30 Mart 2014

İntikam = Sürün!


Bugünün geleceğini biliyordum! Aldatıldığımda da hissetmiştim. Ayrıldığım sevgililerimle de hep olur bu. Gün gelecek ve bu konuyu ilk o adam açacaktı. 25 Mart biliyorsunuz doğum günümdü. Size bu yazıyı aslında iki ya da üç gün önce yazmam gerekiyordu ama onunla konuştuktan sonra sinirden kendimi işlerime vurdum, ofiste koşturdum, İspanyol müşteri temsilcimize fabrikamızı anlattım (İspanyolca birkaç kelime bile öğrendim.), eğlendim, arkadaşlarımla Küçükpark’a gittim, yeniden yeniden doğum günümü kutladım, bitirme ödevime yoğunlaştım. Bunların hepsini onu ne kadar unuttuğumu anlamak için yaptım.

Sonuç mu?
Unutmuşum!

Hem de içimde ufacık bir duygu bile kalmadan. Günler sonra tek düşündüğüm cevaplanması gereken sorulardı. Seni sevmeyeni neden sevesin ki hem de böyle kişiliksiz, yüzsüz biri olduğunu gördükten sonra?!

NOT: Olayı bilmeyenler için ilk önce bunu daha sonrada bunu okuyabilirsiniz.

Doğum günümden bir gün sonra duvarıma yazı yazmış ve doğum günümü kutlamış, onun doğum gününde hazırladığım sürprizi kast ederek. Ben ve G. tabi ki de bekliyorduk böyle bir şey yapmasını. Kadınlar tehlikelidir. Ondan haber almayı keser ama gene de en yakınında tutar. Eğer sevgilinizden ayrıldıysanız ve onun acı çekmesini istiyorsanız sizde öyle yapın. Onu arkadaşlarınıza sormayın, konuşmayın, hayat devam ediyor imajı çizin çünkü gerçek bu yani hayat gerçekten devam ediyor. Ne bekliyorsunuz ki aşk acısından ölmeyi mi ya da aldatıldığım için kararlara bağlayıp kendime olan özgüvenimin kırılacağını mı? Aslında bana mesaj atması, şu birkaç gündür kaybolan zayıflama hırsımı da canlandırdı diyebilirim.

Onun mesajı, benim yüzsüzce ve sanki hiç bir şey olmamış gibi cevap atışımla başladı konuşma. İlk cümlesi (Sapık ve yüzsüz olduğunu söylemiş miydim!) “Annenleri yollarsan eve gelirim.” oldu!!! Kimsin sen ya! Hayır nasıl bir mal, kişiliksiz ayy ben gene sinir oldum kelimeleri bulamıyorum! Benden direk cevap “Sevgilin var oğlum.”. Acaba ne diyecek dedim. Sırf konuyu açabilmek için giriştim. Artık utanma, konuyu kapatma, geçiştirme olamazdı ya bugündü ya da hiç! O ise yüzsüzce “Olmasa tamam gel sıkıntı yok diyorsun yani.” yazdı. Aralardaki küfürleri ben yazmak istemiyorum çünkü bu yazıyı yazarken bile sesli sövüyorum. Siz benim için okurken edin hakaretleri. Toplu beddua edicez. Belki tutar gider ona! Devam ediyorum ve bundan sonrasını konuşma olarak yazıyorum.

Z.S. : Sevgilin olduğunu daha önce söylememiştin. Bilseydim tabi ki de geri dururdum. Yazık kıza.

Kişiliksiz Adam: Daha önce yoktu zaten.

Z.S. : Bilemiyorum Kişiliksiz Adam. Bir anda sevgilin var oldu. Tabi sen bilirsin. Sana karışacak halim yok.

*Sanki umurumda değil gibi görünüyor dimi mesajım. Aslında %50 diyelim biz ona. Bir yandan “Allahından bulsun.” derken bir yandan “Evlerine ateş düşsün.” diyordum!

Kişiliksiz Adam: Aynen dediğin gibi bir anda. O sende olabilirdin.

*Burada ne demek istediğini anladım ama anlamak istemedim. Ve gece yarısı olmuştu, uyudum. Sabah uyandığımda mesaj atmıştı. Bunun üzerine bende ona yazdım ve konuşmamız sabahın 07:05’inde yeniden başlamış oldu. Ne onu aramak istiyordum ne de mesaj atmak. Bir gece önce ondan telefonumu kapatıp uyumuştum. Ama kalkınca bir yeni mesajla bütün konuşma yeniden başladı ve içimdeki o iyi Z.S. bir anda yok oldu.

Z.S. : Neden olmadığımı sorgulamadım değil. Ama biliyor musun aynı anda görüştüysen hoş değil!

Kişiliksiz Adam: Neden olmadığını ben söyleyeyim.

Z.S. : Söyleyecek hiç bir kelimen yok.

Kişiliksiz Adam: Neyse.

*Şu “Neyse” kelimesine kızdığım kadar hiçbir şeye kızmıyorum! Ne demek neyse?! Ne salak bir kelimedir ya! Resmen karşındakini sinir etmek için türemiştir.

Z.S.: Söyle..

Kişiliksiz Adam: Benim için mi kendin için mi dedin onu?

*Ay gerizekalı ya! Vallaha gerizekalı! Hala pişkince soruyor, yazıyor! Vur beynine bir tane!!
Kişiliksiz Adam: Bir şey sordum.

Z.S. : Hangi cümlem için sordun?

*Alttan alıp sessizliği korumak iyidir bazen. Cevap almak istediğiniz her işte alttan alın, melek yüzünüzle yaklaşın. Şeytanca bir gülüş ya da ifade bütün cevaplarınızı siler atar ve geri dönülmez bir yola sizi sokar.

Kişiliksiz Adam: Söyleyecek hiç bir “Kelimen” yok.

*Beyefendinin takıldığı kelimeye bak! O kadar olay olmuş hayvan herif buna mı takıldın? İşte erkekler özelliklede böyleleri bütüüünnnn olayları görmezden gelip zeytinyağı gibi yukarı çıkabilmek için hemen konuşmadan bir kelimeyi çeker ona takılıp kalırlar. Ay yesinler senin kelimeni!

Z.S. : Senin için. Hiç bir şey demedin bana. Bir anda sevgilin olduğunu öğrendim. Bir şey söyleyebilirdin. Ben bunu anlamıyorum işte!

Kişiliksiz Adam: Sevgilim yoktu kızım. Facebook da kızın adı, soyadı, profili var. Gir sor kendisine. Zaten benimki hoşlanmadan öte bir şey değildi. Ki seninki de öyleydi. Haa olsak olur muydu gayet de güzel olurdu. Benim sıkıntı, kasmaya uzatmaya gelemiyorum. Sende pek bir kastın, muhabbet uzadı. Bende soğudum. Arkadaşlığın daha güzel gelmeye başlamıştı. Sorun bu.

*Hadi hep beraber kadınlar erkekler gelin şu cümleyi yorumlayalım. Olayımız aslında bu!

Sevgilisi yokmuş benimle görüşürken tamammm. “Facebook da kızın adı soyadı var.” kızı ne kadar taktığını aslında bu cümleden anlayabiliyoruz. Kızın bir adı var ki ben bile öğrendim: Yeşim! “Yeşim’e sor istiyorsan.” de dimi?! Yüzsüzce bir de sor diyo! O kadar gez, yanıma gelme planları yap, uçak bileti ayarla, yurtdışı tatili için bana en güzel yerlerin mailini at vs vs sonra “hoşlantıydı.” de. Gerçekten kişiliksizsin adamım!

Kasmaya gelemiyormuş. Onu da söyleyeyim. Madem açık o zaman en açık bu: Benim eğitimimi, arkadaş çevremi, sosyal ortamımı kaldıramadı beyefendi! Onun sevdiği yerleri sevmiyor, en iyi mekanlar varoş yerlerde olmasına rağmen gitmiyor ve onunla sevişmek istemiyorum diye kasıntı oldum! Doğru üçüncü buluşmamızda sevişseydim kim soğurdu acaba?! “Sen benim ihtiyaçlarımı karşılamadın.” moduna girip zeytinyağı olmuyor mu bu adama o zaman daha çok kızıyorum!

Z.S. : Aman ne sorcam! Asıl muhatabım sensin. Kızın bilmesine gerek yok ayrıca.

*Kız gerçekten bilmiyor. Yazık!

Kişiliksiz Adam: Kızın, bilmesine gerek olmayacağı ne oldu ki. Ayrıca ondan öncesi zaten onu ilgilendirmez.

*Hala “Kızın” diyor. Ben derim ama sen diyemezsin. “O” diyor. En sevmediğim erkek hitabı. Adını söylesene sevgilinin! Demin yukarıda anlattığım durum olmadı işte. Pişkinlik tavanı geçmiş durumda!

Sonrasında “Uğraşamıcam seninle.” deyip “İşe gidiyorum.” dedim ve bitirdim konuyu. Gerçekten de o gün işe gittim ve dediğim gibi eşek gibi çalıştım. Dünde sonunda boynum tutuldu zaten. Bütün bu yorgunluk ve sinire gelemedi boynumcuğum =(

Ahh işte. Hayatım nasıl mı gidiyor? Aynen böyle gidiyor. Bir günüm diğerine benzemiyor. Benim gündemim ülke gündeminden daha hızlı değişiyor.

Mesela, haftaya Çarşamba (03.04.2014) bu sefer Antalya’da düzenlenen XIII. Uluslararası İzmir Tekstil Ve Hazır Giyim Sempozyumuna katılıyorum. Bütün Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği son sınıf öğrencileri olarak gidiyoruz. Benden size ufak bir bilgi olsun ;)

Haftaya yokum.
xoxo

24 Mart 2014

25 Mart Doğum Günüm Benim

Şimdi “23’den gün aldım.” mı denir yoksa “Hala 22 yim.” mi? Kafam karışık. “Aman Z.S. ülke gündemi her an değişiyorken senin tek derdin bu olsun!” dediğinizi duyar gibiyim. O zaman konuya girelim mi dostlar;

25 Mart!
İyi ki Doğdum!!
Doğum Günüm Kutlu Olsun!!!

Günün ilk saati ile ilk kutlayan kendim olmak istedim. Blog da bu yazı dizisini de kendim için oluşturuyorum. Narsistçe kendi kendimi ilk kutluyor ve seviniyorum.

Yarın işe gidiyorum. Okula gitsem kim kutlar, kim facebook dan yazar (Artık Twitter diyemiyorum malum ülkemizde YASAKLANDI! Buraya en okkalısından küfürü siz getirin lütfen.), mail kim atar ya da işten biri bilir ve kutlar mı bilmiyorum. Tek bildiğim her yıl olduğu gibi anneannem 24 Mart sanıp sabahtan aradı. Artık 25 Mart diye düzeltmiyor ve kabul ediyorum. Zaten yaşlı kadın. Düşünmesi bile yeter. Aa bir dakka düşünmesi ve araması yapalım biz onu.

Geçen doğum günümden bu doğum günüme hayatıma erkekler girdi, çıktı. Sevdim, ayrıldım, terk ettim, aldatıldım, yalanlara inandım, inanmak istedim. Almanya’ya gittim, en yakın arkadaşım dediğim kişiye bile yeri geldiğinde güvenmemem gerektiğini fark ettim. Almancayı sevdiğimi, konuşabildiğimi, yabancı bir ülkede dahi olsa enerjimle güven hissini verebildiğimi, güzel olduğumu, sempatik bulunduğumu öğrendim. Teyzemle Ankara gecelerine aktım, bavul düzenlemeyi öğrendim, 3. Sınıfı bitirdim ve 4. Sınıfa başladım (Onunda son dönemindeyim.), işe girdim, saçımı her ay kestirdim, manikür yaptırmaya başladım, zayıflamaya devam ettim, spora daha sıkı sarıldım, gardırobumu boşaltıp yenileriyle doldurdum, gözüme kestirdiğim erkeği tavlamaya çalışırken karşıma çıkan kadınlara “Pes!” dedim, ROZAmı kaybettim, PURSAT’ı mutlu olacağı bir yere göndermek zorunda kaldım, annem ameliyat oldu, çok ağladım, kavgalar ettim.

ROZAmı kaybettim evet ama şunu fark ettim; hayatımıza giren her şey için şükretmeliyiz. Benim etrafımdaki köpeklere bakış açımı değiştirmemi sağladı. Yardım etmeyi ve minnet duygusunu, hayvan sevgimin aslında fazla olduğunu ve dışarıda beslemekle değil ileride bir hayvanın sorumluluğunu alıp yaşamam gerektiğini, sevginin ne kadar saf ve karşılıksız olabildiğini, o sıcaklığı hissederek uyumayı vs vs. şükretmek benim bu yıl öğrendiğim en önemli şey oldu.

Şükretmek ve teşekkür etmek.

Bir çiçeğe bakıp bile onun hakkında düşünmeye başladım. Düşündükçe arındığımı hissettim. Küçük küçük notlar almaya başladım, aşkı aramayı hiç bırakmamam gerektiğini anladım, güven kelimesinin benim için her zaman öncelikli olduğunu kavradım.

Ben bu doğum günüme kadar çok şey yaşadım ve çok şey öğrendim. Bu sefer bir de şunu anladım ki ben hiçbir doğum günüme sevgilimle girmemişim. Ya öncesinde ayrılmış sonra barışmışım ya da olmamış. Ya erkekler çok çakal ya da ben çok şanssızım. Genelde sevgililerimin doğum günleri bana denk gelir ve delice kutlardık. İçimden bir ses diyor ki “Doğum gününü geçireceğin tek bir adam olacak ve oda hayatının erkeği olacak.”. İnanmak istiyorum. Belki de bu seneki doğum günü dileğim budur. Dilekler dile getirilmemeli denir, o zaman gerçekleşmezmiş. Çok isteyince dile gelse nolur, gönülden istedikten sonra bütün dilekler bizim olur.

Kutlamalar, iyi dilekler, temiz, güzel bir 25 Mart benim olsun.
xoxo

16 Mart 2014

Kadınlar & Erkekler …16

Hayatıma o kadar insan girdi, çıktı, sevgilim oldu ama sadece biriyle dost olabildim. Medeni kalabildim. Sabah sabah Pazar yazılarını okurken denk geldi “Eski sevgiliyle dost olabiliyor musunuz?” diye bir yazı. Hayır efendim hepsiyle olamıyorum. Yazıyı okurken tek tek hepsini düşündüm, gözümün önüne getirdim. Birini unutmak demek benim için onun yeni sevgilisi olduğunda facede görüp kabullenmektir.

* Kızda güzel değilmiş!
* Bunu mu bulmuş benden sonra!
* Ay kızın burnuna bak!
* Off çıtayı çok düşürmüş!
* Ay iyi olmuş böylesi yakışır ona zaten vs. cümleler kurduğunuzda unutmamış oluyorsunuz.

Net!

Bütün yaşanmışlıkları affetmemiz lazımmış. Hı hı çok kolay sanki. Görüşmek istediklerin var, görüşmek istemediklerin. Sonra sen affetsen de hadi diyelim affettin, aştın bütün üzüntülerini, sinirlerini, onun sana yaptıklarını ve buluştun. Adam düşünmez mi “Bu beni unutmamış.” diye. Gereksiz küçük beyinli işler bunlar. Bazen kızıyorum kendime neden böyle çelişkili düşünüyorsun diye?! Evet düşünüyorum. Kafamda her an değişen fikirler, konuşmalar durmadan geçip gidiyor. O kadar doluyum ki aklım bir fazla kelimeyi dahi almıyor.

Olaylar ne onlarsız oluyor ne de onlarla. Erkeklere yeri geliyor kızıyor, söyleniyor ve genelliyorum. Yeri geliyor keşke şu an bir sevgilim olsa diyorum. Bir zaman sonra boşluk hissi yaşıyorsunuz özellikle de baharın gelmesiyle. Bendeki sevgi ihtiyacı şu sıralar artmış durumda. Buna karar verdim. Flört etmek istiyorum. Nasıl bir şey yaşıyorum ey allahım?! Böyle dediğimde de aklıma “Kasap et derdinde koyun can dersinde.” Sözü geliyor. Susuyorum.


Buraya kadar olaylara benim açımdan baktık. Şimdi gelelim erkeklere kızdığım noktaya. Bunu yapan adamla dost kalabilir misiniz???

İtalya’da yaşayan arkadaşım bir gece arkadaşlarıyla içiyor, dağıtıyor ve sonra telefonuna bir mesaj geliyor. Mesaj Türkiye’den. “Naber?” yazıyor. Bizimki “İyidir. Senden?” deyip konuya karşılık veriyor. Laf lafı açıyor ve uzun zamandır bizimkine öküz gibi davranıp mesaj atan Türkiyeliye bizimkinin erkek arkadaşları erotik içerikli mesaj atıyor. Ve olaylar bundan sonra başlıyor. Oğlanın dumur olması, “Bu İtalyan bu mesajı nasıl oldu da attı?” demesi gerekirken aynı şekilde karşılık veriyor ve muhabbet ilerledikçe ilerliyor. Türk yazıyor, İtalya cevap veriyor derken üç gün geçiyor ve olaylara ben dâhil oluyorum. Bana soruluyor, “Bu Türk, bütün yaz bana kaba saba davrandı. Sence şimdi beni sevdiğini mi anladı da bu tarz mesajlara aynı şekilde karşılık veriyor?” diye. Konuşmaları okumak istiyor, okuyor ve “Tek bir mesajla bunu anlayabiliriz.” diyorum. Kabul ediyor ve deniyoruz. Benim yazdığım mesajı oğlana atıyor ve onun cevabıyla daha önceden düşündüğümüz diğer mesajı yazıp yolluyoruz. Oğlan kabarıyor çünkü gurur yapıyor. “Medeni ayaklarına yatma. Avrupa ve İzmir görmüş biri olarak bu tarz şeyleri aştığını düşünmüştüm.” diyor. Bildiğin pişkin! Buradan şu anlam çıkıyor: Avrupa görüp ve İzmirli olunca orospu olcaz öyle mi?! Hiçbir kadının duygusu yok! Erkekleri tatmin ettiğimiz sürece varız! Tek merkezimiz onlar sanki! İki mesajla gerçek yüzünü görüyoruz. O her zaman öküzdü ve bunu yedi ay sonra gene ortaya çıkardı. İtalyanıma bunu anlatıyor ve bitirmesini söylüyorum. Gerçekler bu kadar net ve ortadayken neyin sevmesi sevmemesi. İster sevdiğinle seviş, ister sevmediğinle. Kimse bununla ilgilenmez. Benim ilgilendiğim ikili oynayan erkekler. Ayrıca seven bir erkek olması gerekmiyor. Bir kadına bu şekilde bir hitap zaten benim açımdan kabul edilemez bir söylem!

Sonuçta kime güveneceğiz, kiminle ciddi düşüneceğiz, kiminle sevişip öpüşeceğiz sorularını çok düşünür hale yavaş yavaş gelir olduk. Kadınlar ayrıldıktan sonra erkeklerin, erkek sohbetlerinde bunları anlattıkları kadınlar olarak kalması da hiç hoş değil hatta iğrenç! Sanki başka konu yokmuş, kalmamış gibi!

Kızıyorum arkadaş!
Bu kadar basit olunmaz. Olunmamalı. Sonra kimsenin duygularıyla da oynanmamalı.

Flörtün bile kendi içinde kuralları, kibarlığı, yalancı evresi vardır. Bilmiyorsanız bulaşmayın yoksa sizi bir mesajla silerim. Hayat bu konularda bu kadar basit çünkü konu cinsellikse tamamen içgüdülerimizle hareket ediyoruz. Güdüler ise karşılıklı olunca anlamak zor değil.

İlişkinizde aklınıza takılan bir sorun varsa yazın bana, mail atın.
Başarılar.

xoxo

15 Mart 2014

LINE İLE ÖZGÜRCE KONUŞUN

LINE’da kullanıcı bilgi ve görüşmeleri 3G, 4G ve Wi-Fi dahil tüm ağlarda şifreleniyor!

Yoğun iş temposu, şehirleşme ve hızlanan yaşam bizleri dijital dünyada sosyalleşmeye yöneltiyor. Bu alanda bilindik sosyal medya kanallarının yanı sıra ücretsiz mesajlaşma, ücretsiz sesli ve görüntülü arama gibi birçok hizmeti bir arada sunan mobil mesajlaşma platformları da öne çıkıyor. Aile bireylerinden arkadaşlara kadar hayatımızdaki herkesle her an paylaşımda bulunduğumuz bu platformlarda kullanıcıların dikkat ettiği en önemli özelliklerden biri de güvenlik sistemleri. Bu anlamda rakiplerinden ayrılan LINE’da kullanıcı bilgi ve görüşmeleri 3G, 4G ve Wi-Fi dahil tüm ağlarda şifreleniyor. LINE’ın iç denetim yönetimi alanında üç uluslararası sertifikaya (SOC2, SOC3 ve SysTrust) sahip olan ilk mobil mesajlaşma uygulaması olması da güvenlik standartlarına verdikleri önemin bir kanıtı niteliğinde.

Telefon Numaranızı Gizli Tutun

LINE’da kendinize özel bir ID belirleyerek telefon numaranızı kimselere vermeden iletişim kurabilirsiniz. Sizi LINE ID’nizi kullanarak ekleyen kişiler telefon numaranızı göremezler. LINE ID’nizi belirlemek için Diğer/Daha Fazlası > Ayarlar > Profil menüsünü kullanabilirsiniz.

Telefon numaranıza sahip kişilerin LINE arkadaşları listesine otomatik olarak eklenmek istemiyorsanız “Başkalarının Eklemesine İzin Ver” seçeneğini kapatabilirsiniz. Böylece sizi sadece LINE ID’nizi paylaştığınız kişiler ekleyebilir.

Tanımadığınız Kişilerin Sizi Rahatsız Etmesine Engel Olun

Anlık mesajlaşma uygulamaları kullananların korkulu rüyalarından birisi de yanlışlıkla alakasız bir mesajlaşma grubuna eklenmektir. LINE’da tanımadığınız kişilerin bulunduğu bir grup sohbetine davet edildiğinizde grupta bulunan kişiler telefon numaranızı göremiyor.

Tanımadığınız bir kişi size mesaj attığında LINE otomatik olarak  “Ekle”, “Engelle” ve “Şikâyet et” seçeneklerini sunuyor. Eğer size mesaj gönderen kişiyi tanımıyorsanız kolayca engelleyebiliyorsunuz.

Telefonunuz Yanınızda Olmasa Da Mesajlarınızı Koruyun

Yazışmalarınızı meraklı gözlerden korumak için LINE’a şifre koyabiliyorsunuz. Diğer/Daha fazlası > Ayarlar > Gizlilik ayarlarından “Şifre Kilidi”ni kullanarak LINE’ın her açılışta şifre sormasını sağlayabiliyorsunuz.

Ayrıca “Sohbet Odası Ayarları”ndan tüm sohbet geçmişinizi ve sohbetler içerisinde paylaştığınız tüm dosyaları tamamen silebiliyorsunuz.

Bir arkadaşınız LINE’dan size mesaj yazdığında bildirimin ekranda mesaj okunacak şekilde belirip belirmemesi ile ilgili ayarlarınızı da istediğiniz gibi düzenleyebiliyorsunuz. Bildirim ayarlarında yer alan “Önizleme göster” seçeneğini kapattığınızda, yeni bir mesaj geldiğinde ekranda gelen mesaj yerine “Bir mesajınız var!” yazısı görünüyor.

Paylaşımlarınızı Gizleyin

LINE’ı rakiplerinden ayıran bir diğer özelliği de ileti, fotoğraf, video, bağlantı gibi paylaşımların yapılabildiği, sosyal medya yapısına sahip Timeline ve Home özellikleri. LINE’daki Timeline ve Home hareketlerinizi yalnızca arkadaşlarınız görebiliyor. Ancak burada da iletilerinizin kimler tarafından görüntülenebileceğini belirleyebiliyorsunuz.

Timeline’ınızda paylaşmak istediğiniz iletinizi hazırlarken alt menünün en sağında bulunan “Kişiler” sembolüne tıklayarak iletinizin gizlilik ayarlarını yapabilirsiniz.

Nerede, Ne Zaman İsterseniz Güvenle Konuşun, Mesajlaşın!

LINE'ı tüm akıllı telefonlarda (iPhone, Android, Windows Phone, Blackberry, Nokia), tabletlerde ve hatta bilgisayarınızda bile kullanabilirsiniz.

Kullandığınız cihaza uygun LINE indirmek için: http://line.me/tr/download

Bir boomads advertorial içeriğidir.


8 Mart 2014

İş Mi? Güç Mü? Yoksa Ben Öldüm Mü?


Size çalışmaya başladığımı söyledim mi ben? Hmm söylemediysem yoğunluğuma verin lütfen. Söylediysem de kafamın dağınık olmasına. Evet dostlar kadınlar erkekler, çalışmaya başladım ben. Hem de mesleğimle ilgili bir fabrikada. Hocalarımın “Çalış Z.S., çalış deneyim kazan.” demelerine sonunda kayıtsız kalamadım ve bir fabrikada Tekstil Mühendisi olarak işe girdim. Evet, biraz yoğun günler yaşıyorum. İş & Ders & Bölüm işleri derken kendime zaman ayırmak zorlaşıyor. Ama bütün bunların yanında işe gitmeyi seviyorum. Aslında eve gelip yatışacağıma beş saat de olsa gidip öğleden sonramı değerlendiriyorum. Stres, çalışma temposu, insan ilişkileri, siparişleri yetiştirilen ürünler, yapılan üretim planlamaları, kalite kontrol derken iyice ofisi benimsedim. Zaten benim bölümünden mezun arkadaşlarımda var. İyi oluyor, günler verimli geçiyor ;)

Perşembe günü geldi ve biz Nazlı’nın nişanına gittik. Çok güzel olmuştu arkadaşım benim. Dersten çıktım, eve geldim, hızlıca hazırlandım. Hazırlanmak da nasıl hazırlanmak ama hahaaa =)) Günler önceden sıkı diyete gir, spor yap, koş, popoyu sıkılaştır kiiii o dar elbiseye gir Z.S. ;) Sanırsın nişan, kutlama benim hahaaa =))) Son gün olunca da saç, makyaj derken kendimi çok beğendim ve diyetime devam etmeye karar verdim. Malum son senem ya artık durmadan kutlama yemekleriydi, düğünlerdi, mezuniyet balosuydu osuydu busuydu derken ben şimdiden formumu koruyayım arkadaş!

Nişana dönersem, giyindim çıktım evden ama mekân Urla’da! Navigasyonum olmasa kaybolabilirdim. Saat 19:00 civarı otoban bomboştu! Tekerin patlasa yardıma gelecek kimse yok o derece! Sonunda kazasız belasız mekânı buldum. Gider gitmez hemen Nazlı’nın odasına daldım tabi. Bizimki hemen çığlık çığlığa oturduğu yerden kalktı (Odadakilerde “Yavaş ol. Elbisen kırışacak.” diyorlar.), sarıldık =)) Hemen içeri girdim ve onun aile masasına oturdum. Eee Nazlı sağolsun. Aklınızda olsun böyle büyüklerin olduğu masaya oturunca bütün yaşlıların ellerini öpün (Hedef her zaman yaşlılardır ve bu 12 den vurmak olur.), diğerlerini sıkın. Ne zaman ne olacağı belli olmaz. Sonra “Düğüne gelen bu kız çok saygısızdı, nerden buldun kızım bu kızı?” falan diye arkanızdan kötü konuşmasınlar. Geleceğe yatırım bunların hepsi heheee ;)

Ben oturdum Nazlı ve Yiğit (Erkek tarafının ismini öğrenmiş oldunuz.) salona girdi. Yaşlandım ben kesin! Artık arkadaşlarımı böyle görünce gözlerim doluyor. En çok ben alkışlıyorum falan.

Dans edilir, yüzük kesilir, pasta, takı töreni ve gene danslar derken gece biter, herkes evine döner.
Eve gelince duşa gir, saçına krem sür, bakım yap, yat sonra sabah 10:30’daki İş Hukuku dersine git.
Öğleden sonrada işe yetiş.
Hayat benim için hızlı olmalı. Yoğun olmalı ve ben bütün bunlara yetişmeliyim.
“Şimdi yapamayacaksam ne zaman yapacağım?” sorusunu sormalı ve bu soruya verdiğim cevapla motive olup çalışmalıyım.

xoxo

4 Mart 2014

Boşladım


Çok özür dilerim.
Blogumu çok boşladım.

Bu haftayı da sayarsak tam iki hafta oluyor tatilim biteli. Bandırma oradan teyzemle anadolu anadolu Ankara’ya gidiş, orada bir hafta kalış ve teyze yeğen gecelere akış vs. derken geçen hafta Pazar dönebildim İzmirime. Bide Ankara’da günlük gülistanlık bir havayla bindiğim uçak, İzmir yakınlarına gelince hava şartlarından dolayı  (İzmir’de olmayanlar için söyliyim hava nasıl yağmurluydu ve kapalıydı anlatamam. Kara bulutları yardık.) uçağımız yukarı çıkmaya başladı. O çıktı ben yattım, o çıktı ben yattım derken vücudum sonunda tepki verdi ve iner inmez hemen attım kendimi uçaktan. Zaten ertesi günde bütün vücudum tutulmuş halde uyandım. Farkında olmadan kasmışım kendimi #)

Okul açıldı dedim de tam olarak ilk haftadan açılmadı tabi. Atanmayan hocalar, yoklama alıp bırakanlar ve gelip 10dk sonra hiçbir şey yapmadan gidenler… Ben napıyorum? İşe gidip geliyorum. İlk hafta ful gittim fırsattan istifade ;)

Asıl beni yoran ve meşgul eden kısım bu oldu: İşe gitmek!

İşimi seviyorum. Koşturmayı seviyorum. Oradan oraya koşturuyorum. İş yapmayınca uykum geliyor. Kendimce bir psikopatlığım var doğru heheee =))) Dersler, boş günde işe gitmeler ve aralarda bekle derken günler akşamlar bir türlü düzene sokamadım ama sokacağım bana birkaç gün verin.

Bütün bunların arasına bir de sporumu sıkıştırıyorum ki gerçekten kendime şaşıyorum.

Dünde Naz’ın (Muhabbet Kuşum) tırnağını kesiyim dedim. Kestim kestim artık son tırnağa gelince seninki sıkıldı ve çekti ayağını. O anda da yakından kesmiş oldum tırnağı. Bu seferde başladı mı kanama! Allahım durduramıyorum. Neler yaptım neler?! Batikonlar, traş balsamları (Evde bakımlı erkek olmasının faydası heheee =)) ) ama yok durmadı durmadı. Bi de saat gece 22:30 gibiydi. Eczane açık olsa gidicem alıcam bir şeyler. Sonunda internete girdim ve okuduğum ilkyazı “Tırnak keserken oluşan kan kaybından kuşlar ölebilir.” Hobaaa!!! Zaten kafesin her yeri kan olmuş, damla damla damlarken resmen hayvanı alıp acile gidecektim o derece panik sardı mı benim etrafımı! Bir sonraki forumda da “Kuşunuzu ters çevirip ayağını kaldırın.” diyordu. Hemen son çare yaptım ve işe yaradı :D O anki bendeki sevinç, çılgınca atılan sevinç çığlığı… Ondan sonra gene batikon ve bugün alamadım ama yarın alacağım bir ilaç buldum. Bu gibi durumlarda hemen sürüyormuşsun ve pıhtılaşıyormuş. Bi de bir seferde dört sonraki gün diğer dört parmağını kesicem. Çok üzüldüm gerçekten. Elimden de bir şey gelmiyor. Kuzu kuzu bi tırnağına bakıyor bi bana balkıyor. O baktıkça ben üzülüyorum derken ecel terleri döktüm. Şimdi mutluyuz. Kurtulacak =))

Şimdiii elimde yazılmış yazılar var: Ankara geceleri, ailenin önemi, iş hayatım, okul ve kariyer günü hazırlıklarımı ve tabi barınak yazımın son partını da yayınlıcam. Bunların hepsini yapıcam.

Evet, başaracağım!
İnanıyorum dostum! ;)

* Bu arada Perşembe günü sınıf arkadaşım Nazlı'nın nişanı var =))) Sınıf arkadaşım, proje arkadaşım, çok şey paylaştığım... Yavaş yavaş çevrem çiftleniyor diyorum da "Takmaaa" diye yazan mailler atıyorsunuz. Her nişan, nikah, düğün benim için forma girmek demek. Çünkü buna yoğunlaşmazsam vallaha depresyona gircem yalnız olmaktan #)

Kendinize şimdilik iyi bakın.

xoxo