güzellik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güzellik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2015

Karmaşıklık Sorunsalı


Bazılarının ayakları vardır her ayakkabıda güzel durur.

Güzel durur, ayakkabı ayağını vurmaz. Mevsim ve sezon değişimlerinde çıkarır hoop bot giyer, hop çizme giyer, yaz gelir sandalete geçer, terlik giyer. Sandalet giyer bileğini vurmaz, terlik giyer parmak arasını vurmaz. Topuklu giyse ya da babet giyse o babet ayağında palet gibi durmaz, topuğu ayakkabıdan çıkmaz. Bot giyse ayağını sıkmaz. Parmağı nasırlanmaz, o acıyı bilemez, zorluğunu yaşamaz. Fena halde bu aralar mevsim değişimi ile gelen ayakkabı acısını yaşıyorum. Fena taktım arkadaş!

Ananas!

Bu aralar sardığım bir diğer olayım. Her öğünde yiyorum maşallah. Ama öyle dilimlerce değil. İlk yediğimde ağzımı kaşındırdı zaten. Bir de yara yaptı ayyy narin benim ağzım işte naparsın prenses ağzı olunca böyle oluyor hehee =)

Olayımız şu; benim bazal metabolizmam 1286 kalori yakıyormuş yani hiç bir ek hareket yapmadan bu kaloriyi yakıyorum. Daha fazlasını yersem kilo alıyorum. Bunu fark etmemle aydınlanmam bir oldu arkadaş! Şimdi kendime beni çok yormayacak, enerjimi de çok düşürmeyecek bir beslenme programı yaptım ve arada kalori farkı oluşturup kilo vermeye başladım. Önce kendi üzerimde bir şeyi deneyip sonra paylaşıyorum. Yemeklerimi artık doğal olarak evden getiriyorum. Yemekhaneden yemeyi bıraktım. Kendim getirince hem doyuyorum. Üniversitedeki zamanlarıma dönüş yaptım desem yeridir. Hadi inşallah!

Allahım, ben bugün neden gömlek giydim ki?!?!?!?!
Üretim çok sıcak!
İzmir’e gelen sıcaklarla gününüz hayrolsun =)



Hayatımın bir gününü özetlemem gerekirse, sabah 6 da kalk, duş al, giyin, PİKO’yu sev ve su ver, NAZ’a yem su ver, kahvaltı yap, dişini fırçala, makyaj yap ve işe yemek götürmek için onu hazırla, çık servise bin. İşe gel. Çalış çalış çalış ve eve akşam 7 de gel. Yemek yap. Çamaşır, bulaşık varsa yıka, evi topla, süpür, PİKO ile oyna ve dinlen sonra uyuyakal, sız =) Sabah gene aynı döngü. Üç güne bir iş çıkışı spora git. Orada eğlen. Dönerken market alışverişi yap çünkü sonra zaman kalmaz biliyorsun ;)




Arada kendime boş zaman yaratmaya çalışıyorum.
Kitap bitirmeye, dizi izlemeye, spor yapmaya, para biriktirmeye çalışıyorum.

Bu yaz Karadeniz Turu gibi bir planım var. Arkadaş bulamayınca ailemi aldım yanıma bakalım. Umarım hayalimdeki gibi geçer, eğlenir ve anın tadını çıkarırız.


PİKO’yu emanet edeceğim bir yer buldum. Umarım orayla da anlaşırım da düğme burnumun psikolojisi bozulmaz.

Cumarteside bir aksilik olmazsa yarın Akhisar şirket pikniğine gidiyorum tabi günün sürprizi PİKO olacak. Hayvan kalabalığı görünce görcem onu ben hahahhaaa =)

Yoğun muyum? EVEEETTTT!
O zaman işe dön genç Z.S.!


xoxo

10 Temmuz 2012

Tatil Güncesi …1


Hey millet size şuan uzun upuzun bir kumsaldan sesleniyorum. Üzerimde denizci bikinim, elimde en güzelinden aşk romanım ve altımda kırmızı havlum ile güneşleniyorum. Ohh bee işte bunu seviyorum ben. Bronzlaşmak, denize girmek, girerken suyun soğukluğundan yakınmak ama girince de bir saatten daha az durmamak, bir o yana bir bu yana yüzmek, suyu dinlemek, sırtüstü uzanıp güneşin derinizi ısıttığını hissetmek, iskeleye çıkmak, herkesle bir el ele tutuşup üçe kadar saymadan denize bodoslama bol köpüklü (olmazsa olmaz) atlamak.

Kış sporları bana göre değil bunu bu sene anladım ben. Ne buz pateni ne de Uludağ’da kayak. En güzeli denizde yüzmek =)

Bilindiği üzere dönem içi finallerim cuma bitmiş, pazarteside üç haftalık bölüm içi stajıma başlamıştım. Aman Allahım o nasıl bir stajmış öyle. Hem yoruldum hem  eğlendim hem de bilgilendim. Aslında benim için çok verimli bir staj oldu bu. Öncelikle grubumuz 18 kızdan oluştuğu için eğlence son güne kadar devam etti. Staj parçamız bile belliydi ki olayı siz düşünün ;) Baskılar yaptık, deneylerle boyalar hazırladık, kumaşları kestik, öncesinde örgü ördük, dokumalar dokuduk, liflerden iplik oluşturduk yani efendim yapmadığımız hiçbir şey kalmadı ki son günümüz benimde opsiyon olarak seçmeyi düşündüğüm konfeksiyondu. Az kalsın kalıyordum #) Ama bu arkadaşınız zoru sever. Olayın başına dönersek şimdi son haftanın perşembe günü Ege Üniversitesinin Mühendislik Mezuniyet Gecesi vardı ve ben ile sınıfımdan hatta staj grubumdan arkadaşım olan Dilara ile birlikte hostes olduk. Başarı belgelerini, plaketleri ve daha bir sürü verilmesi gereken belgeleri taşıdık durduk. Zeki arkadaşınız statta yapılan törende dolgu topuk ayakkabı giydiği için bütün gece ayakları ağrımadan hatta dans bile ederek geceyi bitirdi. En güzel anda benim bölümün sunumunda oldu. Şimdi bizden en az 120 öğrenci çıktı ve sırayla yedişer yedişer çıkmaya başladılar. Onlar çıktıkça bölümümüzün hocaları da gelmeye başladı. Dilara ve bizi görünce şaşırsalar da hep beraber belgeleri arkadaşlarımıza vermeye başladık. İnsanın birinci sınıftayken tanıdığı üst sınıftaki arkadaşlarını, birkaç yıl sonra mezun olarak görmesi çok güzel bir duygu. Hepsini tanıyordum yani o derece =) Hem biz kutladık hem de onlar derken kep atmaya sıra geldi ve bizde bizim bölümdekilere katıldık. Hocalarla beraber hazır olduğumuzda kepleri attık. Darısı başıma dedim =)) İşte böyle bir geceden sonraki sabah son staj konum olan konfeksiyonun sınavı vardı ki hocayla o gece konuşmuş ve ertesi gün için izin almamıza rağmen dikişler yetişmez diye erkenden gelmek zorunda kalmıştık. Ee durum böyle olunca hoca bizi son grup olarak sınava aldı. Sorular sorular derken bana “Düz dikişin oluşumunu anlat” sorusu geldi. Hocanın derste tabloda anlattığını hatırlıyordum ama o anları tam hatırlayamıyordum derken diğer iki arkadaşımda cevap veremedi ve hoca bize “Kaldınız!” dedi.

Dip Not: Staj konularının herhangi birinden kaldığınız zaman bütün o gidip de tek tek geçtiğiniz üç hafta yalan oluyor!

Hocam yapmayın dedik, son gün dedik, hemen öğreniriz dedik. Hocada bunun üzerine biz odamıza gidene kadar cevabı öğrenin dedi. Tabi ben direk odadan çıkıp tablonun yanına koştum ve bir bakışta anladım. Tam ben orayı çalışırken hoca sınıftan çıktı ve beni görüp “Z.S geçti.” dedi ki o andaki mutluluğumu siz düşününün =) Neyse odaya gittik ve ben sorunun cevabını söyleyip sınavdan da stajdan da geçmiş oldum. Diğer iki arkadaşım ekstra sözlüye kaldı. Bütün bunların üstüne evet hala konfeksiyon istiyorum. Zoru seviyorum bebeğim. Kimse beni yıldıramaz. İkinci tercihim teknoloji olmasına rağmen konfeksiyonun olmasını istiyorum. Daha ilan edilmese de bekliyorum işte. Birkaç arkadaşımla ilk tanıştığımızda konfeksiyon seçelim diye konuşmuştuk ama hepsi beni stajdan sonra yarı yolda bıraktı. Hele biri var ki ondan hiç beklemiyordum. Aa bu arada birde bütünleme olayı çıktı stajın ortasında. Yaz okulundan sonra yapılmasına karar verildi. Bakalım Çikom ne yapacak çok merak ediyorum ;) Benim mi?! Aah kuzular bu sene ne yaz okulum ne de bütünlemem var. Valla son tatilimi kumsalımda yatıp kocaman şapkamla bronzlaşarak geçiriyorum (Görmüş olduğunuz fotoğraf bizzat şahsım tarafından sizin için çekilmiştir).

Ya işte son durumum budur.
Haftaya belki İzmirime dönerim şöyle üç günlük falan.
Birkaç işimi halledip, arkadaşlarla buluşup ki onları çookk özledim, alışveriş yapmam lazım.
Kendinize iyi bakın. Şimdi benim denize girmem lazım. İskeleden el sallayanlar var ;)

18 Mart 2012

Mart, Bahar ve Pazar


Bugün güzel İzmir’im de çok güzel bir hava var.Sıcak desem sıcak değil soğuk desem hiç değil.

Dünden zaten kendime söz vermiştim sabah erken kalkacaktım. Dediğimi de yaptım. Bu güzel pazar sabahı erkenden kalktım ve fırına ekmek koydum sonra da sporumu yaptım ve eve geldiğimde güzel bir duşla ayıldım =) Tabi zengin bir pazar kahvaltısı yapılmadan o gün “Pazar” olmaz dimi ;) Ardından da TV’nin karşısına geçtim. Geçmiş senelerden hatırladığım ve Cnbc-e’de de yayınlanmış olan Emma adlı diziye BBC HD de denk geldim. Dün ilk iki bölümünü izlemiş ve çok beğenmiştim. Meğer bugünse diğer iki bölümü yayınlanıyormuş. Oturdum bir güzel onu izledim ve havadan mıdır nedir bilemiyorum bugünü “Romantik Pazar Günüm” olarak ilan ediyorum.

Emma’ya gelirsem, ne güzel bir diziymiş öyle o ya =)) Emma’nın çöpçatanlığını izlerken kendimden bir sürü şey gördüm. Başkalarının aşk hayatlarını izleyip bazen eğlenirken bazen de üzüldüğüm anları hatırladım. Emma, çöpçatanlığın ilk kuralını unutmuştu. Aslında gözünün önündeki kişiyi hiçbir zaman fark etmedi. İşin gerçeği aslında ikisi de birbirini fark etmedi. Yıllarca süren arkadaşlık elbette bir gün aşka dönüşecekti. Emma, büyük bir oyunda aşkı ararken asıl amacı aşkın ne olduğunu ve nasıl hissettirdiğini bilmek istemeseydi. Hayranlık mı merak mı derken Frank’a ilgi duyduğunu sandı. Kendi içindeki gerçekleri fark etmesi biraz zaman alsa da sonunda aşkın ne olduğunu oda anladı =) Harika bir diziydi. Dört bölümdü ve idealdi. Tadı damağımda kaldı =)

Emma’yla birbirimize benzeyen yönlerimize bakarsam ikimizde güzel, yeri geldiğinde çokbilmiş olabilen, zeki ve tabi özgüveni yüksek kişileriz. Bunların yanında ikimizde dertsiz, tasasız bir haldeyiz. O zengin bir bayan. Ayrıca yaşıtları gibi soylu biriyle evlenmek zorunda da değil. Ben ise yaşıtlarım ve yaşıt kız arkadaşlarımın düşüncelerinden çok farklı düşünerek hatta bir noktaya bakıp onlar ağacı görürken ben orada anında masallar, hikâyeler, kurgular çıkarıp aklımda yazarak yaşıyorum. Buradan yola çıkarsak ikimizin de dönemleri ayrı olsa da yaşadığımız dönemlerin bize dayattığı her şeye karşı çıkıyoruz ve bu şekilde yaşıyoruz.
En benzer noktamız ise kuşkusuz başkalarının aşk hayatını düzene sokarken kendi aşk hayatımızı düzgün bir raya oturtmakta bir o kadar beceriksizliğimiz =)

Dizide geçen klasik oda müziklerini dinledikten sonra yeniden keman çalmak istedim.
Böyle bir havada belki de ilham bugün gelir de beni bulur belli mi olur?!
Birkaç parça çıkarırım belki =)

Uzun zaman oldu.
Parmaklarımın nasırları azaldı.
Azıcık yara açalım =)

Herkese İyi Pazarlar =)

7 Eylül 2009

Anne Ben Güzel Miyim???


Çocukluğumu hatırlıyorum da (Ne günlerdi ama =)) böyle ailecek televizyonun karşısına oturur güzellik yarışmalarını izlerdik.

- Şu kız güzelmiş.
- Ne o kızın numarası not al Z.S, not al!
- Sonra benim beğendiğim kız çıkınca bi şey ısmarlarsın (ki çıkarsa da ayrı bi mutlu oluyorduk sanki jüri bizmişiz gibi).

O küçük yaşımda bütün numaraları isimleri hatırlardım, bilirdim falan. Haberlerden sonra başlardı bu yarışmalar ve gece yarısına kadarda sürerdi. Önemliydi aslında bizim aile için ama o dönemde Türkiye için de önemliydi sanki yaa. Herkes hayran hayran izlerdi. Hatta şöyle bir anım var hatırladığım; akşam olmuş babam beni çerezciye yolluyor ve ben bi koşu gidiyorum amaç yarışmayı kaçırmamak. Çerezciye bir giriyorum ki orda ki amca bile seyrediyor, bi de yorumunu belirtiyo.

Yok artık diyor, gülüyorum o zamanlar =)

Eve gelince durum çok farklı olmuyor ki bizde de yorumlar, numaralar belli oluyo ve izliyoruz. Eğer o dönemlerde bizim eve hediye verselerdi kesin zengin olurduk çünkü hep tutturuyorduk (Vayy be biz neymişiz yaa =) ).

Yıllar geçtikçe bu sevdamız sıkıcı olmaya başladı. İzlemez olduk, takip etmez olduk. İyice soğuduk anlayacağınız. En son Paris Hilton geldi (Ne kadar uzak olduğum belli oldu sanırsam =)), Hadise çıktı sahneye ama yok hiç biri ilgimi çekmedi ve ben şunu fark ettim Türk halkı olarak da bu işin peşini bırakmış bulunuyoruz. En son kim seçildi bunu bilenimiz bile çok az. Neyse yaa =))

Aklıma takılmıştı, bunu da size sunayım dedim ;))