festival etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
festival etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2013

Almanya Güncesi …4

17.08.2013 Tarihli yazımdır.


Ö. ile buluştuk ve beraber Frankfurt Hbf’a gittik. Almanya’nın gündüzleri uzun geceleri kısa. Yani saat 21:00 bile olsa hala hava aydınlık hala gündüz gibi. Türkiye’de annemlerle Skype yaptığımızda bunu onlara söyledim ama inanmadılar. Sonra bilgisayarı alıp onlara gökyüzünü gösterdim. Teknoloji işte =))

Frankfurt’a gidişimiz tam bir eğlenceydi. Trenimizi bekledik ve bu sırada Ö. hediyelik birkaç şey ile yiyecekler aldı. Trenimiz geldi ve bindik. O, aldıklarını yerken bende durakları yazıyor ve etrafa bakınıyordum. Mainz - Frankfurt Hbf arası 1 saat iken bizim ineceğimiz durakla aramızda 15dk daha vardı. Git Allah git bitmiyor gibi geldi bir an. Sonunda F. Stadion’a geldik ve metroya kimler bindi dersiniz? “Eintracht Frankfurt” taraftarları! Bordo - Siyah renkleriyle tam bir taraftar grubu. O gün maçları varmış ve sanırsam yenmişler. Yalan olmasın eve gelince bakmadım maç sonucuna ama sevinçlerinden yendikleri anlaşılıyordu. Tren bir anda taraftarlarla dolunca millet balık istifi oldu. Herkes birbiriyle vıcık vıcık. Kaç gün sonunda Almanya’nın da trenlerinin kalabalık olduğunu görmüş oldum, sevindim =) Gelelim olaya. Benim gibi taraftar sevdalısı, Galatasaray aşığı birinin Alman hatta o meşhur Alman taraftarlarıyla karşılaşması çok güzel oldu. Vagonun bir tarafından “Ein!” diyorlar bizim vagon “Tracht!” diyor. Sonunda her iki tarafta aynı anda “Frankfurt!” diye bağırıyor! Vee olay şimdi geliyor. Zıplıyorlar!! Ay evet zıplıyorlar yahu. Trende!!! Otobüsteki etkiyi bilirsiniz denk geldiyseniz şimdi bunun kaç katını trende düşünün! Alman bi amcada bana bakıp bakıp gülümsedi. “Sende mi taraftarsın?” dedi. “Yok.” dedim “Ben Galatasaraylıyım.”. “Aa ben senin bilekliğine bakıp Almansın sandım.” dedi. Size itiraf; bende bi ara “Tracht!” dedim =)) Aradan kaynamışta olabilirim hehee =)) Biz böyle bağıra bağıra ineceğimiz durağa geldik. Hep beraber indik. O kalabalık aynı anda sokaklara daldı. Konstablerwache durağının içinde Türk manavlar var. İnince üzüm, elma gibi meyve satanlarla karşılaşıyorsunuz. Oradan buradan yürüyen merdivenlerden derken Frankfurt’un en ünlü alışveriş sokağına çıkmış olduk. Almanya’da mağaza ve dükkânlar akşam 8 oldu mu kapatıyorlar. Hal böyle olunca da apar topar birkaç mağaza gezdik ve Ö. ye H&M den çok tatlı birkaç kez katlanan güneş gözlüklerinden aldık. Ben bir şey almadım. Benim için o gün nerde ne var günüydü. Daha çok alışveriş yapan arkadaşa yardımdı benim işim ;) Ö. Frankfurt Main Tower diye bir yer olduğunu ve gece şehri izlemek istediğini söyledi. Ve biz bu şekilde o kuleyi aramaya başladık. Sormadığımız insan kalmadı. Bide Burger gibi yerlerin yanında (Hani evrensel yer dersiniz.) çoğu dükkânlardaki insanlar İngilizce bilmiyor. Yol tarif edemiyorlar. Sonuçta Almancaya ihtiyaç duyuyorsunuz. En sonunda taksici bulduk. O sağolsun bize oranın bu saatte kapalı olduğunu ve açık olduğu saatleri söyledi. Bu şekilde gece manzaralı Frankfurt hayalimiz suya düşmüş oldu. Biz binayı araştırırken saate bir baktık 21:45 olmuş bile (En geç kapanan yer. 22:00'da kapanıyor.). Hemen Rewe bulmaya yola çıktık. İçkimizi alıp eve gidecektik derken orasının da kapalı olduğunu gördük.


Oraya kadar koş, yürü, sor evreleriyle susamışlık birleşti.
Uff puff diye yürürken birde ne görelim o gün Frankfurt Apfelwein Festival varmış hem de sondan bir önceki günmüş.

*Elma şarabı biraz ekşi hatta sert ama genzi yakmıyor. Benim gibi ekşiyi seven biriyseniz beğenirsiniz.

İlk birbirimize baktık ve hemen festival alanına daldık. Kaç günün sonunda festivale denk gelmek güzel oldu. En güzeli ise plansız eğlence olmuş oldu =) Sahnede bir grup vardı ve İngilizce, jaz, Almanca, Latince şarkılar söylüyordu. Sahnenin önünde kendinden geçen teyzeleri izlerken ben ortamı, sahneyi videoya almaya başladım ve sonunda kendimi de dans ederken buldum hobaa!! Turistsen turist gibi olacaksın arkadaş ;) Sonra sarhoş bir amcanın bana gözleri kaymış bakışlarını yakalayınca Ö. ile bir masa bulup oturduk.


Alman bir çift karşımızda sözde kumpir olan patateslerini yemeye çalışıyorlardı. Öyle yumruk büyüklüğünde
patatesin içine konulan yağ, kaşar ve sosisle kumpir mi olur?! Türkiye’ye gelsinler kumpiri görsünler “Kafam Gibi” =D Hemen birkaç fotoğraf çektik. Sahnede şarkı söyleyen gruba eşlik ettik. Pink – Raise Your Glass’ı söyledikleri sırada “Raise your glass!” yerine gelince ben bardağımı kaldırdım. Ben kaldırınca Ö. de kaldırdı sonra bir Alman daha ve bi baktım şarkının nakaratında herkes bardağını kaldırıyor heyooo =)) O şarkıda bu yapılmalı zaten, bilmiyorlar yok yok ben öğrettim onlara ;)


Son şarkıyla bizde kalktık, depozitolu olan içkilerimizden paramızı aldık ve metroya binip (Bunu anlatmazsam içimde kalır. Şimdi biz Ö. ile metroya indik yürüyoruz derken önümüzden fare geçti! Küçüktü ama kuyruğu kendisinin iki katıydı. Yabancıların şu temiz pis olayını tam anladıklarını ve benimsediklerini düşünmüyorum. Bizde olsa kimler kimler suçlanır.) eve geldik.  Artık geldiğimizde gece 00:00’ı geçiyordu ve biz açlıktan ölüyorduk =( Ama sözümüzde durduk. Ben makarna, ekmek ve salatalıklarımı alıp geldim, Ö.de hemen etleri pişirdi. Gecenin bir saati yemek yedik, fotoğrafları, videoları bilgisayara yükledik. Konuştuk, güldük ve eğlendik.

İnsanın yalnız olması güzel evet ama eğlenceye gitceksen yanında biri olacak. Anılarını paylaşacak birine ihtiyaç var. Bence biz Ö. ile iyi anlaşacağız. Bu gece bunu hissettim. Şimdi saat gece 3. Yatmam gerek. Bu dolu mideyle nasıl uyucaksam?! #) Yarın Pazar “Ölü Gün” ama olsun. Buluruz yapacak bir şeyler ;)

xoxo

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

14 Temmuz 2010

Görev ...2: Bahçe Dekorasyonu

Mezuniyet töreni macerası yazımdan sonra bu yazı önceki konunun devamı gibi gelebilir ama iç içe olmasın diye ayrı yazdım.


Şuan ajandama bakıyorum da bugün (Saat itibariyle) son keman dersim var. Bir hafta erken bitti dersler. Vayy bee 3 ya da 4 haftalık bi tatil sonrasında yeniden keman dersine başlıcam ama olsun tatil tatildir. İzmir sıcağında kemana gitmek (Ne kadar sevsem de) zor oluyordu. Çalışırken zaten terliyorsunuz (İster istemez) bide İzmir sıcağı, 2 kat yorgunluk. Unutmadan kemanım için yeni bir yastık alıcam. Markasını not aldım. Umarım bulurum. Sonra başka yerde aramak istemiyorum. Veee bugün sürpriz bi haber çıktı!

* Cuma günü Bandırma'ya gidiyorum. Anneannemin evine gül dikip, bahçe düzenlicez bir de evi temizlicez. Diğer evi önce boyayıp sonra temizlicez ama bu konuda tecrübeliyim en azında =)) Geçen yaz kendi evimizi annem, babam ve ben 3'lü boyamıştık. 1 haftada bitmişti ev (Toplama dahil). Reklam ilanı gibi oldu sanki bu son cümle. Evden eve hahaa =))

Şiiimdiiii... Bu bahçe işinin başına dönersek tabi en başına değil. O kadar uzun yazamıcam şimdi. Orta bölümünü anlatsam gene yeterli olur sanırsam =))

Geçen pazar Ödemiş'de bir nikaha katılmak için yola çıktık ve Bayındır'dan geçtik. Daha önce buraya gitmemiştim. Ve söylüyorum: Harika bir yer. Adamlar sadece çiçekçilik yaparak para kazanıyorlar. Oradakilerin geçimi bu ama görmelisiniz. Yollardan giderken sağlı sollu çiçek seraları ve bahçeleri var. Türlü türlü, çeşit çeşit çiçekler. Sağa sola bakınmaktan yol nasıl geçti bilemedik. Dönüşte de uğradık birine ve 13 tane gül aldık. Fiyatı söylüyorum: Tanesi 1TL! Şaşırdınız dimi? Şehirde olsa 7TL.

İç piyasa analizi yaparak "Bu nasıl bir uçurumdur?" dedim. 13 liraya gül + başka bitkilerde aldık. Karlı çıktık diyebilirim. Zaten orası çiçek festivali de yapıyormuş. Toplu her yere çiçek satıyorlarmış. Muhteşem bir yer ya. Çiçek tarlalarını görmelisiniz müthiş bir şey. Renk renk ayrıca sadece çiçekte değil filiz yetiştiriciliği de var. Palmiye bile yetiştirmişler, satıyorlar.

Nikah sonrası oraya uğramak güne farklı bir eğlence kattı =)) Şimdi işte oradan aldığımız bu bitkileri dikicez.

Hanım Ağa (Kendisi anneannemdir. Ben ona "Hanım Ağa" derim.) oturacak sandalyesine ve parmağıyla göstercek biz dikicez. Küçüklüğümden beri pek bi severim o evi zaten. Eskiden daha büyük gelirdi bana =)) Her noktasında bir anım var benim. Bu tatilde kemanımı ve laptopu (TDK "laptop" yerine artık "dizüstü" deyin diyo!) alıcam, oturcam o "Eski Evler" in oraya ve ilham toplucam. Bomba gibi gelmek istiyorum İzmir'e.

*"Eski Evler" bu anlattığım yerin bi bölümünün adı ;)

Bakalım nostalji eşliğinde ne sonuç çıkıcak. Bekleyip görücez tabi hal kalırsa.
İşte diyorum ajandam hep dolu hep dolu.
Herkese İyi Tatiller ;)