22 Temmuz 2012

Tatil Güncesi ...3

Bu hafta İzmir’deydim.

Tabi ilk işim direk pazartesi Kuzumla buluşmak oldu. Bütün gün Alsancak’da takılıp her şeyi ama her şeyi konuştuk. Özlem giderdik. Çok özlemişim onu ki duygular karşılıklı biliyorum ;) Bir türlü buluşamadık ki koca bir yıl boyunca. Onun çalıştığı projeler, benim çalıştığım gruplar ve tabi fuarlar derken bütün buluşmalar yalan olmuştu.

Bir de herkesle toplu buluşma ayarlamaya kalkmak çok zor oluyor. Onun yerine bu sene herkesle bir bir buluşmaya karar verdim ve uygulamaya başladım.

Ohh be en güzeli buymuş =))


O gün buluşmaya giderken çok hoş bir şey oldu. Hani size bir yazımda bizim evin orada restoranların olduğunu ve duraklara park ettikleri için insanların hayatlarını tehlikeye attıklarını ve benimde onları inatla polise şikâyet ettiğimi yazmıştım. İşte bu iki haftalık İzmir’de olmadığım sürede belediyem durağı biraz daha aşağıya taşımış. Valla sevindim ama benim bunu ilk fark etme anım çok hoştu. Şimdi gittim durağa ve “Ana durak yok!”. Kaldırımı bile baştan yapmışlar yani bilemeyene eskiden burada durak vardı desen hadi canım der öyle bir düzenleme yapmışlar ki eski durağın olduğu yerde yeller esiyor =)) O zaman neymiş belediyemize ve polisimize bu konuda güvenicez ve şikâyetlerimizi sonuna kadar devam ettircez. Tabi bu restoranların kaldırımları işgal etme hakları olduğu anlamına gelmiyor. Kafamı bozmasınlar şikayetlerime yeniden başlarım.

Salı günüde Jelibonum Erasmusla Almanya’ya gidecek diye hemen buluşmalıyız dedim. Ama garibim sıcaklarda dışarı çıkamıyor. O nedenle ben kalktım gittim onun evine. Bir de erken gittim ki uzun uzun oturalım konuşalım sonra bir baktım ouvv bayağı oturup konuşmuşuz =)) Muhabbetin ortasında öğrendim ki benimki martta gidecekmiş yani ikinci dönem. Valla içim rahatladı. Bendeki telaşı bir görseydiniz. Kalk kalk kalk kalk git git git modundaydım =)) Şimdide bir haftalığına yazlığa gidicez. Umarım bir sorun çıkmaz. Şöyle beraber İzmir sıcağından kaçalım dedim. Buraya geldiğimden beri sabahları geç kalkıyor, geceleri ise uyuyamıyorum. Sıcaktan değil uyuyamamam. Yorulmuyorum çünkü. Hâlbuki sabahları klasik sporuma yeniden başladım ama işte gezsem, alışveriş bile yapsam yorulmuyorum. İzmir beni çok enerjik bir hale getiriyor. Benim üstümdeki enerjisi yüksek bu şehrin ;)

Çok alakasız olacak ama ben çalışmak istiyorum.
Şöyle bir yandan okuyup bir yandan da çalışabileceğim işler var mı?
Mesela seslendirme, çeviri gibi işleri kastediyorum.
Tavsiyeleriniz bekleniyor ;)

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

20 Temmuz 2012

Bencil Saçlarım

Saçımın bu dalgalı ve kat kat kesilmiş halini seviyorum.
Başımı öne doğru atıp karıştırıp karıştırıp ardından da parmaklarımla kabartmaya bayılıyorum.

Sonra hızlıca saçlarımı arkama atıyorum. Dudaklarımı büzüştürüp aynaya göz kırpıyor ve rujumu sürüp “Çok güzelsin bebeğim!” deyip odadan çıkıyorum. Evet, sevdiğim üç tane erkek var ve gene evet ki her gece yatmadan önce onları düşünüyorum. Önce artı yönlerini sıralıyorum sonrada eksi yönlerini. Kararsız kaldıkça elimi o kat kat kesilmiş saçlarıma götürüyorum. Bu seferde yatakta onları karıştırıyorum. Karıştırdıkça parmaklarıma geçiyor şampuanımın kokusu. Bu kokuyu seviyorum. Belki de bu kokuyu sevdiğim için kendime bu şekilde işkence ediyorum. Amacım, parmaklarımın saçlarımda dolaşmasıysa, bunların hepsi bir araç değil midir?! Sevdiğim bu üç erkeği aslında sevmiyorumdur belki de… Yalnız olmaktan mutluyumdur, flört etmek hoşuma gidiyordur. Altımda kısa şortum, üstümde beyaz atletim ve bronz tenimle çıktım iskeleye gece gece. Rüzgârla saçlarım uçuştu ve ters yönden esmesiyle bir anda bütün saçlarım yüzümü sardı, bir şey göremez oldum. İşte o anda ne o erkekler aklıma geldi ne de denizi izleme aşkım. Tek bendim o an düşüncem, ben ve saçlarım. Renginin doğal kaldığı, uzadıkça bana daha çok yakışan saçlarım. Sevgililerimin uzatmamı özellikle istediği o uzun saçlarım.

Ne aradıysam ilk onu görüyorum insanlarda. Sonra istemediğim yönleri çıkıyor karşıma ve zamanla soğuyorum. Son kez görüşmeye giderken yaşadığım her şeye saygımdan dolayı güzelce giyiniyor ve saçlarımı toplamıyor salıyorum. Her şey bittikten sonra kafeden çıkıyorum ve rüzgâr önümden esiyor. Bu sefer yüzümü sarmayan saçlarım omuzlarımdan dökülüp rüzgârın esintisiyle özgürce hareket ediyorlar. Bende bunu istemiyor muydum zaten diye düşünüyorum. Arabama kadar yürüyor ve vardığımda hafifçe arkama dönüp kafeye bakıyorum. Son kez…

Bütün bunların üstüne bir mektup yazdım ona. Sevgili diye başlamadım ama. Hiçbir zaman merhaba diyerek başlamadığım gibi… Ben hiç böyle başlamam ki yazışmalarıma, bunu çok iyi bilir O. Yıllar geçse de seni hiç tanıyamıyorum demektir benim için aşk. Tanımak sonrada olumsuzlukları görüp üzülmek mi istiyordum hayır! Biten biter ve yeni biriyle tanışılır, yıllar geçer, ummadığınız bir sokakta siz birisiyle yürürken oda birisiyle yürür ve karşılıklı yan yana geçer gidersiniz. İkinizde birbirinizi tanırsınız ama dönüp bakamazsınız adım adım uzaklaşırken. Anı yaşarken saçlarım uçar ve ona sarılır. Saçlarımın kokusundan tanır beni. Bir anda bütün yaşananlar ve bütün o güzel anılar canlanır gözünün önünde.

Birbirimizden başkası yoktur hayatımızda, girememiştir.

Aslında o kadar kişi gelmiş geçmiştir fakat şimdi kolunuzdaki kişi gerçekten aradığınız kişi midir?
Sorular yolun sonuna kadar devam ederken koku biter, geçmişte havaya karışır. Yeniden bambaşka o gün kafeden çıkarken ki saçları açık kız olur ve şimdi karşımda oturmuş bana uzun uzun yaşadıklarını anlatan adama bakar, gülümser, dinlerim…

14 Temmuz 2012

Tatil Güncesi …2


Bu tatilin kıymetini en çok annemle babam biliyor herhalde. Sabah saat 8 de kalkıp ki babam 7 de kalkıyor önce bahçedeki fazla otları temizleyip annemin gözetiminde çiçek ve ağaçlarla ilgilenip hemen denize gidiyorlar. Artık ondan sonra hayatları hep orda zaten. Ben mi?! Ben anca 10 da kalkabiliyorum. Kahvaltı derken saat 11 i buluyor ee sonrada öğle atıştırması giriyor ki öğlen bir şey yemezsem güne iyi devam edemiyorum =) Sonra bende onlara katılıyorum ve yüz yüzebildiğin kadar, güneşlen derken de iki günde bir kitap bitti.
Hâlbuki ben o kitabı yavaş yavaş okurum diyordum ama kitapta güzelmiş bir de burada insan, internet ve televizyondan uzak olunca çok güzel arınıyor ;)



Bütün bunların yanında geçen gün naptım daha doğrusu naptık biliyor musunuz; abimle balığa gittik =)) Aslında her şey abimin balık tutma isteği ve rahmetli dedemden kalan balık malzemelerinin birleşmesiyle patlak verdi. Malzeme dediğime bakmayın siz aman allahım aklınıza gelen gelmeyen her türlü şey vardı o kutuda. Sahte büyük balıklar, küçük balıklar, boy boy misinalar, ağırlıklar, ağlar sayamadığım ve hala ne işe yaradığını anlayamadığım bir sürü küçük şey =)) Bütün bunların içinden işimize yarayacağını düşündüğümüz iki güzel oltamızı ve sahte balıklarımızı da alıp gittik denize. Ee biz gittik de denizde hafif de olsa dalga vardı birde bir aile denize hala giriyordu. Bunun üzerine bizde kumsaldan ayrılıp kayalıklara gittik. Sizin bu rahat arkadaşınız hemen kayalıklara hasırını serdi (popom rahat edecek kardeşim =) ) ve oltasını atıp beklemeye başladı. Bizim hesaplayamadığımız şey dalgalar bize doğru olduğu için oltalarımızı ne kadar uzağa da atsak dönüp dolaşıp yanımızda bitiyordu. Bunun üzerine gel abi dedim iskeleye çıkıyoruz. Bizim buradaki iskele öyle tahtadan değil. Bidonlardan yap-boz gibi birbiri içinden geçirilip oluşturulan ve derinlere kadar uzanan bir iskele. Bir gün iskelede güneşlenirken yapan firmanın sitesinin adresini de almıştım niye aldıysam =) Abimle iskeleye çıkıcaz ama dalgalardan çıkamıyoruz ki =) Sonunda ben bir şekilde çıktım. Tam çıkarken sol terliğim ayağımdan çıkıyordu son dakika fark edip tuttum. Ardından abim çıktı ama o terliğini tutamadı ve terlik çıktı ayaktan =)) İskeleye zor çıkmamızın sebebi işte iskele yap-boz gibi birbiri içinden geçiyor ya her sudaki hareketle bir aşağı bir yukarı hareket ediyor ve sabit iskelelerdeki gibi üstüne çıktığınızda dalgaların çarpmasıyla ıslanmıyorsunuz. Tek dezavantajı, sizi tekne tutan biriyseniz ilk seferde başınız dönebilir ve miğdeniz bulanabilir. Bunun dışında çok mantıklı bir iskele, onayı verdim ;) Biz bütün bu zorluklara rağmen iskeleye çıkabilmeyi başardık. Gene açtım hasırı ve en uca oturdum tabi abimde yanıma.
Attık oltalarımızı ve bekledik balıkları. Bütün bu gün batımı, balık tutma olayı derken havanın benim hesaplarıma göre 3 dakika içinde kararması gerektiğini söyledim ve dediğimde oldu ve hava bir anda karardı. Hadi bakalım toplanalım dedik ama dalgalar büyümeye başlamıştı. Hasırımı toplamaya çalışıyorum abimde boşver gidelim diyo bende hayır efendim bu şey toplanacak diyorum =) Bi de belimde çantam var ki içinde telefon, cüzdan, ev anahtarı hatta İzmir’deki evimin bile anahtarı var. Bence başımıza bir şey gelse mesela orada mahsur kalsak birini arayabiliriz ama abime göre düşersek telefon ve her şey gider. Bence yüzüp kurtulabiliriz ama abime göre mayomuz yok ee çantama su değerse gene her şey gider. Bence, ama olsun kurtulduk ya sorun olmaz ona göre giden gittikten sonra yüzüp çıksam nolcak gibi cümlelerle konuşurken ben her şeyi topladım ve çantalarımı (hasır + suların bulunduğu ve kişisel çantam) boynuma kadar çektim, şapkam ıslanmasın diye onu da kafama taktım (gecede olsa o balıkçı şapkası takılacak yani =) ) ve ikinci terlik vakası yaşamamak için terliklerimi de elime aldım ve bir hızla iskelenin ucuna geldim. Dalgaların geri gitmesiyle atladım suya ve hemen karaya çıktım. Neyse ki kısa şort giymişimde ıslanmadım. Sağ salim karada olduğumu anladım ve arkama döndüğümde abimin elinde balıkçı çantamızı gördüm hemen bir koşu onu da aldım ve abimde ikinci terlik vakası yaşamamak için oda terliklerini eline aldı ve atladı kurtulduk =))

Sonuç mu?! Gecenin sonunda ben hiç bir şey yakalayamadım ama abim bol bol yosun yakaladı #)

Şimdiki hedefimiz sanırsam zıpkınla balığa çıkmak. Merak etmeyin o kocaman kutuda onunda malzemeleri var ;) Benim asıl korktuğum konu hayır hayır vurgun değil şimdi bizim koyun sağı Çeşme/Alaçatı, solu da Yunanistan’ın Adası. Sonuçta rüzgarda Alaçatı’dan adaya doğru esiyor. Valla bizde akıntıyla Yunanistan’a varmayalım =D Olur mu olur yani. İkimiz beraberken başımıza gelmeyen şey kalmıyor çünkü. Türkiye & Yunanistan arasında iki kardeşin olayı haberlere falan çıkar aman allahım tam komedi =)) En iyisi araya birkaç hafta koyalım da ondan sonra balık avlayalım.

Bu arada aranızda iyi balık avlayabilen varsa bana birkaç ipucu verebilir mi? =))

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

12 Temmuz 2012

Erasmus


Haftaya üniversite sınav sonuçları açıklanıyormuş. Sınava girmiş herkese şimdiden bol şans diliyorum. Umarım istediğiniz mesleği seçersiniz (puanınız inşallah fazla fazla yeter =) ) ve tabi en önemlisi seçimlerinizin sonunda ömrünüz boyunca mutlu olursunuz.

Mesleğiniz doğrultusunda üniversitelerde seçiyorsunuz ve imkân olarak sizi ERASMUS ile Avrupa’ya yollama imkânlarından bahsediyorlar. Benim bu yaşıma kadar karşılaştığım ve bizzat tanık olduğum durumu size bu yazımda anlatacağım. Şimdi bilmeyen olabilir ve bunu okurken bu kız kaç senedir üniversitede de bu zamana kadarı söylerken bu kadar emin olabilir diyebilir. Haklılar ama bende onlara şunu söylemek istiyorum. Benim annem ile babam üniversitede çalışıyor ve öğrencileriyle bu durumları yıllarca yaşayıp sorunlarıyla uğraştılar. Çocukluğum bu konuların içinde ve üniversitede geçtiği için bir de aynı üniversitede okuduğum için bu tarz olayları bilmemem imkânsız gibi bir şey artık.

Olayımıza dönersek, öncelikle size karşılaşılan sorunları yazmak istiyorum:

1. Önünüze elçilik ve vize sorunu çıkabilir hele ki gideceğiniz ülke küçük bir yer ise bu sorun en baba sorun olur! Benim size tavsiyem eğer bu tarz bir deneyim yaşamak istiyorsanız büyük, oturmuş Avrupa ülkelerine gidin. Buralar nereler mi? Hemen söylüyorum: Fransa, İtalya, Almanya, İsveç. Yani küçük bir ülkede kral olmak yerine büyük denizdeki küçük balık olun. Oralarda boğulsanız ya da yolunuzu kaybetseniz bile buraya döndüğünüzde en azından denemiş olursunuz. Rakiplerinizi görmüş ve ufkunuzu genişletmiş bir şekilde dönersiniz. Tabi bu dediğim ülkelerin dezavantajlarından biri, büyük üniversiteleri olduğu için öncelikle sizi kendi ülkelerinin dil sınavına sokuyorlar. İtalya için İtalyanca, Fransa için Fransızca ve Almanya için Almanca. İngilizcenizin iyi olması gerektiğini hatırlatmıyorum bile.

2. Buradaki üniversitenizin, gideceğiniz üniversitede alacağınız dersleri sayması ki çoğu üniversite sayıyor görünüp saymıyor! Demin dediğim ülkelerden aldığınız derslerinizi üniversitenize döndüğünüzde sayılmama olasılığı üzgünüm ki çok yüksek. Ama siz derseniz ki ben küçük bir ülkeye giderim, dersleri nasıl olsa rahat rahat geçer bir de ortalamamı yükseltip dönerim bu da bir tercih. Sizin için ortalama her şeyse o zaman gidin ve yükseltin ama amacınız bir şeyler öğrenmek ise bu sizin için yeterli olmayabilir.

3. Gideceğiniz ülkenin dili bir başka sorununuz. Eğer oradaki resmi dil değil de İngilizce eğitim almak isterseniz x2 ödeme yapıyorsunuz! Bunu da daha çok küçük ülkeler yapıyor. Ama diğer ülkelerde adamlar kendi resmi dillerinde eğitim verdikleri ve sizde bunu bilerek gittiğiniz için sorun olmuyor.

4. Kalacağınız yerde önemli. Bazı yerlerde yurt yok ve eve çıkmak zorundasınız. Bunun içinde gene paranıza bakmanız gerek! Size evet gideceğiniz ülkeye göre belirlenen miktarda para ödeniyor ama benim arkadaşlarımın karşılaştığı sorunlardan biride buydu. Paraları yetmiyordu ve anneleri babaları buradan onlara para yolluyordu. İş bu şekilde olunca da durum pahalıya geliyordu tabi. Eğer birikmiş paranız varsa bunun bir kısmını oralarda harcamak zorunda kalacaksınız bunu şimdiden söylüyorum.
Örnek vermek gerekirse İsveç’in en pahalı ülkelerden biri olduğunu biliyorum. Saçını kestiremeden, kaşını aldıramadan bile dönenler var. Ne o tecrübe oldu!

5. Gelelim şu derslere, aldığınız dersleri üniversiteniz saymazsa ne olacağını biliyor musunuz?! Gittiğiniz dönem içinde o dersleriniz kalacak! Bu ne demek biliyor musunuz?! Şu demek: döndüğünüzde ilk olarak kalan derslerinizi alacaksınız ve eğer krediniz yeterse yeni dönem derslerinizi alabileceksiniz. Bu da genelde bir ya da iki ders gibi az derse karşılık geliyor ki kafadan dönemizi uzatmış oluyorsunuz. Kalan derslerinizi veremediğiniz zaman ikinciden sonra harcınız bu derslerin başına artmaya başlıyor.

Benim düşüncem bu kadar strese gireceğime o parayı 4 sene biriktirir ve üniversiteden mezun olunca da kendime hediye olarak Avrupa turuna çıkarım. Madem amaç derslermiş gibi görünüp Avrupa’ya gidip ülke gezmek o zaman bunu dürüstçe yaparım yani nolcak =)

Geçen senede bir sürü arkadaşım gitti ve bu senede gidecek. Geçen senekileri havaalanından uğurlamıştım bu senekileri de umarım oralardan uğurlamak yeniden nasip olur.

Bu sene kim gidecek biliyor musunuz benim canım ciğerim biricik Jelibonum… Hem üzülüyorum hem de onun adına seviniyorum. Çünkü biz ikimizde lisede belirlediğimiz hedeflerimize ulaşmak için çok çalıştık ve iyi bir puanla istediğimiz meslekleri kazandık. Şimdi soranlarınız olabilir. Bu kadar konuştuktan sonra senin arkadaşın nereye gidiyor? Benim arkadaşım büyük denizlerde küçük balık olmak için Almanya’ya gidiyor. Bir dönem burada olamayacak. Bu geçtiğimiz bahar döneminde ikimizde çok yoğun olduğumuz için pek buluşamasak da onu aradığımda hemen ulaşmak bile bana huzur verirken şimdi tek iletişimimiz skype olacak. Çok üzülüyorum dostlar. Dün onun için gidip çarşıdan şans kolyesi aldım. Oralarda kaybolmasın, neşesini, yüzündeki gülümsemeyi kimse bozamasın, özgür olduğunu unutmasın, yalnız olmadığını bilsin, ailesinin ve dostlarının hep onun yanında ve onun bizim için çok değerli olduğunu bilsin istedim ve bunun için ona taşlarla süslü kanatlar aldım.

Tabi başka arkadaşlarımda var büyük denizlerde küçük balık olmak isteyen. İşte böyle…
Bence büyük umutlarla bu işlere girmeyin.
Hayaliniz büyük olsun ama hayallerinizi de gerçekleştirirken ayaklarınızda yere basılı dursun.
Bol şanslar =)

10 Temmuz 2012

Tatil Güncesi …1


Hey millet size şuan uzun upuzun bir kumsaldan sesleniyorum. Üzerimde denizci bikinim, elimde en güzelinden aşk romanım ve altımda kırmızı havlum ile güneşleniyorum. Ohh bee işte bunu seviyorum ben. Bronzlaşmak, denize girmek, girerken suyun soğukluğundan yakınmak ama girince de bir saatten daha az durmamak, bir o yana bir bu yana yüzmek, suyu dinlemek, sırtüstü uzanıp güneşin derinizi ısıttığını hissetmek, iskeleye çıkmak, herkesle bir el ele tutuşup üçe kadar saymadan denize bodoslama bol köpüklü (olmazsa olmaz) atlamak.

Kış sporları bana göre değil bunu bu sene anladım ben. Ne buz pateni ne de Uludağ’da kayak. En güzeli denizde yüzmek =)

Bilindiği üzere dönem içi finallerim cuma bitmiş, pazarteside üç haftalık bölüm içi stajıma başlamıştım. Aman Allahım o nasıl bir stajmış öyle. Hem yoruldum hem  eğlendim hem de bilgilendim. Aslında benim için çok verimli bir staj oldu bu. Öncelikle grubumuz 18 kızdan oluştuğu için eğlence son güne kadar devam etti. Staj parçamız bile belliydi ki olayı siz düşünün ;) Baskılar yaptık, deneylerle boyalar hazırladık, kumaşları kestik, öncesinde örgü ördük, dokumalar dokuduk, liflerden iplik oluşturduk yani efendim yapmadığımız hiçbir şey kalmadı ki son günümüz benimde opsiyon olarak seçmeyi düşündüğüm konfeksiyondu. Az kalsın kalıyordum #) Ama bu arkadaşınız zoru sever. Olayın başına dönersek şimdi son haftanın perşembe günü Ege Üniversitesinin Mühendislik Mezuniyet Gecesi vardı ve ben ile sınıfımdan hatta staj grubumdan arkadaşım olan Dilara ile birlikte hostes olduk. Başarı belgelerini, plaketleri ve daha bir sürü verilmesi gereken belgeleri taşıdık durduk. Zeki arkadaşınız statta yapılan törende dolgu topuk ayakkabı giydiği için bütün gece ayakları ağrımadan hatta dans bile ederek geceyi bitirdi. En güzel anda benim bölümün sunumunda oldu. Şimdi bizden en az 120 öğrenci çıktı ve sırayla yedişer yedişer çıkmaya başladılar. Onlar çıktıkça bölümümüzün hocaları da gelmeye başladı. Dilara ve bizi görünce şaşırsalar da hep beraber belgeleri arkadaşlarımıza vermeye başladık. İnsanın birinci sınıftayken tanıdığı üst sınıftaki arkadaşlarını, birkaç yıl sonra mezun olarak görmesi çok güzel bir duygu. Hepsini tanıyordum yani o derece =) Hem biz kutladık hem de onlar derken kep atmaya sıra geldi ve bizde bizim bölümdekilere katıldık. Hocalarla beraber hazır olduğumuzda kepleri attık. Darısı başıma dedim =)) İşte böyle bir geceden sonraki sabah son staj konum olan konfeksiyonun sınavı vardı ki hocayla o gece konuşmuş ve ertesi gün için izin almamıza rağmen dikişler yetişmez diye erkenden gelmek zorunda kalmıştık. Ee durum böyle olunca hoca bizi son grup olarak sınava aldı. Sorular sorular derken bana “Düz dikişin oluşumunu anlat” sorusu geldi. Hocanın derste tabloda anlattığını hatırlıyordum ama o anları tam hatırlayamıyordum derken diğer iki arkadaşımda cevap veremedi ve hoca bize “Kaldınız!” dedi.

Dip Not: Staj konularının herhangi birinden kaldığınız zaman bütün o gidip de tek tek geçtiğiniz üç hafta yalan oluyor!

Hocam yapmayın dedik, son gün dedik, hemen öğreniriz dedik. Hocada bunun üzerine biz odamıza gidene kadar cevabı öğrenin dedi. Tabi ben direk odadan çıkıp tablonun yanına koştum ve bir bakışta anladım. Tam ben orayı çalışırken hoca sınıftan çıktı ve beni görüp “Z.S geçti.” dedi ki o andaki mutluluğumu siz düşününün =) Neyse odaya gittik ve ben sorunun cevabını söyleyip sınavdan da stajdan da geçmiş oldum. Diğer iki arkadaşım ekstra sözlüye kaldı. Bütün bunların üstüne evet hala konfeksiyon istiyorum. Zoru seviyorum bebeğim. Kimse beni yıldıramaz. İkinci tercihim teknoloji olmasına rağmen konfeksiyonun olmasını istiyorum. Daha ilan edilmese de bekliyorum işte. Birkaç arkadaşımla ilk tanıştığımızda konfeksiyon seçelim diye konuşmuştuk ama hepsi beni stajdan sonra yarı yolda bıraktı. Hele biri var ki ondan hiç beklemiyordum. Aa bu arada birde bütünleme olayı çıktı stajın ortasında. Yaz okulundan sonra yapılmasına karar verildi. Bakalım Çikom ne yapacak çok merak ediyorum ;) Benim mi?! Aah kuzular bu sene ne yaz okulum ne de bütünlemem var. Valla son tatilimi kumsalımda yatıp kocaman şapkamla bronzlaşarak geçiriyorum (Görmüş olduğunuz fotoğraf bizzat şahsım tarafından sizin için çekilmiştir).

Ya işte son durumum budur.
Haftaya belki İzmirime dönerim şöyle üç günlük falan.
Birkaç işimi halledip, arkadaşlarla buluşup ki onları çookk özledim, alışveriş yapmam lazım.
Kendinize iyi bakın. Şimdi benim denize girmem lazım. İskeleden el sallayanlar var ;)