27 Haziran 2010

Tatilde Olmak

Yavaş yavaş alıştım bu duruma galiba ben =))) Aslında ben, yazın gelmesini hem isterim hemde istemem.

İsterim çünkü;
- "Tatil" demektir yaz.
- Zorunlu yapacak işlerinizin olmaması ya da kalmaması.
- Büyüklerinizin ya da varsa yazlığınızın oraya gidersiniz. Oralarda da arkadaşlarınız ve çevreniz vardır. Onlarla takılırsınız. Yenilik her zaman iyi gelir insana.
- kışın yapmak isteyip yapamadıklarınızı yaparsınız.
- Planlar ve listeler uygulanmaya başlanır.
- Uzakta okuyan arkadaşlarınız memleketinize gelir. Topluca görüşürsünüz. Bütün yılın biriktirdiklerini sanki bir günde anlatabilecekmişsiniz gibi konuşursunuz. Bitmez hikayeler, anlatılanlar ve yaşananlar ama geçen zamanda eğlenirsiniz. Çok mutlu eve dönersiniz. Belki bir kaç gün sonra yeniden buluşur, kaldığınız yerden devam edersiniz =)))

İstemem çünkü;
- Hava sıcak oluyo.
- Bütün bir seneyi geçirdiğiniz arkadaşlarınız ayrılmaya başlar, dağılırsınız.
- Bazen seneye yeni dönemde görüşmek için söz veririz ama bu çoğu zaman gerçekleşmez. Sonunu bildiğimiz halde hep aynı şeyleri söyler tekrarlarız.
- Yaz okulu falan olanlar yazın sıcağında derse gitmek işkence olabilir.
- Bir kaç senedir denizden de soğudum. Şu fazla sıcaklar ve güneşin zararlı etkilerinin arttığını artık biliyoruz ve ben bundan çok rahatsız olduğum için kumsalda güneşin altında oturup vücudumu yakmaya niyetim yok.
- Bide bir kaç sene önce başlayan ve benimde gördüğüm bi olay sonrasında denizden resmen soğudum. "Girmesemde olur." psikolojisindeyim.


Bi sürü daha yazabilirim ama şimdilik kısa kesiyim. Şimdilerde bu listenin sanırsam arasındayım. Temmuzun ortasına kadar İzmir'de olcam. Sonrasını bilmiyorum. Bi kaç düşünce var ama daha uygulamaya geçilmedi. Bakalım, görücez.

Aşk-ı Memnu


   Aşk-ı Memnu bitti. 

Türkiye bi diziye daha veda etti.herkesin yazdığı bu konuyu yazmadan önce aslında çok düşündüm.çünkü bu konu malzemesi en bol olan bi konu.çok fazla üstüne düşünülecek bişey yok aslında...

Ama bugün internette gezerken bazı kişilerin düşüncelerini okudum ve evet hakta verdim.meclistekiler dizinin finalini izlemek için evlerine gitmiş ve biliyoruz ki hergün şehit haberleri oluyo.ölenler, yaralananlar ve patlamalar...türkiyede şu sıralar bi dram ve olumsuzluklar var.burda siyasi olaylara girmicem çünkü benim blogum siyasi olayların yazıldığı yer değil ama şunuda söylemeden geçemicem; bu kadar olumsuzlara sonunda kendi adıma DUR dedim ve artık tvde haber izlemiyorum.çok dikkatimi çekerse bakıyorum şöyle.çünkü hergün tartışma programları ve ölenleri duymak hele bunu her akşam haberlerde duymak gerçekten benim psikolojimi bozdu.diyebilirsiniz ki "ne kadar vurdumduymazsın.sende bu ülkede yaşıyorsun." diye ama ben kendimi korumak istiyorum ve bu yüzden de yasta olan bi türkiye gününde herkes gibi oturdum Aşk-ı Memnu'yu izledim.reytingi arttırdım ve evet sonunda ağladım.



SPOILER...


Dizinin VEDA bölümünü izlemeyenler için başını izlemeyin derim ben.Nihal'in kına gecesi falan çok gereksizdi.ama Bihter'in o telefonda Behlül'e "peki" demesine bittim.masum masum çocuksu bi ses tonuyla söyledi ve ondan sonraki sahneler zaten en güzel yerdi.banyoda söylediği "bir günah gibi" şarkısı güzel bi ayrıntıydı.ardından sonunda Beşir konuştu.onunda konuşması hiç duyulmadı.konuştu mu fısıldadı mı anlamadım =)) o konuşuyo ben ses açıyorum falan. eminim izleyenler aynı anda "söylesene bee" dedi.peki sonrasında ne oldu??? hemen geliyor.

Adnan öğrendi ve yatak odasına doğru "Bihteeerr" diye diye koştu.bu sırada ne oldu işte benim asıl sahnem.beyaz bi elbise içinde Bihter Behlül'le odada.yavaşça odayı kilitler.Behlül tedirgindir.Adnan kapının arkasında kapıyı açmasını ister.hatta tekmeler ve bağırır.Nihal bu sırada gelinliğiyle eve gelmiş merdiveleri çıkmaktadır.Firdevs Hanım bavullarını toplamış evden ayrılıyordur aynı saniyelerde.

bu sırada asla unutulmayacak sözlerini söyler Bihter: Nihal, bir nefeste sönüverecek bir çiçek, peki ya bihter?"

Behlül yalvarır "bırak o silahı" diye.

-Bihter'in suratındaki çaresizlik,umutsuzluk ve hüzün duyguları o kadar güzeldi ki.ben bile kıyamadım.-

ardından 2.sözü gelir "bu kapı açılınca senin için de bitmeyecek mi her şey...o kapı açıldığında da öleceğim.benim ölmemi istiyor musun beni kaybetmeyi göze alabiliyor musun..." Bihter bu sözleri söylerken Behlül hiç bişey yapamadan sadece yalvarır "bihteer..." vee işte Bihter'in beni bitiren cümlesi: "beni kaybetmeyi beni beni beni beni...bihterini..."

-bu sözcüklerdeki "beni beni beni beni" yerini nasıl güzel söylemiş öyle ya Beren Saat.-

bu sözlerden sonra Adnan odaya dalar.-resmen "sonunda" dedim- ama tek söyleyebildiği söz:"sen benim oğlumdun!.."bu sözlerden sonra Bihter'in parmaklarıyla silahı kavrayışını görüyoruz ve ardından ateş edişini.-gözleri açık gitti zaten.-ardından cenaze sahnesi. ve beni en çok şaşırtan sahne ise Firdevs Hanım'ın felç olması oldu.anladık ki: Ateş düştüğü yeri yakar.o kadarki babasının yanına gömülen Bihter'in soyadı "Ziyagil" değildi.soyadlarını vermemişler.bu sahneden sonra Behlül'ü görürüz dağılmış halde.o kadar söz söyler ama bi türlü "ben seni çok..." sözünün devamını getiremez.herkes aslında ne olduğunu anlar.ama o bi türlü bunu dile giteremez.zaten dizinin başında getirse çoktan kaçmışlardı ama Behlül gene aynı Behlül olarak "şimdi bana en çok yakışan şeyi yapacağım.başka türlüsünü yapmak elimden gelmiyor çünkü sen de gördün.her zaman her sıkıştığımda yaptığım gibi..cesaretle sahiplenemediğim her şeyi bırakıp gittiğim gibi gideceğim..hadi aşkım.."gülü mezara bırakır.mezar taşını öper gözlerindeki yaşlar mezarın toprağına düşer ve behlül: behlül kaçar.." der ve gider.


sonunda Adnan Bey ile Nihal'in konuşmasıda güzeldi.

nihal: kendimi şu ağaçtan daha yaşlı hissediyorum
adnan: kendimi o şu ağaç kadar şanslı hissediyorum.
nihal: neden?
adnan: canlıyım bir kere..her geçen gün, yeni bir nedenle yeşeriyorum..

gülümseyen nihale bakar..
adnan: bir küçük tebessümle filizleniyorum..
nihal daha çok gülümser..
adnan: zehirli sarmaşıklarımdan arındım..

Nihal babasına hüzünle bakar.
nihal: ne zaman iyileşeceğiz baba?

Gözleri dolu dolu Adnan: birbirimizle şifa bulacağız taklım..yine kahkahalarınla çınlatacaksın evimizi, yeni bahçemizi..
nihal: beni hiç yalnız yalnız bırakma baba..hep beraber olalım..yaşarken de ölürken de..


vee sonunda evi kapatırlar.Adnan Bey arabayı çalıştırır.Deniz Hanım Nihal'inde isteğiyle öne oturur.Nihal ve Bülent arkaya otururlar..
araba hareket eder..
araba uzaklaşırken
ekranda yazı belirir: SON



Bu dizinin sonunda en karlı kuşkusuz Deniz Hanım oldu. =))) Nihal'de o kadar bağırdı çağırdı ona ama sonunda kuzu kuzu silik Nihal oldu yeniden.


Evet bi dizi daha sona erdi. Bazıları "yeni fenomen" dedi, bazıları ise "eskisi daha güzel" ama şu kesin ki bu dizideki oyuncular için bu dizi ve roller onlar için dönüm noktası olcak.


NOT: Fonda çalan şarkının aslında bizi ağlattığını düşünmekteyim. adı: addagio enstrümantal..

17 Haziran 2010

Ooohh!!

                Olan biten her şeyin üzerine hadi bi “Oohh!!” çekelim =)))

Sınav dönemleri falan derken ne yazı yazdım, ne de başka şeylerle ilgilenebildim. 8 Haziran da keman solomu verdim. Mazas’dan bi parça çalarak başarıyla geceyi atlattım. Bu aralar daha iyi çalıyorum sanırsam #) Bu keman işini bırakmamalıyım (Hırs mı geldi acaba bana ne =) ).



Üniversitede ise ortalamayı 85 yapamadığım için yıl sonu sınavına girmek zorunda kaldım. Evet biraz bu bende gerginlik yarattı tabi. Bir kaç gündür onun sonucunu bekliyordum ve erkenden açıklanmış. Bakarken bile heyecandan öldüm diyebilirim. Olay şöyle oldu: dün keman dersine akşam gittim. Gittim ama aklım hala sınav sonuçlarındaydı. Bugün ise sınav sonuçlarının açıklanması gerekiyordu. Neyse işte eve geldim, oturdum, kalktım derken (Amaç zaman geçsin) bi baktım Çiko bana mesaj atmış. “Hadi sınav sonuçlarına baksana!” diye. Bende “Erken mi açıklanmış??” diyerekten direk bilgisayara koştum. Kendisi geçmiş. Ben ise hızlı bir şekilde sayfayı açıp numaramı girdim. Geçmişim =)))) Ayy mutluyum huzurluyum! Hemen arkadaşlarıma sordum noldular diye. Şuan tek hatırladığım şey; sevinçten bi an öylece kalmam hani insanın içine bir umutsuzluk dolar ya aynen öyle olmuştum açarken.


Şimdi düşünüyorum da ilk seneye başlamamıza şurda kaç ay kaldı. İlk sene mühendislik dersleri bakalım ne kadar zor. Herkes “İlk sene çok zor.” diyo ama bilemiyorum ki. Herşeyi yeniden keşfetmeyle geçiyo yıllar. İlkokuldan sonra ortaokulda farklı hocaların girmesine alışırsın sonra lisede daha da farklı bi durum. Şimdide üniversitede aynı şeyi yaşıyorum. Hazırlığın sistemini anlamaya çalışmakla yılı geçirdim. Zaten anlayamadan da yıl bitti #) Şimdi alan derslerimden önceki dersleri anlamakla dönemi geçiricem. Amaaann zaten hep aynı şeyleri yapmak beni sıkıyor. Böyle yeni durumlarla uğraşırken sıkılmıyorum. 4 sene bi yerde okumam için mesela bana yeterli. İlkokulumu 4 sene okudum sonra başka bi okulda 4 sene ve tabi lise 4 sene =))) Üniversitede de böyle olur inş. =))) 4 senede bitsin ;)

Varya yaşlanacağız okul bitince. Kocaman olcaz.

O keman solomun olduğu gece benden başka keman çalan kızlarda vardı. Onlarla konuşurken “Ben üniversitedeyim.” deyince inanamadılar. “Hiç belli değil.” dediler galiba genç gösteriyorum #) İlerde işime yarar mı acaba ;) Yaramalı evet bunu yapmalı.


İşte böyleee. Biten yorucu günlerden sonra rahat bi uyku çekeceğim. Tamam, İzmir sıcak falan insana işkence ediyor ama genede o keman solomdan sonraki gün gibi değilim. Keman solomdan sonraki gün, sabah yataktan bi kalktım bütün vücudum kasılmış. Resmen mumya gibiydim. Sanırsın ki 1000 mekik ve üstüne 5 saat koştum. Artık kendimi o gün için nasıl kastıysam vücut ertesi gün tepki verdi. Bütün gün B12 vitamini ve rahatlama çayı içerek geçirmiştim. Anca 2 gün sonra açıldı vücudum.

Şimdi 4 hafta daha İzmir’deyim. Sonra ne yaparım bilemiyorum ama spora başladım bu sürede. 2 saat bisiklet biniyorum. Hiç efor kaybetmemişim =)) Her gün ders çıkışı yaptığım yürüyüşlerin faydası olabilir ayrıca geçen yaz günde 3 saat binerdim =) Çüşş!! diyebilirsiniz ama şunu anladım: dün mesela 2 saat bana mısın demedi. Bu haftadan sonra yeniden 3 saat yapayım bari.

Kilo vermek değil amacım. Evde oturmak ve İzmir’in sıcağı insanı mayıştırabiliyor. Maksat hantallaşmamak ve uyuşmamak. Enerji için hareket lazım =))

Sabahları erkenden kalkmaya alışmışım. Tatil dönemi de olsa saat 8.00 ben ayaktayım =)) Pembe diziye sardım sabahları. Akşama doğru ise indirdiğim Kore dizilerinden birini izliyorum, gecede yarım bıraktığım kitabı okuyorum. Dün gece öyle bi okumuşum ki sabah ezanını duydum =) “Günlerden ne oldu şimdi?” dedim kendi kendime =)) Günler saatler karıştı resmen. Amaannn (buna da AMANN yolluyoruz) yaz okulum yok ya ve İngilizce işini hallettim ya boş verdim. Biraz keyif yapmak istiyorum.

Eğleniyorum, geziyorum ve şimdiden herkese iyi tatiller diliyorum.
Güldüğünüz gün sayısı ağladığınızdan çok olsun.
xoxo

Yetkili Servisler!!!

Yetkili servislerden nefret geldi. Satarken her şey çok kolay ve rahat ama bir şey olunca kimse üzerine alınmıyo. Sanki sorunu biz yaratıyoruz.

Laptop’um hala tamir olmadı. Buradan Toshiba yetkili servisine kızıyorum. Bilgisayarım 98 derece olarak ölçülüp fazla ısınıyor. Yanacak! Yetkili servistekilere götürdüm. Adam diyor ki: bilgisayar çalıştığı sürece sorun olmaz’mış. Gerizekalı mıdır nedir?? Klavyeye ısıdan dokunulmuyo, bilgisayar yanmamak için performansını düşürüyo ve sayfaları açamıyo ama bizim servisteki bey! hala çalışır diyor. 2 derece kalmış 100 olmasına hala çalışır diyo. Ki, bilgisayar dengeli durumda 98 dereceyi gördü. Yüksek performans yapsam artık havaya uçucaz herhalde. Daha bir sene olmuştu bilgisayarı alalı halbuki.

Ayrıca adam bizi salak sandı herhalde. Adama diyorum ki “Bende bi tane daha bilgisayar var ve zamanında ondada ısınma yaşadım ve hallettiler. Bu neden olmuyo??” Adamın verdiği cevap: Günde 1500 bilgisayara bakıyorum ve bu da böyle çalışıyor?! Bu nasıl bir cevaptır ya! Resmen saygısızlık. Bizde abimle almadık ve şimdi bilgisayarımı yetkili servis merkezine yollucaklar.

3 defa falan gidip olmazsa davalık olma yolunda ilerliyoruz. Ayrıca netten araştırdık bu bilgisayar modelinde bu sebeple zamanında çok şikayet olmuş. Ya para iade ya da ürün değişimi diyecekler. Ben kesin para iade yapacam. Üzerine kendim koyar daha yenisini ve iyisini alırım. Zamanında HP markasıyla böyle olmuştum sonrada LG ile. Şimdide Toshiba. Resmen bir ürünümün bozulmasından korkar oldum ya. Bu ne biçim bi servistir. Geneli böyle sanırsam.

Serviste kaldığı süre için de belgeler Almanya’ya yollanacakmış.
Oradan onay geldikten sonra garantisi uzayacakmış. Sanki garantisindeyim bende.

Bu aralar beklemekteyim işte. İnşallah olur çünkü bilgisayarımla yapacak çok işim var. İçindeki her şey silindi biliyorum. Ama abimin bilgisayarına da kişisel şeylerimi atamıyorum çünkü onun ki artık taştı doluluktan. 2GB boş alanı kalmış. Bu durumda kendi bilgisayarımı beklicem.