28 Kasım 2012

#bimilyonneden: Bir grup insan!


Dünyanın sürekli kötüye gittiğinin konuşulduğu şu zamanda bir grup insan dünyanın aslında iyi bir yer olduğunu söylüyor ve bunu #bimilyonneden hastagiyle twitter’da savunuyor. Hayata iyi tarafından bakan, iyi insanların olduğu dünya için #bimilyonneden bulmak bence de mümkün! Hadi sen de bulsana, twitter’da yazsana!

Bir bumads advertorial içeriğidir.

18 Kasım 2012

Taliplerim & Meleklerim


Başım şu sıralar meleklerim ile dertte. Napıcam bunları hiç bilmiyorum.

Geçen gün arkadaşımızın ablası evlendi ve bizde düğüne baş davetliler olarak gittik. Tabi düğün değince, baş davetli olunca bir de genç ve bekâr olunca tam bir ilgi odağı oluyorsunuz. Her şeyi geçtim ama neden bizi bekârlar masasına oturttular onu anlamadım! Ama olmuyor böyle =) Resmen bütün yalnızlar, yalnızlığımızı ilan etmiş gibi oturduk o masaya. Önce bozulsam da amann dedim boşver, gün geçsin. Neyse düğün başladı, biz dansa kalktık tabi masada sadece kız arkadaşlarım yoktu. Kaç senelik lise ve üniversiteden de arkadaşlarım vardı. İnsanın çevresi geniş olunca illa bir yerlerden tanıdık çıkıyor. Bu denk gelme bekârlar masasında olmayaydı iyiydi, ya bak gene aklıma geldi. Tamam, burayı geçiyoruz =)

Müzik başlar, dansa kalkılır ve dans edilir. Her şey buraya kadar güzel derken benim melekler bana birini bulur. Nereden mi anladım tabi ki de dansa başkasıyla kalkıp sonra hadi çiftleri değişelim Z.S deyip hayatımda hiç görmediğim ve tanımadığım (dans boyunca da tanıyamadığım) bu çocukla art arda 3 şarkı dans etmek zorunda kalmamla #)

Müzik bitiyor, tam yerime oturcam ama hoop yeni bir şarkı başlıyor ve sol bileğimden tutup beni kendine çeken beyefendimiz ile dansa yeniden başlıyoruz. Arada benimkiler tabi beni kurtarıyor. Herhalde yüzümdeki sıkıntıyı ya da acınacak halimi görüyorlardı. En kötüsü de dönerken onların oturduğu kısma bakıp kaş göz oynatmam olabilir. Çocuğu da tanımıyorum iyi mi?! Böyle boş boş konuşup dans ettik. Dans etmeyi de seviyorum, nalet olsun çocuk da güzel dans ediyordu =) Kollarımı açıyor, kapıyor, ileri gidiyorum sonra dönerek geri geliyorum. Ellerimiz belde dans ediyoruz derken 3 şarkı sonra 4. şarkı ve 5. olunca kaçtım! Kaçmak zorunda kaldım. Abicim, sen git dedim başkalarıyla da dans et. Bu güzellikten başkaları da faydalansın. Masaya geldiğimde bizimkiler hemen sandalyelerini uzaklaştırdılar. Neymiş sıkışmayalımmış. Tabi tabii çemkirmiyim diye kaçıyorlar, bilmez miyim ben benimkileri.

Nedir bu benimkilerin bana her fırsatta erkek bulma çabaları anlamıyorum. Ben istesem bulurum. Allaha şükür güzelim, ağzımda laf yapıyo olur yani ama yok kızlar, siz gerçekten olaya dâhil olmayın çünkü zevklerimiz bile uyuşmuyor.

Ben uzun seviyorum diyorum, bana kısa birini bulup getiriyorlar.
Araba kullanabilsin diyorum, benim trafik korkumdan (ki onu da yendim) daha beterini bulup getiriyorlar.

En beteri de muhabbeti olan biri bana çekici geliyor dememe rağmen en konuşmayan, en sus pus insanı karşıma çıkarmaları! Neymiş iyi aile çocuğuymuş. Napıcaz biz bütün gün? Biri bana anlatsın. Ben ona bakıcam, o bana ve ee deyip evlerimize mi gitcez? Tamam, bakışmayı severim ama öyle ot ot da bakmak olmaz yani. Yemin ediyorum ne kadar sevmediğim özellik varsa hepsini barındıranları buluyorlar ya beni benden alıyorlar. “Siz nasıl meleklerimsiniz?” dedim onlara. “Aa kaç senedir arkadaşız ve ben size kimleri kimleri ayarladım ama sizin bulduklarınıza bakın!” dedim. Sandalyeleri uzak falan dinlemem ben, söylerim direk. Sonra arkama yaslandım, kollarımı bağladım ve onların tarafına bir süre bakmadım. Beni kızdırmayı seviyorlar biliyorum ama olmuyor ya valla. Beni benimle bırakın, bulamazsam da bulmayayım. Böyle sıkıcı saatler yaşatıp uzaktan gülerek izlemiyorlar mı, sinir oluyorum sinir. Dışarıdan bende kendimi izlesem gülerdim ama insan bizzat yaşayınca anca şimdi yazarken gülebiliyor =)

En sevdiği şey olan dans etmenin bu kadar acı verdiğini, acı veren ortamdan kaçamamayı, yapışan ve öldürücü dansıyla bana işkence yapan bir adamın karşısında yüzündeki o komik ifadeyle şık Z.S. !

Neymiş, düğünler sevilirmiş ama bekârlar masası olmasa.
Neymiş, meleklerimle adam akıllı konuşmanın zamanı gelmiş.
Neymiş, kriterlerimi yazdıkça tam zıttı olanlar beni buluyormuş (bu konuda da uzmanlaştım evet evet öyle oldum).
Son olarak neymiş, vizeler yaklaşıyormuş ve bu kız internet âleminden bir süre uzak kalıyormuş.

Öpüldünüz. Kendinize Aralık’a kadar iyi bakın ;)

En Son ...3


En Son Dinlediğim Albüm (18.11.2012)
















Oğuzhan UĞUR - Çok Şükür


En Son İzlediğim Film (18.11.2012)














Temple Grandin


En Son Okuduğum Kitap (18.11.2012)



10 Kasım 2012

Olmasaydın Olmazdık

Bir kayıp, bir acı.
Yıllar geçse de aynı günde, aynı hisler ile birleşen bir millet, bir ülke.
Bayrakların yarıya indiği, sessizce saygıya durulduğu, zaman olarak kısa ama geçmişten bugüne o uzun dakikalar.
74 yıl geçmiş. Koskoca 74 yıl.

Bazı insanlar vardır isimleriyle yaşar. Bazı insanlar vardır yaptıklarıyla, bazıları da düşünceleriyle. Atatürk sadece bir kalıba giren biri değildi. O hem düşünce adamı, hem döneminin ilerisinde bir beyefendi, asker, başbakan, cumhurbaşkanı, Türk milletinin öncüsü her şeyin ötesinde o bizi “BİZ” yapan ve ilk adımı atan önderdi.

Bugünlerde bir beden, bir vücut gibi göstermeye çalışanlara inat o düşüncelerin adamıydı ve halada öyle. Atatürk’ü sevmiyorum, büstlerini kaldırın, heykellerini yok edin, kitaplarını kütüphanelerden kaldırın, derslerde fazla bilgi olmasın diye yapılan bütün bu terbiyesizliklere inat birleşen bir milletiz biz. Bütün bunları yapan insanlara terbiyesiz, hain, yalaka, saygısız diyorum. Sen ki bunları söylemeye cesaret edebiliyorsun ama nasıl söyleyebildiğini düşünüyor musun?

Bu ülkede özgür doğduysan,
Bunu söylediğin zaman kellen uçmuyorsa,
Evinde mandası olduğun ülkenin bayrağını asmak zorunda kalmıyorsan,
Kendi bayramlarını kutlayabiliyor, başkasını bayramlarını kutlamak zorunda kalmıyorsan,
Dilini konuşabilip, kendi alfabeni kullanıyor ve çocuklarına istediğin isimleri verebiliyorken hala bu cümleleri bu tarz kendinden emin yüzsüzce konuşabilir miydi bu insanlar çok merak ediyorum.

Acımızı her sene tazelemeyelim deyip bu anma gününü kaldırmak isteyen zihniyete sesleniyorum:
Atatürk’ü anmayacağız da kimi anacağız?!

Her şeyimiz gittikten sonra elimizde ne kalacak ki?! Kadını zaten kadın yerine koymayan bu ülkedeki adamların lider diye geçtiği günlerde ben adam gibi adam olan Atatürkümü bırakında istediğim gibi anayım. Bugün TVler de eğlence programlarını görmek istemiyorum. Seda Sayan’ın çıkıp göbek atarak programını açmasını sonra çok üzgünüm aslında değip ağlamasını, magazin programlarındaki kahkahayı, göbek şovlarını görmek istemiyorum. Ekranların sağ üst köşesine bir bayrak ve Atatürk resmi konulmasıyla anma olmaz!
Şov devam etmeliymiş falan filan. Konser değil bu! Bu ölen bir liderin, bütün bu milleti bir araya getirip birleştiren kişinin ölüm günü.

Geçen derste profesör şöyle dedi: benim gençliğimde herkes sağcısı da solcusu da “Bu ülkenin geleceği ne olacak?” diye sorar ve tartışırdı. Yöntemleri farklıydı ama amaçları birdi. Ama şimdi herkes “Benim geleceğim ne olacak?” diye soruyor.

Hocama sonsuz katılıyorum. Ekranlardaki para hırsı bir günlük bile olsa yok olmuyor. Herkes sabah kalkıyor sanki bugün Atatürkümün aramızdan ayrılışının sadece Türkiye’nin değil dünyanın böyle bir lideri kaybedişinin 74.yılı değilmiş gibi gününe devam ediyor.

Ey Atam! Olmasaydın Olmazdık…

Sıkıcı Kurallar, Oyunlar

  Ne bu oyunda kuralları uygulamak istiyorum ne de bu oyuna “Oyun” olarak bakıp dâhil olmak.
Sadece dursam.
Hiç bir şey yapmadan,
Karar almadan,
Öylece.
Sessizliğimi korusam.
Konuşulanları duymasam.
Önümde söylenen her cümle bana vurmasa.
Onun hakkında olmasa.
En beklemediğim zamanda karşıma yeniden yeniden ve yeniden çıkmasa.

Başımı omzuna dayadığım zaman mutlu oluyorum. Koluna girip gülmeyi seviyorum. Böyle durup şımarmayı (beni şımartmasını) seviyorum ve ayrıca parmaklarımın ucunda olmaya bayılıyorum. Onu görünce bilinçsizce yüzümde oluşan gülümsemeyle, midemden başlayıp vücudumu saran o tuhaf hissi hissetmeyi seviyorum. Her şey birleştiği zaman, ben bu adamı seviyorum diyorum. Ama sevmek istemiyorum. Ya da istiyorum. Sırf inat, geçmiş de benim olan birini yeniden elde etme arzusu, savaşı başlatan kıza karşı içimdeki o yenilmeyi kabul etmeyen kızın savaşı bu! İstemek ile vazgeçmek arasındaki çok ince bir çizgideyim. Korkmuyorum, işin sonunda kazananın ben olacağımı biliyorum. Bunu bile bile itiraf etmek ve arkamda bıraktığım kızı sonsuza kadar kaybetmek. Karşılaştığım zaman tanımıyor gibi yapmak, kafasını çevirmek belki de yüzüme gülüp arkamdan lanet olasıca demesini duymak.

Madem savaşı başlattın o zaman sert kayaya çarptığını bil. Savaş başladıysa boyamı sürer, kılıcımı çeker, kalkanımı kaldırır ve okumu gererim. Savaşı artık kurallarıyla oynamamaya karar verdim. Rakibim centilmence savaşmayacaksa bende onun yöntemiyle oynarım hatta öyle bir oynarım ki kendi oyununun kurallarıyla şaşırır ve şaşıracakta. Çok kızdım ona. Ya sen nasıl bir insansın ki onun yanında beni kötülersin, arkamdan konuşursun ve onun hakkında duyduklarını bana gelip yalan yanlış anlatırsın. Bana ya bana! Onun ciğerini bilen bana! Hayatta en sevmediğim şey salak yerine konulmak. Boynuz, kulağı geçmeye mi çalışıyor?!

İnsanların gözlerinin içine bakıp her şeyi anlamamı sevmiyorum. Bütün yapılanların bir şekilde önüme sıralanmasını da sevmiyorum. Beni seven adamla sadece flört ediyorken sen kim oluyorsun da aramıza giriyorsun?! Eskiden kalma hikâye, yeniden filizlenmeyecekse bile inat için filizlendircem. İşte o zaman bütün arkadaşlığımızı ve geçmişimizi silicem. Sırf arkadaşım diye geri çekildim. Tamam dedim. Kız, çocuğu seviyorsa çekilirim aradan. Ama bu sefer daha da yakınlaştık çocukla. Sorular, sorgular, gereksiz kaçışlar, aramalarına, mesajlarına cevap vermemelerim ve yapılan yapmak zorunda kaldığım açıklamalar. Sonra düşündüm de bunları neden yaptım ben? Geçen gün duyduklarımla şok oldum. Neden çevremde arkadaş dediğim kızlar, hep bana istemediğim şeyleri yaptırmak istiyorlar? Kendi içimdeki mücadelemle beni yalnız bırakıp hayatımın içine etmeye devam ediyorlar.

Bugün kızın gözüne baka baka flört ettim çocukla. Evet, yaptım bunu. Güldüm, kahkahalar attım sırf sinir olsun, köpürsün, hırsında boğulsun istedim. Benden bilgi alıp sonra dedikodumu yaptığını öğrendiğim anda bitirdim onu gözümde. Onun olmadığı, gelemediği, bulunmadığı her yerde ben varken benim onun yanında olmamı kıskanıyormuş. Cesareti var ise çıksın karşıma. Benim karşıma çıkmaya cesareti yok biliyorum. Onun karşısına yıllar geçse de çıkamıycak eminim. O zaman ne istiyor ki ikimizin hayatından? Söylese…

Sonuç olarak kızlarla neden iyi anlaşamadığımı bir kez daha bana hatırlatan arkadaşa! teşekkür ediyorum. Yaşasın erkek arkadaşlar! Her zaman yanımdalar ve dedikodumu yapıp arkamdan konuşmuyorlar.

8 Kasım 2012

Tatil Güncesi …8 (Part2)

Sabah olunca bi baktım benim CEVİZ gelmiş =) CEVİZ de 3. köpeğim. Ona neden “Ceviz” diyorum bilmiyorum. Rengi siyah-beyaz hâlbuki =)) Onu görünce aklıma ceviz geliyor #) Kendisi sokak köpeği aslında ama o kadar muhlis, o kadar zeki ki anlatamam. Bi kere komutların hepsini anlıyo. Yat/otur/gel/git her şeyi ya. En güzel yanı da kedilerin peşinden koşturmuyor (Bu özelliğini neden sevdiğimi yazımın sonunda anlatıcam.). Onun en büyük isteği sevgi. Bütün gün sevsen de hala sevilmek istiyor. Sen böyle bahçenin ortasında dur. Hemen gelir senin arkandan poponu dürter hani ben buradayım der. Mesela evden çıkalım bir yere gidelim hemen takılırlar peşimize. Özellikle de CEVİZ =) Biraz önden gider, durur, bakar sonra hemen yanına gelir. Seni bekler. Ne versen yer garibim. İlk gördüğümde (2 hafta önce) çok zayıftı. Hatta bu gelişimde onu görmeyi ummuyordum. Sokak köpeği ya gitmiştir diyordum ama gitmemiş. Sabah gelmiş, bahçe kapısına oturmuş ve kalkmamızı bekliyormuş. Biz kalkınca hoplamaktan zıplamaktan yorgun düştü =) Bu gidişimde onlara tarak aldım. Üçünü de taradım ama en çok sevinen CEVİZ oldu. Böyle patileriyle hep bacaklarımı tuttu. Kıyamam onlara yaa. Üçü de birbirinden zeki, birbirinden ayrı özellikleri var. Size sırf onları anlatan bir yazı yazıcam aklımda;)

Sadece köpeklerim mi var sanıyorsunuz benim?! Son sayımda ortaya çıktı ki 5de kedim var =) Evet, kendileri 5 adet =))) Siyah-beyaz olanla onun kardeşini daha önce yayınlamıştım. Hah işte onlara ek 3 tane daha geldi (Hebici kardeş #)). İçlerinden biri var ki ki ben ona “2 Numaram” diyorum, tam bir sevgi arsızı. Önce bacağa sürünüyo, bakıyo takmıyorum hemen kucağıma geliyo hala bakmıyorsam kolumu çekip dirseğimi yalıyo =) Yaa bu hayvanların hepsinin tek isteği sevgi. Sokaktaki hayvanın yemek belki ilk isteği gibi görünebilir ama bence ilk istekleri sevgi.

Böyle günler geçti ve Pazar gecesi oldu. Ben kedileri besledim, köpeklerimi doyurdum ve eve dönmek için yola çıktık. Arabaya atladık gidiyoruz derken evin altında durduk. Belki dedim peşimizden geliyorlardır. Baktım yok gelen falan. Neyse dedim, kedilere sarmıştır onlar. Sonra aniden bir PAT sesi duyuldu. Bizim VELET, benim kapıya sen iki ayağını daya ve arabaya girmek için kuyruğunu salla! Anne dedim VELET burada. Aa nasıl gelmiş o dedik ve arabayı sürmeye başladık. Bu sefer de arabanın önüne atlamaya başladı. Bir sol teker, bir sağ teker derken ezilecek diye korkmaya başladı. Sanki gitmeyin ya da beni de götürün der gibiydi. Tabi bizdeki duygusal yoğunluk tavan olmaya başladı. Bu şekilde giderken “Anne hızlan.” dedim yoksa ezilcek. Ve annemde hızlandı. Biz hızlandık bu arkamızdan gelmeye devam etti. Nasıl koşuyo ama. Sonunda arkaya bakamadım ve bir yerden sonrada arayı açtık. Annem, ben, babam ağlıyoruz. Bir süre konuşmadık, konuşamadık ki! İçimiz parçalandı onun o koşarken ki haline. Öyle bir sahne düşününki Belgin Doruk çocuklarını arkasında bırakır ve taksiye atlar gider. Çocukları arabanın arkasından anne anne diye koşturur ama bir yerden sonra yorulurlar ve geride kalırlar. Belgin Doruk ise arabanın içinde ağlar. Aynı böyleydik bizde. Bize yetişemesin yoksa hiç ayrılamayız diye gaza bastık. Şehirdeki evim bahçeli, sakin bir yerde olsa alıp bakarım ama ne yazık ki değil.

İçimiz buruk ayrıldık yazlıktan. Dün gece onun koşarak bizim arabaya yetişmeye çalıştığı hali girdi rüyama =((( Çok üzüldüm yaa çok etkilendim :’( Resmen sevgi istiyorlar. CEVİZ bile arabaya eşya taşırken gideceğimizi anladı hayvanda habire kapının yanında durdu. 2 hafta sonra vizelerim başlamasa ve bu haftasonu işimiz olmasa yemin ediyorum annemleri de alıp giderim yazlığa.

Size bi şey itiraf ediyim mi? İleride böyle bir evimiz olursa bahçesinde erik ağacı olsun, dikeyim isterdim. Oda anneannemin köydeki evinde ulu bir erik ağacı vardı. Öyle bir ağaçtı ki o eriklerini dökünce her yer yapış yapış olurdu ama gölgesi de serin olurdu. Kimse kesmezdi, kıyamazdı derken yıllar geçti biz büyüdük ve büyükler yaşlandı. Biz köye gidemedik. Yıllar içinde benim ağacım küstü, kurudu ve çürüdü sonunda da kesildi. Bir dönem son bulmuştu o kesildiğinde. İşte bende öyle bir ağaç istedim evimde. Bizden önceki sahipler dikmiş bi tane erik ağacı. Evi aldık sonra fark ettik. 1 senede de ağaç ulu olma yolunda boyunu yarıladı. Ne kesmeye kıyabiliyorum ağacı ne de budamaya.

Kedilerim yatıyo dallarında. Köpeklerden kaçıyorlar. Yumruk gibi erik veriyor. İlk dileğim gerçekleşmiş oldu böylece. Diğer dileğim ise kuş evim olmasıydı. Onu inş. bu yaz yapıcam. Üçüncü dileğim ise böyle bir evim olursa köpek ya da kedim olmasıydı. Şimdilerde 3 köpeğim ve 5 kedim var. Allahtan istedim bir göz, o bana verdi 8 göz =) Onları beslemek, sevmek, koşturmak, konuşmak o kadar rahatlatıcı ki. Karşılıklı negatif enerjimiz atıyoruz. Kendimi işe yarar hissediyorum. Hayvanları doyurmak bende manevi rahatlama yapıyor.

Öyle işte… Havalar soğumaya başlamışken lütfen sizde sokaktaki hayvanlar için bir kap koyun. Ayrıca sokakta gördüğünüz her köpekten korkmayın. Onların ilk tepkisi acaba bana vuracak mı şeklindeymiş. Ama siz sevince, sizden sevgisini esirgemezmiş. Ben bunu CEVİZ ile kanıtlamış oldum.

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

7 Kasım 2012

Kadınlar & Erkekler …10

Çok imrendim, çok özendim.
Neye mi?

Bugün kızlarla bölümde otururken içlerinden biri sevgilisiyle yemek kursuna gittiklerini söyledi. Ya ne kadar güzel öyle değil mi?! =) Bu kadar sevgilim oldu nalet olsun biriyle bile kursa gitmedim (Neden benim aklıma gelmedi acaba?!). Bir zaman müzik topluluklarına böyle gidilirdi ama şimdilerde bakıyorum da onlar çoktan demode oldu. Bu yemek kursunu çok beğendim ben. Bizimkisi yemek yapmayı bilmiyormuş ama sevgilisinin elinden geliyormuş. Haftada bir günde olsa çok eğlenceli. Ortak bir şeyler yapmak sonra da tatmak. İstiyorum istiyorum istiyorum. Yemek kursu olmasın bizimkisi başka bir şey olsun ama olsun. Not defterime (bir defter almışım ki birinin kafasına atsam yarar #) ) yazdım bile (geleceğe yatırım gibi oldu sanki ha ne dersiniz?!).

Bunun dışında yeni bir kararımı açıklıyorum.
Hazır mısınız?
Koltuklarınıza sağlam oturun. Bu kız yeni bir karar ile geri dönüyor.

Eveettt bu kadar çok sevgili ve erkek arkadaş deneyimlerimden sonra yeni isteğim burcu akrep olan bir sevgili =) Ne alaka diyen çıkabilir. Şöyle ki geçen gün bir istatistik yaptım (işim gücüm yok benim. Böyle takılıyorum işte, boş gezenin boş kalfası Z.S). Benim hiç akrep burcu bir erkek arkadaşım olmamış. Bak terazi oldu, yay oldu, oğlak oldu, boğa oldu ama hiç akrep olmadı. Bir de su grubundan balık istiyorum ama onunla koç kadını zor anlaşabilir diyorlar. Balığın duygusal haliyle, onun iç dünyasındaki sevgi, sorgu halini kaldırabilir miyim, hmmm çok sevmem lazım =)

Ama akrep öyle değil. Tam bir dünyanın sonunu getirecek çift! İyi olmaz mıydı ya?! Akrep erkeği ouvv. Şöyle bir akrep erkeği ile koç kadını (yani bendenizi) tarif edersem,

* Bi kere biz hiç sıkılmayız (öyle ümit ediyorum) çünkü ikimizde aktif insanlarız. Mesela yazımın başında bahsettiğim şu kurs olayını kesin yaparız ya (takılma dostum bunlara sen) ;)
* Benim gibi flörtöz bir kadın, akrep erkeği ile beraber olunca bu duruma “Dur!” demeli yoksa küçük kıyamet ilk olarak bizim aramızda çıkabilir (Hışt! Kızım başın bağlı artık senin diyen arkadaşa ithafen).
* İkimizde meslek ve kariyer alanında hırslı, zeki, tuttuğunu koparan hatta aklına koyduğunu yapan, aynı anda 10 işi birden yapabilme yeteneğine sahip olduğumuz için bu konuda kesin ama kesin anlaşırız ;) Biraz işkolik, çalışmayı seven insanları seviyorum napam?! =))
* Son olarak cinsel hayatımızda tavan olurmuş. Bak bak bak. Bu konuya girmicektim ama insanı zorla sokuyorlar #) Geçen gün bu konuyu kız arkadaşıma anlatırken (Akrep erkeği istiyom lan ben şeklinde değil tabi. Ne o öyle bee =)) ) söyledi bunu bana. Kızım dedi, akrep iyi sevişirmiş. Bendeki ilk tepki “Çüş X!” şeklindeydi. “Ben sana işin eğlencesini anlatıyorum, sen bana seksi söylüyorsun. Dur kızım yaa yeni kendime gelme zamanlarımdayım. Seks meks, cinsel hayat biraz geride kalsın.” dedim. Ama işte bi kere insanın aklına bu fikir sokulunca insan bu yazıyı yazarken bunu yazmasa eksik bir şey kalmış gibi hissediyor. Aman bitiremedim öyle işte sonuç olarak seks hayatımız iyi olurmuş #)

İşin özeti bu sıralar yeniden yıldız haritalarıma, burç yorumlarıma sardım. Malumunuz 2 hafta sonra vizelerim başlıyor ve gene malumunuzdur ki insan bu zamanlarda ne kadar gereksiz iş varsa onlarla meşgul olur. Son haftada bütün notları hatim indirmeye çalışır ve sınavlarda uyur falan filan.

Şimdilik ben kaçanzi. Yoksa bugünkü (saate bak dün) gibi akşamdan kalma gezicem. Bunu istemiyorum ve yatıyorum. İyi okumalar.
Yarın Tatil Güncesi …8 (Part2)’yi yayınlıcam =)

6 Kasım 2012

Tatil Güncesi ...8 (Part1)

Hafta sonları mümkün oldukça şehirden kaçıyorum.
O hareket, o ses, o yoğun insan kalabalığı…
Bazen o kadar çok üstüme üstüme geliyor ki patlayacak gibi oluyorum.

Geçtiğimiz hafta sonu 3 günlük kaçtım gene yazlığa. Annem, babam ve ben. O gün dersler nasıl geçti anlatamam. Su gibi suuu =)) Bir anda akşam oldu ve ben bir sırt çantasıyla (Evet, o meşhur çantam) direk uçtum yazlığa. Biz yola çıkarken hava kapalıydı hatta bi yerden sonra öyle bir yağmur yağdı ki acaba dedik gitmesek mi ama 20dk sonra da yazlık da olcaz hani öyle bir konumdayız. Neyse dedik soğuk olursa eve girer, açarız ısıtıcıyı otururuz. Nasıl olsa kazak atkı falan her şey var evde =)

İşte biz böyle düşüne düşüne eve vardık ama ne varma. Öyle bir yağmur yağıyor ki arabadan çıkamıyoruz. Gök öyle bir gürlüyor ki sanki yer yarılcak! Kapı ile aramızdaki mesafe ise 1 metre ama çıkamıyoruz derken ben “Hadi kızım, bu kadar geldin erimezsin.” deyip attım kendimi dışarı ve kapıya gittim(başardım =)))). Sokak lambaları, yağmurdan sönmüş ondan evin kapısını göremiyorum ee durum böyle olunca anahtarı da sokamıyorum derken “Hadi be Allahım” dedim “Bana yardımcı ol, o kadar yol geldim. Yapma bunu.”  işte o an bir ışık parlaması oldu ve ben kilidi gördüm, açtım. Sonrada “Teşekkür ederim.” dedim (aramızdaki samimiyet tavandır çaktırmayın ;)) ve GÜM bir gök gürledi amaaaa artık onu ben “Bişi değil” diye algılamak istiyorum #)

Öyle böyle eve girdik ve ana! 5dakika sonra hava açtı. Öyle bir açtı ki hafta sonum güneşler içinde geçti (Demek ki garezi yoldaki bizeymiş.). Sıcak, bol oksijenli ve sakin… Eşyaları içeri taşıdıktan sonra annemle beraber denize bakalım dedik tabi saat akşamı geçip geceye geliyordu. Sitede kimse yok gibi bir şeydi. Biz böyle sessiz sessiz yürürken karşıma kim çıktı dersiniz? Benim VELET im =))) Siz VELET’i bilmiyorsunuz (Soldaki fotoğrafta o var.). O benim manevi köpeğim. Yazın kumsalda tanışmıştım onunla. Gelip gelip şezlongumun yanına yatıyordu. Her şeyi yemiyor sadece etli sandviç yiyordu. Hatta bi gece kafeteryada adamın biri ona kızmıştı. Kızma sebebi de neden ayak altında yatıyormuş?!(Ey Allahım sen insanlara akıl, fikir ve geri kalan eksik gördüğün şeyleri ver). Direk adama kızmıştım. Niye hayvana bağırıyorsunuz, bide küfür ediyorsunuz, insanlar var ayıp oluyor demiştim. Sonra hızımı alamayıp hayvan yattıysa yatmış, sizde önünüze bakarak yürüyün o zaman demiş masama dönmüştüm. İşte bu köpek ki adının VELET olduğunu bilmiyor. Sadece komutlardan anlıyor. Kendisi bir Beagle yani eğitimi zor, başına buyruk götüne kuyruk modun da takılan, avcı ama çok sevimli hatta çok akıllı bir köpek ;) İşte VELET ile böyle tanıştım ben ve o ara ara benim eve gelip gitmeye başlamıştı derken şimdi sezon kapandı ya kimse yok yazlık da diye bana sarıldı garibim. Beni görünce bir koşuşu var ama görmelisiniz. Kulaklarını sallaya sallaya. Bacaklarıma falan yapıştı. Çevremde döndü. Bende umarım onunla karşılaşırım diye cebimde ödül bisküvimle geziniyordum. 

Hemen verdim bi kaç tane derken PURSAT diye seslendim(Sağdaki fotoğrafta o var.). Önce ses çıkmadı. Sonra bi daha annem seslendi derken PURSAT da yan evden çıktı. Garibim oradaki divana uzanmış, öylece yatıyormuş. Onunda bir gelişi var ki VELET ’den farklı değil. PURSAT’da av köpeği ve cinsi kurzhaar. Kısa tüylü, en dayanıklı ve en zeki av köpeklerinden ;) Hemen ona da bisküvi verdim. Sonra annemle sitede yürümeye başladık. Biz gidiyoruz bunlar yanımızdan arkamızdan geliyorlar. İki gidiyorlar hemen arkalarına bakıp biz ordaysak yanımıza geliyorlar derken eve döndük. Hadi dedim eve gidin yemek vercem size. Evi de öğrenmişler. Önden gidip bakıp gidip bakıp eve vardık ve ben onlara getirdiğim mamalardan koydum. Sonra oyun, sevme derken bizim verandada geceyi horluya horluya geçirdiler =)

Bu part1 olsun. Diğer yazımda CEVİZ ile başlayalım ;)

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.