20 Eylül 2017

Hayatlara Dahil Olmak.




Aslında hepimizin kendi iç dünyası var ama bir şekilde başka hayatlara dahil oluyoruz.

Güzel bir söz dahil olmak.

Şahsen son zamanlarda en çok istediğim kendime ait bir hayat. O hayatıma başkaları dahil olsun, ben başkalarının hayatına değil. Girenler çıkanlar. Biliyor musunuz? Artık yoruldum. Kendimi yorgun hissediyorum. Yorgun!

Durmak istiyorum bütün bu hayat koşuşturmasında sadece durmak. Sevdiğim adamın kollarında uyumak istiyorum. Sarılmak istiyorum. Sabah bana sarılıp öperek uyandırmasını istiyorum mesela. Çok farklı şeyler istemiyorum ki hayattan. Yeniden tatil planlarımı yapmak ve hayata geçirmek istiyorum. Plansızlığımın içinde kontrolün bende olmasını istiyorum.

Ayrılıklarda sevdaya dahilse ben sabretmeyi öğrenmeye başladım. Kıskanmayı hissettim. Özlediğim için ağlamayı yaşadım. İnsan özlediği için ağlar mı derdim ama ağlayabiliyormuş. Yüksek sesle gülmeyi özledim. Gözümden yaş gelircesine gülmeyi hem de. Sık sık başım ağrıyor artık. Bir anda! PUF! Diye de gidebiliyor.

Kendini törpülüyorsun zamanla, hayatına dahil ettiğin kişilerle birlikte.



Bana sorsana ne istiyorsun diye;
* Sevdiğim adamın üç hafta içinde geri gelmesini (çünkü özlemeye başlıyorum ve bu beni sarsıyor.)
* İnsanların beni rahat ve kendi akıntımda bırakmasını.
* Kendi dört duvarımda ayrı bir hayatımın olmasını.
* Gitmeyen şu beş kiloyu vermeyi (O beş kilodur her zaman lütfen.)
* Bu kış Abant’a gitmeyi. Karlarla kaplı yerde en az üç gün kalmayı.

xoxo

29 Ağustos 2017

Umutlar… Yanıldık.




Bazen başladığın bir şeyin güzel gitmesini istersin. Mutluyken mutluluğunun daim olmasını, severken sevginin sonsuz olmasını istemek gibi. Bu koca ütopyada belki de inanmak elinden gelen tek şeydir. Küçük bir umudun peşinden sürüklenir gidersin. Bazen ordan oraya, ordan oraya çarpa çarpa. 

Her olumsuzlukta yüreğine öküz oturur sanki. Böyle suratına durağan bir ifade yerleşir. İçinden bağırmak gelir, susarsın. Ağlamak gelir, yaşlarını tutarsın. Burnundan gelen o sızlamayı iki parmağınla geçiştirirsin. Evde tek olup ağlamak isterken, arabaya atlayıp hız yapmak ve tek başına kalmak en korkutucu olanıyken aslından en güzel olanıdır o gece.

Şarkıların sözlerine odaklanırsın yeniden.
Halbuki müziğiydi seni en son mutlu eden.

Üzülmek, ağlamak sevgilinin ardından en kolay olan an. Nolcak ki? Gözlerinden süzülen bir iki damla yaş. Ama ya sonrası. Yeniden yalnızlık, yeniden birini tanıma çabası ve geçen zaman. Halbuki çok fazla bir şey istemiyordum hayattan. Sevdiğim adamla yaşamaktan başka. Muhabbetini bile özleyeceğim birine git demek aslında çok sevdiğimden. Sevdiğini serbest bırak demişti bir yazar, sana dönmeyeceğini bilsen de bırak. Gitsin.

Mutluluğunu gittiği yerde bulacağını bilirsin ya da öyle olmasını istersin. Çok sevdiğin içindir bu istek. Yoksa senden ayrı için için seni özlemesini istemek ve bunu kendine itiraf etmek en doğal olandır.

Gözyaşların süzülürken gözlerinden, onu uğurlamaya giderken gösterdiğin direnç, son kez sarıldığında kokusunu içine çektiğinde yaşadığın o bütün hislerin yoğunluğu… Arkanı döndüğünde, son kez bakmak için bile kendinde güç bulamayacaksın. 

Döneceksin!
Bakacaksın!
Yüzüne sahte bir tebessüm koyacak ve el sallayacaksın.
Beyninde salak bir şarkı çalacak.
Gözlerin dolacak.
Gidip sarılmak isteyecek ama olmayacak.
Arabana binip gözlerin şişene kadar isyan edip ağlayacaksın.

Mutlu ol G.
Çok mutlu ol.
Seni burada her zaman özleyen ve unutmayan biri olduğunu da bil.

Elveda…

22 Ağustos 2017

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada


Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.

                                                               

Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim). 

UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.

                                     

Bir boomads advertorial içeriğidir.

5 Nisan 2017

Dönüm Noktam : Bambaşka Biri


Bazen çok fazla düşünüyorum.
Çok fazla düşündüğün için kendinden korktuğun zamanlar yaşadın mı hiç?
Sorduğun sorguladığın için gerçeklerle yüzleşip üzüldün mü?

İnsan hayatında dönüm noktaları oluyor. Bazı kişiler için bu en yakın kişiyi kaybetmek iken bazen kendini bulmak şeklinde olabiliyor.

Bende şu son on ayda yaşadım. On ayda daha bir büyüdüm, olgunlaştım. O safsalak ya da kendi halinde olan kız gitti. Kocaman bir kadın oldu. Daha özgür, daha asi ve daha tutkulu. Umursamıyorum artık kimin ne dediğini, benden istenilenin ne olduğunu.

“Bu benim hayatım!” dedim en sonunda. Kimse için kendimi sıkmıyorum. Sağlığımı da tehlikeye atmıyorum. Bu hayattan öğrendiğim bir şey varsa oda herkesin bencil olduğu. Sen müdürün için onun yanında kalırsın ama o ilk fırsatta gider, sen arkadaşın için canını dişine katarsın bir şeyler verirsin hatta senin için zor olsa da verirsin ama o senin bir hatanda çeker gider. Hatalar kime göredir, neye göredir bilinmez. Bu göreceli kavramı kendimizce yorumluyor sonrada bir karar veriyor, uyguluyoruz.

Siz siz olun sizi deli gibi seven birinin kalbini kırmayın. İnanın insan o zaman daha çok üzülüyor. Sevdiğim için hiç pişman olmadım. Düşündüğümde sevmenin benim için ne demek olduğunu anladım. Sevmek, karşındaki kişiyi olduğu gibi kabul etmek. Onu “O” şekilde sevmek. Yumurtayı soyamadığını bilip onun için soymak gibi mesela. Karşındaki kişi için yaptığın bu küçük şeyler ilişkiyi değerli kılıyor. İnsanlar bir ilişkiden sonra yeni biriyle hemen yapamamanın altında da bu yatıyor. Yaşanmışlıkları, alışkanlıkları unutup bir başka kişiyi tanıma sürecine kendini veremiyor. Hep bir arayış arıyor. Sevdiğinde kendinden bir şey bulduğun için seviyorsun. Aşk sadece bir başlangıç. Bu zamanla sevgiye hatta saygıya dönüşüyor. Cinsellik ya da ten uyumu ise sonradan olan bir şeyde değil. Hepsi bir bütün olarak yavaş yavaş yerini alıyor. Başlarda bunu pek anlamamıştım ama zamanla oturdu.


Artık ne aradığımı biliyorum. Hayatıma nasıl yön vereceğimi de, eskiden o hayal kuran ve hayalinin peşinden giden kızı geri getirdim. Beni seven bu halimle sevmeli. Kabul etmeli.