitmeden önce oradaki veterinerle yazışmış geleceğimi söylemiştim. “Konak’da başkanlıkta acil toplantı çıktı ve gittiler.” dendi ve saat 13:00’da gelecekleri söylendi. Bu sefer ben başladım mı beklemeye…

Sonra ne mi oldu?
Bir sonraki yazımda yani yarın.

xoxo

             

     
       

4 Eylül 2009

Cemiyette Pişiyoruz

Bu manzarayı, havayı, saatleri çok seviyorum. Bi tarafımda canımın içi, diğer tarafımda ise bitanem kolkala vermişiz oturuyoruz. Sıkıcı saatlerden sonra kendimize biraz mola vermişiz. Mutluyuz ee bide huzurluyuz tabi =) Dert yok, sıkıntı çok modundayız biraz aslında =)

Yavaş yavaş muhabbet başlıyo, rahatlamada denebilir buna tabi. Eğleniyoruz, kopuyoruz. Canımın şakalarını özlediğimi anlıyorum eğlenirken. Onun tarzını bildiğimden yabancılık çekmiyorum. Güldürürken insanın gözünden yaş getirmesini ii biliyo hem de bunu çok da iyi yapıyo.

Seni seviyoruz.

Çerez satan çocuk biz de galiba potansiyel görüyo ve satışa geliyo. Nasılsa ondan bir avuçluk alıp muhabbete devam ediyoruz. Çok eğleniyoruz.

Anılar, konuşmalar, espriler...

Sonra bu anı ölümsüzleştiriyoruz. Çekerken bile hala gülüyoruz =) Ömrümüz ya uzun olacak ya da akşama ağlıcaz düşüncelerine inat daha çok gülüyoruz =)) Yürümeye başlıyoruz kordonda konuşa konuşa. İnsanlar kim bu deliler dercesine bize bakıyo. Çok seviyorum böyle bakılmasını bize. Daha çok utandırıyorum onları ve kaçıyorum ardından =) (özür dilerim arkadaşlar ama o an ki surat ifadeniz çok güzeldi. Garsonların bizi kovmasına çok az kalmıştı. Beni seviyorsunuz biliyorum. Bu çılgını ancak siz durduruyorsunuz. Zaten benden kaçamayacağınızı da biliyorsunuz).

Konağa kadar yürümüşüz. Yorgunluktan hiç ses yok ama. Kemeraltı’na giriyoruz amaç kaybolmak =) Kaç senedir Kemeraltı'nı öğrenemeyen gruptanız çünkü =) Bu geleneği bozmuyor ve dalıyoruz Arnavut kaldırımlı sokaklarına. Kuşları besliyor, boncuk bakıyor, çeşmeden su içiyor, deniz ürünlerini inceliyor, Şan Sineması'na kadar geliyoruz. Bu sefer kimseye sormadan çıkabiliyoruz (İlerleme var).
Saat Kulesi’nin önünde turist gibi geziniyoruz. Birimiz Almanca diğerimiz İngilizce ve Fransızca konuşup bakışıyoruz. Kırocanlar buluyoruz etrafta daha doğrusu onlar bizi buluyo =/ Ama canımın içi hemen koruyo bizi. Görevi buymuş gibi.

Bu macera metroda da devam ediyo. Bilerek ve isteyerek kalabalığa dalıyor ve ortaya çantalarımızı atıp yere oturuyoruz. Gene manyak gözüyle karşılanıyoruz. Sorunu olan bizmişiz gibi bakıyolar. Kuralların içinde boğulmuş insan toplulukları! Metro gelince de biniyoruz (Metrodaki görevli bile fark ettiyseniz bize bulaşmadı.). Bunu hep yapalım =))Akşam istasyonda yollarımız ayrılıyor.

Gün bitti ama bugün hafızamızda kazılı kaldı. Size son sözüm (siz anlarsınız)
“PERHAPS PERHAPS PERHAPS”

Xoxo Sizi çok seviyorum.