annem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
annem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ocak 2014

Hastayım

Gönül isterdi ki size yeni yılın gecesinde ilk yazımı yazıyım, size güzel dileklerimi sunayım ama olmadı.
Ben 2014’e hasta girdim ühü ühüüü =(((

Dünde “Sabahtan derse gideyim, cumada doktora gideyim.” dedim ama yok benim kafam kalkmıyor ki yataktan. Hemen annem ve babamın yoğun baskısıyla doktora gittim. Orda da ayakta beklerken başladı mı benim başım dönmeye! Allaahh duramıyorum derken kendimi görevlinin sandalyesine zor attım. Millet de bana tip tip bakışlar atmaya başladı. Yaşlılar deseniz kalk da ben oturayım modun da. Ölsem “Genç ona bir şey olamaz!” dicek! Sağlık ocaklarında ve aile hekimlerindeki bu yaşlıların davranışları ne olacak ya!

Her neyse baş dönmesi, mide bulantısı, ağrıyan kaslar, yapılan tahliller ile eve geldim. Bugün daha iyiyim (İlaçlar sağolsun.). Bakalım pazartesi günü öğrencem tahlil sonuçlarımı. 10-6 tansiyonla yaşayan ölüyüm herhalde #) Uff umarım kötü bir şey çıkmaz ve bende hayatıma devam ederim. Hiç sevmiyorum hasta olmayı, ilaç kullanmayı (Bütün gün uyuyorum sonra.), hayatı kaçırdığımı hissediyorum.

Neyse efenim bu gece daha iyiyim ve size yeni yazımı yazıyorum =))

2014 hepimize mutluluk, sağlık, huzur, daha az ölüm, kayıp, acılar getirsin.
Aşk kapımızı çalsın ve hiç bırakmasın.

xoxo

15 Aralık 2013

Babam İçin Kış


Malum kış mevsimine adam akıllı girdiğimiz (Bence PAT diye oldu) şu günlerde bizim ailede de kış hazırlığı başlamış bulunuyor. Benim için kış demek buz gibi, donmuş halde eve girdiğimde bol tarçınlı (Olmazsa olmaz) salep içmektir. Başka bir şey istemem. Dolu dolu insanı tokta tutan, tarçın ile kan şekerinizi de düzene sokan bu içecek, benim için kış demek =) Hava soğudumu alırım onları kutu kutu bir de sütü koyarım dolabıma. Sonra sabah akşam ne zaman üşüsem içerim. Yazın limonatayla yaşayan ben, kışında saleple yaşarım o derece seviyorum =))) Bunun yanında Doğadan’ın A,C,E vitaminli yeşil çayı ile Ginkgolu yeşil çayını da bu listeme ekleyebilirim. Ayrıca hazır kış gelmişken yaz boyu ördüğüm atkılarımı da takarım. Tabi olmazsa olmaz şapka koleksiyonuma da yenilerini eklerim.

Annem için kış demek kalın giyinmek demekken (Kazak, boyunluk, kaban, manto, eldiven, şapka ne varsa takar takıştırır.) babam için kış demek bayağı uzun bir liste demek ;)

Babamın listesine gelin bakalım;

1 Numara: Tavuk ve tavuk suyuna çorbalar. Çok bereketli yemek yapar babam =) Tavuğu haşlar onu sunar, suyuna çorbalar yapar. O çorbalar ama öyle boş olmaz. İçine tavuk diter, tereyağı koyar bazen de erişte ekler. Olur sana dopingli kış çorbası! Onu ye sonra yakmak için kaç saat koş, spor yap :D

2 Numara: Makarna ve bulgur pilavı. Favorimiz. Bizim akşam soframızın olmazsa olmazları. Diyet yaptığım günlerde inadına bana yaptırırdı. Bende kendimce yapardım hehee =)) Bi kere babamın mutfağıyla benim mutfağım farklı. Benim mutfağımda ya yağsız yapılır o makarna yani sosla pişer ya da çok az yağ konur (1 çay kaşığı kadarcık!). Babamınki öyle mi canım?! Bol soslu, bol yağlı yapar o makarnasını. Ondan da benim karışmamı istemez.

3 Numara: Salatalar. İşte işin en can alıcı yerindeyiz. Ben yeşillikli, bol limonlu severim ama babamın ekşiye alerjisi olduğu için limon koyamıyoruz. Koyarsak sirke! Onu da ben sevmiyorum. Öyle olunca ayırıyoruz. Vee tabi salataya konan yağ ile tuz. Babam bol yağ koyar, ben hiç ya da gene aynı 1 çay kaşığıcık. Tuz ise hiç kullanmıyorum ama yook bizimkiler “Tuzsuz bu.” derler koyarda koyarlar. Böyle durumlarda babamla gene ayrılıyoruz.

4 Numara: Ceviz, fındık, fıstık ve kuru üzüm. Hatırlıyorum da ilkokula gittiğim yıllarda okul önlüğümün cebinde hep kuru üzüm olurdu =))) O kadar çoktu ki derste yer, sıra arkadaşım Nermin’e de verir, ondan başkasına sınıfın yarısını beslerdim yaa hahaaa :D Çok yerdik çookk =)) Sonra annem önlükleri yıkarken ceplerimi kontrol etmediyse s*çtık! Yapış yapış olur o hadi bakalım yersin azarı. Ama benim suçum yoktu ki. Babam gelir önlük cebine “Üşüme kızım.” deyip koyardı. Her gün kona kona o cep davul olurdu =)) Ulen ne manyaklık. Sınıfça “Ye babam ye mod” =) Bu yaşıma geldim babam hala aynı. Neyse ki dar paça pantolon giyiyorum da bahaneyle “Yok baba sağol, yemicem.” diyebiliyorum. Diyet yaptığım zamanda babam resmen karşıma geçip bir kocaman kavanoz cevizi yiyordu #) Tabi karnınız açsa, otobüs beklerken daha da acıktıysanız cebinizden çıkan kuru yemişler o kadar tatlı gelir ki. Bunu da es geçmeyelim ;)

5 Numara: Bal, tahin & pekmez. Kilo aldırıcı bir besin grubu daha. Allahım kavanoz kavanoz. Bıraksan eve depo yapacak “Yiyin yiyin.” diye =))) O bal ne zaman alınır da ne zaman biter, yeni kavanoz ne zaman alınır hiç anlayamadım! Ya evde akşam cini var ya da hepsini babam kendi yiyo hmm O.o Benim ise şu hayatta dayanamadığım şeylerden biride tahin pekmez ama yedikçe de kilo yapan bir şey bu! Sınanıyorum valla sınanıyorum. Sonra bahara girerken kiler, mutfak temizliği yaparken “Bu kadar kavanoz nerden çıktı acaba?” diye sorar Z.S. Nerden çıktı acaba alla allah çok ilginç?! :D

Bunların hepsi babamın Denizlili olmasından dolayı. Soğuk yerde yaşaya yaşaya bu şekilde beslenmesi normal tabi.

Şimdilerde kış geldi ya artık bizim ev bunlarla dolmaya başladı.
Dünkü kahvaltıdan sonra bunu kesinkes anlamış bulunuyorum.
Hadi bakalım bu kışı da kilo almadan geçir Z.S.

İyi Haftalar

xoxo

28 Ağustos 2013

Almanya Güncesi Son Gün Son Gecem


Almanya’da şu an saat 00:30.

Bütün gezdiğim yerlerin yazıları yazıldı ve yayınlanmayı bekliyor. Ama son yazı bugün yayınlanmalı. Yarın öğlen 11:05 Almanya saatiyle uçağa biniyor ve aktarmalı olarak Türkiye’ye, güzel İzmirime 18:15 de varıyorum. Her şey akışında gitmeli. Umutlarım o yönde.

Çok güzel 23 gün geçirdim burada. Çok güzel yerler gördüm, turist insanlarla tanıştım. Bilmediğim dilleri konuşmaya çalıştım, kendi halime güldüm, üzüldüm, düşündüm ve kendi kendime konuştum. Kendi fotoğrafımı çekmeyi öğrendim. En güzeli de çok güzel Türk gençlerini tanıdım burada. Hepsini sevdim. Hepsiyle arkadaş oldum. Yaş, meslek, cinsiyet, şehir önemli olmadı aramızda. Oturup konuşmak, dertleşmek belki de tartışmak güzeldi. Yalnız gelip benliğime kattığım zenginliklerle dönüyorum ülkeme.

Bambaşka bir deneyim oldu bu gezi bana. Artık o buraya gelirken ki Z.S. değilim ve olmayacağım. Kararlar aldım. Rhein’in kenarına oturdum kaç gece düşündüm. Sabahları koştum. Hep düşündüm. Kendimi, arkamda bıraktıklarımı, yeni başlayacak olan hayatımı, arkadaşlarımı, en yakınım dediğim kişileri ve diğerlerini.

Kendimi eleştirdim. Dilimi geliştirdim. Övgüler aldım. Beğenildim. Hoş bir gezi oldu. Soranlara “Yalnızım.” dedim. Yalnız geziyorum ben. Bir sırt çantamla. Bugün Mainz Stadtpark’a gittim. İlk günlerde gittiğim o güzel yere son günde gitmek istedim. Vedalaştım kendimce. Gül bahçesine oturdum ve sandviçimi yedim. Çalışanları izledim. Koşanları, spor yapanları, piknik yapanları ve sadece çimenlere yatanları. Hayat tek başına kendini dinleyebildiğinde daha da güzel.

Yarın ben dönüyorum, Çikom Slovenya’ya yola çıkıyor. Buraya gelmeden önce aramıştım onu. Sesini duymuştum.

Gezimin son gününde teşekkür etmek istediklerim var:

Öncelikle bana burada her konuda yardım eden Özge’ye,
Odasını bana kiralayan Deniz’e,
Geç tanışıp iyi anlaştığım Berker’e,
Almanya’ya geldiğim günden beri mail, Facebook ve Skype ile yanımda olup her anımı soran, benimle sabahlara kadar konuşan Gülperi’ye, Bengisu’ya ve Oktay’a,
Bana desteğini ve sevgisini gösteren Teyzeme,
İlk günden beri yanımda olup bana maddi manevi desteğini hiç esirgemeyen, son günlere doğru beni görünce ağlamaya başlayan Biricik Anneme,
Aileme,

Çok teşekkür ederim.

xoxo


 Çektiğim bir kaç fotoğrafla (Yer: Mainz, Stadtpark) bu partı bitiyorum: 


                                

                                                       
  
NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

9 Temmuz 2013

Bumerang Deneyim Günü …2


Nerde kalmıştım hmm hatırladım bekliyordum ;)

Beklerken sıkıntıdan annemi aradım oda konuşmadı kapattı. Arkadaşımı aradım uykusundan uyandırdım ve sonunda Ahmet Bey’i aradım =)) Bir yandan da meydana bakıyorum. Karşı heykelde üç kız, ilerde iki oğlan ve ben derken iki kız daha geldi. Kesin hepimiz bloggerız da çaktırmıyoruz dedim =)) İlk olarak wantthefashion ve kendimyapdiydim ile tanıştım. Ardından egedentarifler zerrun la derken ekür baya bi toplandı ve biz, üç turuncu bir siyah Renault Capturlarımızın yanında muhabbete başladık. Sabah yorgunluğu üstüme çöktükçe işin gerçeği mayışmaya başlamıştım.

O gün hangi bloggerlar vardı merak ediyorsanız buyurunuz ;)

Araçlara geçişte Zerrun’un turuncuyu seçmesi benimde aklımın turuncada kalması sonucunda hemen ona koştuk. Yetmedi gittim bir de en öne oturdum. Şoförümüz Ömer sağolsun aracı kurcalamama da kızmadı (THNX THNX =) ). Huyum kurusun gitmeden önce araç hakkında o kadar çok şey araştırmıştım ki fiyatı, aksamları, ekstraları ve devamı. Sor sor bana sor dostum ;)

Çeşme otobanında konvoy halinde yola çıkışımız, birbirimizi tanımaya başlamamız ve iki araç yan yana gelince birbirimize bakışlar atmamız, fotoğraflar çekmemiz gezinin eğlenceli geçeceğinin habercisiydi.

Maalesef ben fotoğraf çekmedim. Daha çok anı yaşadım. Diğer bloggerları tanıdım, etrafı izledim, dinledim, baktım.

Bu nedenle sitede kullandığım fotoğraflar wantthefashion zerrun BumerangNet ten alıntıdır.

Sonunda Bora KOZANOĞLU’nun sörf okuluna geldik. Hadi itiraf edelim kızlar olarak (Bende dâhil) Bora KOZANOĞLU’nu merak ediyorduk. Uzun olduğunu biliyordum da yanında yavru gibi kalacağımı hiç düşünmemiştim #) Annesi Sinem Hanım ile babası Celal Bey’in sıcak tavırları, Sinem Hanımın bize çay ikram etmesi ve Bora Kozanoğlu’nun sörf tahtasına çıkış, duruş gibi temel bilgileri vermesi güzeldi. Ben olayı izleyip bir yandan da çayımı yudumluyordum. Anı yaşamak buydu benim için. Keyif almak ;)

Ardından geldik suya girmeyeeee hohoo. Zerrun wantthefashion ve ben üçlü grup olduk ve Hocamızda Hasan Hoca oldu. Bence iyi bir grup olmuştuk. Enerjimiz tutmuştu. Hattan Zerrun ile son bir deneme bile yaptık. Günün sonunda rüzgâr sörfünü sevdiğimi anladım. Birazda yetenekliyim galiba hehee =)) Bunun için grup arkadaşlarım zerrun wantthefashion ve Hasan Hocama teşekkür ederim.


Neler öğrendim;

* Sudan korkmamayı
* Sörf tahtasına çıkmayı
* Kolların her koşulda paralel tutmak gerektiğini
* Kol ve göğüs kası gerektiğini
* Denizi sevmeyi
* Soğuğa alışmayı
* Sabırlı olmayı
* Rüzgârı arkama almam gerektiğini
* Hocamı dinlemeyi
* Eğlenmeyi bilmeyi

Ayrıca o gün Bora KOZANOĞLU’nun doğum günüymüş!

İyi ki Doğdun Bora KOZANOĞLU =))

Gün biter ve sonuç; keyifli saatler, bol spor, deniz, yeni arkadaşlıklar, harika bir kumru ve Bora KOZANOĞLU! :))

#BumerangDeneyimGunleri

Daha ne olsun ya daha ne olsun.

Bu güzel gün için
Bumerang Ekibinden bizimle iletişime geçen ve gün boyu bizimle olan Hilal Hanım ile Ahmet Bey'e,
Bizi kabul eden Bora KOZANOĞLU ve ailesine,
Sörf hocam Hasan PERÇİN'e
Teşekkür Ederim. 

xoxo

Bumerang Deneyim Günü …1


Geçen hafta tam leyleği havada gördüm. Bir sırt çantasıyla oradan oraya yol aldım durdum. Geçen hafta annemler işten izin alıp yazlığa gitmiş, bizde abi kardeş evde yalnız kalmıştık. Zaten ben işten çık eve gel, yemek ye derken genelde sızıyordum. Salı günü ise dışarı çıkmış gene eve geç dönerek sınırlarımı zorlamıştım.

Perşembe günü işte yoğun olduğum hatta paketlemeye yardım ettiğim sıralarda telefonum çaldı hem de uzun uzuunnn. Önce çok takmadım ama bu aralar vizeydi, belgeydi derken o kadar çok aranıyorum ki herhalde önemli değip açtım. Ama gürültüden bir şey anlamıyordum ki. Ahmet Bey’den izin isteyip sessiz bir yer buldum ve konuşmaya başladık. Bana Bumerang Deneyim Gününden, Alaçatı’dan, rüzgâr sörfünden ve tabi Bora KOZANOĞLU’ndan bahsetmeye başladı.  İş yorgunu afalladım, anlayamadım derken “Sizde katılmak ister misiniz?” Sorusuyla kendime geldim. “İyide ben yarışmaya katılmamıştım.” dedim. Onlarda bana davetli olarak yazılarımı beğendiklerini ve bu şekilde katılabileceğimi söylediler.

Nasıl sevindim anlatamam =))

İşin aslı yarışmaya katılmak istemiş ama iş yorgunluğundan yazı yazacak zaman bulamamıştım. Kabul ettikten sonra odadan çıkışım ve işletmeye bir koşuşum vardı ki görmeliydiniz =) En son böyle vizemi aldığımda sevinmiştim ;) Bu gazla bütün işleri yaptım, bitirdim. Enerji patlaması yaşadım hahaa =))

Cuma abim işten çıkıp annemlerin yanına yazlığa gitmişti. Bende o gün işe sırt çantamı alıp gelmiş ve iş çıkışı İzban - Otobüs (1 saat 15dk) yapacaktım. Son duraktan da annemler beni alacaktı. İyi güzel çıktım işten, bindim izbana. Sonra otobüse bincem ana otobüste “SERVİS DIŞI” yazıyor! Allah dedim yolculuk nasıl başladı?! Şoförde bir yandan binin binin yok bir şey diyordu. Baktım millet biniyo bende bindim. Binmemle arabanın 5 defa stop etmesi, garip sesler çıkarması ve titremesi bir oldu. Millet kelime-i şehadet getirmeye, korkmaya başladı. İncez inemiyoz da şoför oturun diye baskı yapıyo! Hayatımda şoför baskısı da gördüm ya artık gözüm açık gitmem #) Neyse efenim biz zarda zorda olsa yola çıktık ve işte o bitmeyen virajlar, bitmeyen duraklar başlamış oldu. Tek tesellim yarın Bumerang Deneyim Gününe gidecek olmamdı. Derken son durağa geldik. Otobüsten bir ben indim birde yakışıklı! O bana bakıyo ben ona, annemler ortada yok.

Boş yol boş durak!

Annemleri arıyorum telefonları meşgul! Başladı mı bende bir tırsma hali derken bir araba gözümü alırcasına yanaştı. Annemler sandım ama değilmiş yakışıklıyı almaya gelmiş. Çocuk arabaya bindi ve içinden “Ömür Beldesi’ne mi gideceksiniz?” diye soran yakışıklının kafası göründü.

Hazır olun benden çıkan cevap: Evet gidiyorum!

Bunu dedim ve “Sizi bırakalım.” teklifine “Annemler beni alacaktı ama ulaşamıyorum.” cevabından sonra her kibar kızın vereceği tepkiyle zahmet olmasın değip araca bindim! Yolu yarılamışken anneme sonunda ulaştım ve annemin “Nerdesin şimdi?” sorusuna yakışıklının babasına “Eğilip kimsiniz, isminizi öğrenebilir miyim?” dedim (Bunu şimdi mi soruyorsun hem de arabaya bindikten sonra diyebilirsiniz haklısınız. Adrenalin bana yaramıyor bazen. Bide anneme adamı tarif etsem annem nasıl bilecekse artık.). Veee Bey amca bizim oradaki en bilinen sitenin başkanı çıktı! Bula bula başkanı, oğlunu ve arabasını bulmuş, binmiş eve gidiyordum. Yarı yolda annemler bize yetişti ve ben araçtan indim. İnene kadar isimlerini, evlerini, yaşlarını çoktan öğrenmiş benim bilgileri de vermiştim. Eve gel, sarıl, otur bir haftayı anneme 30bin kelimeyle anlat derken çok geç olmadan yattım ve sabah 5:30’da kalktım. Neden çünkü İzmir Cumhuriyet Meydanı’nda sabah 10:00’da Bloggerlar olarak buluşcaktık. Gene son durak oradan otobüs - izban ve 09:30’da İzmirdeydim.

Nefis bir espressodan sonra başladım beklemeye… 

25 Mart 2013

İyi Ki Doğdum!

Doğum günümü ilk ben kutlayayım istedim. Bugün sabahtan anneannemin aramasını saymazsak (Garibim her sene 23 Mart da kutlar. Bu sefer 24 Mart'da kutladı. Bugün sabahtan arayınca ve bende duymayınca bir şey oldu sandım. Hiç aklıma doğum günüm gelmedi. Ben bile unutmuşken anneannemin hatırlaması ilginçti #) ) bu yazımı yayınladığım andan itibaren evet ilk kutlayan ben olcam =)

En büyük beklentim şu an saatler gece yarsısı 00.01 olunca birinin bana mesaj atması. İlk dakikalarında kutlayan insanları hep sevmişimdir (Bir mesaj bu kadar açık verilmez.). Çünkü bende genelde öyle kutlarım. Sırf bunun için yarıştığım, uykusuz kaldığım geceleri saymıyorum bile. En sinir olduğum ise ben böyle mesaj atınca sadece “Teşekkür ederim Z.S.” diye geri dönenler. Öyle diyenleri artık bu şekilde kutlamıyorum.

Kim derdi ki yıllar sonra doğum günümü ilk ben kutlucam diye.
Yaşlandım mı yoksa büyüdüm mü, noldum ben şimdi?!

Hey dostum, yıllar çok çabuk geçiyor. Yoğun günler, üzüntüler, 2013’ün ilk günlerinden beri aldığım keskin kararlar, sevdiğim adamın gerçek yüzünü görmem ve daha nicesi ilk 3 ayımı doldurdu bile. Daha önümde yaşanmamış aylar varken o aylarda neler olacağını kestirmeye çalışıyorum. Mesela bunlardan biri (Size daha önce anlatmıştım PATİ’yi) benim PURSAT, PATİ ile çiftleşmiş. Aman allahım nasıl mutluyum anlatamam. Minicik minicik bir sürü Jr. PURSAT ım mı olcak benim şimdi? Ayy yerim lan ben onları. Sevmekten sevgi pıtırcığı yaparım. Pembe pamuklara sararım da kıpırdayamazlar (Ayı yavrusunu severken nasıl öldürürmüş cümlesini merak edenler, buyurunuz böyle oluyor.). Ne oluyorum ben şimdi anneanne mi hahaha =D =D Yavruları kimseye vermicem. Hepsi benim hepsi benim nihaaa =D Mayıs ayı gibi doğurur diyorlar. Ben ve mayıs ayı! Ay bekleyemiyorum. Bu haftayı sağ salim atlatayım direk yazlığa gidicem. Mamaları, bisküvileri ve vitaminleri doldurcam arabaya, kumsalda koşucam onlarla.

Bu biten hafta (Malumunuz artık yeni haftaya girdik.) neler yaşadım neler ve bu hafta yaşayacağım her şeye geçen haftadan üzerime yıkılan 3 olayımla beraber başlıyorum. Bu nedenle bu hafta doğum günü hediyesi olarak kendimi, yazlığa götürmeye karar verdim. Temiz hava, köpecikler, kediler, kuşlar ve bahçe derken orası bana bayağı iyi gelecek gibi görünüyor. Umarım hava, hafta sonu SÜPER olur =)

Çocukken doğum günlerimde hediye alınması severdim. Şimdi sevmiyormuşum gibi bir anlam çıkmasın hala seviyorum ama çocukken alışveriş yapamadığım ve paramda olmadığı için alacaklarımı annem ya da babam alırdı ama artık öyle değil. Bundan herhalde azizim, artık maneviyata yöneldim =)

Ee hadi bakalım kutlamaları bekliyorum. Yaşımı merak eden var mı? Ederseniz sorarsınız zaten =) Neden her yıl doğum günümde duygusal olurum ben? Çok tuhaf bir duygu bu yaa. Düşünsenize anneniz sabahın 09.30’da doğum yapmış yani şu saat itibariyle hala dünyaya gelmemiş oluyorum. Sayılı saatler var falan filan. Uff çok güzel bir şey ya ve çok da mucizevi =))

Öpücükler ve kutlamalar bugünlük bana ;)

6 Kasım 2012

Tatil Güncesi ...8 (Part1)

Hafta sonları mümkün oldukça şehirden kaçıyorum.
O hareket, o ses, o yoğun insan kalabalığı…
Bazen o kadar çok üstüme üstüme geliyor ki patlayacak gibi oluyorum.

Geçtiğimiz hafta sonu 3 günlük kaçtım gene yazlığa. Annem, babam ve ben. O gün dersler nasıl geçti anlatamam. Su gibi suuu =)) Bir anda akşam oldu ve ben bir sırt çantasıyla (Evet, o meşhur çantam) direk uçtum yazlığa. Biz yola çıkarken hava kapalıydı hatta bi yerden sonra öyle bir yağmur yağdı ki acaba dedik gitmesek mi ama 20dk sonra da yazlık da olcaz hani öyle bir konumdayız. Neyse dedik soğuk olursa eve girer, açarız ısıtıcıyı otururuz. Nasıl olsa kazak atkı falan her şey var evde =)

İşte biz böyle düşüne düşüne eve vardık ama ne varma. Öyle bir yağmur yağıyor ki arabadan çıkamıyoruz. Gök öyle bir gürlüyor ki sanki yer yarılcak! Kapı ile aramızdaki mesafe ise 1 metre ama çıkamıyoruz derken ben “Hadi kızım, bu kadar geldin erimezsin.” deyip attım kendimi dışarı ve kapıya gittim(başardım =)))). Sokak lambaları, yağmurdan sönmüş ondan evin kapısını göremiyorum ee durum böyle olunca anahtarı da sokamıyorum derken “Hadi be Allahım” dedim “Bana yardımcı ol, o kadar yol geldim. Yapma bunu.”  işte o an bir ışık parlaması oldu ve ben kilidi gördüm, açtım. Sonrada “Teşekkür ederim.” dedim (aramızdaki samimiyet tavandır çaktırmayın ;)) ve GÜM bir gök gürledi amaaaa artık onu ben “Bişi değil” diye algılamak istiyorum #)

Öyle böyle eve girdik ve ana! 5dakika sonra hava açtı. Öyle bir açtı ki hafta sonum güneşler içinde geçti (Demek ki garezi yoldaki bizeymiş.). Sıcak, bol oksijenli ve sakin… Eşyaları içeri taşıdıktan sonra annemle beraber denize bakalım dedik tabi saat akşamı geçip geceye geliyordu. Sitede kimse yok gibi bir şeydi. Biz böyle sessiz sessiz yürürken karşıma kim çıktı dersiniz? Benim VELET im =))) Siz VELET’i bilmiyorsunuz (Soldaki fotoğrafta o var.). O benim manevi köpeğim. Yazın kumsalda tanışmıştım onunla. Gelip gelip şezlongumun yanına yatıyordu. Her şeyi yemiyor sadece etli sandviç yiyordu. Hatta bi gece kafeteryada adamın biri ona kızmıştı. Kızma sebebi de neden ayak altında yatıyormuş?!(Ey Allahım sen insanlara akıl, fikir ve geri kalan eksik gördüğün şeyleri ver). Direk adama kızmıştım. Niye hayvana bağırıyorsunuz, bide küfür ediyorsunuz, insanlar var ayıp oluyor demiştim. Sonra hızımı alamayıp hayvan yattıysa yatmış, sizde önünüze bakarak yürüyün o zaman demiş masama dönmüştüm. İşte bu köpek ki adının VELET olduğunu bilmiyor. Sadece komutlardan anlıyor. Kendisi bir Beagle yani eğitimi zor, başına buyruk götüne kuyruk modun da takılan, avcı ama çok sevimli hatta çok akıllı bir köpek ;) İşte VELET ile böyle tanıştım ben ve o ara ara benim eve gelip gitmeye başlamıştı derken şimdi sezon kapandı ya kimse yok yazlık da diye bana sarıldı garibim. Beni görünce bir koşuşu var ama görmelisiniz. Kulaklarını sallaya sallaya. Bacaklarıma falan yapıştı. Çevremde döndü. Bende umarım onunla karşılaşırım diye cebimde ödül bisküvimle geziniyordum. 

Hemen verdim bi kaç tane derken PURSAT diye seslendim(Sağdaki fotoğrafta o var.). Önce ses çıkmadı. Sonra bi daha annem seslendi derken PURSAT da yan evden çıktı. Garibim oradaki divana uzanmış, öylece yatıyormuş. Onunda bir gelişi var ki VELET ’den farklı değil. PURSAT’da av köpeği ve cinsi kurzhaar. Kısa tüylü, en dayanıklı ve en zeki av köpeklerinden ;) Hemen ona da bisküvi verdim. Sonra annemle sitede yürümeye başladık. Biz gidiyoruz bunlar yanımızdan arkamızdan geliyorlar. İki gidiyorlar hemen arkalarına bakıp biz ordaysak yanımıza geliyorlar derken eve döndük. Hadi dedim eve gidin yemek vercem size. Evi de öğrenmişler. Önden gidip bakıp gidip bakıp eve vardık ve ben onlara getirdiğim mamalardan koydum. Sonra oyun, sevme derken bizim verandada geceyi horluya horluya geçirdiler =)

Bu part1 olsun. Diğer yazımda CEVİZ ile başlayalım ;)

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

20 Ekim 2012

Yorgun Prenses Durmuyor

Ay bitti!  
Ohh be SÜPER!
Bu duyguyu özlemiştim.

Yok, dostlar bu sefer bir ilişkiden bahsetmiyorum, sizde az değilsiniz haa =)

Bu hafta yani dün moda koleksiyon tasarımı ve yönetimi dersimin ödevi vardı. Grupça bir şirket kuracak ya da kurulmuş bir şirketi tanıtacaktık. Bizde 3 kız olarak bebek şekerleri ve süslerini kurduk. Adımız ise “CİCİ BEBE” oldu. Biliyorum yaa çalıntı ama inanının 3 gün kafa yorduk şirket ismi için. Sonunda bunda karar kıldık çünkü kimse kimseninkini beğenmiyordu. Yoksa karşıma çıkıp üç günde bunu mu buldun demeyin valla size bulduğum yerde çelme takarım =)

Bu ödevi nasıl hazırladığımı bir bana sorun birde Allaha yani öyle bir durumdu. Bide ödev bir değil ki iki tane. Diğeri ise tasarımcı tanıtımı olan Arzu Kaprol’u anlatmak (Buna süre yetmedi. Bir başka derse kaldı. Çıtayı yükselttiğimiz için bunda daha fazlasını yapmamız lazım). Yani ben 2 haftada bu iki konuyu yetiştirdim. Evet, bunu yaptım. Helal olsun bana ;)

Olayımı anlatıyorum;
Bi kerem eve derslerim geç bittiği için 5 de geliyordum. Sonra yemeğe kadar yatış oluyordu. Ardından kalkıp yemeğimi yiyor ve sonra bilgisayarın başına geçip haber, fotoğraf ve nice şeyi araştırıyordum. Onları tek tek dosyalayıp sunuma ekliyordum. Tabi sunumun teması öyle uyduruk, hazır olanlardan değil. Bildiğiniz tek tek renk, harf karakteri derken bayağı bi uğraştım (Hocada bunu ben konuyu anlatırken fark etti ve sordu. Gururla “Evet” dedim). Sonra eklenen fotoğrafların renkleriyle, parlaklıklarıyla bizzat ilgilendim. Bunları hazırlamak için her gece 2 de yattım belki de 3, hiç hatırlamıyorum. Ama sonunda noldu aa dostlar?! Sol gözüm kızardı kızardı, kanlandı ve şişti! Evet, bildiğiniz tuhaf bir şey oldu. Gittim eczaneden damla aldım ve iki saate bir gidip gözüme damlattım. Yemin ediyorum ben ÖSS ye böyle çalışmamıştım #) Göz tepki verdi ya, bildiğin “Yeter!” dedi. “Yat ulen!” dedi “Adamı hasta etme! Ders çalışma artık!” Bak bak =) Vücudunu dinle arkadaş, olay budur!

Twitter da ki isyan hallerimi ise kimse sormasın. Resmen patlama anı yaşıyordum #)

Sunumu anlatıyım mı peki? Anlatıyım anlatıyımmm =))

Bi kere sunumumuz SÜPER geçti =) Bunu ben söylemiyorum sunumu dinleyen arkadaşlarım ve hocam söylüyor. Heyecandan nereden başlayacağımı bilemiyorum. En güzeli de sunum bittikten sonra alınan tebrikler ;) O güzel cümleleri duymak ve herkese teşekkür etmek. Kibar olmayı öğrendim artık abilerim ablalarım =) Hafifçe gülümseyip, az ve öz teşekkür ediyorsunuz. Aynı bir İngiltere Prensesi gibi ;) Bak bak bak bendeki havaya bak hahaha :D :D

Şirket sunumumuzu ilk olarak anlattık ve ben girişi üstlenmiştim. Bir gece önce ise abim ve annemi karşıma alıp onlara provamı sunmuştum. Tabi düzeltmeler ve tartışmalarla bir sürü not almıştım. İyi ki de almışım. Ertesi günkü ana sunumda bunların hepsini kullandım. Öncelikle güzelce giyindim. Hatta bilerek kırmızı askılı bluz giydim kiiii millet enerjimi alsın diye ve yetmedi kırmızı ojede sürdüm. Enerjim taşsın istedim =) Konuya bir giriş yapmışım ki heyecandan ölüyorum. Sesim titredi falan derken geldik uydurma şirket kurma hikâyemize =)  İşte ben bütün heyecanımla birlikte giriş yaptım. Böyle anlatıyorum ben, 2004 yılında kuzenim doğum yapmıştı işte bebek şekeri şirketi bulamadık diye. Aman allahım ne atma ne atma ki atmak bedava =) Sonra heyecanımı kimse fark etmesin diye kürsüde yürümeye başladım (amaç bacak titremesi görünmesin). Orası kesmedi kürsüden indim sıraların yanını da kullandım. Sanırsınız ki harbiden 7 senelik şirketim var hehee =) Böyle arkadaşlarımın gözlerinin içine bakıyorum, arada grup arkadaşlarıma bakıp Arzu Hanım diyorum. “Bir sonraki slayt, lütfen. Teşekkür ederim.” Derken bir an geldi ki işte o an herkesin hikâyeme inandığını hissettim.

Şimdi baktım da çok uzun yazmışım. Hikâye burada bitmiyor tabi ama heyecana bir sonraki part da devam ediyim. Ne siz okurken sıkılın ne de ben sizi yorayım ;) Yayınlandıktan 10 dk sonra yeni yazı yayında olur.
Öptüm, İyi Okumalar ;)

NOT: Fotoğraf şahsım tarafından çekilmiştir.
Kendisi şirket logomuz olup, broş olarak el emeği yapılmıştır ;)

7 Eylül 2012

Tatil Güncesi …6


Hızlı bir giriş yapıp hemen olayları anlatmalıyım. Neden hızlı derseniz zamanım yok =) İşte gene o hızlı her şeye yetişmeye çalıştığım ve yetiştiğim günler geldi çattı. Yorucu ve bir o kadarda eğlenceli günler bunlar. Yorulmayı seviyorum hehe =))
Aslında insan çocukken çok fazla koşuşturması olmuyormuş.
Büyüdükçe daha çok koşuşturmaca daha çok hareket ve heyecanlar başlıyormuş.
Ee azizim naparsın yaşayarak öğreniyoruz ;)

Yeni koşuşturmacam ve başrol koşuşturmacam “Düğünümüz vaarrr” =)) Dün kına gecemiz vardı Pazar günüde düğün. Kimi evlendiriyoruz pekiii?! Kuzenimi ;) Biz erkek tarafıyız ama olsun. Bu koşuşturmacada erkek/kız fark etmiyor bence. Benim bu tarz eğlencelerdeki en sevdiğim an bütün ailenin yuvarlak bir masanın etrafında oturup bütün gece konuşması, gülmesi hatta belki halaya masaca katılması =))  Oynamasam bile ki oynamaya çalışıyorum sonuçta birinci derece yakınıyım masada oturup gülmek, eğlenmek çok hoşuma gidiyor ;)

Bunun yanında ehliyet kursuna başladım =) Sonunda trafik korkumu yendim. Heyooo alkışlar bana gelsin lütfen =)) Böyle bir korku var mı bilmiyorum tamamen benim uydurmam olan bir teşhistir. Uydurmadır yani sözün özü =)) Korkuyordum ya hem de çookk! Ama şimdi İzmir’de olanlar bilir o Ege Üniversitesi Hastanesinin önünü. Her yerden araba fırlar. Bir sağa bakarsınız bir sola sonra sola geçerken hoop bir araba çıkar önünüze. Tam anlamıyla reflekslerinizin tavan olması gereken bir yer orası. Bende Ege’de okuyan biri olarak araba kullanacaksam mecbur o yoldan gitmek zorunda olacağım. İşte bu şekilde yıllarca korka korka bu yaz tamam dedim yetti artık. Beni yetti dedirten şey o kavşak değil dikkatinizi çekerim bu yaz yalnız başıma yazlıkta kalmak oldu #) Otobüs yok! Aslında varda inince baya yürümek gerekiyor ee bavul falan sırt çantası derken + İzmir sıcağında yürünmez yani. Ee market servisleriyle de hayat geçmez. Sonunda tamam dedim. Evin önünde boş arabamız var. Neden kullanmıyorum. Ben neleri yendim bir trafik mi beni bezdirecek. Olayımız bu gazla başladı ve bu hafta ilk dersleri bitirdim =) Düşünün yani döner dönmez verdim parayı hemen yazıldım kursa ;)  Aklıma koyduğum işi yaparım ben yaa. Bir de bu ehliyet işi bana hayatım boyunca lazım olacak. Stajdı falan derken sanayilere gidicem. Kız başıma oralara otobüs/dolmuş olmuyor. Denedim, çok yorucu oluyor. Böyle olunca atlıcam arabama ohh mis gibi gidicem. Yaz sezonunu kapattığımıza göre (arada kaçarım ya ben neyse) artık önümüzdeki yaza kaldı bu durum. O zamana kadar direksiyon falanda biter tam olur ;) Havaya gel şimdi: annemlerle her sabah bölüme giden ben, bu sene kendi arabamla gelince millet dicek zengin bu kız #)

İşlerimiz güçlerimiz bitmiyorrr sayın izleyiciler =) 3.sınıf olduk bu sene. Söylerken bile bir tuhaf oldum. Bu dönem Erasmus’la giden çok arkadaşım var. Yavaş yavaş azalmaya başladık desem yeridir. Geçen gün Çikomla konuştum da “Kalan sağlar bizimdir.” dedi. Tatlı çocuk, kafa nasıl çalışıyor =) Biz bu arada napıcaz biliyor musunuz?! Onlar oralarda dersleri sayılıp sayılmayacağı ya da dersleri verip veremeyeceklerini düşünürken biz tasarım uzmanlığı kursuna başlıcaz. Bunun hakkında çok fazla bir şey yazmıcam yani şimdilik ;) Haftaya kayıtlar derken iki hafta sonra bölümler açılacak.

Vayy bee bitti tatil işte. Efkarım büyüdü sığmaz içime #)

Bunların yanında seçmeli derslerime bakıp bir karar vermeli, yazın yapacağım zorunlu sanayi stajım için CV di mektuptu başvurusu yapmam ve bazılarını bizzat gidip elden vermem gerekiyor. En azından fabrikaları, adreslerini ve kriterlerini geçen aylarda araştırmış, çıktılarımı dosyalamıştım. Bu anlamda işim kolay görünüyor.
Karıncalar bile böyle çalışmaz. Çalışıyoruz efenim. Devam devam ;)

Bence şimdilik bu kadar yeter. Şimdi spora gitmem (ahanda bide bu iş var) sonra hazırlanmam ve kız kıza eğlenmeye çıkmam gerekiyor ;)

14 Temmuz 2012

Tatil Güncesi …2


Bu tatilin kıymetini en çok annemle babam biliyor herhalde. Sabah saat 8 de kalkıp ki babam 7 de kalkıyor önce bahçedeki fazla otları temizleyip annemin gözetiminde çiçek ve ağaçlarla ilgilenip hemen denize gidiyorlar. Artık ondan sonra hayatları hep orda zaten. Ben mi?! Ben anca 10 da kalkabiliyorum. Kahvaltı derken saat 11 i buluyor ee sonrada öğle atıştırması giriyor ki öğlen bir şey yemezsem güne iyi devam edemiyorum =) Sonra bende onlara katılıyorum ve yüz yüzebildiğin kadar, güneşlen derken de iki günde bir kitap bitti.
Hâlbuki ben o kitabı yavaş yavaş okurum diyordum ama kitapta güzelmiş bir de burada insan, internet ve televizyondan uzak olunca çok güzel arınıyor ;)



Bütün bunların yanında geçen gün naptım daha doğrusu naptık biliyor musunuz; abimle balığa gittik =)) Aslında her şey abimin balık tutma isteği ve rahmetli dedemden kalan balık malzemelerinin birleşmesiyle patlak verdi. Malzeme dediğime bakmayın siz aman allahım aklınıza gelen gelmeyen her türlü şey vardı o kutuda. Sahte büyük balıklar, küçük balıklar, boy boy misinalar, ağırlıklar, ağlar sayamadığım ve hala ne işe yaradığını anlayamadığım bir sürü küçük şey =)) Bütün bunların içinden işimize yarayacağını düşündüğümüz iki güzel oltamızı ve sahte balıklarımızı da alıp gittik denize. Ee biz gittik de denizde hafif de olsa dalga vardı birde bir aile denize hala giriyordu. Bunun üzerine bizde kumsaldan ayrılıp kayalıklara gittik. Sizin bu rahat arkadaşınız hemen kayalıklara hasırını serdi (popom rahat edecek kardeşim =) ) ve oltasını atıp beklemeye başladı. Bizim hesaplayamadığımız şey dalgalar bize doğru olduğu için oltalarımızı ne kadar uzağa da atsak dönüp dolaşıp yanımızda bitiyordu. Bunun üzerine gel abi dedim iskeleye çıkıyoruz. Bizim buradaki iskele öyle tahtadan değil. Bidonlardan yap-boz gibi birbiri içinden geçirilip oluşturulan ve derinlere kadar uzanan bir iskele. Bir gün iskelede güneşlenirken yapan firmanın sitesinin adresini de almıştım niye aldıysam =) Abimle iskeleye çıkıcaz ama dalgalardan çıkamıyoruz ki =) Sonunda ben bir şekilde çıktım. Tam çıkarken sol terliğim ayağımdan çıkıyordu son dakika fark edip tuttum. Ardından abim çıktı ama o terliğini tutamadı ve terlik çıktı ayaktan =)) İskeleye zor çıkmamızın sebebi işte iskele yap-boz gibi birbiri içinden geçiyor ya her sudaki hareketle bir aşağı bir yukarı hareket ediyor ve sabit iskelelerdeki gibi üstüne çıktığınızda dalgaların çarpmasıyla ıslanmıyorsunuz. Tek dezavantajı, sizi tekne tutan biriyseniz ilk seferde başınız dönebilir ve miğdeniz bulanabilir. Bunun dışında çok mantıklı bir iskele, onayı verdim ;) Biz bütün bu zorluklara rağmen iskeleye çıkabilmeyi başardık. Gene açtım hasırı ve en uca oturdum tabi abimde yanıma.
Attık oltalarımızı ve bekledik balıkları. Bütün bu gün batımı, balık tutma olayı derken havanın benim hesaplarıma göre 3 dakika içinde kararması gerektiğini söyledim ve dediğimde oldu ve hava bir anda karardı. Hadi bakalım toplanalım dedik ama dalgalar büyümeye başlamıştı. Hasırımı toplamaya çalışıyorum abimde boşver gidelim diyo bende hayır efendim bu şey toplanacak diyorum =) Bi de belimde çantam var ki içinde telefon, cüzdan, ev anahtarı hatta İzmir’deki evimin bile anahtarı var. Bence başımıza bir şey gelse mesela orada mahsur kalsak birini arayabiliriz ama abime göre düşersek telefon ve her şey gider. Bence yüzüp kurtulabiliriz ama abime göre mayomuz yok ee çantama su değerse gene her şey gider. Bence, ama olsun kurtulduk ya sorun olmaz ona göre giden gittikten sonra yüzüp çıksam nolcak gibi cümlelerle konuşurken ben her şeyi topladım ve çantalarımı (hasır + suların bulunduğu ve kişisel çantam) boynuma kadar çektim, şapkam ıslanmasın diye onu da kafama taktım (gecede olsa o balıkçı şapkası takılacak yani =) ) ve ikinci terlik vakası yaşamamak için terliklerimi de elime aldım ve bir hızla iskelenin ucuna geldim. Dalgaların geri gitmesiyle atladım suya ve hemen karaya çıktım. Neyse ki kısa şort giymişimde ıslanmadım. Sağ salim karada olduğumu anladım ve arkama döndüğümde abimin elinde balıkçı çantamızı gördüm hemen bir koşu onu da aldım ve abimde ikinci terlik vakası yaşamamak için oda terliklerini eline aldı ve atladı kurtulduk =))

Sonuç mu?! Gecenin sonunda ben hiç bir şey yakalayamadım ama abim bol bol yosun yakaladı #)

Şimdiki hedefimiz sanırsam zıpkınla balığa çıkmak. Merak etmeyin o kocaman kutuda onunda malzemeleri var ;) Benim asıl korktuğum konu hayır hayır vurgun değil şimdi bizim koyun sağı Çeşme/Alaçatı, solu da Yunanistan’ın Adası. Sonuçta rüzgarda Alaçatı’dan adaya doğru esiyor. Valla bizde akıntıyla Yunanistan’a varmayalım =D Olur mu olur yani. İkimiz beraberken başımıza gelmeyen şey kalmıyor çünkü. Türkiye & Yunanistan arasında iki kardeşin olayı haberlere falan çıkar aman allahım tam komedi =)) En iyisi araya birkaç hafta koyalım da ondan sonra balık avlayalım.

Bu arada aranızda iyi balık avlayabilen varsa bana birkaç ipucu verebilir mi? =))

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

1 Mayıs 2012

Kilo Olayı


Yaz geliyor falan derken bir de bu yaz dolu dolu bir tatil geçirmeyi planlarken her yaz yaptığım gibi spora başlamıştım. Ama bu sefer kışında devam etmek istedim. Bütün bu isteklerim havaların normalden de soğuk olmasıyla bozuldu tabi. Önce sporu bıraktım daha doğrusu bırakmak zorunda kaldım sonrada kilo almaya başladım. Ee sizde benim kadar yemek meraklısı olsanız alırsınız. Yani bu kilo almam kaçınılmaz bir sondu. Bütün bunları bilen ben her şeyin üstüne bir de Bursa’ya geziye gittim (O maceramı da yazdım ama yayınlayamadım off…). Harika iki gün geçirdikten sonra İzmir’e döndüm. Döndüğüm zaman ise bütün o güzel yemekler, kayak sonrası yenilen ekmek araları bana kilo olarak geri dönmüştü. İşte o an kararımı verdim. Bundan sonra madem spor yapamıyordum o zaman yediklerime dikkat edecektim. Nereden başlamalıydım ya da nasıl yapmalıydım derken anneme danıştım. Annem diyetisyen falan değil fakat bu tarz şeyleri iyi bilir. Onunda desteğini alarak ben başladım sağlıklı beslenmeye. Olayımız aslında çok basitti. Belirli saatlerde bir şeyler yiyecektim ve ara öğünlerimin dışında başka bir şey yemeyecektim. Bir de bol bol su içecektim ki bu benim genelde yapmadığım bir şeydi. Şimdilerde çantamda, odamda ve evin her yerinde küçük şişeler bulundurup su içiyorum. Hem bu şekilde de midem dolu olduğu için acıkmıyorum =) Zor olmadı mı?! Tabi oldu ama sonuçta bu tarz sağlıklı beslendikten sonra aldığım kiloları yavaş yavaş verdim.

Ben hayatım boyunca 36 beden olmamış biri olarak şimdi de zayıflayıp 36 bedene inmek gibi bir hayalim yok. Ben bölgesel fazlalıklarımdan kurtulmak istiyorum.

Ortaokulda voleybol takımındaydım. Bir şekilde aktif spor hayatım vardı. Gençtim, hareketliydim, koşardım, zıplardım ve hiç kilo almazdım. Ne zaman liseye geldim işte o zaman işler karıştı. Bir kere her öğlen ya dürüm ya tost yerdik ki bir zaman sonra o ayvalık tostunun ekmeğini bile görmek benim midemi bulandırır hale gelmişti. Dürüm desen tavuktu, etti derken gene kısır döngüye giriyorduk. Lise sona geldiğimde artık evden getirmeye başlamıştım. Başka çaresi yoktu. Liseye başlarken karın kasları belirgin olan bu kızın, lise sona geldiğinde kocaman bir kalçası olmuştu. Pantolonlarıma sığamıyor paso eşofman giyiyordum. Genele vurursak 4 senede ben 6 – 7 kilo almıştım. Bunun tek sorumlusu yeme bozukluğum değildi tabi. ÖSS’ye çalıyordum. Tam bir besi tavuğu modundaydım. Yemek yiyor, ders çalışıyor sonra yatıyor, sabah kahvaltı yapıyor, okula gidiyor, okulda bir şeyler atıştırıp son derste yeniden bir şeyler yiyip dershaneye gidiyordum. Orada da akşam 8’lere kadar kaldığım için illa tost yiyordum. Sonra eve gelince gene yemek ders derken bu kısır döngüyü 1 sene uyguladım. Sonunda üniversiteyi kazandım ama artık kilolu bir kızdım.

Bu durum artık sinirlerimi bozmaya başlamıştı. O yaz spor yapıp hemen fazlalıklarımın bir kısmını attım, en azından vücudum forma girdi. Daha sonra daha sıkı bir programa girdim ve kaslarımın bir kısmına yeniden kavuştum.

Fakat bir şeyler eksikti!

Spor sadece şekil veriyor, kaslarımı geliştiriyor fakat bölgesel fazlalıklarımı benim istediğim gibi yok etmiyordu. Bunun üzerine işte siz deyin diyet ben deyim düzenli beslenmeye başladım.

Şimdilerde 3 ana öğünüm olmak üzere 5 öğün besleniyorum. Öyle bir durumdayım ki çantamda sabah hazırladığım yemeğimle kampüse geliyorum. Eğer öğleden sonra dersim varsa bir kafede kızlarla ya da annemle yiyorum eğer yoksa direk eve geliyorum. Sporu şimdilik bıraktım. Arkadaşlarım daha ne kadar bu şekilde devam edeceğimi soruyorlar. Cevap vermem gerekiyorsa şu birkaç ay daha bu şekilde besleneceğim. Daha sonra finaller derken bu dönem bitecek ve benim stajım başlayacak. Ondan sonra rahat rahat sporumu yapar sonra da stajıma giderim. Aynı geçen yaz yaptığım gibi. Staj süresinin sonunda daha güzel bir Z.S olabilirim =)) Ondan sonra da yazlığa gider bol bol yüzerim al sana ikinci bir spor ;)

İtiraf etmek gerekirse kendimi böyle daha mutlu hissediyorum. Her öğlen börek, ekmek arası, pizza ya da kumpir yediğim zaman vicdan azabı çekiyordum. Şimdi kendi getirdiğim yağını tuzunu bildiğim yemeğimle çok mutluyum. Acınacak halde falanda değilim ;)

Hem formumu koruyorum hem de kilo veriyorum daha ne olsunnn =))

25 Mart 2012

25 Mart …2

Hey Millet!
Bugün Benim Doğum Günüm =)
Aslında uzun zamandır Blog’umu takip edenler biliyor olsa da bilmeyenler için söylüyorum.
Ben her yıl Blog’um da doğum günüm için yazı yazarım =)

Dün ilk arayan ve kutlayan anneannem oldu. Her sene 23’ünde sanıp arar aslında ve bende düzeltirim. Bu sefer aradığında direk “Tutturdum dimi?” diye sordu. Kıyamam ya. Bunun üzerine bende “Tutturdun anneanne dedim.” =) Telefonuna kaydetmiş unutmayayım diye ;)

Sonra teyzem aradı =) Hatta hem dün hem de bugün aradı.
Aslında anneannem ile teyzemin aklını annem karıştırmış =)
Aman olsun sonunda amaç, bir olmak değil mi?!
Bir bahaneyle
Bir şekilde kutlayıp
Bir günlükte olsa dertleri, sorunları unutmak değil mi?!
Bir gün önce bir gün sonra hiç fark etmez ;)

Evimde yalnız bir halde dolabımda mumları konulmamış ve ellerimle hazırlanmış bir pasta duruyor. Fonda bugüne özel en sevdiğim şarkılar, omuzumda ise Naz var.

Hafta sonunu yalnız bir şekilde geçiriyorum hem de doğum günüm olmasına rağmen. Annemler yazlığa gitti ve bende evde kaldım. Neden gitmedim, keşke gitseydim falan filanlara girmedim. Aman boş verdim. Bütün bunların yerine dün kızları çağırdım. Oturduk film izledik ve bol bol yemek yedik =)) Sözde diyet yapıyorum ama bir günlük bozdum diyetimi #)

Kızları akşam olup uğurladıktan sonra bir güzel karakola gittim. Bunun için sarhoş ya da kafamın güzel olmasını neden olarak gösteremeyeceğim. Kızım neden karakola gittin diye soruyorsanız hemen cevaplıyorum. Şimdi bizim evin karşısındaki otobüs durağının orada yeni açılan 3 tane restaurant var. Hatta İzmir’de en çok bilinen ve müşterisi bol olan restaurant bunlar. Ama akşam olup da müşteri sayısı arttıkça bütün arabayla gelenler OTOBÜS DURAĞININ ÖNÜNE park ediyor! Resmen otobüsten inenler iki araba arasında kalıyor. Otobüsler durağı göremiyor. İnsanlar otobüsleri görebilmek ve binebilmek için ise yola çıkıyorlar. Bu ne böyle?! Resmen ölümle yaşam arasında yaşıyoruz. Bunun üzerine bende direk karakola gittim ve şikâyetimi resmi olarak bildirdim. Ve bu şekilde karakola bizzat gitmiş ve içeriyi de görmüş oldum. Hayatın iyi yönünden bakmak böyle bir şey olsa gerek =) Özet olarak polisler hemen ilgilendiler sağolsun. Bende görevimi yerine getirmiş bir vatandaş olarak eve geldim.

Bundan sonra buradan da ilan ediyorum:
O restaurantların önündeki araba park etme durumu devam ettikçe bende şikayetlerime devam edeceğim!!!

Eve geldiğimde günün yorgunluğu ile koltukta film izlerken sızmışım. Gözümü açtığımda evin elektrikleri kesikti. Ki benim gibi karanlıktan korkan biri için gerçekten çok korkutucuydu. Gözünüzü açtığınızı fark edemiyorsunuz böyle saçma bir his işte #)

Sabah olduğunda tabi evi yeniden temizleyip topladım. Sonra da teknik çizim ödevimin başına oturdum derken akşama olduğunu fark ettim. Hemen geleneksel doğum günü yazımı yazdım =)

Bu arada siz sakın benim gibi unutmayın ama saatlerimizi bir saat ileri alıyoruz =) Ben dünün yorgunluğu ile unutmuş ve bütün gün izleyeceğim dizi, yarış ve maç tekrarlarını kaçırdım.

Kaybettiklerimle, sevdiklerimle, dostlarımla, arkadaşlarımla ve takipçilerimle beraber kutluyorum doğum günümü ;)

İyi ki varsınız ve iyi ki benimlesiniz. Teşekkürler…

5 Kasım 2011

Kurban Bayramı

Bu bayram yalnızım.
Abimde yok.
Yani bildiğiniz yalnız olacağım bayramda.
Evet, içime oturdu.
Bu kadar vurgulu söyleyince fark ettim içime oturduğunu =(

Bizim ailede artık tek büyük anneannem. Bu nedenle onu bayramda yalnız bırakmak olmazdı. Bu yüzden annemler onun yanına Bandırma’ya gitmeye karar verdiler. Sabah annemleri uğurladıktan sonra bir güzel kahvemi almaya gittim. Sonra evi dip bucak temizledim. Ki ben toz almasını sevmeyen insan, evde tozu alınmamış yer bırakmadı. Arefe günü dendi mi hemen akla bayram temizliği gelir bizde =) İşte bende yalnız olduğum için bu adeti tek başıma yaptım. Sadece temizlik mi yaptım sanıyorsanız o zaman yanılıyorsunuz çünkü bayram tatlımı bile yaptım. Kâseye de çikolatalarımı doldurdum. Artık tam anlamıyla bayrama hazırım.

Beni kim ziyaret eder deyip burada tam bir drama bağlama moduna girebilirim ama girmeyeceğim. Çünkü bayramda evde kalmayı ben seçtim. Peki ya bu kimin suçu tabi ki de üniversitemin hatta bölümümün suçu. Sen tatil sonrası ders + ilk vizeleri koyarsan işte bende evde böyle yalnızları oynarım. Bi dakka bi dakka bi dakka aslında yalnız değilim, Naz’la beraberim. Naz’ın kim olduğunu sorarsanız o benim muhabbet kuşum hatta onu 15 günlükken alıp büyüttüğüm için benim çocuğumda diyebiliriz =)

Bu sabah AVEA lı oluşumun 9.yılıymış. Bu nedenle de bugün bana bedava avea içi konuşma verdiler. Bende sabahın erken saatinde teyzemi aradım. Artık kaç saat toplamda konuştuk hiç bilmiyorum =) Oda bu bayram benim gibi yalnız.

Benim dram durumumu geçersek, şimdiden herkesin kurban bayramını kutluyorum.
Bol şekerli, paylaşımlı ve tabi her kurban bayramında olduğu gibi yurdumun dört bir tarafında bol yağışlı bir bayram diliyorum.

27 Ağustos 2011

Tatil Deyince...

Tatil deyince eskiden hemen deniz, kum, güneş üçlemesini sayardım ama zamanla bu üçlemem değişti. Şimdilerde üçlemelerim beşli sekizli hatta onlu oldu =)


Benim için tatil yıl içinde yapmak isteyip de yapamadığım bütün eğlence, iş, merak, hobi artık aklıma ne gelip de yıl içinde not almışsam onların hepsinin en azından çoğunun yapılma zamanı oldu. Bide tabi yaz demek benim için kilo vermek demek. Yıl içinde o kadar aktif bir ders çalışma zamanım oluyor ki bi zaman ayırıp spor yapamıyorum. Kilo almasam da kaslarım kaybolabiliyor. Bu nedenle yaz demek yeniden kasları görünür hale getirmek demek =) İlk günden başlanır spora ve okul açılıp da bir süre sonra vizelerin başlamasıyla ara verilir. Bu zaten hayatımın büyük bir kısır döngüsü bunu bozamam.

Diğerlerine gelince liseden beri beraber olduğumuz arkadaş grubumuz İzmir’e gelir ve hemen toplanıp hasret giderilir, eğlenilir belki lunapark yapılır =) Kafalar dağılır, anlatılacaklar bir güne sığdırılmaya çalışılır. En sevdiğim yanımızda bu işte sanki bütün yaz bizim değilmiş gibi bütün yaşadıklarımızı, yapacaklarımızı o güne sığdırmaya çalışırız. Bir anda herkes konuşur muhabbet halka şeklinde dağılır. Saat ilerler kordona yatılır. Burada muhabbet biter mi sandınız hayır burada muhabbet yiyeceklerle beraber devam eder. İçilir, gezilir, bol bol gülünür sonra üzülerek de olsa ayrılınır. Sonra yeniden buluşulur derken yaz böylece biter. Sonra herkes okuduğu ile gider. Üzerimize bir hüzün çöker ve İzmir de olanlar birbirine sahip olması sözüyle baş başa kalır.


Bu yaz bunların yanında bir de yaz okulumla uğraştım. Daha önce de dediğim gibi statik dersini aldım ama sınav olup her şey biteli 2 haftayı geçmesine rağmen hala sonuçlarım açıklanmadı. Önceleri yoğunluk var herhalde gibi saçma sapan bahaneler üretirken öğrendim ki en fazla 50 öğrencisi olan hocamız hala sınav sonuçlarını asmamış. Hayır, yani bir insan 2 asistanı olmasına rağmen sınavları bu kadar nasıl geç okur ya? 1 ay sonra yeni dönem başlayacak ama biz hala bir şey bilmiyoruz. Diğer derslerin ve bölümlerin sonuçları ertesi gün hadi o olmadı en geç bir hafta içinde açıklandı. Ama bizim??? Neyse bu konu sinirimi bozuyor işte geçelim.

 
Bütün bu yoğunluğumun içinde annem bayram tatilinde anneanneme gitmeyi teklif etti. Yeni dönem başlamadan bu bayram tatilini de fırsat bilerek bir gidelim, gezelim, alış veriş yapalım dedi. Önce istemedim ama gecenin bu saatinde karar verdim ki gidiyorum =) Yani bir hafta burada olmayacağım. Güzel İzmir’imi İzmirli olan herkese emanet ediyorum. Bu yazıyı yazmadan önce arabaya konulacak ayakkabılar, yarın giyileceklerin hepsi ve en önemlisi bavul hazırlama merasimimi bitirdim =) Genelde hep bir şeyi unuturum ama bu sefer unutmamayı düşünüyorum. Pek de bir şey yanıma almıyorum zaten. Bir spor çantası kadar eşya işte =) İşin en yorucu kısmı bu kadar az eşya alıyoruz da ne alıyoruz? Bunu bu sefer kolay atlattım 20dk da hazırlanmam bitti. Sonuçta taşınmıyorum sadece tatile gidiyorum =) Yarın arabaya koyup anne kız Bandırma’ya gideceğiz. Artık anneannem, teyzem, annem ve ben 4 bayan ne yaparız meçhul =)


 
Herkesin Ramazan Bayramını Şimdiden Kutluyorum =)


Tatlıların ayarını kaçırmadan yiyin gari =))

21 Ağustos 2011

Çocukluk Saçmalıklarım ...2



Bayanlar ve Baylar

Zehirli Sarmaşık’ın Çocukluk Saçmalıkları TOP 5 ile karşınızda…

İyi okumalar… =)

5 numara: Ben ters bebekmişim ve sezaryenle dünyaya gelmişim. Birazda kiloluymuşum ama ne kadar olduğumu söylemem =) Ne alaka diyebilirsiniz, hemen söylüyorum; ben hiç emeklemeden yürüdüm. Durum böyle olunca da kilo artı gelişmemiş bacaklar birleşince benim bacaklar yamulmaya başladı. Bunun düzelmesi içinde güneşlenmem gerekiyordu. Annemde beni alıp denize götürdü. Çocukluğumdan beri hayvanlara karşı aşırı bir sevgim ve merakım vardır. İşte gittiğimiz yerde kova ve kürekle oynarken sıkılmış olacağım ki gidip kurbağa yakaladım ve onları da kovaya doldurdum. Bir sürü kurbağa gece çadırın dışında ses çıkarıyorlardı. Herhalde acıktılar deyip bende onların yanına çıkmıştım ama nasıl oldu bilmiyorum kurbağalar bir anda kovadan çıktı ve çadırın içine dışına sağına soluna her yere dağılmaya başladı. Resmen kurbağaların istilasına uğramış olduk =)

4 numara: Bu hikâyemde biraz daha büyüğüm. İlkokul birinci sınıfa gidiyorum ve öğlenciyim. Annem ise her gün öğle arasında işten eve geliyor beni alıyor okula bırakıyor sonra tekrar işe gidiyor. Böyle bir döngünün içinde annem gelmeden önce ben hazırlanıyorum ki zaman kaybetmeyelim. Bir gün TV de fön çeken bayanları gördüm ve bende okula fön çekip gitmek istedim. Aldım elime fırçayı önümden de bir tutam saçı _hatırlatayım saçım belimi geçiyor_ sarmaya başladım. Sarıyorum sarıyorum derken dibe kadar geldik. Sonra kuruttum saç kurutma makinesiyle. Her şey buraya kadar bence çok güzel gitmişti fakat benim saç uzun olduğu için ve beceriksizce doladığım için birbirine yapışmış hatta dolanmışlardı. Annemin de gelme saati yaklaştığı için panik yapmıştım ve çeke çeke daha da keçe gibi bir hale getirmiştim. Tabi benim saç açılmadı ve annem geldi. Gözünüzün önünde sahneyi canlandırayım. Anneniz kapıdan içeri girmiş ve siz karşısında önlüklü saçında ise dolanmış koca bir fırça ile duruyorsunuz =) Önce kızsa da sonra oturtmuştu beni önüne ve almıştı eline tarağı saçımı kurtarmaya çalışmıştı. Ara ara da “bak açılmazsa kestiririz önünü” diyordu. Buradan ne kadar umutsuz bir halde olduğumu anlıyor ve “tamam” diyordum. Bu şekilde bayağı bir uğraştan sonra açmayı başarsak da sona doğru bir kısmını kesmiştik. Hatta o zamanki sınıf fotoğrafında kimse bilmez ama saçımın birazı önlerden eksiktir =) Bir ay falan taç takmıştım fark edilmesin diye =) O gün bugündür saçıma fırça değdirmem =)

3 numara: Abimle nerede tehlikeli iş var hepsini yapardık maşallah. Bu da böyle bir saçmalık ;) Evde o gün misafirler var ve bizde arka odadayız. Misafirlerin ise evde olmasını istemiyoruz. Düşündük düşündük sonunda nasıl yollayacağımızı bulduk. İşte süper fikir geliyor!!! Elektrikleri keserek. İyide bunu nasıl yapacaktık? Sigorta onların oturduğu koridorun ucundaydı ve yukarıdaydı. İşte o zaman büyük saçmalığın fikrini uygulamanın farklı yollarını düşünmeye başladık. Sonunda o kadar fikirden aklımıza gelen yöntemi seçtik. Odadaki prize alüminyum folyoyu sokacaktık. Bunu düşündük de ben sigortaların ve tehlikenin boyutunu bilmiyordum. Gidip mutfaktan folyoyu aldım ve odaya geldim. Rulo haline getirdiğimiz folyoyu yavaşça prize yaklaştırdık. Yaklaştırdıkça elektrik çekimi oluştu ve büyük bir kırmızı ışıkla beraber sigortalar attı. Öyle böyle değil ama alt katın odasını bile etkilemişiz =) Manyaklık yemin ediyorum. Sonra annem geldi “bir şey mi oldu” dedi. “Yok, bilmiyoruz bir anda oldu. Bizde size bakacaktık” dedik. Sonra sigortaları açtıklarında hasılatı odamıza gidince gördük. Duvarda kocaman bir kara leke vardı. Hem de prizin etrafında =) Direk bezlerle sildik ama o korku ve heyecanı asal unutmadım. İşin güzel yanı yakalanmamıştık =)

2 numara: Yüzmeyi yeni öğrendiğim zamanlar askeri kampa denize girmeye gitmiştik. Kuzenim Arif Abim de yanımda beraber yüzüyoruz derken annem denizden çıktı ve bize yiyebileceğimiz bir şeyler almaya gitti. Bu sırada da başımıza bir şey gelmesin diye bizi karaya çıkardı, havluya sardı bıraktı. Annemin köşeyi dönmesiyle iki kafadar suya tekrar girdik. İşin korkutucu yanını söylüyorum: ben yeni çat pat yüzerken Arif Abim simitle yüzüyordu. Bu şekilde dubaya kadar gitmeyi kararlaştırdık ve başladık yüzmeye. Yolun yarısında Arif Abim yoruldu ve ben bi yandan onu çekiyorum bi yandan yüzüyorum derken dubaya ulaştık. Bilmeyenler için belirteyim; askeri kamplarda duba uzaktır ve profesyonel olanlar yüzer. Bu şekilde biz dubaya kadar yüzdük ve dinlendik. Sonunda dönmeye karar verdik ve gene yolun yarısında yorulduk. Bu sırada da annem bizi arıyor ve etrafa bakıyormuş derken bizi denizde hatta en derinlerde görmüş. Önce inanamamış ama sonra simitten tanımış ve bağırmaya başlamıştı. Neyse biz bu şekilde dinlene yüze kıyıya varmıştık =) Arif Abimle bu ilk yaramazlığımız değildi. Bir diğeri de köydeki çatıya çıkmamız ve orada mahsur kalmamızdı. Abim, Arif Abimle beni gaza getirdi ve iddiaya girdik. Konumuz çatıya kim çıkar? Önce Arif Abim çıktı sonra ben. Biz çatıda abimin de çıkmasını beklerken o merdivenleri aldı. Kaldık mı biz çatıda :D nasıl bağırıyoruz ama… Tuğla falan atıyoruz… Bu şekilde sesimizi duyurmaya çalışırken evdekiler sesimizi duyup dışarı çıkmalarıyla bizi görüp şok olmaları aynı anda olmuştu :D indikten sonra abimi köyün sonuna kadar kovalamıştık =))

1 numara: Benim iki tane oyuncak bebeğim vardı hani şu çift olup kızlı erkekli özel çantası olanlardan. İşte bunların saçlarını tararken nasıl oldu bilmiyorum düğüm olmuştu ve bende açamayınca onların saçlarını kesmiştim. Saçsız bir bebek bir kızın en büyük kâbusudur. Hemen onlara bir saç bulmalıydım. Yeniden uzun olmalıydı ve taramalıydım. Tam bunları düşünüp evi ararken bir anda kendi saçlarım aklıma geldi. Evet, işte olay buradan sonra başlıyor hazır olun ;) Benim saçlarım liseye kadar belimi geçecek kadar uzundu. Bir an “birazını kesiyim de saç yapayım, nasıl olsa uzun fark edilmez” dediğimi hatırlıyorum ve annemin dikiş makasını alıp gelişi güzel saçlarımı kesmeye başladım. Biraz önden biraz arkadan… Tabi bir yandan kesiyorum bir yandan da bebeklere yapıştırmaya çalışıyorum. Gür olsunlar istiyorum ama saçlar bir türlü bebeklerin kafasına yapışmıyor ve ben daha çok kesmeye başlıyorum. Sonra annemler işten dönüyor ve beni saç tomarlarının içinde önümde kel iki bebekle beraber buluyorlar. Annemin suratındaki o ifadeyi bu yaşıma geldim hala unutamıyorum =)



Şöyle bir yazdıklarımı okudum da genelinde hep saçla ilgili şeyler yapmışım =) Neymiş acaba bu kadar saça merak ve kafayı yormak? #)

Annemi de çok yormuşum sanki biraz =) Buradan özür diliyorum.


Bide 2 numaralı anımda anlattığım Arif Abim işte benim yazılarımda bahsettiğim kaybettiğim Abim. Bu şekilde onu da anmak istedim.


18 Ağustos 2011

Çocukluk Saçmalıklarım …1

Geçen gece annemle oturmuş TV izlerken bir anda otobüste başımdan geçen olayı anlattım sonra konu döndü dolaştı benim çocukken yaptığım saçmalıklara geldi =)) Şu an ne kadar saçmalıkta desem o zaman mantıklı geliyordu =) Aklıma geldikçe hep gülerim. Sizde gülün birazda benim farklı bir yanımı öğrenin istedim ve size TOP 10 umu yazdım =)


                                          İyi okumalar ve gülmeler =)

10 numara: Çocukken kuaför olmak isterdim ama kuaföre de gitmeye korkardım. Saçım kesilirken ağlayanlardandım. O nedenle de saçlarım çok uzundu. İşte böyle bir dönemde lahana bebeğimin saçlarını kesmeye başlamıştım. Zamanla tiftik tiftik oldu =) İşin hoş yanı o lahana bebek hala sağ salim odamda duruyor =)

9 numara: Her kız çocuğunun bir oje hikâyesi vardır. Benimki biraz anneyi çıldırtma noktasındaydı. Ojeleri annemden gizli alırdım ve sürmeye çalışırdım. Peki, bunu nerede yapardım? Ahşap salon sehpalarının ve koltuklarının üzerinde. Tabi genelde de etrafa damla damla sıçrardı. Ah ah annem çıldırırdı. Bilmeyenler için belirteyim ahşap yüzeylere aseton dökülmez. Neyse ki annem kimyagerde zararı birazda olsa azaltabildik =)

8 numara: Ojeden sonra en büyük olay annemin makyaj malzemelerini berbat bir hale getirmemdi. Evde kaldığım zamanlar ki genelde de evde yalnız olurdum çünkü bana bakan teyze uyuyor olurdu. O uyurken de o kocaman evi aramak bana büyük bir macera olarak gelirdi. Sürüne sürüne annemlerin odasına girerdim çünkü orası hazine odasıydı =) Çekmeceleri karıştırır ve rujları bulurdum. Artık bundan sonrası hazinenin harcanması aşamasıydı. Neler yapılmazdı ki o rujla =) Gözlere sürülür far olur, yanağa sürülür allık olur ee dudağa sürülür ruj olur ama dudağa da düzgün sürülmez. Geniş geniş boyardım yüzümü =) Sonra çıkmazdı sil allah sil derken bütün suratım kıpkırmızı olurdu. Havlulara siler havluları berbat ederdim =) Annem kaliteli makyaj malzemesi alırdı ee onlarda suda çıkmaz, etrafa bulaşmaz olduğu için genelde suçüstünde yakalanırdım. Bu şekilde yakalanmazsam da kapaklarını direk kapatıp rujları ezdiğim için yakalanırdım. Giderdi annemin o pahalı rujları =)

7 numara: Deminde dediğim gibi o kocaman evi aramak benim için büyük bir maceraydı. Abimde bunu bilir ve bana evin içinde hazine olduğunu ve bunu onun vereceği hazine haritası ile bulacağımı söylerdi. Sonra bana haritayı verirdi. Bende evi arar bulmaya çalışırdım. Bu genelde ya şeker çıkardı ya da kraker. İşte ben bir gün gene böyle hazine ararken annemin dolabının içine girmiştim amaç gizli geçidi bulmak =) Sonra abimde gelmiş beni içeriye kilitlemiş. Önce soğukkanlı davrandım sessiz kaldım. Ben sessiz kaldıkça annemler panik yapmış bu kız nerde diye =) Abimde bir şey söylemiyo tabi derken beni dolabın içinde bulmuşlardı. Havasızlıktan ölecektim sadece onu hatırlıyorum.

6 numara: Benim tam bir Rambo hastası olduğumu artık sağır sultan öğrendi =) İşte gene böyle bir filmi abimle izledikten sonra abimden elimi ve ayaklarımı bağlamasını istemiştim. Oda sıkı sıkı bağlamış. Amaç ne kadar sürede kurtulabileceğim? Tabi ben kurtulamadım =) Bu sırada da zaman bayağı bi geçti. Abimden artık ellerimi açmasını istedim. Onunda bazen psikopat halleri vardır. İşte o hallere denk geldim ve açmadı. Bir sinir ayağa kalktım. İşte olan o zaman oldu ve ben yüz üstü boydan yere düştüm. Hem de çeneyi çarpıp dili ısırmaca. O düşüşü bu yaşıma geldim hiç unutamıyorum. Ellerim bağlı olduğu için zaten bir garip hissediyorsunuz ve kurtulmaya çalışıyorsunuz. Bütün bu düşüş 5saniyeyi de bulsa bana 5dk gibi gelmişti. Sonra ne mi oldu? Ben düşerken ellerimi daha bi sıkmışım ve açılmasını imkânsız hale getirmişim. Peki, ellerimi ve ayaklarımı neyle bağladığımızı da söylüyorum. Gene annemin tülbentleriyle #) En az 2 saat açmaya uğraştık ve biz açtık annemler işten geldi. Yakalanmamıştık neyse ki =)



Şimdilik TOP 10 dan geriye bu kadar =) Devamını daha sonra yayınlayacağım. Zehirli Sarmaşık’ın Çocukluk Saçmalıkları TOP 5 ile devam edecek… =)


15 Kasım 2010

Kurban Bayramınız Kutlu Olsun

Bu bayramda da evde abimle yalnızım. Aslında ilk yalnız kalışımız değil bu.29 Ekim’in tatil olduğu haftada evde yalnız kalmıştık. Annemler Bandırma’ya gitmiş, biz sınavlara çalışmak için evde kalmıştık. Yemek içmek artık sorun olmuyo zaten onu aştık diyebilirim. Ee ikimizde iyi anlaşıyoruz. O zaman çok rahat, sorun yok diyebilirim =))

Ama bu sefer Kurban Bayramı’nda evde yalnızız. Çok garip bir bayram olacak. 
Bugün arife ve evde kendi çapımda bir hazırlığa girdim. Temizlik ve ev toplama dışında bide tatlı yaptım. Yarın annemleri, teyzemi ve anneannemi arıcam ama şimdi eminim onlarda orda bir kaç hazırlık yapıyorlardır. Kesin kahveler alınmıştır_Bandırma’nın en iyi yerinden_=) ev çoktan temizlenmiştir bile. Ve Bandırmada hava, İzmir’e nazaran daha soğuktur ama kendine has bi serinliği vardır.
Annem “kendinizi yalnız hissedeceksiniz” dedi. Artık bakıcaz. Sınavlarım bu kadar ağır olmasa ve yoğunda olmasa giderdim ama biliyorum ki gidersem vicdan azabı çekerdim.

Herkesin Kurban Bayramı şimdiden kutlu olsun.

Vee bu yazıyı arife hazırlığının arasında okuyan varsa size 2 tane tatlı tarifi veriyorum =))
İçimden geldi…

İlki bildiğiniz Revani;
Annem bu tarifi çok yapar. Ayrıca yapması da kolay zaten.

Tarifi:
1 su bardağı şeker ve 3 yumurta yı çırpıyoruz. Ama öyle 1-2 dk değil. Bayağa bi çırpıyoruz. Hafif köpürterek, kıvamını alıncaya kadar çırpın işte =)
Daha sonra
1su bardağı yoğurt
1,5 su bardağı un
1 su bardağı irmik
1 ya da 2 paket kabartma tozu (ya da 1,5 çay kaşığı karbonat da olur)    bunlarıda ekliyoruz ve iyice karışına kadar karıştırıyoruz.
İstediğiniz bir bor cama döküp fırına atıyoruz. Fırının sıcaklığı 150oC falan olursa iyi olur. Bu sıcaklıkta 30dk pişmesi yeterli. Hafif üstünün kızarması ve kabarması lazım. Sizin fırınınıza göre tabi bu süre ve sıcaklık değişebilir.
*Ayrıca isteğe göre pişirmeden önce üzerine tuzsuz fındıkta koyabilirsiniz =)

Şurup için tarifi:
4 su bardağı şeker ve 4 su bardağı suyu ocakta şurup kıvamını alana kadar karıştırıyoruz.
Daha sonra pişmiş hamurun üzerine döküyoruz ve iyice çekmesini bekliyoruz.
İşte şimdi oldu =)))


İkincisi ise aslında Serdar’ın tarifi ve adı Çokotop =)
Tarifi;
Bir paket sana yağını iki paket kakaolu bisküviyle(petibör kakaolu bisküvi) eziyorsunuz_Çokotop kıvamını alana kadar_
Sonra top top yapıp hindistan cevizine bulayıp buzluğa atıyorsunuz.
İşte bu kadar =))

AFİYET OLSUUNNN =)))