28 Ekim 2011

Kadınlar & Erkekler …6

Arkadaşım mı sevgilim mi?
Olayına göre değişebilir ama her zaman %51 ile arkadaşım daha önce gelir.

Çünkü benim arkadaşım bir şey olduğunda aramızın kötü olacağını bilse bile doğrusunu söyler. Eleştirir beni hem de yeri gelir kırıcı bir halde. Bunun yanında küçük sürprizler de yapar. Özel günleri beklemez bunu yapmak için ve bilirim ki içinden geldiği için yapar. Kızdı mı ya da üzüldü mü benim gibi yalnız kalmak ister. Üstüne gitmem bende ve bilirim ki o sakinleşince bana geri dönecektir. Aynı benimde yeri geldiğinde ona dönmem gibi samimi olacaktır bu. Bilirim onun bütün bu davranışlarını. Bende ona bu şekilde davranırım. En iyi tanımdır bütün bu yaşadıklarımız. Herkeste bu uyumu, anlayışı ve samimiyeti bulamıyor işte insan.

Denedim. Ne sınavlar verdim ne iç konuşmalar yaptım. Yeri geldi Blog’umda söyledim, yeri geldi günlüğüme yazdım. Biteceğini bile bile her şeyi itiraf ettim ama sonunda ne oldu? Suçlu ben oldum. Ne laflar duydum hem de hiç hak etmediğim laflardı bunlar. Kuyruk sallamamdan, ayartmaya çalışmama ve tehdit de edilene kadar geçen süreye kadar. Kimse kimseyi tehdit edemez. Hem de bunu yapan konuyla alakasız komşu bile olmayan kişiyse. Sonra sen olaylarda benim yerim nerde, neler oldu ki böyle oldu diye düşünme ve her şeyi bitir.

Biten biter.
Üzerine konuşulmaz.
Hayatımda görmediğim bir şeyi daha gördüm der geçerim.
Bu yaşıma kadar hiçbir şeyden korkmadım, bundan da korkmam.
Benim adım Zehirli Sarmaşık.
Her şeyiyle buradayım ve dimdik duruyorum.
İlkelerim ve düşüncelerimle.

Olayların içinde değilseniz asla ahkâm kesmeyin. İçinde olduğunu düşünenler için bile olaylar asla göründüğü gibi olmayabilir. Suçlu, suçsuz, onun yüzünden ya da benim yüzümden. Her neyse olay kimin yüzünden olursa olsun. Burada suçlanması gereken birini göstermenin anlamı yok ki. Sen gelip de benim yanımda kendi düşüncelerini anlatmayıp sevgilinin düşüncelerini anlatıyorsan zaten o eski kişi olamazsın.

Bu sefer üzerinde durmak istediğim konu da işte tam bu:
Arkadaşınız ve sevgiliniz arasında kalsanız ne yaparsınız???
İkisi de ayrı şeyler söylese, birbirlerini yalanlasalar mesela.

Ben düşüncemi belirttim. Benim için arkadaşım her zaman bir adım öndedir. Sevgilim dediğim kişi bugün var yarın yok. Ayrıca benim arkadaşım dediğim kişi benim ailemdir de. Herkesi evime çağırmam ya da herkese telefonumu vermem. Evime çağırdıysam benim hayatımdaki yerini bileceksin. Kendi kraterim budur benim. Yeri gelir büyük konuşmak istemesem bile ailem ve sevdiğim adam arasında kalabilirim. Bu zor kararın sonucunda asla o kişinin fikirleriyle hareket etmem. Onunda fikrimi etkilemesine ve etrafımdaki kişiler hakkında söz sahibi olmasını istemem.

Genelimize bakarsak biz bayanlar bu hatayı çok yapıyoruz. Hemen hayatımıza giren erkeğe kendimizi teslim ediyoruz. Onun fikirleri, onun sözleri, bak X şöyle dedi, bak Y nin düşüncesi bu yönde. Aman da aman. N’oluyo yaa?? Nerde o eski kız arkadaşım benim, nerde o sözünü söyleyen karakter sahipli kız? Sonra ayrılınca kim topluyor etrafını? Cevap veriyorum, gene aynı fikirli arkadaşlar. Bayanlara söylemek istediğim tek şey sizin o kişiden de önce bir hayatınız hatta hayat görüşünüz vardı bunu unutmayın.

Erkeklerdeki sahiplenme duygusunun bazen tavan yapmasına yeri gelince izin versek de bunu bütün hayatımızı etkileyecek boyuta getirmeye gerek yok. Öyle bir durumda tehlike çanları çalıyor demektir. Beraberliğiniz içinde çalar bu çanlar siz bayanlar içinde.

Çıkamadım işin içinden.
Kendim için belki ama etrafımdaki ilişkilere bakınca olaylar farklı bir boyut almış.
En iyisi ben bu konuyu size bırakıp parmak uçlarımla odadan çıkayım =)

27 Ekim 2011

Bir Bilsem...


Nasıl yapıyorum artık ben de bilmiyorum ama birini hayatımdan çıkardıysam onunla ilgili her şeyi de hayatımdan çıkarabiliyorum. Bunu yapabilmeyi zamanla başardım. Bütün bunların yanında o kişinin davranışlarını, bir olay karşısında takındığı tavrı ve hareket stratejisini ise unutamıyorum. Belki ileride işime yarar deyip not alıyorum. İntikamcı bir yapım yok ama kendimi korumak zorunda kalma gibi bir durumum var. İnsanların biten ilişkiler üzerine uzun uzun konuşmasından bundan sıkılıyorum. Konuşana kadar neden söylediklerini yapmadın ya da onun yüzüne söylemedin ki?!

Sadece bitince konuş sen. Konuş, laf sok sonra dön tekrar sok. İnsanların laf sokarak karşısındakine zarar vermeyi düşünmesinden nefret ediyorum. Artık böyle bir şey yok. Belki çocukken olabilir onunda sebebi alıngansanız hemen üzerinize alınırsınız falan filan. Kendimden biliyorum. Eskiden kim ne söylese hemen üzerime alırdım, kafaya takardım. Hoca sınıfı uyarırdı sanki suçlu benmişim gibi üzülürdüm. Zamanla umursamaz olmaya başladım. Bana söylense bile duymuyorum. Duysam bile takmıyorum. Hayatımda bu tarz saçma sapan, küçük düşünceli laflarla kendimi yoracak zamanım yok. Siz bu tarz düşünceleri düşünüp acaba nasıl laf soksak, neresinden girsek de bu kızı kızdırıp kırsak diye düşünürken ben yolumu çoktan çizmiş hatta dönüş yolunda oluyorum. Bir şeyleri yaparken bari çaktırmayın. Bu gibi nedenlerden dolayı karşımdaki kişinin her davranışını bilirim. Bu benim için artık alışkanlık ve çocuk oyuncağı haline girdi. Gizli gizli takip ediliyorum. Ne yapmışım, kiminle görüşmüşüm, ne yemişim, ne giymişim… Ouvv ne kadar önemli biriymişim ben ya. Peki ya ben neden bunları biten ilişkilerimin sonunda öğreniyorum acaba???

İnsan önceden söyler ki sana olan sevgim daha da artsın.
Ama yok her şey biter terk eden kıymete biner.
Üzgünüm ama bazı şeylerin geri dönüşü yok.
İster yüksek sesle konuş ister iç fısıldaşmalarınla…

Benim yanımda kalp kalbe karşıymış lafına tamamen uyan arkadaşlarım var. Geçen gün kütüphanede _evet yakında orada yatışa başlayacağım =)_ otururken telefonumu aldım elime ve Bay X’e mesaj atmak istedim. Sonra da vaz geçtim. “Neden istedin de şimdi vaz geçtin kızım?” diye de sordum kendime. Ama bir kere vazgeçmiştim işte. Derken yarın sabah derste telefonum çaldı. “Sabah sabah kesin reklam mesajıdır.” dedim ama içimdeki seste dürtüp “bak bak ama derste çaktırma” diyordu. Çaktırma demesinin sebebi bölümün en ciddi hocasının dersinde olmam. Tabi uyduk o iç sese ve baktık telefona. Mesaj Bay X dendi =)) Aslında dün arayacakmış ama derste olduğumu düşündüğü için vazgeçmiş. Kaç seneyi dolduran bir arkadaşlığımız bizimkisi ama işte göz görmeyince insan bir şekilde uzaklaşabiliyor. Sonra alakasız bir mesajla bütün gün konuşabiliyor, anlamsızca ben yatıyorum artık deyip kısa kesiyor ve üzerine iki saat daha oturup bu yazıyı yazıp anca bir gün sonra yayınlayabiliyorum.

Günler torbaya girmiş gibi her şeyi anlatıyoruz.
Bir sonraki konuşmamız eminim üç gün içinde olmayacak ama bir sonraki hafta kesin olacak.

22 Ekim 2011

Gündemimiz Karışık


Gündemimiz gerçekten karışık. Bir aşağıdan bir yukarıdan toplayıp toplayıp yazacağım. Neden böyle yapmak zorunda oldum çünkü şu sıralar çok yoğunum. Yazdığım yazıları zamanında yayınlayamadığım gibi yazmak istediğim bir sürü konu hakkında da fırsat bulup yazamıyorum. Aslında beynim durmadan kontrolsüz bir şekilde konuları ve yazılarımı belirlese de benim için yazılarımı yayınlamak ve düzenlemek çok önemli hatta disiplinli bir iş. Öyle baştan savma yazamıyorum.

Neler yapıyorum? Öncelikle derslere konsantre olmaya çalışıyorum. Geçen sene 11 ders alıp bu sene derslerimin 9 derse inmesi inanın adamı sarsıyor =) Bir boşluk hissediyorsunuz. Bu boşluğu da keman derslerimle doldurmaya karar vermiştim hatırlarsanız. Bu işte bayağı ilerledim yaa =)) Arşe tekniklerine giriş yaptım. Bilek çalışmak eskisi kadar yormuyor artık beni =) Her şey yavaş yavaşmış bunu bir kez daha anladım.

Bütün bunların yanında hocalardan aldığım kişisel ödevleri yazmakla meşgulüm. Bölümümde konfeksiyon seçmeyi ne kadar isteyip düşünsem de diğer opsiyonlar hakkında da bir fikir sahibi olmak istiyorum. Bunun içinde hocalarla beraber bizzat bu olaya el attım. Ödevler ne kadar yorucu ve uzun olsa da sevdim bu işi. Geleceğe yatırım olarak bakarsanız o yazılar o kadarda uzun gelmiyor yazarken. Tezleri, kitapları topluyorum ve akşamları ful yazıyorum. Bu yazmaların arasında buraya da bir yazı yazmak aklımdan geçmiyor değil ama işte sonra diye diye bu zamana kadar geldik.

Bitti mi sanıyorsunuz hayır efendim bitmedi. 2. Sınıflar öğrenci temsilcisi karşınızda duruyor =) Biraz geç olsa da seçildim. Şimdi bütün sene düşündüğüm şeyleri uygulamak kaldı. Aklımda o kadar çok fikir var ki bunları unutmamak için küçük bir not defteri belirledim bile her şeyimi yazdığım. En küçük şeyi bile unutmak istemediğim minik bir defter işte =) İçindekilerle hazine niteliği taşıyor benim için =) Geçen sene de olmak istemiştim ama tam olarak ne yapıldığını bilmediğim için yanaşmamıştım. Buna rağmen çoğu istekleri bölüm başkanımızla konuşup yaptırabilmiştim =) Bu sene ise bari adım olsun deyip seçilmek istedim. Aslında alışkınım ben bu tarz görevlere. Yani ortaokul ve lise çağlarında aktif yapmış biri olarak üniversitede yapmasaydım olmazdı =)

Bitmedi bitmiyor =) Yıllardır aradığımız yazlık evi ailecek bulduk sanırsam =) En azından hayallerimizdekine yakın olduğunu düşünüyorum. Kocaman bahçeli, büyük bir ev. Hayallerimdeki evi bilenler zaten bu evdeki olayı anlarlar. Bu nedenle çok ayrıntıya girip hayatıma ve yeni evimize nazar değdirmek istemiyorum. Yazarken bile heyecanlandım yaa “Yeni Evimiz” =))


Bazen şansa ihtiyaç duyarız hem de en umutsuz anlarımızda. Bende de böyle bir durum söz konusu şimdilerde. Bir şey bitiyor ama sonra en güzeli gerçekleşiyor. Bu sabah annemlerle kahvaltıda konuşuyorduk. Hayat aslında gül geç modunda. Yani çok fazla ciddiye almaya gerek yok. İnsan ilişkileri öyle bir şey ki bir sözünüzle farklı bir boyut alabilir. Üniversitede bu sene dersime giren bir hocamızın derste söylediği sözlerle ne kadar millet alay edip gülse de ben önemsiyorum. Doğru söylüyor. Bunu ders arasında yaptığı için biraz tuhaf duruyor ama hayat hep ders ve ciddiyetten de geçmiyor. Bunu neden söyledim çünkü bir haftadır yaşadığım her olayın sonunda hayatımıza bir şekilde geri döndük. Geçen hafta Türkiye olarak 24 şehit verdik. İtiraf ediyorum ki haberlerden ve görüntülerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalıştım. Bunu takmadım ya da önemsemediğim için yapmadım. Bunu yaptım çünkü biz zaten bu acıyı biliyoruz. Farklı bir şekilde yaşadık ama acı aynı acıydı. Bugün yayınlarına ara verenlere kızıp yayınlarına devam edenler ya da vur patlasın çal oynasın yayın yapmaya devam eden radyo ve televizyonlar… Ateş düştüğü yeri yakar arkadaşlar. Bütün bu acıların üzerine twitterdan yazı yazdım. Sonra gece yarısı telefonum çaldığında ise Arif’in doğum günü olduğunu gördüm. O an neye üzüleceğimi bilemedim.

Doğum günümde benim için önemli olan hediye değil sevdiklerimin yanımda olması dediğim zaman alınanlar ne biliyorlardı ki?! Hiç ağabeylerini kaybetmişler miydi ya da en sevdikleri artık yanlarında olmadığı andaki duyguyu biliyorlar mıydı??? Sadece hediyelerle doğum günlerinin kutlandığını sanıyorlardı. Doğum günün kutlu olsun deyip sarıldıkları zaman verdikleri hissi bu yaşlarında bu ve bunun gibi olayları yaşamadan bilemezler. Sadece konuşmak, kuru kuruya söz söylemek, alınmak, laf atmak inanın çok gereksiz. Empati bazen insanı olgunlaştıran bir şey. Yaşla başla alakası yok. Zamanla insan ilişkilerinizin gelişmesiyle kuruluyor. İster 7 inde ol ister 70 inde.
Telefonumun alarmını kapattığım zaman yatağımda uzun uzun tavana baktım. Düşünemedim bile. Neyi düşünecektim ki? Artık aramızda olmayan ağabeyimi mi yoksa ne hediye alacağımı mı? Kimse bunları yaşasın istemem. O şehit düşen her askerin ailesinin neler çektiğini ya da neler çekeceğini biliyorum hatta yeri geliyor hissediyorum. Bütün bunların üzerine şehit haberlerini izlemiyorum diye kimse beni yargılayamaz. Yüzüme bakıp ne düşündüğümü söyleyebilir ya da yargısız infaz yapabilir misin?

Her şeye rağmen hayat çok farklı ilerliyor.
Bir gün romantik komedi, birkaç saat sonra gerilim, bir hafta sonra ise dram olabiliyor.
Elimizde değil diyoruz.
Bir şey itiraf edeyim mi?
Ben elimde olsun istemezdim.
Sonunu bildiğim ya da yazdığım bir oyunun heyecanı olmazdı ki.
Bu benim yaşamam gereken bir senaryoysa sonuna kadar yaşayacağım.
Gerekirse ağlayacağım bir deli gibi, gerekirse de güleceğim şence budala misali.

13 Ekim 2011

Sonbahar Geldi Sanırım


İzmir’ime sonunda sonbahar geldi. Benim bunu kabul etmem için bir haftanın geçmesi gerekiyordu.
Not alın: 10 Ekim 2011 tarihi itibariyle yaz bitmiş ve sonbahar başlamış bulunuyor.

Yaza veda temalı partiler erkenden yapıldı. Aslında bunlar yaza veda değil Çeşme, Bodrum gibi yazlık mekânların sezonu kapattık demeleriydi de neyse. Sıcakların devam ettiği sürede millet “Neden erkenden veda partisi yaptık ki?” diye düşünüyordu. Vitrinler bile uzun kollu, montlu, kazaklı vitrin süslemelerine girişmişken biz hala yazdaydık. Askılılarla, kısa kollularla etrafta geziniyorduk. Sonbaharın gelmesini istiyordum ama bu sefer geç gelmeliydi. Yaz tatilimin süresi uzamalıydı. Oda zaten ekiminin ortasını bekledi ve geldi.

Benim için sonbaharın gelmesi demek:

*Bizim evde tarhananın yapılmaya başlanmasıdır. Kurutulması, torbalanması derken yavaş yavaş havanın soğumasını hissetmemizdir. Eve bir tarhana kokusu yayılır ki işte benim için evi ev yapan bu kokudur.
*İzmir’ime yavaşa yavaş yağmurun yağması ama bir anda da ayaz soğuğu olmasıdır. Pikeyle yatarken bir gece ansızın battaniye istersiniz.
*Spor ayakkabılardan vazgeçip botların giyilmesidir.
*Uzun, renkli, tuhaf desenli diz altı çoraplarımın dolabın kışlık bölümünden çıkmasıdır.
*Evde, anneannem ve ninemin ördüğü patikleri giymeye başlamamdır.
*Sabahları bir kot bir tişört giyip çıktığım günlerin yok olmasıyla başlayan, sabahları daha çok kıyafeti giymek zorunda kaldığım zamanlardır. Bunun için geceden hazırlık yapmalarım başlar. Sabahları ise 5 dk erken kalkmalarım. Geceden hazırladıklarımı sabah kalkınca giymez farklı bir kombinasyon yaratırım. Yani sonbahar benim için ruhsal durumuma göre giyinme aylarımdır.
*Saçlarımı açma sebebimin boynumu ve omuzlarımı ısıtma isteğimden geldiğini anladığım zamandır.
*Şapka koleksiyonumdan şapkalar seçip takmaya başlamamdır.
*Fularlarımın askılarına yerleştirmeye başlamamdır.
*Klimaları soğuğa değil sıcağa ayarlamamdır.
*Etrafımdakilerin sabah okula giderken yolda “kış gelmiş” artık demeleridir.
*Herkesin bana “Üşümüyor musun?” demesidir.
*Geceleri camımı kapatıp uyumaya başlamamdır.
*Sabahları özel olarak rüzgârların bugün nasıl eseceğini öğrenmek istememdir.

Üşümüyorum. Ben sadece yazı özlüyorum.
Soğukların gelmesiyle yeni şeylerden korkuyorum.
Sevincin de hüznünde bende karmakarışık olduğu zamanların başlayacağını biliyorum.
Bütün bu maddelerin onayından sonra benim için artık sonbahar gelmiştir.

8 Ekim 2011

Kadınlar & Erkekler …5


Bu seferki hikaye benden. Konuda benim, hikayede.

Geçen gün arkadaşlarımla kafede oturmuş bir yandan onları dinlerken bir yandan da etrafıma bakınıyordum. Dikkatimi şu eski güzel kızlar neden çirkin erkeklerin yanında olur ya da bunun diğer türlüsü yakışıklı erkekler neden çirkin kızların yanında olur sorusu geldi. Maşallah oturduğum yerden geçen çiftlerin çoğu bu şekilde olduğu için aklıma gelmese olmazdı zaten. Ve bir anda muhabbete dönüp _koptuğum belliydi de çaktırmıyordum_ direk masadakilere bunu sordum. Birisi “Erkekler bu şekilde kısmetlerini kapatmazlar.” dedi. Birisi “Bence bu şekilde davranırlarsa ben onun zevksiz ve sadakatsiz olduğunu düşünürdüm.” dedi. Biri de bu “Doğanın kanunu” deyip kestirip attı. Bir diğerimizde “Onun dış değil iç güzelliğine bakmıştır.” dedi. Bence herkes doğru söyledi ama aklıma takılıyor.

Neden yani neden???

Böyle güzel bayanlar oturursunuz sonra karşı masaya bir yakışıklı gelir oturur. Yalnız sanırken yanına bir kız gelir ki siz hala yok canım bu kız bu çocuğun sevgilisi olamaz derken yanındakine şöyle bir bakarsınız ki emin olmak istersiniz. İlk bakışta yakışmamışlar deriz. Ben çok derim =)) Düğünlere bile gidince gelinle damat yakışmışlar mı diye bakarım. Artık son raddeye gelinmiş. Öncesinde sanki bana sormuşlar gibi =)

Bütün bunların yanında konu döndü dolaştı bana geldi. Nasıl konuyu bana getirdiler yazarken bile hatırlamıyorum ya neyse bu da benimkilerin özelliği işte. Dönüp dolaşıp konuyu benle kapatmak son modamız =) Bu zamana kadar beğendiğim bütün erkekleri masaya yatırdılar.

Ve sonuç: Kimse bana yaklaşamıyor.
Gerçekten bana kimse yaklaşamıyor =)

İlginç bir tespitte şu: Benim özgüvenim biraz fazla olduğu için erkekler yanıma gelip duygularını itiraf edemiyormuş. Reddederim ya da onlara bakmam diye.

İlk söylediklerinde itiraz ettim hemen yok artık ne alakası var yaa falan dedim ama sonra düşününce doğru söylediklerini anladım. Haklılar.

Bu kızlar içinde geçerli erkekler içinde. Bende öyle bir özgüven var ki yanımdakini gaza getirip isteyip de yapamadığı şeyi yaptırabilirim. İstediğim birinin yanına gidip ne hissediyorsam söylerim, aklıma koyduğumu yapar, kafaya takarsam da alırım. Yeter ki bu kafaya takma olayında beni kızdırmasınlar. Kızdım mı çok kötü bir kız olabiliyorum. Her kadının içinde şeytanlık vardır. Ufak bir kıvılcımla ortamı alevler içinde bırakabilirler.

Çok kız arkadaşım erkek arkadaşlarını benden uzak tuttu. Nedeni buydu işte. Benim onların yanındayken erkek arkadaşlarını ayartacağımı düşünmeleri. Çok sığ bi düşüncede olsa beni kızdırırlarsa karşı masadan ve kimseye çaktırmadan yaparım ruhları bile duymaz. Tabi bunu genelde yapmıyorum. Yani neden kız arkadaşımın sevgilisini ayartayım ki hem de ortada bir sorun yoksa. Bana ne yani. İkisi sevmişler birbirini ve beni de yakın bulup tanıştırmışlar. Bundan ötesi arkadaşlığa ihanettir. Başıma bir değil iki değil çok kez geldi bu durum. Kız arkadaş tanıştırır sevgilisiyle sonra biz iyi arkadaş oluruz derken onların arası açılır. Bu sefer kabak benim başıma patlar. Seviyeli oluyorum, seviyeyi aştığım söyleniyor. Takmıyor gibi davransam, çocuğa düşmanın gibi davranma oluyor. İşte bunlar beni sinir ediyor. Sonra neymiş bende özgüven fazla oluyormuş. N’apıyım erkeklerle iyi anlaşıyorum. Eğer erkek arkadaşına güvenmiyor ve benim yanımda onu kıskanıyorsan hiç tanıştırma kızım beni diyorum artık. En sonunda dedim dedirttiler.

Bütün bunların üzerine bendeki özgüvenden dolayı kimse yanıma hemen yaklaşamıyormuş. Yaklaşınca da ayrılamıyorlar ya neyse =) Geçmişte benden hoşlandığını bildiğim ve rastlantı üzerine öğrendiğim arkadaşım “Bende de öyle olmuştu ve senin yanında arkadaşın olarak kalmak daha güzeldi.” dedi. Şimdi buna sevinmeli mi yoksa üzülmeli mi??? Bide benim kız arkadaşımdan çok erkek arkadaşım olduğu için çoğuna da yan gözle bakmam ama ya onlar bakıyorsa gibi saplantılı bir fikir düştü içime #) Kimseyi de sınayamam ki. Böyle giderse de nice kısmetler kaçar =)) Ne biçim bir kısır döngü bu hayatımda yaa… İleride kariyer falan da yaparsam iyice evde kalıcam belli oldu =)) Şunu da belirteyim ki bizim gruptaki herkesin sevgilisi yakışıklı erkeler, güzel kızlar. Biz o genel başta arkadaşın dediği “Doğanın Kanununa” uymuyoruz =)

Durup dururken masaya attığım bide üzerine kendimi sorgulamam yetmiyormuş gibi arkadaşlarımdan aldığım bu eleştirel bir o kadarda samimi açıklamalar sonucunda düşünmeye başladım.

Özgüvenimi törpüleyemem ki. Beni ben yapan şeylerden biri özgüvenim zaten.
Uff sağolun yaa… Gerçekten sabah sabah günün sorusuyla günüm çok güzel başladı.

7 Ekim 2011

Reklamlar …3


“Çok sev!” desem siz hemen hangi reklamdan bahsedeceğimi anlarsınız biliyorum =))

Reklamlar hakkında uzun zamandır yazmak isteyip de bide üzerine derste, teneffüste, otobüste not alıp eve gelince üşenmesen size daha kaç reklam hakkında düşüncelerimi yayınlayacağım ama işte olmuyo olmuyo (burda bi Yılmaz Morgül’e benzeme triplerini canlandırabilirsiniz :D )

Konuya geri dönersek,

Konumuz Mavi reklamı ya da Kıvanç Tatlıtuğ’un reklamı da olabilir =))
Bilindiği üzere şu sıralar Kıvanç’ın kaslarıyla yatıp kaslarıyla kalkıyoruz ki bende ilk gördüğümde “Abi bunu nasıl bu kadar kısa sürede yapmış?” dedim =) Olayın sağlık yerinden baktım yemin ederim yoksa baklavaymış efenime söyliyim zayıflamış, dalyan gibi olmuş zaten yakışıklıydı şimdi süper ötesi olmuş gibi laflar hiç aklımdan geçmedi =P

İlk reklamdan sonra hatırlamayanlar için kısa bi özet geçelim:
Kız arkadaşıyla buluşmak isteyen Kıvanç Bey oğlumuz süper arabasıyla giderken bir yandan da arkadaşıyla konuşup son modanın Jean olduğunu anlatırken kızımız da yatakta şortunu giyip oda kız arkadaşına havalı havalı modayı anlatıyordu. Burada devam etmeden önce aklıma takıldı. Şimdi kızımız belli ki 36 beden. Neden şortu yatakta yatarken giymeye çalışıyo? Biz o tarz giyimi belimize zor giren kıyafetler için yaparız ki bu kızımız 32 beden alıp da onu giymeye çalışmıyorsa kesinlikle ortada bir seksapalitelik söz konusu =)

Reklama dönersem, reklamın sonunda Kıvanç’ın o meşhur “Vay vay vay çantaya bak?!” sözünü duyarken demin seksapaliteliğiyle öne çıkan kızımızın annesi çıkıyor ve “Sizdeki bu çanta merakı da nerden geliyor Kıvanç Bey oğlum?” diyordu. Reklam annenin öğüdüyle son buluyordu. Peki, annenin öğüdünü kim takıyordu: hiç kimse #)



Şimdi gelelim part2 Mavi reklamına.

Bu reklamı gerçekten evire çevire incelemek istiyorum =)

Kıvanç “Ne bu?” diye sormuş, bizimkisi “Mavi Amerikalı” demiş. Sonra kızın lakabı “Mavi Amerikalı” olarak kalmış. Buraya kadar fantezi boyutunda ama olsun sorun yok =) Daha sonrasında gelen “O bir vahşi, ona muhteşem görünmek ürpertici bi duygu hatta ürkütücü.” demek de ne oluyo yaa =)) Peki ya Kıvanç’ın kız bunları söylerken yaptığı o seksi durumlar nedir?! Marangozluk sonra duş sahnesi hele ki o duş sahnesindeki gözlere dikkat. Olay mavi diye işi abartmış Kıvanç’ın gözlerini 3 ton koyultmuşlar ki pantolon mavisi olmuş =))

Gelgelelim o garip huylaraaa =)) İşte reklamın en sevdiğim yeri burası =)) Burada Kıvanç’ın fantezilerini öğreniyoruz hazır olun ;)


*Jeanlerini giderken kızla bırakıyormuş. Devamında bizim Mavi Amerikalıyı arıyo ve “Giy!” diyo. Kızımızda hemen giyiyor. Yani benim sevgilim bende kıyafetini bırakacak sonra arayıp “Giy!” diycek bende giycem. Vay bee fanteziye bak. Valla bu reklamın senaryosunu yazanı alkışlamak istiyorum. Bilinçaltında ne varsa dökmüş ortaya =))

Devam ediyoruz ve reklamın o büyük sloganının olduğu yere geliyoruz “ÇOK SEV” =)) İtiraf ediyorum ki reklamın en samimi yeri burası işte. Biri benim karşımda Kıvanç’ın bunu söylerken ki yüz ifadesiyle sloganı söylese o an iş biter =)

Tabi bu samimiyetin üzerine kızımız reklamın sonunda ne diyo: Bana aşık olmasından korkuyorum.
Korkuyormuş, neden korkuyo anlayan var mı? Sen git oğlanın karşısında giyin, soyun sonra onun fantezilerinin esiri ol, gece gündüz onu hayal et sonra çık korkuyorum de. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu =) Bide bulmuşun hayallerindeki oğlanı elinde tutmayı denesene. Sonra elinizden kaçtığı zaman üzülüyorsunuz.

Reklam böyle biter…


Reklam biter de benim aklıma takıldı. Bu ilk reklamdaki kız bu kız mı? Değilse ilk kızın annesi haklı çıkar. Bizim Kıvanç Bey oğlumuz başka limanlara yelken açmıştır. Eğer aynı kızsa gene anne haklı çıkmıştır. Buradan anneye seslenelim, kızın artık senin Kıvanç Bey oğlunun fantezilerinin müptelası olmuş. Bide sen sakın "Evlen bu oğlanla" deme çünkü senin kız anladığımız kadarıyla halinden çook mutlu =))

Bu linkten izlemek isteyen izleyebilir.

Tuvalet ve Lavabo Meselesi


Tuvalet mi yoksa lavabo mu dersiniz?


Sorumuz bu ve konu tartışmaya açılır. Geçmiş olsun artık Türkiye’nin yeni bir tartışma konusu var. Daha doğrusu başlamışta ben daha yeni haberdar oldum. Olay dizilere kadar konu olup taşınmış bile. Sizin dikkatinizi çekti mi bilmem ama benim bir kaç defa dikkatimi çekti sonra şöyle bi kısa araştırma yaptım ve evet, millet bu konuya kafayı takmış bulunuyor.


Tuvalet demeyi savunan grup için orası sadece tuvaletin yapıldığı yer. Adının da bu şekilde geçmesi gerekiyor. Başka bir şey denildiğinde “Acaba oraya gitti de ne yapıyor şimdi?” diye düşünebiliyorlarmış.

Lavabo diyenler ise tuvalet kelimesinin kaba kaldığını ve oraya sadece tuvalet yapmak için gitmediklerini belirtmek de kullanıyorlarmış.

Bunlar basitçe sorup genellediğim cevapların bütünü. Ben ikisini de kullanıyorum. Restorana, kafeye falan gittiğimde lavabo diyorum da barda tuvalet diyebiliyorum. Masamdaki kişilere de bağlı bir durum aslında bu. Tanımadığım insanlar olduğunda nedendir bilmem ama biraz daha dikkatli oluruz ya sanırsam ondan lavabo diyorum. Lavabo kelimesi biraz daha kibarlaştırılmış gibi =)

Ben hatırlıyorum ilkokulda konuşmak için kalem açma bahanesiyle çöp kutusunda toplanırdık. Tabi köşedeki kişi sayısı 5 i geçince hoca hepimizi oturturdu. Daha sonrasında tuvalete gitmeyi akıl etmiştik ama bu da derste “Tuvalete gidebilir miyim?” diye izin istememize gerek duyurmuştu. İzin istediğimizde ise hocanın “Neden teneffüste bu işinizi halletmiyorsunuz?” sorusuyla sınıfın “Aa çişi gelmiş” gibi saçma sapan bir cümleyle beraber gülmesiyle son bulurdu. Bir oldu iki oldu derken artık hocanın yanına bizzat gidip “Lavaboya gidebilir miyim?” demeye başlamıştık. Hatta bayan öğrenciyseniz ve erkek hocalardan izin isteyecekseniz her zaman lavabo kelimesini kullanırsınız. Bunu neden anlattım çünkü lavabo kelimesi benim hayatıma bu şekilde girdi. Bu nedenle masamda erkek olduğu zaman “Lavaboya gidiyorum.” derim.

Erkekler için değil ama kadınlar için tuvalet sadece tuvaletimizi yaptığımız bir yer değildir. Neler yapılmaz ki orada. Hemen sıralayalım:

*Çocukken erkeklerden kaçmanın en güzel yeridir.
*Erkek çocuklarının içeride ne olduğu hakkında fikrinin olmadığı ama hayal kurdukları ortamdır.
*Erkekler tuvaletine nazaran daha güzel, süslü ve özenlidir.
*Çocuklu bayanlar için çocuklarının altını değiştirdikleri yerdir.
*Kadınlar, günün dedikodusunu yapar ya da masada konuşamadıklarını orada konuşurlar.
*Makyaj tazelerler.
*Ellerini yüzlerini yıkarlar.
*Yeri gelir şöyle bi aynaya bakmak için uğrarlar.
*Ayrıca telefonla konuşulur çünkü en sessiz ve nasıl oluyor bilmiyorum ama en iyi çeken yer orasıdır =)

Bu yazı biraz tuhaf bir yazı oldu farkındayım ama yazmazsam da olmazdı =))
Sizin düşüncelerinizi de merak etmiyor değilim.
Şöyle bi düşünün siz hangi taraftasınız?

Lavabo mu yoksa tuvalet mi?

2 Ekim 2011

Şaşırt Beni Seveyim Seni ♥


Beni şaşırtan insanları seviyorum. Hem de öyle böyle değil tarifsiz bir sevgi bu =) Uzun zamandır bir şekilde konuşamadığın kişiyle konuştuğum zaman eğer yüzümde salak bir gülümseme oluşuyor devamında ise bir kafede kendi kendime mesaj atmadan önce konuşuyorsam ve bide bunların üzerine onun anlattıklarıyla şaşırıyorsam işte orda anlıyorum ki bu kişi hayatımdan hiçbir zaman çıkmamalı.

Kız ya da erkek hiç fark etmiyor ya da bi dakka fark ediyo #) Kızlar için standartlar normal iken erkekler için bu bir kıstas olabilir benim için.
Kim bilir gelecekte adayım olarak seçebilirim belki bu kişiyi =))

Bütün bunları geçersek kesin bu kişileri hayatıma sokuyor ve çıkarmamak için her şeyi yapıyorum. Konuşmadığım hatta fırsat bulup mesaj bile atamadığım kişi 2 günlük süre bile olsa bana 3. gün döndüğünde o kadar çok şey anlatıyor ki hiç konuşmadan bir kahve siparişiyle onun anlattıklarını dinliyorum. Dinlerken tepkim arada bir “hadi yaa?? Nasıl oldu ya?? Daha 2 gün önce işler böyle değildi hangi ara değişti?” şeklinde cümlelerle oluyor =) Şaşırmak ve dinlediğim kişinin hayatındaki bu değişimler beni mutlu ediyor. Zevk alıyorum desem yeridir. Nasıl bir insanım allahım cevap ver bana =)

Şimdi bide siz düşünün konuşmadığınız kişiyle uzun bir ara sonra konuştuğunuzda o hala yok yaa bıraktığın gibi dese muhabbet edilip bir şeyler paylaşılabilir mi? Hayata biraz renk katmak ve farklılık yaratmak gerek. Bunun içinde sizi gaza getirecek biraz da motive edecek birileri lazım.

Yapmak isteyip de yapamadığım en azından yapacak gayreti bulamadığımda arıyorum bazen bu tarz arkadaşlarımı =) Bencilce gelebilir ama hiçte öyle değil. Arayıp “N’aber yaa bak ne oldu…” diye konuya direk giriyorum. Sevgili arkadaşlarımda artık “insan bi hal hatır sorar kızım” demiyorlar =)) Tanıdık artık birbirimizi. Onlarında beklentisinin başka olduğunu düşünmüyorum zaten. Eminim bütün gün kafede otursak sıkılmaz yarın değil ama ertesi gün yeniden buluşsak ooo neler neler anlatırız yeniden =) Hayatımın bu şekilde dolu dolu geçmesi beni çok mutlu ediyo =) Uzun süren sevgilerim ve arkadaşlıklarımın temelini artık buna dayandırdım. Kim beni şaşırtıyorsa direk onun yanında bitiyorum.

Bana bir şey katıyor mu ya da onun yanında yeni bir şeyler öğreniyor muyum diye soruyorum kendime. Yoksa her gün aynı kafede oturmak, aynı mekânlar ve aynı insanlarla zaman geçirmek her şeyin aynı olduğu ortamda muhabbetinde aynı olmasıyla bu iş iyice çekilmez bir hal alıyor benim için. Bir şeyler farklı olmalı. İşte kişilerin huyunu değiştiremeyeceğim için ya muhabbeti değiştiriyorum ya da mekânı. En azından bunun için deniyorum ya da deniyordum.

Geçen gün kütüphanede kitap okurken _evet, okul yeni açıldı ve ben mekânıma yeniden kavuştum ;)_ üniversitenin kulüp tanıtımlarının olduğu tarafa doğru oturdum. Amacım canlı müziği de dinlemekti derken eskilerden bir şarkı çaldı gitardaki çocuk. İşte o an aklıma geldi benimkiler =) Tek tek mesaj attım sonra bununla da yetinmeyip uzun uzun konuştum. Kitap falan yalan oldu anlayacağınız =)) Sonra mutlu musmutlu geldim girdim dersime. Sabahtan beri üzerimde olan o ağırlık bir anda PUF! kayboldu =) Sözler verdik birbirimize, ders programımıza baktık günlerimizi belirledik. Uyabilecek miyiz hiç sanmıyorum ama uymaya çalışacak mıyız işte bundan adım gibi eminim =)

Yanımda olup benimle gülen, konuştuğum konulara katılan ve sıkılmayan insanlardan olmak isteyen herkes için diyebilirim ki şaşırtın beni seveyim sizi ;)