dom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dom etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2013

Almanya Güncesi ...6

20.08.2013 Tarihli yazımdır.


Bugün hava daha güzel daha sıcak. En azından yağmur görünmüyor. Almanya’daysanız havaya pek güvenmeyeceksiniz. Zaten yavaş yavaş ağustos ayını da bitirdiğimiz için kışı hissetmeye başladık. Ben mi? Ben tabi hala çiçekli şortumla yazı yaşıyorum. Altımda şortum, üstümde kot ceketim ve şalımla yollardayım.

Wiesbaden Wiesbaden…


Mainz merkezden 6A’ya bindim ve “Bu sefer Hbf’da inmicem.” dedim. Git gidebildiğin yere kadar. Bu da bi gezi mantığı sonuçta. Ben bunu dedim ve köprüyü geçtikten sonra otobüse bilet kontrolcüleri bindi! İşte o andı! Benim için kader anı. Günlerdir kullandığım bilet bakalım doğru muydu? Değilse 40€ bi yerime girecekti! Sıra bana geldi. Ben sanki yıllardır bu bileti kullanıyormuş gibi “Buyurun” dedim ve adamda “Zenginmiş bu” bakışı atıp karta tam bakmadan “Okey” dedi ve geçti gitti. Bu olayı hep duyuyordum ama yaşamak bir başkaymış yahu. O stres. O göz göze olma durumu ve tabi Almanca derdini anlatma durumunda kalma durumun.

Bilet kontrolünü başarıyla atlattıktan sonra bu şekilde gide gide hatta dün o kale gibi gördüğüm yerinde yanından geçtik. Çok bi şey değilmiş canım! Sadece bir kişinin eviymiş nolcak ki! #) Ana caddeden ara sokaklara daldıkça millet yavaş yavaş inmeye başladı. “Bende artık ineyim.” deyip yokuşta indim. Üç gidiş üç dönüş olan yolda karşıya geçmeye karar verdim ve geçtikten sonra gene ara sokaklar, çıkmaz sokaklara girdim. Sonra karnımın aç olduğunu fark edip bir markete daldım. Market “Türk Market” lere benziyordu. Sonunda Türk Market Türk Market diye konuştukları marketlerden birini bulmuştum. Ama içerdekilerde Almanca konuşuyordu. Neyse efenim alacağımı aldım ve parayı verirken market sahibi bana “Where are you from?” dedi. “Turkey” deyince de “Aa sen Türk müsün? Hiç benzemiyorsun. Nerelisin peki?” diye sordu (Siz sıkıldınız. İlk başlarda bende sıkılmıştım ama insan buralarda Türk olduğunla gurur duyuyor. Ve ben 8 gün sonra döneceğimi biliyorum ama onlar yılda en fazla bir aylığına gelebileceklerini biliyorlar.). “İzmirliyim” dedim “Ya siz?”. “Ben Süryaniyim.” dedi adam. “Türkçeyi güzel konuşuyorsunuz.” deyince “Türkiye’de de yaşadım ve ayrıca burada da Türk tanıdıklarım var.” dedi. “Güzel bir Türk bayansınız. Tanıştığıma memnun oldum.” dedi =) Bide para almayacaktı. “Olmaz.” dedim vericem adamım hehee =)) Almanya’da kiminle tanıştıysam hemen kaynaştım. Çok ilginç bir şey bu. Almanıylada, İngiliziylede Fransızıylada ve tabi Türklerle. Sanırsam samimi bir gülümsemem var ;)

Bu şekilde sokak kiliselerine, ara sokaklarına baka baka en tepeye çıkmışım. Manzara süperdi! DOM karşımda duruyordu! Aradığım yere kuşbakışı bakıyor gibiydim. Wiesbaden şimdi daha net ve belirgindi. Hangi yollardan gideceğimi, hangi binanın yakınımda olduğunu artık görüyordum. Hal böyle olunca bende kaybolmak diye bir durum olmuyor, ortadan kalkıyor.





İlk haftaki Mainz’da Rhein’i şans eseri bulmam gibi Wiesbaden’da da çarşıdan geçtim yürüye yürüye
 “Bowling green” e çıktım. Hemen karşımda Theaterkolonnade Hess. Staatstheater vardı. Ve tabi her şeyin ötesinde Casino Kurhaus en görkemli haliyle ortada duruyordu. Her yeşillikte oturup bol bol fotoğraf çeken Z.S. burda da geleneği bozmadı ve o meşhur süs çeşmeleriyle Casino’yu sizler için çekti.
Ben böyle fotoğraf çekerken yaşlı (Yaş ortalamaları 60 ve üstü) alman turist kafilesi (Üstten ikinci fotoğrafta onları görüyorsunuz.) de benim gibi bakınıyorlar ve liderlerini dinliyorlardı. Onlar içeri girince bende girdim. Bir yandan oranın tarihini anlatan lideri dinliyorum (Bilgileniyorum. Bulmuşum hazır anlatanı dinle dimi) bir yandan da içerinin fotoğraflarını çekiyorum. Sonra onlar sağa geçtiler ve oradan merdivenleri çıktılar. Alla allah noluyo ki dedim ve bende çaktırmadan onların peşinden gittim.

Ve ne çıktı dersiniz?
Adamlar tuvalete gidiyormuş! Hahaaa :D :D


Kendime hiç bu kadar gülmemiştim =)))) Neyse coolluğumuzu bozmadık ve bende girdim. İyide oldu. Saçıma başıma baktım. Zaten burada ve her girdiğim yerde ayrı bir tuvalet kültürü görüyorum. Adamlar teknolojiyi her yerde kullanıyorlar. Tuvalet deyip geçmeyin yani ;) Sonra herkes çıktı. Bende saçımı düzeltip, makyajımı tazeledim ve bende çıktım. Bi baktım kafile aşağıda karışık bir şekilde konuşuyor, gülüyor. Dikkat çekmeden çıkayım dememle bir anda ortalarına inmiş oldum. Hepsi bana baktı. Ve liderleri “Bizim guruptan mısın?” diye sordu. “Yoo!” dedim “Ben yalnız takılıyorum.”. “Biz kumar oynucaz istersen gel, seni bekledik.” dediler ve gülüştük =))
Dedeler nineler çok canlı burada çookk!
Burada da yaşlılara kendimi sevdirmiştim. Helal olsun bana ne diyim =))


Bu şekilde yürüye yürüye giderken Kurpark ve Warmer Damm’a çıktım. Şehrin ortasında gene dev ağaçlar, ördekler ve kazlar vardı.

                                    

Bi teyze kazlara yem veriyordu. Bende onun fotoğrafını çekiyordum (Soldaki fotoğrafta.) derken yanıma gelip “Sende besle.” dedi. Ve elime yem verdi. Onun yem vermesiyle de kaz yanımda bitti zaten. Şehrin ortasında hayvanlarla bu kadar iç içe olmak, onların insanlara alışması ve bütün bunlara inat her yerin tertemiz olması inanın insan ilk günler afallasa da çabuk alışıyor. Ülkemde en çok bunu yadırgıcam anladım ben. Parkta yürüyenlerde vardı, yatanlarda, boks antrenmanı yapan üç genç bile gördüm. İnsanlar çok rahat süperler süper!

DOM’un açılma saatine daha çok vardı ve bende gene sokaklara daldım. Evlerin olduğu mahalleri gezdim. Havanın güzel olmasından da yararlanıp bol bol fotoğraf çektim.







                      

Sonunda çan seslerini duydum ve meydana oradan da DOM’a geçtim. İçi dışından daha güzeldi. Her adım attığınız yerde tarihi eserler vardı. Herkesin dini kendine ama bu insanlar dinlerini çok sahipleniyor ve her kilisenin kapısındaki kişi sizi gülerek karşılıyor. Bu akşam burada festival var sanki. Gene festival çadırları kurulmuş. Yanımda arkadaşım olsa akşam gelirim ama yok işte. Olanda aramıyor. Neyse efenim olayı şu an odamda dram haline getirmicem.

Dönüş yolunda ne oldu? Karşıma kel kaslı bir adam oturdu. Üzerine salaş eşofmanları var falan. Yaa dedim ben bu adamı tanıyorum sanki. Sonra diğer sesimde diyo ki “Sanki 40 yıldır burda yaşıyorsun da tanıdın adamı. Adam işte klasik alman tipli biri.”. Yok diyor diğer sesim. Tanıyorum yahu ben bu adamı! Sonra adam inince anladım olayı. Adam boks salonlarının olduğu yerde indi ve ben kafamı çevirmemle adamın dev posterini görmüş oldum. Üç gün sonra gerçekleşecek boks gecesindeki boksörmüş adam! Ve ben iki gündür onun posterini görüyormuşum. Görsel hafıza budur arkadaş hehee =))) Şu an odamdayım ve fotoğraflarımı face’e yükledim. Maillerime cevap atmadan öncede size bu yazıyı yazdım.

Özetle Wiesbaden sıkıldıkça gidilesi bir yer.

           

                                                           

Benim gibi gezin yani turistsiniz siz. Takılın bir kafileye ve onlarla çaktırmadan gezin.
Turist Info noktalarını bulun ve hemen bir şehir haritası alın.
Zaten bedava veriyorlar ama siz gene de bunun fiyatı ne kadar diye sorun. Sonra sorun çıkmasın.
Konuşacak ortamlar yaratın
 İnsanlara sorular sorun ve etrafınızı iyi gözlemleyin.
Her anı yakalayın, soluyun ve insanları dinleyin.

xoxo

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

1 Eylül 2013

Almanya Güncesi …5

19.08.2013 Tarihli yazımdır.


Dün oturdum kendime gezi planı çıkardım.
Hangi gün ne yapmalı, nerelere gitmeli?
Ne kadar para harcamalı ve tabi alınacak hediyeler neler olmalı?

İlginç şeyler aradım hep Almanya’da. Hem mesleğim ile ilgili hem de bir şey alacaksam, ona para vereceksem o alacağım şey farklı olmalıydı. Beğenildiğinde “Bunu Almanya’dan aldım.” demeliydim. İşte böyle düşündükten sonra bugün Wiesbaden’a gittim. Elimde aylık bilet olduğu için gidişlerim gelişlerim sorun olmuyor. Mainz Hbf’dan 6’ya (6A’da olur.) biniyorsunuz ve Theodor Brücke’den geçip Wiesbaden’a gidiyorsunuz. Evlerin arasından geçe geçe sonunda Wiesbaden Hbf’a vardım. Merkez diye orada indim. Hemen karşısı parktı. Bol yeşillikli, gölü olan yer (Yukarıda fotoğrafı olan yer.).

Almanya’da dikkat ettiğim bir diğer şey ise adamların Hauptbahnhof’ları tam bir tarihi eser. Mimarisiyle, içiyle, korunmasıyla önemli onlar için. Dışarı çıkınca hemen binayı inceliyorsunuz (Soldaki fotoğraftaki yer Wiesbaden Hbf.). Gene ördekler özgürce yüzüyorlardı. İnsanlar hayvanlarıyla geziyor, son model arabalar yollarda leblebi gibi görünüyordu. Ben hemen alışveriş merkezine girdim. Orda bir mağaza olduğunu bana söylemişlerdi. İçeriyi gezerken hem yeni sezonun modasını araştırıyor hem de Almanlar ne giyer, ne takar, ne beğenir bunlara bakıyordum.

Ben alıcı değil gezici, gözlemciyim ;)

İlk gözüme çarpanlar, abartıyı seviyorlar. Örnek vermek gerekirse baskılı tişört az onlar için. Onun üzerine zımbada olacak, kurdelede. Her şey abartılı. Kolyelerde zımbalar olacak, haç işareti olacak. Din önce olurken küfürlü bilezikler kollarda ve punk stili çok önemli. Ayakkabılar yüksek topuklu. Çantaları büyük ama renksiz. Geneli bordo, siyah ya da pembe! Şalvarlar moda (Ama kalıplar, desenler, dikimler, kesimler rezalet. Şalvar diye onu alıp totoma geçirmem yani!). Vee benim en sevdiğim ve ailemdeki herkese de aldığım (Kendim dışında) atkılar. İki ucu birbirine dikilmiş boyunluklar diyelim biz onlara. Çeşit çeşit. Örme, dokuma, baskılı kumaşlardan yapılmış bir sürü boyunluk. Raflarda renk renk görseniz çıldırırsınız. Mağazaya girdiğinizde peşinize hemen bir tezgâhtar takılmıyor. Sizi sorularıyla bunaltmıyor. Almanya’da herkes kendi halinde bir durum var.

Bide unutmadan şunu söylicem: İzmir’de H&M mağazası yok. Türkiye genelinde de yanılmıyorsam 5 tane var. Almanya’da her köşe başı H&M! Resmen Türkiye’deki LC Waikiki gibi olmuş durumda. Kaliteleri iyi olabilir ama çok mağazası olunca orta malı gibi oluyor, kimse kusura bakmasın. Almanya’da renkli ürün bulmak zor. Mağazalardaki giysilerde siyah ağırlıklı. Hâlbuki o kadar soğuk, yağmurlu iklime renk lazım. Stajdaki yabancı bayan benim renkli, çiçek baskılı şortumu demek ki bundan çok beğenmiş. İlk aklıma bu geldi. Renk yok ki insanların tekstil ürünlerinde.

İlk dakikadan alışveriş yapıp elime kocaman torbayı tutuşturunca gezmek o kadar kolay olmuyor haliyle. Hepsi şu akşam 8’de kapanan dükkânlar. Kapanmadan işimi halledeyim mantığıyla gidiyorum.


Parka daldım. Oradan dümdüz gittim ve karşıma tarihi eser gibi evler çıktı. üç katlı apartmanlar bunlar. Sonra geze geze anladım ki Wiesbaden’daki evlerin geneli böyle evler. Ve sonra gene araştırınca öğrendim ki bu şehirdeki insanların ekonomik durumu genelin çok çok üstünde. Zengin ve eğitim seviyesi yüksek insanlar bu şehirde yaşıyor.

Ben o evleri inceleyip fotoğraflarını çekerken (Wiesbaden'daki evler soldaki fotoğraftaki evler. Genelinin mimarisi bu şekilde.) karşıma Martkkirche (Kilise) çıktı. İçine girdim gezdim.






Oradan çıktım merkez başbakanlık binasına (Soldaki fotoğrafta.) geldim. Böyle gezerken geçen gün Ö. ile yemek yaparken parmağımı yakmıştım. Yara bandımda evde kalmış. Yaram iyice coşup kanayınca ilk eczaneye daldım. İçeri girince eczacıya ezberlediğim “Bir yara bandı istiyorum.” cümlesini kurdum. Adamda bana “Sen bana yaranı göster önce.” dedi. Yaramın halini görünce “Bir dakika bekle.” deyip içeri gitti ve geldi. Yaramın üstündeki lifleri temizledikten sonra krem sürdü ve bana benim yarama uygun yara bandını verdi. “Bu yarana iyi gelir.” deyip ben yapıştırırken de “Gut Gut” deyip onayladı. Memnun ayrıldım oradan. 

Dom (Katedral) buldum (Soldaki fotoğrafta.). Ama bi baktım pazartesileri kapalıymış. Ertesi gün ve sonraki hangi günler açık onu öğrendim ve ertesi gün yeniden bu şehre gelmeye karar verdim. Bunu düşüne düşüne yokuş yukarı bi yola çıktım. İleride kale gibi bir yeri gördüm hadi dedim gideyim. Benim bunu dememle bir anda hava gürleri yağmur başladı. Altımda şortum üstümde ince body ve kot ceketimle kaldım mı ortada?! Alışveriş torbasını kafama geçirdim ve kenarlardan yürüye yürüye bi yola çıktım. Şehirden merkezden farkında olmadan yürüye yürüye çok uzaklaşmışım o gün. Sonra bir köşe büfedeki bayana “Hbf’a nasıl giderim?” diye sordum. Sağolsun bana yolu tarif etti (Almanların bu huyunu çok seviyorum. Yardım edip size iyi davranıyorlar.). Sonra bana İtalyanca “Hoşça kal.” dedi =) Gene İtalyan olmuştum. Saat akşama gelirken saatimin durduğunu fark ettim! Ben daha öğlen herhalde gibi saf saf geziniyordum. Meğerse akşam olmuş bile. Havada kararmayınca anlamıyorsunuz saati #) Hemen ilk otobüse bindim ve 1 saat sonra odamdaydım. Yolda bi ara sızdım. Yürü yürü yorulmuşum. Aldıklarımı paketledim bu gece. Yemeğimi yedim. Ne kadar sağlıklı beslenmek istesem de kendimi büyük ve ucuz abur cuburdan alamıyorum. Almanya’ya geldiğimden beri yediğim çikolatalar döndüğümde erimek için göbeğimde bekliyor biliyorum #)


Yarın gene Wiesbaden.
Bu sefer şehrin araştırmasını da adam akıllı yapıcam ve gidilecek yerlerin yanında şehir haritasını da alıcam.
O kiliseyi görmeliyim, içine girmeliyim ve tabi ara sokakları bu şehirde de gezmeliyim ;)

xoxo

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.