eski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2012

Hangisi Ben …2


* Sevdiğim kişilere sürpriz parti ya da organizasyon hazırlamaktan hoşlanırım.
* Sevdiğim kişileri evime davet edeceksem bizzat yemeği kendim yaparım. Buradan ne kadar sevildiğinizi anlayabilirsiniz ;)
* Tam bir bitter çikolata bağımlısıyım. %54 bile bana mısın demiyor =)
* Final haftalarında bir anda herkesle ilişkimi kesebiliyorum. Anca bu şekilde konsantre olabiliyorum çünkü.
* Blog yazılarımı genelde gece yazıyorum. Hem evin sessizliği hem de sokağın sessizliğiyle beraber ilham perilerimi toplayabiliyorum.
* Bir önceki maddede belirtiğim gibi geceleri ders çalışırsam ki bu özellikle fizik matematik gibi dersler olursa daha iyi anlıyorum.
* Ders çalışırken ilk başta sandalyeyi en tepeye ayarlarım. Yavaş yavaş konsantre oldukça onun boyu aşağıya iner #)
* Ağırlık kaldırmalı, vücudumun kaslarını belirgin bir şekilde çalıştıran sporları seviyorum.
* Avcılığı spor olarak görmüyorum.
* Eski kıyafetleri giymeyi seviyorum.
* Ruh halime göre giyiniyor ve makyaj yapıyorum. Tabi böyle giyinmek belli bir tarzımın olmadığı anlamına gelmiyor ;)
* Saf salak yerine konmaktan ve karşımdakine zorla açıklama yapmak zorunda kalmaktan nefret ederim.
* Bir gün bir tane papağan besleyeceğim ve bu son beslediğim hayvanım olacak.
* Kırmızı ve mor renkte olan her şeyi alabilirim. Hiç fark etmez =)
* Mutfak araç - gereçlerinin arasında kendimi kaybedebilirim. Özelliklede kek kalıpları favorimdir ;)
* Her türlü deodorant ve parfümü alırım. Ruhsal durumuma göre bunları kullanırım.
* Bavul hazırlamam. Bir sırt çantası bana yeterde artar bile.
* Erkeklere gelirsek; kibar, yüzmeyi iyi bilen, spor yapan, gülünce tipi kaymayan, kaslı, benden uzun, esprili, giyinmeyi bilen, araba/motosiklet kullanabilen, elleri bakımlı olanlarını çekici buluyorum ;)

22 Temmuz 2012

Tatil Güncesi ...3

Bu hafta İzmir’deydim.

Tabi ilk işim direk pazartesi Kuzumla buluşmak oldu. Bütün gün Alsancak’da takılıp her şeyi ama her şeyi konuştuk. Özlem giderdik. Çok özlemişim onu ki duygular karşılıklı biliyorum ;) Bir türlü buluşamadık ki koca bir yıl boyunca. Onun çalıştığı projeler, benim çalıştığım gruplar ve tabi fuarlar derken bütün buluşmalar yalan olmuştu.

Bir de herkesle toplu buluşma ayarlamaya kalkmak çok zor oluyor. Onun yerine bu sene herkesle bir bir buluşmaya karar verdim ve uygulamaya başladım.

Ohh be en güzeli buymuş =))


O gün buluşmaya giderken çok hoş bir şey oldu. Hani size bir yazımda bizim evin orada restoranların olduğunu ve duraklara park ettikleri için insanların hayatlarını tehlikeye attıklarını ve benimde onları inatla polise şikâyet ettiğimi yazmıştım. İşte bu iki haftalık İzmir’de olmadığım sürede belediyem durağı biraz daha aşağıya taşımış. Valla sevindim ama benim bunu ilk fark etme anım çok hoştu. Şimdi gittim durağa ve “Ana durak yok!”. Kaldırımı bile baştan yapmışlar yani bilemeyene eskiden burada durak vardı desen hadi canım der öyle bir düzenleme yapmışlar ki eski durağın olduğu yerde yeller esiyor =)) O zaman neymiş belediyemize ve polisimize bu konuda güvenicez ve şikâyetlerimizi sonuna kadar devam ettircez. Tabi bu restoranların kaldırımları işgal etme hakları olduğu anlamına gelmiyor. Kafamı bozmasınlar şikayetlerime yeniden başlarım.

Salı günüde Jelibonum Erasmusla Almanya’ya gidecek diye hemen buluşmalıyız dedim. Ama garibim sıcaklarda dışarı çıkamıyor. O nedenle ben kalktım gittim onun evine. Bir de erken gittim ki uzun uzun oturalım konuşalım sonra bir baktım ouvv bayağı oturup konuşmuşuz =)) Muhabbetin ortasında öğrendim ki benimki martta gidecekmiş yani ikinci dönem. Valla içim rahatladı. Bendeki telaşı bir görseydiniz. Kalk kalk kalk kalk git git git modundaydım =)) Şimdide bir haftalığına yazlığa gidicez. Umarım bir sorun çıkmaz. Şöyle beraber İzmir sıcağından kaçalım dedim. Buraya geldiğimden beri sabahları geç kalkıyor, geceleri ise uyuyamıyorum. Sıcaktan değil uyuyamamam. Yorulmuyorum çünkü. Hâlbuki sabahları klasik sporuma yeniden başladım ama işte gezsem, alışveriş bile yapsam yorulmuyorum. İzmir beni çok enerjik bir hale getiriyor. Benim üstümdeki enerjisi yüksek bu şehrin ;)

Çok alakasız olacak ama ben çalışmak istiyorum.
Şöyle bir yandan okuyup bir yandan da çalışabileceğim işler var mı?
Mesela seslendirme, çeviri gibi işleri kastediyorum.
Tavsiyeleriniz bekleniyor ;)

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

14 Ocak 2012

Yazı Yazmak...

Yazı yazmak…
Ouvv...
Yazı yazmak benim için,
Tutku.
Bağımlılık.
Kafamı boşaltma hobim.
Belki de alışkanlığım.
Yazdıkça gelişmeye başladığım bir alan.

Yazarken mutlu da oluyorum mutsuzda.
Yazarken düşünüyorum.
Kendimi yazarak ifade ediyorum.
En samimi, en doğal halimle geçiyorum klavyemin başına.
Hiçbir zaman şimdi ne yazmalıyım diye düşünmedim.
Ne yazmalıyım, konum ne olmalı acaba?
Başlık atmadım aslında hiçbir yazıma.
Direk girdim konuya ve kurdum cümlelerimi.
Sonrasında başlıklar yazdım her birine.
Başlıklar için bile uzun uzun düşündüm.

Eskiden çok hızlı konuşup cümlelerimi saniyelere sığdırırken şimdi cümlelerimi parmaklarımın hızına yetiştirmeye çalışıyorum. Yalnızken yazıyorum, otobüs beklerken yazıyorum. Bazen de dersi bırakıp hayallere daldığım zaman kendimi yazı yazarken buluyorum.

Benim temam bu işte.
Yani ben!
Her şeyiyle en samimi halimle ben!

Eskiden Blogumu sırf yazı yazmak için açmıştım. Zamanla fark ettim ki yazdıklarım gelişmeye, yaşadığım olaylar ise beni yönlendirmeye başlamış. Bunu fark ettikten sonra sizlerin de aynı düşüncelere sahip olduğunuzu öğrenmeye başladım. Sahte biri değilim ya da yazdıklarımın hiç biri sahte değil. Birebir olaylar, birebir kişiler ve birebir cümlelerle anlattım size. Samimiyetin altını doldurdum. Ben içten oldukça sevdiniz ve okudunuz. Benim en büyük tutkumu artık biliyorsunuz hatta şimdi hep beraber paylaşıyoruz.

Günün sözüyle hatta benim sözümle yazımı bitiriyorum:

“Mutlu olmak, hayatta karşılaştığınız her olayın sonunda olaylara bakış açınızla gerçekleşen bir şeydir.” 

1 Ocak 2011

Zaman hiç durmamıştı...

 
Artık geçmişimi bırakmalıyım.
Hayatımda “eski” olan her şeyin özgür olması lazım.
Ben bunu bugün saatim kırılınca anladım.
Öylece düştü yere ve kırıldı…
Geriye sadece akrep ve yelkovanı kaldı.
Birlikte ve hiç bir şey olmamış gibi
yelkovan hareket etti, akrep ise onu takip…
Zaman hiç durmamıştı.
Bu olayda ise üzülen ben olmuştum.
Neler yaşamamıştık ki biz beraber.
Şimdi düşününce yaşadıklarımızı anlatacak kelimeleri bulamıyorum.
En iyi ifade yaşanmışlıkların bende oluşturduğu his.
Tarifsiz bir üzüntü var şimdi üstümde.
Hele sabahtan beri azalmayıp
Artan heyecanıma bir şey demiyorum.

Nerden çıktı şimdi bu?

Aslında saatim kırıldığı zaman hayatımın nasıl değiştiğini fark ettim.
Ve bu nedenle üzüldüm galiba…
Sevip de kaybettiğimiz insanları bilmek, buna alışmak ve bu hislerle yeni bir yıla girmek…
Ne kadar hızla geçiyor zaman.
Ağlamak istedim ama yapamadım.
Kendimi tuttum ve sıktım.
Sokaktayım ve insanların bakışlarından kaçıyorum.
Biliyorum yüzüm asık ama şimdi yüzüme sahte bir gülümseme yerleştiriyorum ve derse giriyorum.
Çünkü biliyorum ki bunu dışarı yansıtmak bana hiçbir zaman iyi gelmeyecek…


NOT: Bu yazının üzerine Hülya Avşar'dan Sonsuza Dek parçasını dinledim ve bence sizde dinleyin...