27 Ağustos 2011

Tatil Deyince...

Tatil deyince eskiden hemen deniz, kum, güneş üçlemesini sayardım ama zamanla bu üçlemem değişti. Şimdilerde üçlemelerim beşli sekizli hatta onlu oldu =)


Benim için tatil yıl içinde yapmak isteyip de yapamadığım bütün eğlence, iş, merak, hobi artık aklıma ne gelip de yıl içinde not almışsam onların hepsinin en azından çoğunun yapılma zamanı oldu. Bide tabi yaz demek benim için kilo vermek demek. Yıl içinde o kadar aktif bir ders çalışma zamanım oluyor ki bi zaman ayırıp spor yapamıyorum. Kilo almasam da kaslarım kaybolabiliyor. Bu nedenle yaz demek yeniden kasları görünür hale getirmek demek =) İlk günden başlanır spora ve okul açılıp da bir süre sonra vizelerin başlamasıyla ara verilir. Bu zaten hayatımın büyük bir kısır döngüsü bunu bozamam.

Diğerlerine gelince liseden beri beraber olduğumuz arkadaş grubumuz İzmir’e gelir ve hemen toplanıp hasret giderilir, eğlenilir belki lunapark yapılır =) Kafalar dağılır, anlatılacaklar bir güne sığdırılmaya çalışılır. En sevdiğim yanımızda bu işte sanki bütün yaz bizim değilmiş gibi bütün yaşadıklarımızı, yapacaklarımızı o güne sığdırmaya çalışırız. Bir anda herkes konuşur muhabbet halka şeklinde dağılır. Saat ilerler kordona yatılır. Burada muhabbet biter mi sandınız hayır burada muhabbet yiyeceklerle beraber devam eder. İçilir, gezilir, bol bol gülünür sonra üzülerek de olsa ayrılınır. Sonra yeniden buluşulur derken yaz böylece biter. Sonra herkes okuduğu ile gider. Üzerimize bir hüzün çöker ve İzmir de olanlar birbirine sahip olması sözüyle baş başa kalır.


Bu yaz bunların yanında bir de yaz okulumla uğraştım. Daha önce de dediğim gibi statik dersini aldım ama sınav olup her şey biteli 2 haftayı geçmesine rağmen hala sonuçlarım açıklanmadı. Önceleri yoğunluk var herhalde gibi saçma sapan bahaneler üretirken öğrendim ki en fazla 50 öğrencisi olan hocamız hala sınav sonuçlarını asmamış. Hayır, yani bir insan 2 asistanı olmasına rağmen sınavları bu kadar nasıl geç okur ya? 1 ay sonra yeni dönem başlayacak ama biz hala bir şey bilmiyoruz. Diğer derslerin ve bölümlerin sonuçları ertesi gün hadi o olmadı en geç bir hafta içinde açıklandı. Ama bizim??? Neyse bu konu sinirimi bozuyor işte geçelim.

 
Bütün bu yoğunluğumun içinde annem bayram tatilinde anneanneme gitmeyi teklif etti. Yeni dönem başlamadan bu bayram tatilini de fırsat bilerek bir gidelim, gezelim, alış veriş yapalım dedi. Önce istemedim ama gecenin bu saatinde karar verdim ki gidiyorum =) Yani bir hafta burada olmayacağım. Güzel İzmir’imi İzmirli olan herkese emanet ediyorum. Bu yazıyı yazmadan önce arabaya konulacak ayakkabılar, yarın giyileceklerin hepsi ve en önemlisi bavul hazırlama merasimimi bitirdim =) Genelde hep bir şeyi unuturum ama bu sefer unutmamayı düşünüyorum. Pek de bir şey yanıma almıyorum zaten. Bir spor çantası kadar eşya işte =) İşin en yorucu kısmı bu kadar az eşya alıyoruz da ne alıyoruz? Bunu bu sefer kolay atlattım 20dk da hazırlanmam bitti. Sonuçta taşınmıyorum sadece tatile gidiyorum =) Yarın arabaya koyup anne kız Bandırma’ya gideceğiz. Artık anneannem, teyzem, annem ve ben 4 bayan ne yaparız meçhul =)


 
Herkesin Ramazan Bayramını Şimdiden Kutluyorum =)


Tatlıların ayarını kaçırmadan yiyin gari =))

21 Ağustos 2011

Çocukluk Saçmalıklarım ...2



Bayanlar ve Baylar

Zehirli Sarmaşık’ın Çocukluk Saçmalıkları TOP 5 ile karşınızda…

İyi okumalar… =)

5 numara: Ben ters bebekmişim ve sezaryenle dünyaya gelmişim. Birazda kiloluymuşum ama ne kadar olduğumu söylemem =) Ne alaka diyebilirsiniz, hemen söylüyorum; ben hiç emeklemeden yürüdüm. Durum böyle olunca da kilo artı gelişmemiş bacaklar birleşince benim bacaklar yamulmaya başladı. Bunun düzelmesi içinde güneşlenmem gerekiyordu. Annemde beni alıp denize götürdü. Çocukluğumdan beri hayvanlara karşı aşırı bir sevgim ve merakım vardır. İşte gittiğimiz yerde kova ve kürekle oynarken sıkılmış olacağım ki gidip kurbağa yakaladım ve onları da kovaya doldurdum. Bir sürü kurbağa gece çadırın dışında ses çıkarıyorlardı. Herhalde acıktılar deyip bende onların yanına çıkmıştım ama nasıl oldu bilmiyorum kurbağalar bir anda kovadan çıktı ve çadırın içine dışına sağına soluna her yere dağılmaya başladı. Resmen kurbağaların istilasına uğramış olduk =)

4 numara: Bu hikâyemde biraz daha büyüğüm. İlkokul birinci sınıfa gidiyorum ve öğlenciyim. Annem ise her gün öğle arasında işten eve geliyor beni alıyor okula bırakıyor sonra tekrar işe gidiyor. Böyle bir döngünün içinde annem gelmeden önce ben hazırlanıyorum ki zaman kaybetmeyelim. Bir gün TV de fön çeken bayanları gördüm ve bende okula fön çekip gitmek istedim. Aldım elime fırçayı önümden de bir tutam saçı _hatırlatayım saçım belimi geçiyor_ sarmaya başladım. Sarıyorum sarıyorum derken dibe kadar geldik. Sonra kuruttum saç kurutma makinesiyle. Her şey buraya kadar bence çok güzel gitmişti fakat benim saç uzun olduğu için ve beceriksizce doladığım için birbirine yapışmış hatta dolanmışlardı. Annemin de gelme saati yaklaştığı için panik yapmıştım ve çeke çeke daha da keçe gibi bir hale getirmiştim. Tabi benim saç açılmadı ve annem geldi. Gözünüzün önünde sahneyi canlandırayım. Anneniz kapıdan içeri girmiş ve siz karşısında önlüklü saçında ise dolanmış koca bir fırça ile duruyorsunuz =) Önce kızsa da sonra oturtmuştu beni önüne ve almıştı eline tarağı saçımı kurtarmaya çalışmıştı. Ara ara da “bak açılmazsa kestiririz önünü” diyordu. Buradan ne kadar umutsuz bir halde olduğumu anlıyor ve “tamam” diyordum. Bu şekilde bayağı bir uğraştan sonra açmayı başarsak da sona doğru bir kısmını kesmiştik. Hatta o zamanki sınıf fotoğrafında kimse bilmez ama saçımın birazı önlerden eksiktir =) Bir ay falan taç takmıştım fark edilmesin diye =) O gün bugündür saçıma fırça değdirmem =)

3 numara: Abimle nerede tehlikeli iş var hepsini yapardık maşallah. Bu da böyle bir saçmalık ;) Evde o gün misafirler var ve bizde arka odadayız. Misafirlerin ise evde olmasını istemiyoruz. Düşündük düşündük sonunda nasıl yollayacağımızı bulduk. İşte süper fikir geliyor!!! Elektrikleri keserek. İyide bunu nasıl yapacaktık? Sigorta onların oturduğu koridorun ucundaydı ve yukarıdaydı. İşte o zaman büyük saçmalığın fikrini uygulamanın farklı yollarını düşünmeye başladık. Sonunda o kadar fikirden aklımıza gelen yöntemi seçtik. Odadaki prize alüminyum folyoyu sokacaktık. Bunu düşündük de ben sigortaların ve tehlikenin boyutunu bilmiyordum. Gidip mutfaktan folyoyu aldım ve odaya geldim. Rulo haline getirdiğimiz folyoyu yavaşça prize yaklaştırdık. Yaklaştırdıkça elektrik çekimi oluştu ve büyük bir kırmızı ışıkla beraber sigortalar attı. Öyle böyle değil ama alt katın odasını bile etkilemişiz =) Manyaklık yemin ediyorum. Sonra annem geldi “bir şey mi oldu” dedi. “Yok, bilmiyoruz bir anda oldu. Bizde size bakacaktık” dedik. Sonra sigortaları açtıklarında hasılatı odamıza gidince gördük. Duvarda kocaman bir kara leke vardı. Hem de prizin etrafında =) Direk bezlerle sildik ama o korku ve heyecanı asal unutmadım. İşin güzel yanı yakalanmamıştık =)

2 numara: Yüzmeyi yeni öğrendiğim zamanlar askeri kampa denize girmeye gitmiştik. Kuzenim Arif Abim de yanımda beraber yüzüyoruz derken annem denizden çıktı ve bize yiyebileceğimiz bir şeyler almaya gitti. Bu sırada da başımıza bir şey gelmesin diye bizi karaya çıkardı, havluya sardı bıraktı. Annemin köşeyi dönmesiyle iki kafadar suya tekrar girdik. İşin korkutucu yanını söylüyorum: ben yeni çat pat yüzerken Arif Abim simitle yüzüyordu. Bu şekilde dubaya kadar gitmeyi kararlaştırdık ve başladık yüzmeye. Yolun yarısında Arif Abim yoruldu ve ben bi yandan onu çekiyorum bi yandan yüzüyorum derken dubaya ulaştık. Bilmeyenler için belirteyim; askeri kamplarda duba uzaktır ve profesyonel olanlar yüzer. Bu şekilde biz dubaya kadar yüzdük ve dinlendik. Sonunda dönmeye karar verdik ve gene yolun yarısında yorulduk. Bu sırada da annem bizi arıyor ve etrafa bakıyormuş derken bizi denizde hatta en derinlerde görmüş. Önce inanamamış ama sonra simitten tanımış ve bağırmaya başlamıştı. Neyse biz bu şekilde dinlene yüze kıyıya varmıştık =) Arif Abimle bu ilk yaramazlığımız değildi. Bir diğeri de köydeki çatıya çıkmamız ve orada mahsur kalmamızdı. Abim, Arif Abimle beni gaza getirdi ve iddiaya girdik. Konumuz çatıya kim çıkar? Önce Arif Abim çıktı sonra ben. Biz çatıda abimin de çıkmasını beklerken o merdivenleri aldı. Kaldık mı biz çatıda :D nasıl bağırıyoruz ama… Tuğla falan atıyoruz… Bu şekilde sesimizi duyurmaya çalışırken evdekiler sesimizi duyup dışarı çıkmalarıyla bizi görüp şok olmaları aynı anda olmuştu :D indikten sonra abimi köyün sonuna kadar kovalamıştık =))

1 numara: Benim iki tane oyuncak bebeğim vardı hani şu çift olup kızlı erkekli özel çantası olanlardan. İşte bunların saçlarını tararken nasıl oldu bilmiyorum düğüm olmuştu ve bende açamayınca onların saçlarını kesmiştim. Saçsız bir bebek bir kızın en büyük kâbusudur. Hemen onlara bir saç bulmalıydım. Yeniden uzun olmalıydı ve taramalıydım. Tam bunları düşünüp evi ararken bir anda kendi saçlarım aklıma geldi. Evet, işte olay buradan sonra başlıyor hazır olun ;) Benim saçlarım liseye kadar belimi geçecek kadar uzundu. Bir an “birazını kesiyim de saç yapayım, nasıl olsa uzun fark edilmez” dediğimi hatırlıyorum ve annemin dikiş makasını alıp gelişi güzel saçlarımı kesmeye başladım. Biraz önden biraz arkadan… Tabi bir yandan kesiyorum bir yandan da bebeklere yapıştırmaya çalışıyorum. Gür olsunlar istiyorum ama saçlar bir türlü bebeklerin kafasına yapışmıyor ve ben daha çok kesmeye başlıyorum. Sonra annemler işten dönüyor ve beni saç tomarlarının içinde önümde kel iki bebekle beraber buluyorlar. Annemin suratındaki o ifadeyi bu yaşıma geldim hala unutamıyorum =)



Şöyle bir yazdıklarımı okudum da genelinde hep saçla ilgili şeyler yapmışım =) Neymiş acaba bu kadar saça merak ve kafayı yormak? #)

Annemi de çok yormuşum sanki biraz =) Buradan özür diliyorum.


Bide 2 numaralı anımda anlattığım Arif Abim işte benim yazılarımda bahsettiğim kaybettiğim Abim. Bu şekilde onu da anmak istedim.


18 Ağustos 2011

Çocukluk Saçmalıklarım …1

Geçen gece annemle oturmuş TV izlerken bir anda otobüste başımdan geçen olayı anlattım sonra konu döndü dolaştı benim çocukken yaptığım saçmalıklara geldi =)) Şu an ne kadar saçmalıkta desem o zaman mantıklı geliyordu =) Aklıma geldikçe hep gülerim. Sizde gülün birazda benim farklı bir yanımı öğrenin istedim ve size TOP 10 umu yazdım =)


                                          İyi okumalar ve gülmeler =)

10 numara: Çocukken kuaför olmak isterdim ama kuaföre de gitmeye korkardım. Saçım kesilirken ağlayanlardandım. O nedenle de saçlarım çok uzundu. İşte böyle bir dönemde lahana bebeğimin saçlarını kesmeye başlamıştım. Zamanla tiftik tiftik oldu =) İşin hoş yanı o lahana bebek hala sağ salim odamda duruyor =)

9 numara: Her kız çocuğunun bir oje hikâyesi vardır. Benimki biraz anneyi çıldırtma noktasındaydı. Ojeleri annemden gizli alırdım ve sürmeye çalışırdım. Peki, bunu nerede yapardım? Ahşap salon sehpalarının ve koltuklarının üzerinde. Tabi genelde de etrafa damla damla sıçrardı. Ah ah annem çıldırırdı. Bilmeyenler için belirteyim ahşap yüzeylere aseton dökülmez. Neyse ki annem kimyagerde zararı birazda olsa azaltabildik =)

8 numara: Ojeden sonra en büyük olay annemin makyaj malzemelerini berbat bir hale getirmemdi. Evde kaldığım zamanlar ki genelde de evde yalnız olurdum çünkü bana bakan teyze uyuyor olurdu. O uyurken de o kocaman evi aramak bana büyük bir macera olarak gelirdi. Sürüne sürüne annemlerin odasına girerdim çünkü orası hazine odasıydı =) Çekmeceleri karıştırır ve rujları bulurdum. Artık bundan sonrası hazinenin harcanması aşamasıydı. Neler yapılmazdı ki o rujla =) Gözlere sürülür far olur, yanağa sürülür allık olur ee dudağa sürülür ruj olur ama dudağa da düzgün sürülmez. Geniş geniş boyardım yüzümü =) Sonra çıkmazdı sil allah sil derken bütün suratım kıpkırmızı olurdu. Havlulara siler havluları berbat ederdim =) Annem kaliteli makyaj malzemesi alırdı ee onlarda suda çıkmaz, etrafa bulaşmaz olduğu için genelde suçüstünde yakalanırdım. Bu şekilde yakalanmazsam da kapaklarını direk kapatıp rujları ezdiğim için yakalanırdım. Giderdi annemin o pahalı rujları =)

7 numara: Deminde dediğim gibi o kocaman evi aramak benim için büyük bir maceraydı. Abimde bunu bilir ve bana evin içinde hazine olduğunu ve bunu onun vereceği hazine haritası ile bulacağımı söylerdi. Sonra bana haritayı verirdi. Bende evi arar bulmaya çalışırdım. Bu genelde ya şeker çıkardı ya da kraker. İşte ben bir gün gene böyle hazine ararken annemin dolabının içine girmiştim amaç gizli geçidi bulmak =) Sonra abimde gelmiş beni içeriye kilitlemiş. Önce soğukkanlı davrandım sessiz kaldım. Ben sessiz kaldıkça annemler panik yapmış bu kız nerde diye =) Abimde bir şey söylemiyo tabi derken beni dolabın içinde bulmuşlardı. Havasızlıktan ölecektim sadece onu hatırlıyorum.

6 numara: Benim tam bir Rambo hastası olduğumu artık sağır sultan öğrendi =) İşte gene böyle bir filmi abimle izledikten sonra abimden elimi ve ayaklarımı bağlamasını istemiştim. Oda sıkı sıkı bağlamış. Amaç ne kadar sürede kurtulabileceğim? Tabi ben kurtulamadım =) Bu sırada da zaman bayağı bi geçti. Abimden artık ellerimi açmasını istedim. Onunda bazen psikopat halleri vardır. İşte o hallere denk geldim ve açmadı. Bir sinir ayağa kalktım. İşte olan o zaman oldu ve ben yüz üstü boydan yere düştüm. Hem de çeneyi çarpıp dili ısırmaca. O düşüşü bu yaşıma geldim hiç unutamıyorum. Ellerim bağlı olduğu için zaten bir garip hissediyorsunuz ve kurtulmaya çalışıyorsunuz. Bütün bu düşüş 5saniyeyi de bulsa bana 5dk gibi gelmişti. Sonra ne mi oldu? Ben düşerken ellerimi daha bi sıkmışım ve açılmasını imkânsız hale getirmişim. Peki, ellerimi ve ayaklarımı neyle bağladığımızı da söylüyorum. Gene annemin tülbentleriyle #) En az 2 saat açmaya uğraştık ve biz açtık annemler işten geldi. Yakalanmamıştık neyse ki =)



Şimdilik TOP 10 dan geriye bu kadar =) Devamını daha sonra yayınlayacağım. Zehirli Sarmaşık’ın Çocukluk Saçmalıkları TOP 5 ile devam edecek… =)


Kadınlar & Erkekler ...4

Aklıma takılan belki de bana ters gelen bir olayı anlatacağım size.

Nasıl girmeli ve nasıl anlatmalı inanın ki bilmiyorum.

O zaman ben direk konuya gireyim ara ara toplar ve düzenlerim =)



Olay 2 bayan ve bir erkek hakkında. Böyle yazınca akla ilk olarak başroldeki erkek için kapışan iki bayan hikâyesi gibi gelebilir ama değil.

Erkeğimiz öncelikle bayan 1 numarayla sevgiliydi. Sonrasında ayrıldılar barıştılar derken aralarına mesafe girdi. Yaşanılan yorucu bir yıl çevrelerindeki herkesi yorarken onlar bu durumdan zarar görmemek için tekrar ayrıldılar. Bu ayrılmanın sonunda “kanka” denen bir arkadaşlığı yürütmeye başladılar. Böyle değince aklıma takıldı. İnsan ayrıldığı sevgilisiyle “kanka” olabilir mi? Arkadaş olabilirsin belki ama “kanka”???

Konuya dönersem, böyle 2 sene geçti ve erkeğimiz bu sefer 2 numaralı bayana sevdiğini söyledi. 2 numaramız bu duruma şaşırdı. Gene farklı illerdeydiler. Buluşup konuşacakları yıl içinde maksimum 10 gün var ya da yoktu. 2 numara temkinli yaklaştı ve tam olarak karar veremedi. Konuştu, anlattı, rahatladı. İşin asıl noktasına gelirsek yani 2 numaranın neden şaşırdığına; çünkü 1 numara ile yakın arkadaşlar. Kaç seneleri beraber geçmiş. Onlar sevgiliyken yanlarında bulunmuş ve her şeye şahit olmuş. Bunlardan sonra oğlanın sevgisine inanmak ve bir anda güvenmek o kadar kolay olmasa gerek.

Bu konuyu daha sıcakken erkek arkadaşımla konuştum da bana söylediği söz “Siz kızlar bu tarz şeyleri çok abartıyorsunuz ama biz erkekler öyle düşünmüyoruz ve seviyorsak sevdiğimizi söylüyoruz” oldu. Bu ne biçim bir şeydir anlamadım ben şimdi. 3 bayan 2 erkek tartışmanın içinde boğulduk. Her kafadan farklı bi düşünce farklı bi savunma… Bu sefer olayların içine girmeden kenardan sıyrıldım diyemeyeceğim çünkü bayağı bi ortasına düştüm. Resmen karar merceği noktasına getirttiler beni. Kendi düşüncemi söylesem biri kırılacak ee kırmamam için orta karar bir şey söylesem benim düşüncemin nasıl olduğu biliyorlar o zamanda sahte bir arkadaş düşüncesi olacak. Yani bu sefer ne yapacağımı bilemedim.

Buradan düşüncemi açıklıyorum:
Bence böyle bir şey bana ters. Sen benim en yakın arkadaşımın sevgilisiyken ve ben sizin her şeyinize şahit olmuşken siz ayrılıyorsunuz ve sanki başka kız/erkek kalmamış gibi biz çıkmaya başlıyoruz. Arkadaşım, sevgilimden ya da olacak kişiden daha önce gelir benim hayatımda. Bir de şöyle bir şey var, sevgilin bugün var yarın yok ama arkadaşlık dostluk ki bizimkisi seneleri doldurdu diyebilirim sağlam olmalı ve güveniyorsan ona ihanet edilmemeli.

Bu zamana kadar hiç bir erkek arkadaşıma böyle bir konuda soru yöneltmemiştim. Bu ilk oldu çokta güzel oldu. Bundan sonra sorucam. Geçen yazılarımda yaptığım gibi bir anket tarzı bir şey de yapabilirim.

İşin bana en tuhaf gelen yanı 1 numaraları kızımızın bütün bunları bilmesi (teknoloji sağolsun) ve sanki böyle şeyler olmamış gibi oğlanla da kızla da konuşması. Hâlbuki 2 numaralı kızımız bunu öğrendiğinden beri ne yapacağını, nasıl davranacağını düşünüp duruyor. Kabul etmeyeceğini ne kadarda bana belirtse de böyle bir durumun başrol kahramanı olmaktan hiç memnun değil.


Buradan size soruyorum:

Sizin eski sevgiliniz kız arkadaşınıza sevdiğini söylese kız arkadaşınızla arkadaşlığınız nasıl bir boyut alır?

Peki ya erkekler siz böyle bir şey yapar mısınız???

13 Ağustos 2011

♥ ♥ ♥ 12 Dev Adam'ım İzmir'de ♥ ♥ ♥

Bilindiği üzere Basketbol Milli takımımız hazırlık maçları için İzmir’im de =) Onlar burada olurda ben gitmez miyim tabi ki de giderim =)

Ve bugün gidiyorum.

Peki, neden geçtiğimiz 2 gün için gitmedim diye sorarsanız ilk günün biletini almayı unuttum #) Dünde arkadaşlarla buz patenine gittim _bunu sonra uzun uzun yazacağım ;)_ ve eve geç geldim. Maçın başlamasına 20dk kala evdeydim artık onu da televizyondan izledim. Ama bugün için aldım biletimi ve gidiyorum.


 
Geçtiğimiz 2 maçın inadına biletim protokolden ;) Şöyle en önden bütün oyuncuları yakından göre göre izleyeceğim =) Şimdiden heyecanlandım bile =)



Hazırlık maçı deyip geçmek istemiyorum çünkü bundan sonra bir daha buraya gelmeyecekler. Hazır gelmişlerken ve fiyatları da uygunken gidip Millileri yakından görmek istedim =)

Gitmeden önce favorilerimi sayıyorum. Bilen bilir sıralamamda ilk kişi her zaman Kerem Tunçeri’dir =) Dünkü Almanya’yla olan maçımızda oynamasada bugün onu oynarken görmek istiyorum. Sonra Ender Aslan, Cenk Akyol. Özellikle Ender’in üçlüklerini izlemek harika oluyor =)

Bu maçlarda Kerem Gönlüm, Ömer Aşık ve Semih Erden oynamadığı için onları listeye eklemedim. Yoksa severim üçünüde =)

Takımımızda yeni isimler var artık. Gençler ve bence daha tam olarak birbirlerine alışamamışlar ama gözlemlerime göre zamanla alışacaklar ;) 

Önemli bir bilgi veriyim: Hidayet bu turnuvalardan sonra bir daha milli takımda oynamayacağını söyledi. Bu nedenle de maça gidip onun oynayışını yakından izlemek istiyorum =)


Aklıma gelmişken sorayım bizim Bogdan Tanjević’in sağlık durumu hakkında bilgisi olan var mı? Çok merak ediyorum ya =( İnşallah iyidir ama uzun zamandır sesi soluğu çıkmıyor.



Yazları en büyük eğlencem basketbol, futbol, voleybol hatta ne kadar spor dalı varsa onların turnuvalarını izlemektir. Evet, bütün voleybol, basketbol ve futbol maçlarını takip ediyorum. Ayrıca NTVSPOR da favori kanallarım arasında. Kabul, ben bir spor delisiyim #)



Yazımı bitirirken belirteyim bugünkü maç 18.00 da Sırbistan ile =)

Gönüllerimiz millilerimizle olsun =)


8 Ağustos 2011

İçgüler & İlişkiler


İlk görüşte çok sevdiğiniz hani şu kanım kaynadı tabiriyle hoşlandığınız birinden daha sonra nefret edebilir misiniz ya da ilk görüşte sevmediğiniz bir kişiyi tanıdıkça sevebilir misiniz?

Dürüst olmak gerekirse genelde ilk izlenimler değişmez. Ne kadar değişsin isteseniz de değişmez. Ki bu ilk izlenimlerde insan yanılmaz. Nasıl hislerimiz var bilmiyorum ama yanılmıyoruz. İlk görüşte güvenmediğiniz bir insanla iş arkadaşlığınız devam ederken zamanla onu tanıyabilirsiniz ama ara ara o ilk anınız ve hisleriniz gelir aklınıza. İnsanlar şunu anlamıyor; iş arkadaşlığı ile özel hayattaki arkadaşlık farklı olmalı. Duygularla hareket edilmemeli. Duygularla hareket edildiğinde ise anlaşmazlıklar çıkıyor, çekememeler, birbirinin arkasından iş çevirmeler sonra bunların ortaya çıkmasıyla inkâr çabaları.

Hayatımdaki herkes ve her şey benim yazılarımın konusu olabilir. Kimi ne zaman ve ne için seçeceğim hiç belli olmaz. Bunu yaparken kimseyi kırmam, incitmem, rencide etmem ve tabi Blog’umda onun hakkında hiç bir bilgiyi açık etmem. Çünkü benim için önemli olan olaydır, olanlardır hatta yaşanılanlardı. Belki de uzaktan olanları izleme durumum dolayısıyla böyle olabilir. Eskiden beri böyle davranırım. Yazarım, not alırım sonra da olanları düşünür kurgularım. Bir şekilde olanları tekrar kafamda yaşarım. Yeri gelir görmezden gelirim yeri gelir buna dur derim ve alırım önüme bilgisayarımı ve içimi dökene kadar yazarım da yazarım. Sonunda içime sinerse de burada yayınlarım. Beğenende var yazılarımı beğenmeyende.

İnsan büyüdükçe daha çok insan sarrafı olmaya başlıyor. Bunu bu kadar net söylemek bile cesaret istiyor. Yıllar geçtikçe şunu da öğrendim. İnsanlar size bir şeyler anlatırken onları sadece dinlemeyin. Eğer böyle yaparsanız sonrasında durmadan anlatmaya başlıyorlar. Karşılarındakinin de bir insan olduğunu unutuyorlar. Siz bir yerden sonra patladığınız zaman ise sorunlu sizmişsiniz gibi davranıyorlar. Asıl sorun o kişilerin ne aradıklarını bilmemeleri. Sizi belki de arkadaşı olarak değil de dertlerini anlatıp rahatlama yeri olarak görüyordur. İster istemez bu izlenimi de vermiş olabilirsiniz. Arkadaşlık, dostluk ya da adı ne olursa olsun insan ilişkileri bu demin anlattığım şekilde olmaz. Çıkar ilişkilerinin kişiler arasına girmesi ve günümüzde sürekli artan bencillik birleşince kullanılan insan ve kullanılacak insan şeklinde bir arayışa geçiniliyor. Yeri geliyor insan kendi içinde çözemediği sorunları oluyor, olmuyor mu benim de oluyor ama bunu bencilce sadece bir kişiye atıp durmadan o kişiyi kullanmıyorum. Gidip de 10 kişiye de anlatmıyorum. Şunu yapıyorum benim gibi düşünen bir elin parmaklarını bile geçmeyecek kişi sayısı kadar güvendiğim insanla konuşuyorum. Bir kişide bütün özellikleri aramıyorum. Her arkadaşımda farklı özellikler vardır benim. Eğlenmek istediğimde x kişisiyle, deli dolu bir şeyler yapmak istediğimde y kişisiyle takılırım. Düşüncelerini beğendiğim ve kararsız kaldığımda ise z arkadaşım yardımcı olur bana. Bence hayatı en güzel yaşama şeklide bu olmalı. Onların size gösterdiği anlayış ise en temel olan. Eğer böyle olmazsa neden onunla buluştun da beni çağırmadın gibi triplere giriliyor ki benim en sevmediğim durum bu. Bana bu şekilde karışılmasını sevmediğimi daha önceki yazılarımda belirtmiştim. Sevgilim bile olsa bu şekilde bi soruyla bana gelemez.


Diyeceksiniz bu konuda nerden çıktı.
Bende diyeceğim ki okuduğunuz gibi olaylardan, olanlardan hatta yaşanılanlardan…

5 Ağustos 2011

Tam Bir Sene Oldu

Zaman dediğimiz şey o kadar tanımsız ve tarifsiz ki herkes bir şey söylüyor buna bende dâhil.


Evet, hayatımda o kadar çok kişiyi kaybettim ki bunun sonucunda güvenim sarsıldı, yaşama sevincim yok oldu, gülmeyi unuttum ve gözlerimden yok olan gözyaşları gene bu dönemde yerini aldı. Aklıma düşen geçmişe ait düşünceler ve zamanla büyüyen acılar insanı yeri geliyor olgunlaştırıyor, yeri geliyor bakış açısını değiştirebiliyor.

Tam bir sene oldu…

Onu kaybedeli Tam Bir Sene Oldu.

Bir tek benim değil bütün ailemizin hayatını değiştiren olay olalı Tam Bir Sene Oldu.

Şimdi sorsanız bana O Bir Senede olanları hatırlıyor musun diye bir saniye bile düşünmeden “Hatırlıyorum” derim.

Sabah nasıl kalktığımı, evden nasıl çıktığımı, hastaneleri nasıl gezdiğimi, eve geldiğimi, sinir boşalması yaşadığım anı, oturup kalkamadığım zamanı, son görüşmeyi, son konuşmayı ve tabi haberi ilk aldığım zamanı…

Tam Bir Sene Oldu benim ikinci abimi kaybedeli…


Kısa ve öz bir yazı olmalıydı ve oldu… Bugün Tam Bir Sene Oldu…

3 Ağustos 2011

Bir Dönemin Sonu Bir Başka Dönemin Başlangıcıdır

Uzun süredir bir türlü karşılaşamadığım ve görüşemediğim bir arkadaşımdan nişan haberi aldım. Öyle böyle değil, 4 sene liseyi beraber okumuş ve sonra kazandığımız üniversiteler farklı illerde olduğu için ayrı düşmüş ve şimdilerde arkadaşım nişanlanmış. İnsana ilk duyduğunda bir garip gelse de düşündükçe ayrı bir mutlu oluyorum, yüzümde kocaman bir gülümseme oluyo =) Hatta o bu olayı söylerken ben bir sürü plan yapmaya bile başlamıştım.  Durmadan söylüyorum üzerimde şu sıralar bir duygusallık var diye… Bu haberi alınca da sevinç yerini hüzne bıraktı bir an. Büyüdük biz yaa… O kadar büyüdük ki artık nişanlanıp daha sonrasında da evleneceğiz.
  
Nerde o eski okuldan kaçtığımız kaçarken ise tellerden atlarken dizimizi kolumuzu acıttığımız, hocaları sinir etmek için almanca saçma sapan cümleler kurduğumuz, sırf bahçede on tur atmamak için numaradan birbirimizi düşürdüğümüz, asi olacağız diye uyuşturucu kitaplarını karıştırdığımız, sıra kavgaları yaptığımız, erkek muhabetleriyle son noktayı aşındırdığımız, yaşadıklarımızı paylaştığımız, stad dans görevlerinde birbirimizi idare ettiğimiz, törenlerden sonra saçı açık okula girmek yasak olduğu için birbirimizin saçını kapıdan geçene kadar topladığımız, makyajımızı kapıda kontrol ettiğimiz sonra içeri girince kızlar tuvaletinde tazelediğimiz, Şebnem Ferah şarkılarını ezberleyip sözlerini ise sıraya döşediğimiz sonra da bu dizelerin arasına kopyaları sıkıştırdığımız günler…

Bunları bu şekilde yazınca bir an da olsa yaşadıklarımız çok uzaklarda kaldı. Şimdi benim arkadaşım yakında evlenecek öyle mi. Sık sık yazıyorum ki kendimi alıştırabileyim. Böyle filmlerdeki gibi nedimeleri mi olacağız biz şimdi onun =)) Gözümün önüne geldikçe bi tuhaf oluyorum =)

Benim için evlilik, biriyle yaşamak gibi düşünceler ne kadar uzakta olsa arkadaşlarımı bu şekilde gördüğüm zaman “Acaba?” diyorum.

Bugün bir yarışma gördüm ve katılmak istedim fakat yarışmanın 18 yaşını geçmemiş gençler için olduğunu fark ettim. Böyle dedikleri zaman “Büyüdün artık kızım sen” diyorum kendime. BÜYÜDÜN… Büyüdük mü gerçekten? Arkadaşımın nikâhın da ağlayan taraf olacağım kesin. Kız tarafı hep ağlarmış zaten =)) Yavaş yavaş bu tarz şeyleri de öğrenmeye başladım, hehe :D  :D

Bu yaz o kadar bereketliydi ki evlenenler, nişanlananlar… Bol bol düğünler, eğlenceler… Hiç sıkılmadım valla =))

Bu haberi aldığım zaman bir şeylerin geride kaldığını fark ettim.
Bir dönem kapanmıştı artık.
Nostalji ya da anılardan bahseder olacağız bir süre sonra.
Geçmişi konuşup güleceğiz, bol bol hatta en büyüğünden kahkahalar atacağız.
Büyük bir masada oturup birbirimize bakacağız ve sadece gözlerimizle anlaşacağız.
Sessiz sessiz uzun bir konuşma yapacağız.
Saatler ilerledikçe hüzün çökecek üstümüze ve gecenin sonunda herkes kendi evine dağılacak.
Sonuç olarak yeni bir dönem başlayacak.

Bu yeni dönemi hüzünle karşılasam da aslında çok mutluyum. Bu mutluluğu ise buradan herkesle paylaşmak istedim. Ne diyebilirim ki yaşlandıkça duygusallaşıyorum galiba =))