Bir bumads advertorial içeriğidir.
28 Kasım 2012
#bimilyonneden: Bir grup insan!
Bir bumads advertorial içeriğidir.
18 Kasım 2012
10 Kasım 2012
Olmasaydın Olmazdık
Bir kayıp, bir acı.
Yıllar geçse de aynı
günde, aynı hisler ile birleşen bir millet, bir ülke.
Bayrakların yarıya
indiği, sessizce saygıya durulduğu, zaman olarak kısa ama geçmişten bugüne o
uzun dakikalar.
74 yıl geçmiş. Koskoca
74 yıl.
Bazı insanlar vardır isimleriyle yaşar. Bazı insanlar vardır
yaptıklarıyla, bazıları da düşünceleriyle. Atatürk sadece bir kalıba giren biri
değildi. O hem düşünce adamı, hem döneminin ilerisinde bir beyefendi, asker,
başbakan, cumhurbaşkanı, Türk milletinin öncüsü her şeyin ötesinde o bizi “BİZ”
yapan ve ilk adımı atan önderdi.
Bugünlerde bir beden, bir vücut gibi göstermeye çalışanlara
inat o düşüncelerin adamıydı ve halada öyle. Atatürk’ü sevmiyorum, büstlerini
kaldırın, heykellerini yok edin, kitaplarını kütüphanelerden kaldırın,
derslerde fazla bilgi olmasın diye yapılan bütün bu terbiyesizliklere inat
birleşen bir milletiz biz. Bütün bunları yapan insanlara terbiyesiz, hain,
yalaka, saygısız diyorum. Sen ki bunları söylemeye cesaret edebiliyorsun ama
nasıl söyleyebildiğini düşünüyor musun?
Bu ülkede özgür doğduysan,
Bunu söylediğin zaman
kellen uçmuyorsa,
Evinde mandası
olduğun ülkenin bayrağını asmak zorunda kalmıyorsan,
Kendi bayramlarını kutlayabiliyor,
başkasını bayramlarını kutlamak zorunda kalmıyorsan,
Dilini konuşabilip, kendi
alfabeni kullanıyor ve çocuklarına istediğin isimleri verebiliyorken hala bu
cümleleri bu tarz kendinden emin yüzsüzce konuşabilir miydi bu insanlar çok
merak ediyorum.
Acımızı her sene
tazelemeyelim deyip bu anma gününü kaldırmak isteyen zihniyete sesleniyorum:
Atatürk’ü anmayacağız
da kimi anacağız?!
Her şeyimiz gittikten sonra elimizde ne kalacak ki?! Kadını zaten
kadın yerine koymayan bu ülkedeki adamların lider diye geçtiği günlerde ben
adam gibi adam olan Atatürkümü bırakında istediğim gibi anayım. Bugün TVler de
eğlence programlarını görmek istemiyorum. Seda Sayan’ın çıkıp göbek atarak
programını açmasını sonra çok üzgünüm aslında değip ağlamasını, magazin
programlarındaki kahkahayı, göbek şovlarını görmek istemiyorum. Ekranların sağ
üst köşesine bir bayrak ve Atatürk resmi konulmasıyla anma olmaz!
Şov devam etmeliymiş falan filan. Konser değil bu! Bu ölen
bir liderin, bütün bu milleti bir araya getirip birleştiren kişinin ölüm günü.
Geçen derste profesör şöyle dedi: benim gençliğimde herkes
sağcısı da solcusu da “Bu ülkenin geleceği ne olacak?” diye sorar ve
tartışırdı. Yöntemleri farklıydı ama amaçları birdi. Ama şimdi herkes “Benim
geleceğim ne olacak?” diye soruyor.
Hocama sonsuz katılıyorum. Ekranlardaki para hırsı bir
günlük bile olsa yok olmuyor. Herkes sabah kalkıyor sanki bugün Atatürkümün
aramızdan ayrılışının sadece Türkiye’nin değil dünyanın böyle bir lideri
kaybedişinin 74.yılı değilmiş gibi gününe devam ediyor.
Ey Atam! Olmasaydın
Olmazdık…
8 Kasım 2012
Tatil Güncesi …8 (Part2)
Sabah olunca bi baktım benim CEVİZ gelmiş =) CEVİZ de 3.
köpeğim. Ona neden “Ceviz” diyorum bilmiyorum. Rengi siyah-beyaz hâlbuki =))
Onu görünce aklıma ceviz geliyor #) Kendisi sokak köpeği aslında ama o kadar
muhlis, o kadar zeki ki anlatamam. Bi kere komutların hepsini anlıyo.
Yat/otur/gel/git her şeyi ya. En güzel yanı da kedilerin peşinden koşturmuyor
(Bu özelliğini neden sevdiğimi yazımın sonunda anlatıcam.). Onun en büyük
isteği sevgi. Bütün gün sevsen de hala sevilmek istiyor. Sen böyle bahçenin
ortasında dur. Hemen gelir senin arkandan poponu dürter hani ben buradayım der.
Mesela evden çıkalım bir yere gidelim hemen takılırlar peşimize. Özellikle de
CEVİZ =) Biraz önden gider, durur, bakar sonra hemen yanına gelir. Seni bekler.
Ne versen yer garibim. İlk gördüğümde (2 hafta önce) çok zayıftı. Hatta bu
gelişimde onu görmeyi ummuyordum. Sokak köpeği ya gitmiştir diyordum ama
gitmemiş. Sabah gelmiş, bahçe kapısına oturmuş ve kalkmamızı bekliyormuş. Biz
kalkınca hoplamaktan zıplamaktan yorgun düştü =) Bu gidişimde onlara tarak
aldım. Üçünü de taradım ama en çok sevinen CEVİZ oldu. Böyle patileriyle hep
bacaklarımı tuttu. Kıyamam onlara yaa. Üçü de birbirinden zeki, birbirinden
ayrı özellikleri var. Size sırf onları anlatan bir yazı yazıcam aklımda;)
Kedilerim yatıyo dallarında. Köpeklerden kaçıyorlar. Yumruk
gibi erik veriyor. İlk dileğim gerçekleşmiş oldu böylece. Diğer dileğim ise kuş
evim olmasıydı. Onu inş. bu yaz yapıcam. Üçüncü dileğim ise böyle bir evim olursa
köpek ya da kedim olmasıydı. Şimdilerde 3 köpeğim ve 5 kedim var. Allahtan
istedim bir göz, o bana verdi 8 göz =) Onları beslemek, sevmek, koşturmak,
konuşmak o kadar rahatlatıcı ki. Karşılıklı negatif enerjimiz atıyoruz. Kendimi
işe yarar hissediyorum. Hayvanları doyurmak bende manevi rahatlama yapıyor.
NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.
Sadece köpeklerim mi var sanıyorsunuz benim?! Son sayımda ortaya
çıktı ki 5de kedim var =) Evet, kendileri 5 adet =))) Siyah-beyaz olanla onun
kardeşini daha önce yayınlamıştım. Hah işte onlara ek 3 tane daha geldi (Hebici
kardeş #)). İçlerinden biri var ki ki ben ona “2 Numaram” diyorum, tam bir
sevgi arsızı. Önce bacağa sürünüyo, bakıyo takmıyorum hemen kucağıma geliyo
hala bakmıyorsam kolumu çekip dirseğimi yalıyo =) Yaa bu hayvanların hepsinin
tek isteği sevgi. Sokaktaki hayvanın yemek belki ilk isteği gibi görünebilir
ama bence ilk istekleri sevgi.
Böyle günler geçti ve Pazar gecesi oldu. Ben kedileri
besledim, köpeklerimi doyurdum ve eve dönmek için yola çıktık. Arabaya atladık
gidiyoruz derken evin altında durduk. Belki dedim peşimizden geliyorlardır.
Baktım yok gelen falan. Neyse dedim, kedilere sarmıştır onlar. Sonra aniden bir
PAT sesi duyuldu. Bizim VELET, benim kapıya sen iki ayağını daya ve arabaya
girmek için kuyruğunu salla! Anne dedim VELET burada. Aa nasıl gelmiş o dedik
ve arabayı sürmeye başladık. Bu sefer de arabanın önüne atlamaya başladı. Bir
sol teker, bir sağ teker derken ezilecek diye korkmaya başladı. Sanki gitmeyin
ya da beni de götürün der gibiydi. Tabi bizdeki duygusal yoğunluk tavan olmaya
başladı. Bu şekilde giderken “Anne hızlan.” dedim yoksa ezilcek. Ve annemde
hızlandı. Biz hızlandık bu arkamızdan gelmeye devam etti. Nasıl koşuyo ama.
Sonunda arkaya bakamadım ve bir yerden sonrada arayı açtık. Annem, ben, babam
ağlıyoruz. Bir süre konuşmadık, konuşamadık ki! İçimiz parçalandı onun o
koşarken ki haline. Öyle bir sahne düşününki Belgin Doruk çocuklarını arkasında
bırakır ve taksiye atlar gider. Çocukları arabanın arkasından anne anne diye
koşturur ama bir yerden sonra yorulurlar ve geride kalırlar. Belgin Doruk ise
arabanın içinde ağlar. Aynı böyleydik bizde. Bize yetişemesin yoksa hiç
ayrılamayız diye gaza bastık. Şehirdeki evim bahçeli, sakin bir yerde olsa alıp
bakarım ama ne yazık ki değil.
İçimiz buruk ayrıldık yazlıktan. Dün gece onun koşarak bizim
arabaya yetişmeye çalıştığı hali girdi rüyama =((( Çok üzüldüm yaa çok
etkilendim :’( Resmen sevgi istiyorlar. CEVİZ bile arabaya eşya taşırken
gideceğimizi anladı hayvanda habire kapının yanında durdu. 2 hafta sonra
vizelerim başlamasa ve bu haftasonu işimiz olmasa yemin ediyorum annemleri de
alıp giderim yazlığa.
Size bi şey itiraf ediyim mi? İleride böyle bir evimiz
olursa bahçesinde erik ağacı olsun, dikeyim isterdim. Oda anneannemin köydeki
evinde ulu bir erik ağacı vardı. Öyle bir ağaçtı ki o eriklerini dökünce her yer
yapış yapış olurdu ama gölgesi de serin olurdu. Kimse kesmezdi, kıyamazdı
derken yıllar geçti biz büyüdük ve büyükler yaşlandı. Biz köye gidemedik.
Yıllar içinde benim ağacım küstü, kurudu ve çürüdü sonunda da kesildi. Bir
dönem son bulmuştu o kesildiğinde. İşte bende öyle bir ağaç istedim evimde.
Bizden önceki sahipler dikmiş bi tane erik ağacı. Evi aldık sonra fark ettik. 1
senede de ağaç ulu olma yolunda boyunu yarıladı. Ne kesmeye kıyabiliyorum ağacı
ne de budamaya.
Öyle işte… Havalar soğumaya başlamışken lütfen sizde
sokaktaki hayvanlar için bir kap koyun. Ayrıca sokakta gördüğünüz her köpekten
korkmayın. Onların ilk tepkisi acaba bana vuracak mı şeklindeymiş. Ama siz
sevince, sizden sevgisini esirgemezmiş. Ben bunu CEVİZ ile kanıtlamış oldum.
6 Kasım 2012
Tatil Güncesi ...8 (Part1)
Hafta sonları mümkün
oldukça şehirden kaçıyorum.
O hareket, o ses, o
yoğun insan kalabalığı…
Bazen o kadar çok
üstüme üstüme geliyor ki patlayacak gibi oluyorum.
Geçtiğimiz hafta sonu 3 günlük kaçtım gene yazlığa. Annem, babam
ve ben. O gün dersler nasıl geçti anlatamam. Su gibi suuu =)) Bir anda akşam
oldu ve ben bir sırt çantasıyla (Evet, o meşhur çantam) direk uçtum yazlığa. Biz
yola çıkarken hava kapalıydı hatta bi yerden sonra öyle bir yağmur yağdı ki
acaba dedik gitmesek mi ama 20dk sonra da yazlık da olcaz hani öyle bir
konumdayız. Neyse dedik soğuk olursa eve girer, açarız ısıtıcıyı otururuz. Nasıl
olsa kazak atkı falan her şey var evde =)
İşte biz böyle düşüne düşüne eve vardık ama ne varma. Öyle bir
yağmur yağıyor ki arabadan çıkamıyoruz. Gök öyle bir gürlüyor ki sanki yer
yarılcak! Kapı ile aramızdaki mesafe ise 1 metre ama çıkamıyoruz derken ben “Hadi
kızım, bu kadar geldin erimezsin.” deyip attım kendimi dışarı ve kapıya gittim(başardım
=)))). Sokak lambaları, yağmurdan sönmüş ondan evin kapısını göremiyorum ee durum
böyle olunca anahtarı da sokamıyorum derken “Hadi be Allahım” dedim “Bana
yardımcı ol, o kadar yol geldim. Yapma bunu.” işte o an bir ışık parlaması oldu ve ben
kilidi gördüm, açtım. Sonrada “Teşekkür ederim.” dedim (aramızdaki samimiyet
tavandır çaktırmayın ;)) ve GÜM bir gök gürledi amaaaa artık onu ben “Bişi
değil” diye algılamak istiyorum #)
Bu part1 olsun. Diğer yazımda CEVİZ ile başlayalım ;)
NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



