keman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
keman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mart 2012

Mart, Bahar ve Pazar


Bugün güzel İzmir’im de çok güzel bir hava var.Sıcak desem sıcak değil soğuk desem hiç değil.

Dünden zaten kendime söz vermiştim sabah erken kalkacaktım. Dediğimi de yaptım. Bu güzel pazar sabahı erkenden kalktım ve fırına ekmek koydum sonra da sporumu yaptım ve eve geldiğimde güzel bir duşla ayıldım =) Tabi zengin bir pazar kahvaltısı yapılmadan o gün “Pazar” olmaz dimi ;) Ardından da TV’nin karşısına geçtim. Geçmiş senelerden hatırladığım ve Cnbc-e’de de yayınlanmış olan Emma adlı diziye BBC HD de denk geldim. Dün ilk iki bölümünü izlemiş ve çok beğenmiştim. Meğer bugünse diğer iki bölümü yayınlanıyormuş. Oturdum bir güzel onu izledim ve havadan mıdır nedir bilemiyorum bugünü “Romantik Pazar Günüm” olarak ilan ediyorum.

Emma’ya gelirsem, ne güzel bir diziymiş öyle o ya =)) Emma’nın çöpçatanlığını izlerken kendimden bir sürü şey gördüm. Başkalarının aşk hayatlarını izleyip bazen eğlenirken bazen de üzüldüğüm anları hatırladım. Emma, çöpçatanlığın ilk kuralını unutmuştu. Aslında gözünün önündeki kişiyi hiçbir zaman fark etmedi. İşin gerçeği aslında ikisi de birbirini fark etmedi. Yıllarca süren arkadaşlık elbette bir gün aşka dönüşecekti. Emma, büyük bir oyunda aşkı ararken asıl amacı aşkın ne olduğunu ve nasıl hissettirdiğini bilmek istemeseydi. Hayranlık mı merak mı derken Frank’a ilgi duyduğunu sandı. Kendi içindeki gerçekleri fark etmesi biraz zaman alsa da sonunda aşkın ne olduğunu oda anladı =) Harika bir diziydi. Dört bölümdü ve idealdi. Tadı damağımda kaldı =)

Emma’yla birbirimize benzeyen yönlerimize bakarsam ikimizde güzel, yeri geldiğinde çokbilmiş olabilen, zeki ve tabi özgüveni yüksek kişileriz. Bunların yanında ikimizde dertsiz, tasasız bir haldeyiz. O zengin bir bayan. Ayrıca yaşıtları gibi soylu biriyle evlenmek zorunda da değil. Ben ise yaşıtlarım ve yaşıt kız arkadaşlarımın düşüncelerinden çok farklı düşünerek hatta bir noktaya bakıp onlar ağacı görürken ben orada anında masallar, hikâyeler, kurgular çıkarıp aklımda yazarak yaşıyorum. Buradan yola çıkarsak ikimizin de dönemleri ayrı olsa da yaşadığımız dönemlerin bize dayattığı her şeye karşı çıkıyoruz ve bu şekilde yaşıyoruz.
En benzer noktamız ise kuşkusuz başkalarının aşk hayatını düzene sokarken kendi aşk hayatımızı düzgün bir raya oturtmakta bir o kadar beceriksizliğimiz =)

Dizide geçen klasik oda müziklerini dinledikten sonra yeniden keman çalmak istedim.
Böyle bir havada belki de ilham bugün gelir de beni bulur belli mi olur?!
Birkaç parça çıkarırım belki =)

Uzun zaman oldu.
Parmaklarımın nasırları azaldı.
Azıcık yara açalım =)

Herkese İyi Pazarlar =)

3 Aralık 2011

Aralık mı?

Şu an Blog’umun istatistiklerine bakınca fark ettim Aralık’a girmişiz. Vay anasını!
Ne yani 28 gün sonra da 2012 ye mi gircez?! Yok artık =)
Zaman çok hızlı geçti be…
Tabi kasımın son haftası hatta bu hafta da vizelere girdiğim için kasım mı bitmiş aralık mı başlamış hiç fark etmedim.
O zaman bu Aralık’ın ilk yazısı olsun =)

Şaşkın bir girişten sonra size bir özet geçeyim bari. 2 haftalık vize haftam nihayet bitti. Orta başlayıp dalgalı bir şekilde kapattım. Şimdi önümde biraz dinlenme süresi ardından da finallere yoğunlaşma zamanı var. Bütün bunların yanında iki haftadır spor yapmıyordum. Ona da yeniden başlamam gerek. Kemana da ara vermiştim onu da takvimime eklemeliyim. Unutmadan yarın yazlığa gidiyorum. Evi aldık ama ben daha hiç gidemedim. Yok, böyle bir şey! Neyse ki yarın bu durumu telafi edecek ve gideceğim. Hatta gitmişken birkaç yazı yazıp resim de çekmek istiyorum. Kumsalı bir uçtan bir uca yürümek ve şehrin zehirlediği ciğerlerimi temizlemek istiyorum.

Ders çalışırken beni en çok zorlayan şey aklıma yazmak için bir sürü konunun gelmesi ama bilgisayarımı açıp yazamamam =(
Hepsini akıl defterime not ettim ama =)) Şimdide tek tek hepsini yazıp sonra da yayınlamayı düşünüyorum.

Bu sefer kısa bir yazıyla bırakıyorum.

NOT: İstanbul maceramı ayrıntılı bir yazıyla yazıp yayınlayacağım ama önce sonuçların açıklanmasını bekliyorum. Anlarsınız işte nazar olayları ;)

31 Temmuz 2011

Ütopyam



Daha önce hiç size benim ütopyamdan bahsetmedim dimi. Demek ki artık zamanı gelmiş. O zaman yavaş yavaş anlatmaya başlayabilirim.
Bi kere benim yaşadığım dönem yanlış. Öncelikle buradan başlayalım.
Bu teknoloji, bu hızlı hayat çok güzel hatta bayılıyorum ve sonuna kadar sömürüyorum ama bazen düşünüyorum da ben bütün bu bilgilerimle farklı bir zamanda yaşamalıydım.


Aslında ben uzakdoğu sporlarını, savunma ve savaşma sanatlarını en iyi bilenlerden bizzat öğrenmeliydim. Güney Koreli General Gang Jo gibi mızrak kullanmalı, Japon samurayların ilkelerini tam olarak bilmeli ve benimsemeli, onların kılıç tekniklerini en iyi şekilde uygulamalı, okçulukta at üstünde bile iyi olmalıydım. Siz hiç Savaşçı Prenses Mulan’ı izlediniz mi? Harika bir filmdir. Klasik uzakdoğu filmi de olsa dönemin bir baş kaldırışıdır aslında Mulan. Hayatım boyunca kılıç ve ok kullanmak istemişimdir. Şöyle yayı gerip oku atmak istemişimdir. Belki bu nedenle tarihi strateji oyunlarında hep okçu sayımı fazla tutmuşumdur, kim bilir =)


Bir başka yaşama şeklim ise 17.yy Avrupa’sında oda müziği yapan bir bayan sanatçı olmak. Bu dönemi istememin sebebi hem bu dönemin klasik müziğini sevmem ve kemanımla bu parçaları çalmak istemem hem de Barok Sanatı’nın gene bu dönemde başlaması. Bundan başka sanatçılarla iç içe yeniliklere bizzat şahit olmak isterdim. Bu şekilde yaşamak beni çok mutlu ederdi. O dönemde yaşayan bir bayan olarak sözüm geçer biri olmak isterdim. O dönemin kadınları gibi ezilip evde oturan biri değil de adım sanım bilinen biri mesela. Ne kadar farklı bir dönem olurdu o zaman. Atıma biner daha binaların kurulmadığı düzlüklerde atımla beraber dörtnala koşardım. Bir başka nedenim ise bu dönemde beliren belli başlı şapların çok hoşuma gitmesi. Benim gibi bir şapka delisinin bu detayı es geçmesi olmazdı dimi =)


Gelelim yaşayacağım eve =)) Benim yaşayacağım ev Peles Şatosu gibi olmalı =) Yeşillikler içinde... Her türlü ihtiyacını ise doğadan karşılamalı. Mesela şato için gereken enerji, şatonun yanından akan akarsuya bir elektrik tribünü kurularak sağlanıyormuş.


Ayrıca 160’dan fazla odası varmış. Tam benlik. Cümbür cemaat kalırız artık =)) Bi odada parti versen diğer odalar duymaz. Zaten neler oluyorsa bu tarz evlerde oluyormuş ama o konulara girmeyelim yoksa çıkamayız =)) Ben bilgiyi veriyim siz araları doldurun ;) _Yandaki resim yemek odası. Masanın başı var sonu yok maşallah =))_



Şatoya tekrar dönersek, içi ağaç oyma süslemeler, heykeller, tablolar, kitaplar ve silahlarla doluymuş. Bu sarayı aslında Alman prensi olan I. Carol yaptırmış yani içeride ne varsa hepsi bu krala ait özel şeyler. Düşünsenize dedenizin o olduğunu. Resmen içerisi tarihi eserlerle dolu. Bayıldım ben bu hayale yaa =)) _Yandaki resim ise konser ya da müzik salonu. Artık bende burda bi konser verirdim. Nede güzel olurdu_


Diyeceksiniz bu Peles Şatosu nerde? Hemen cevap veriyor ve sizi merakta bırakmıyorum: Romanya, Sinaya’da.


İşte benim yaşamak istediğim dünya bu şekilde. Genele bakar ve hepsini bir araya getirirseniz ne kadar alakasız olduğu fark edebilirsiniz =)
Zamanların ve dönemlerin birbirini tutmadığı bir sürü şeyi aynı anda istiyorum evet =)
Ama ne diyebilirim ki bu benim dünyam ;)

24 Nisan 2011

Mimlenmişim ...5



Gene geç kalınmış bir Mimle buradayım.


Konumuz: 8 Soru ve Cevap

1. Gün içerisinde gerçekleşirse şok olacağın şey?
Aslında her gün ya da gün aşırı şaşırdığım o kadar çok olay var ki =)) zamanla şaşırmamaya başlıyo insan. Durun bi düşüniyim… Hmm… Ayy düşününce çok şey geldi aklıma =) ama aklıma gelenler gerçekleşmesin lütfen =))

2. Gördüğün zaman eğer almazsan “Uyuyamam” dediğin şey?
Deodorant, parlatıcılar, kitap. Bu üçüne karşı koyamıyorum =) Ben pek öyle alışverişe çıkan biri değilimdir. Bununda 2 sebebi var. İlki herkesin sevdiği şeyleri sevmem. İkincisi ise ilkiyle ilgili biraz, herkesin sevdiği ve aldığı şeyleri almadığım için genelde kendim bişeyler üretmek istiyorum ve bunun içinde kendi beğenilerime göre alıp üzerinde oynuyorum. Bundan dolayıda görüp de almadan duramadığım şey yok =))

3.Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey?
Diyet yapmıyorum kii =)) Ama klasik cevap olarak Bitter Çikolataları söyleyebilirim. Karşı koyamıyorum bi türlü =))

4. Kendine en çok yakıştırdığın renk?
Siyah, mor ve kırmızı =))

5. En sevdiğin takın?
Hematit kolyem. Aslında ikimiz arasında mistik bi çekim var. O sadece taş iken ilk görüşte almıştım onu. Ne olduğunu bilmiyordum ama almazsam olmazdı. Direk aldım ve sonra da araştırmaya başladım. Adı Hematit. Burcumun taşıymış. Kolye haline geldikten sonra boynumdaki yerini aldı hemde en sevdiğim şekil olan fildişi şeklinde… ne zaman kolyemi taksam günüm çok farklı geçiyo. Bunu ara ara deniyorum ve yanılmıyorum =)

6. Takıntın?
Pek bi takıntım yok aslında ama kitaplar benim en büyük olayım. Kitapçılar, kütüphane ve İzmir Kitap Fuarı… Ayrılamıyorum bi türlü buralardan. Şöyle koyuyorum çantamı kitapçının bi yerine alıyorum beğendiğim bi kitabı okuyorum da okuyorum. Aynısını kütüphane de de yapmıştım. Yoğun sınav haftasında benim sınavlarım bitmişti ama kütüphanede yer yoktu. Bende iki kitaplık arasında sessiz bi yer bulup yerleşmiştim. Mekân ve zaman önemli değil benim için o an =))

7. “Ben bu şarkıyı duyunca şakırım” dediğin şarkı?
Candan Erçetin – Sensizlik.
Hem ağlarım hem söylerim modunda =))

8. Solunda ne var?
Kemanım =))

Klasik Mim bitirişimle bitirmek istiyorum.
İsteyen mim sorularını alıp yazabilir.
Bana bildirir.
Bende okurum, yorum atarım, mutlu olurum =))

2 Nisan 2011

Hangisi Ben

* Abime göre hayatı çok yoğun ve yeri gelince de arabesk yaşıyormuşum.
* Hızlı konuşan bir kişiyim. Bunun yanında hızlı okuma yarışmalarını kazanmışlığım vardır. Bir şey anlatırken ki özellikle de heyecanlıysam bir hızlanırım ki durduramazsınız =)
* “Arabesk” kelimesini bazen söyleyemem.
* Eskiden “kahverengi” rengine “kafferengi” derdim =))
* Kışın dondurma yemeği yaza göre daha çok severim.
* Pek üşümem. Kışın askılılarla derslere gitmişliğim olmuştur. 15 Derece İzmir için üşüme sınırım.
* Keman çalmayı severim. Ayrıca en büyük isteğim buydu.
* Klasik, kore pop, R&B şu sıralar en çok dinlediğim müzik türleri.
* Cnbc-e bağımlısıyım.
* Birini sevdim mi çok severim ama baktım takıntı noktasına doğru gidiyor o zaman da kolay bırakırım.
* Sütü içmeden önce çalkalarım.
* Yazı yazmayı severim. Bu şekilde kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşünüyorum.
* Pek makyaj yapmam. Güzel bir kız olduğumu düşünüyorum. Temiz bir cilde sadece göz kalemi yeter =)
* Güney Kore kültürünü ve tarihini severim ve koreceyi de öğrenmeye başladım zaten.
* Tarihi araştırmak benim için bir hobiden de öte. İngiltere, Fransa, İspanya ve Kore tarihini çok iyi bilirim.
* Kütüphanede zaman geçirmeye bayılıyorum. Bana kalsa bütün gün orada yaşıcam =)
* Matematik ve fizik türevi dersleri seviyorum.
* Kimya ve türevleri dersleri yapabiliyorum ama sevmiyorum.
* Masa tenisi oynayamıyorum. Bu konuda babam ödüllü biri de olsa ben ona çekememişim.
* Manyak bir şekilde futbol ve basketbol maçı izlerim =))
* Totem yaparım =)
* Şapka koleksiyonum vardır.
* Durmadan ilginç atkı modelleri türetir ve tabi onları örerim =)
* MP3 ve telefonumdan vazgeçemem.
* 11 yaşında Can’ım (kuş) vardı ağustosta kaybettim. Şimdi 1,5 yaşında Naz’ım var ama kendisi erkek =)
* Hayvanları çok severim ve ayırt etmem.
* Yumuşak olan deniz ürünlerini yemem, yiyemem. Midye, ahtapot gibi…
* Kırmızı şarap, yeşil çay ve meyve çayları favorimdir.
* Yeni şeyler denemeyi severim. Yeri geldiğinde adrenalin manyağı olabiliyorum =))
* Aşırı spor yaparım.

=)))

31 Aralık 2010

İyi Dilekler ile 2011'e MERHABA ♥´`*

 
Herkesin kutlama yazısı yazdığı şu günlerde bende bir yazı yazmalıyım dedim =)) Ama aklımda o kadar çok şey vardı ki hepsini kısa kısa belirtmeden de geçmek olmazdı ;)

Asıl yazacaklarımın yanında dikkatimi çekti de üye sayısı artmış =) Herkese teşekkürler…

Finallere hazırlık ve vizeler sonrası gelen bir salaklaşma dönemi sonrası ne yazı yazabiliyordum ne de kendime zaman ayırabiliyordum. Dağıttım, kendimden geçtim ve şimdilerde bunun üstesinden gelip toparlanıyorum. İlk dönem biterken, dönemi iyi bitirmek en büyük isteğim. Sakın terk derdimin dersler olduğunu sanmayın çünkü hayatımda önem verdiğim bir diğer şey olan keman çalmam ile ilgili süper gelişmeler var. Elimdeki Tatlı Yaralar meyvesini verdi ve keman hocamdan küçükte olsa bir gecede çalma teklifi aldım. Orkestra ile birlikteymiş. Günü biraz ters ama bakıcaz. Yazarken bile heyecanlandım. Geçmiş yazılarımı okuyanlar sahnede çaldıktan sonraki halimi bilirler. O zamanki olay bu kadar ciddi değildi ve kişi sayısıda azdı ama bu sefer iş çok ciddi. Stres yaptım kendi içimde sanırsam. Ama olsun mutluluk sarhoşu modunda dolaşıyorum aklıma geldikçe. Yüzümde bir anda kocaman bir gülümseme oluyor =)) soranlara “Hiiççç” diyorum. Halbuki o hiçin ne olduğunu sadece ben biliyorum. Güzel bir sır bu. Tabi artık sır değil ama olsun =))

Şu sıralar kafamı bir konu hakkında boşalttım. Ohh rahatladım valla. Tabi ki de konu erkekler. Sevdiğim çocuk artık hayatımda değil. Aklıma ilk gelen kişi de değil. Ayy dünya varmış ya. Zor olsa da kurtuldum. Şimdi kendim, heyecanlarım ve streslerim ile hayatıma bakıyorum. Bazen diyorum “Kendim bile bana çok gelirken başka birisini kaldıramam”. Birazda böyle deneyelim bakalım. Daha sonra ne olur bilinmez ama bu yeni durumu sevdim ve alışana kadar zorlansam da hemen alıştım ve ayrılmaya da niyetim yok =)) Seviyeli ilişkimizi ilan ediyorum burdan, cümle alem duysun =)))


Gaza geldim ve bişey daha itiraf etmek istiyorum. Ben “Zuhal Topal ile İzdivaç” programını izliyorum ama sadece onun programını =)bence Esra Erol’dan daha başarılı. FOX’daki Su Gibi’ye ise bişey demiyorum çünkü onlar işin cılkını çıkarmış ve seviyesiz bir program yapıyorlar. Bütün bu kişilerin içinden Zuhal’i ayırıyorum ve bayılıyorum ona. Resmen okul sonrası beynimi dağıtıyor ve eğlendiriyor. Arada denk gelirseniz izleyin derim.

Hatta bu hafta Japon bir kişi vardı ve adı da Şingo’ydu. Çok tatlıydı ya =)) Türk kızı istiyormuş. Buldu da. Aileye önem veren bizim kültürümüz onlara bu anlamda yakın zaten. Şahsen benim tercihim Koreli olurdu ama olsun Japon da iyidir. Şingo Amerika’da yönetmenlik yapmış falan. Bugün sonunda 8 talibinden birini seçti. Bende o kızı seçmesini istemiştim zaten ;) bunu neden anlattım bilmiyorum ama okulda bu programı izleyenleri dışlar gibi bakıyorlar. Buna bir tepki olarak yazmış olabilirim =)) Forever Zuhal Topal ile İzdivaç =)))


Millet yeni yılda yeni dilekler falan dilerken ben liste yaptım. 2010’un son saniyelerinde süper hızlı okuma becerimle 50 maddeyi okumak istiyorum  =))) bunu yapmak ise ilk isteğim =)) bugün gittim alış veriş yaptım ve öylece gezindim Forum Bornova’da… İnsanlara baktım… Telaşlarını ve heyecanlarını gözlemledim. Hava soğuktu ama kimse umursamıyordu. En güzeliydi bence =)) Kar yağmayan bir İzmir’de hafif soğuk bana kışı ve yeni yılı hatırlattı. İlk kez bu sene o kadar heyecanlanmadığımı hissediyorum. İçimde bir şeyler oluyor ama ne olduğu dışarı çıkmıyor, bir türlü dile gelmiyor. Yarın bütün gün evdeyim ama  akşama keman dersime gidicem. Artık o saate kadar evi hazırlarım =)) Akşama bizde yapacağız artık bir şeyler ;)) hediyeler ve süprizler…  =))


NOT: Neden kırmızı don alınır ve neden giyinilir yeni yılda bilmiyorum ama kırmızı don olayı bugün beni korkuttu. Neden diye soracaksınız. Her yerden don çıkan ve sarkan bir yerden geçmek zorunda kaldım ve bizim millet gibi tahrike açık insanlar oradan geçse başıma ne gelirdi acaba dedim :S direk uzaklaştım. Ne aldım ne de baktım…


İşte yazımın sonu…
Herkesin yeni yılı şimdiden kutlu olsun =)))

Bol neşeli, mutlu, umutlu, tabi ki de en başta olması gereken sağlıklı sonra başarılı, bol aşklı, paralı_çıkarsa bana da uğrayın ;)_sevdiklerinizin yanınızda olduğu, biraz hüzünlü, şanslı, heyecanlı ve bunların yanında sonu ÇOK MUTLU bitmesi dileklerimle…

12 Aralık 2010

Bişey Yapmalı Ama Ne?

Ne yorucu haftaydı yaa… Ya da yorucu 2 hafta olarak düzeltelim. Vize haftası desem herkes durumu anlarsınız sanırsam =)

Vizeler, hocalar, ödevler, dertler , tasalar, keman dersleri, erkekler, kızlar, arkadaşlık ve dostluk… Hepsi bir arada ve tabi benim hayatımda =))

Cuma günü son sınavımla beraber resmen rahatladım. Bu rahatlamaya sonuçları beklemeyi eklemiyoruz çünkü yeni sloganımız “çalışırsın, sınava girersin ve çıkışta kuzu kuzu sonucunu beklersin!” iyi ya da kötü alıcaz artık bişeyler. Ben, ÖSS zamanında bu kadar çok çalışmak zorunda kalmamıştım ki o zamanlarda daha çok konu vardı ve çoğunuda yapardık. Nasıl beynimiz alırmış ve nasıl konsantre olur muşuz şuan resmen unutmuş gibiyim. Hafta sonumu tam anlamıyla yatarak geçiriyorum. 2 haftadır izleyemediğim dizilerimi izlemekte ve okumakta olduğum kitapları bitirmekle geçirdim ve hala da geçirmekteyim. Tabi bide bunlara sporuda eklemek lazım. Onu da boşladım şu vize haftasında. Dünden beri günlük süremin  2 katı kadar çalışıyorum. Eee  arayı kapatmak lazım ama dimi =)

Bütün arkadaşlarım ya vize haftasında ya da benden önce bitirmiş finallere çalışıyolar. Bu da demek oluyor ki buluşmak ve eğlenmek için ortak zaman bulmak zor olacak. Dün herkesi toplamak istedim ama inadına İzmir’e kar yağdı ve hava bildiğiniz bir gecede soğuk ötesi oldu. Bugünde Pazar ve kimse dışarı çıkmaz. Bakalım artık, belki hafta içi bir gün belirleriz ve o zaman çıkarız. Özledim ya bizim topluluğu ve tabi Jelibon’u ;))


**Şimdi sizden bir ricam var. Bu boş bir kaç günde üzerime sinen stresten kurtulmak için ekstradan ne yapmalı???  =))

28 Ekim 2010

Mimlenmişim ...2

   
Mail lerime uzun süredir bakmadığımı fark ettim ve şöyle bi girip bakıyım dedim.
Ve  oda ne???
Ortalarda bir yerde birinin bana mim yolladığını gördüm.
Silinmeden yanıtlayayım bari =))
Seviyorum böyle soruları cevaplamayı zaten =))


Hangi işleri yarım bırakırsın yada bıraktığın neler var?
Bazen ödevlerimi ya da sınavlara hazırlanmayı genelde yarım bırakırım. Cuma keman dersinden sonra eve gelip yatar ve haftasonu hiç keman çalmam =))

Yakın zamanda kaybettiğin biri var mı?
Evet var. Kuzenimi kaybettim.

En ağır bulduğun, sana dokunan bir yemek var mı?
Şu yağlı yağlı yapılan yemekleri yiyemiyorum ve tabi hazır pastalarıda. =(

Cinsellik ve aşk anlamında unutamadığın biri var mı?
Cinsellik için bir şey diyemem ama AŞK anlamında unutamadığım bir kişi var =))

Çocukken sevdiğin çizgi filmler?
Bugs Bunny =))
Çok seviyorum kendisini. Onunla beraber havuş yerdim ve konuşmasını taklit etmeye çalışırdım ;))

Blogger'a ne zaman kayıt oldun? Kim vesile oldu? Nereden duydun?
Aslında 2007 yılında Blog’umu almıştım ama içinde hep Almanca yazılarım vardı ve Almancamı geliştirmek için almıştım. Sonra o sitenin başına bir şeyler  geldi ve bütün yazılar gitti. Üzüldüm ve bir süre siteyle ilgilenmedim ama sonra içimdekiler ve yazıp yayınlama isteğim yeniden başladı. Sonuç olarak, 2009 yılında farklı bir isim, amaç ve yazılarımla “Kakaolu Profiterol” ü açtım.

Çok paran oldu neler yaparsın?
Aslında yapmak istediğim bir sürü şey var ama ilk 5 maddeyi söyleyebilirim ;)

1.       * “Jeep Cherokee Red River” alırım.
2.       * En güzelinden_param çok yaa =)_bir stüdyo daire alır ve içini döşerim.
3.       * Miami’ye gidip Ami James’i bulup ona MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ün imzasını yaptırmak istiyorum.
4.       * Paris’i görmek ve gezmek istiyorum.
5.       * Güney Kore’yi karış karış gezmek istiyorum.
…
=)))

Bütün soruları cevapladım =))
Şimdide birkaç link veriyim bari ;))

Kasetçinin Dükkanı serdarsen35 

3 Ekim 2010

^ Kampüs ^ ...4

O kadar heyecanlı bi ilk güne hazırlık yazısı yazdım ki şimdide 2 haftayı bitirdiğimi bildirmeyi kendime ve size borç bildim =))

Bitirdim ama nasıl bi bitirme acaba??? ben mi bitirdim yoksa o mu beni bitirdi hiç bi fikrim yok =) karışıklığın arasında yuvarlanıp gidicem sanırsam.Blog'umu da  Face'den takip eden arkadaşlarım olabillir, o yüzden yazdıklarım ve yazacaklarım için bi söz ya da herhangi bi tanımlama yapamam.istediğiniz yere çekin  =))


İlk hafta tanışma olarak geçti aslında. sadece matematikçi ders işledi. O da nasıl bi dersti anlamadım.düşünün salı günü sabah 9.30 matematikle başlayıp akşam 17.00 a kadar devam ediyoruz. sonrasında zaten ders yok ve ben evime gidip 2.80 yatıyorum.tam uyuma moduna giriyorum.ödevleride cabası.kendisinin dersi + ödevler birleşince soğudum resmen salı gününden.



Benzer durumda kimya dersi için geçerli. pazartesi günü sabah 8.30 kimyayla "Günaydın" deyip 12.15 de "Hoşçakal" diyoruz.normalde kimya derslerini severim ama hayatım boyunca düzgün bi kimya hocasıyla karşılaşamadım ki.Ortaokul, lise ya da dershane...hiçbiriyle anlaşamadım. şimdide üni de aynı durumla karşı karşıyayım.hoca resmen hayattan bezmiş gibi. bi kelime söyleyip direk off ya da uff çekiyo...sanki zorla orda gibi.bi de blok ders yapıyo iyice sıkılıyoruz.kiminle konuştuysam aynı durum geçerli.hatta başka şeylerde var ama onları emin olmadan yazamam...o kadar değil yani.biraz merak edelim =)


Peki organik kimyacıya ne demeli?
Hoca ilk günden kurallarını sıraladı:
-Derse devamsızlık yapılmayacak.
-Raporun bile olsa "yok" yazılırsın.
-Her ders sözlü var.
-Cevap vermek zorundasın, ona göre günlük notunu alırsın.
-Ders notlarını satın almalısın.
*alanlarında isimlerini istiyo.
-"Sınavlarımdan 45 i zor alırsınız" dedi.
*"Dur" dedim içimden "bismillah" de be hoca. daha ilk gün.
-Başkasının yerine imza atmayın, asistanlarım sizi sayacak.
-Yanlışınızda bitersiniz
-Ben derse girdikten sonra kapıyı kilitlerim.
...
liste aslında uzuyo da o kadar da değil yani.

Sanırsam ben fizik hocasını çok sevdim.
Normal miyim bilmiyorum ama sevdim Faruk Hoca'yı =))
Fizik hocalarıyla daha iyi anlaşıyorum sanırsam.ayrıca üni ye gelince şunu anladım; benim fiziğim iyimiş.
Lisede falan düşük notlar alırdım, hırs edip yüksek notlar aldığımda oldu.sonuç olarak onların hepsi beni bir yere getirmiş.fiziğin ve hocaların kuralları + aldığım düşük notlar sonucunda hiç soğumamışım dersten :)) karşınızda aslında dönem ödevi olarak -lisede- fizik soru bankası bitirmiş bi kişi duruyo ;))
Tabi bu yazıyı okuyup, Fizik hocam olan Faruk Hoca'nın hiç kuralı yok mu sanıyorsunuz?? Eğer böyle düşünüyorsanız BÜYÜK bi yanlışın içindesiniz demektir. Faruk Hoca'nın kuralları diğer herkesin kurallarından daha sert ama sanırsam ben buna alışabilirim =) deneyimlerim var. geçmişteki hocalarım sağolsun.kampta iyi yetişmişim =))
Faruk Hoca'nın kurallarını bütün bölüm biliyo. Kime sorsan ayını cevabı alıyorsun.
İşte o kurallar:
-Derste düzgün oturulacak.
*bunun ne demek olduğunu herkes biliyo herhalde =))
-Cep telefonları ortada olmayacak.çantanın en dibi hariç.
-Derste konuşmak yasak.
*konuşursanız çok ama çok büyük bir azarlama sonucunda sınıftan atılırsınız
-Derse geç kalınmayacak.5dk bile değil,hiç kalınmayacak.
*kalırsanız önce sınıfa girersiniz azarı yeniden yer dışarı çırarsınız.
-Yoklama hep alınır ve başkasının yerine imza atamazsınız.
*asistanlar sayıyo yani gene kaçış yok.
İşte en kötüsü: -Derste su içmek Yasak!
*tam 1 saatlik ders süresinde hiç su içmek yok.
-Derste gerinmek ya da esnemek de yasak.

İşte böyle kuralların sonunda ben Faruk Hoca'yı sevdim =))
Sanırsam bölümdeki en iyi ders anlatan kişi gibime geliyo =))

İki önem verdiği ilkesini vermeyi unuttum:
1.Saygı
2.Bilgi
"Bildiğini her zaman net bil!" de gene hocanın sözü.

Bu hafta yorulmama sebep olan bi diğer ders ise "Doğal Lifler".Hocamız derste konuları anlatmak için grup çalışması yapmamızı istedi ve bu grup çalışmasının notlarından birini de birbirimize anlattığımız ve hocaya verdiğimiz dosyalarımızı sınıfa dağıtmak geliyo yani aramızdaki bilgi alışverişini ne kadar iyi yaparsak o kadar iyi bir şekilde grup olarak geçebilicez.bu da toplamı %10 etkileyecek.aslında en kolay olan şey gibi görünsede aslında zor bir işlem.beni yoran iş işte burda başlıyor: bu görevi gönüllü üstlendim.neden yaptım, çünkü kimse sınıfta tam olarak birbirini tanımıyo toplamda 60 kişiye yaklaşan bi sınıfız =S  Eee durumlar böyle olunca bende herkesin adını, soyadını ve e-mail adreslerini alıp sonra onları word belgesi yapıp, farklı formatlarda bana verdikleri adreslere yolladım.ayrıca Face de grupta açtık.isteyenler üye olabilir diye. işte bu iş beni perşembe günü yordu.kimseyi tanımadan isim ve adres almak gerçekten zor.günün sonunda 54 kişiyi tamamlamıştım =))) geri kalanlarda grubundaki arkadaşlarından öğrensinler adresleri.Gruptan bi kişi bu görevi yapacak zaten.

Bide cuma gününe fasulyeden bilgisayar dersi çıktı.Ne güzel perşembe günü son saatti. sonra cuma öğleden sonra boştu ama hoca sınıfı kalabalık bulunca! 2 grup yaptı ve cuma öğleden sonraya bi grup daha koydu.
Benim Süper Şanslı kaderim beni cuma gününe çıkardı...
Bilgisayar dersinden sonra akşam 7 de de keman dersim var.bu senede kemana devam.akoru bozulmuştu sonra ailemde yaşadığım kayıplar sonucunda keman çalmak içimden gelmemişti ama dersler başlayıp onun o sesini duymak beni yeniden canlandırdı.

Kemanımı ve sesini seviyorum, beni canlandırıyo ve mutlu ediyo.
Dersten çıkıp Karşıyaka'da denizi izlemek...İşte bütün haftanın yorguluğu o anda yok oluyo.

Yüzümde oluşan gülümsemeyle biniyorum otobüse ve geliyorum evime  =))

8 Eylül 2010

Neler Neler..! ...2

Bugün öğlen gibi yola çıkıyorum ve Bandırma'ya bayrama gidiyorum.2 gün kalıp dönücez.Malum pazar günü referandum var.Bu bizim kuzenim olmadan geçireceğimiz ilk ramazan bayramı olucak.Bu nedenlede ayrı bir önemi var.
Eskiden, çok çok eskiden Bandırma'ya gitmeden önce anneannemi arardım ve ondan tatlı isterdim.Anneannemde 2 tepsi baklava yapardı.biri benim için, diğeri misafirler için olurdu =)) tabiki hepsini yiyemezdim ama her bayram bu muhabbet döner dolaşır ve sonunda yapılır, oraya gittiğimizde ise bayram sabahı dedem, babam, abim namazdan dönmeden önce şerbeti dökülmek üzere mutfağa getirilirdi.onun o dökülmemiş hali bile güzeldi.


Dönmemin başka bir sebebide "13 Eylül ve 17 Eylül" tarihleri arasında ders kaydımın başlıyo olması. Hadi bakalım hayırlısı olsun diyorum kendim için =))
Hazırlığı okumuş, geçmiş ve rahata alışmış bir insan olarak bu sene çok sıkı geçicek gibi geliyo bana.
Harçlar açıklanmış, onu yatırmam lazım ve bu sırada ders programınada baktım. işte o an şok olduğum an oldu.O nasıl bir programdır ya. Kimseninki bu kadar karmaşık değil ve doluda değil tabi.
Saatleri söylüyorum: sabah 08.30 - akşam 17.00'a kadar.
Bildiğim tam mesai yani =S  Annemlerle gidip onların iş çıkışıyla gelirim artık =)) tek iyi yanı bu sanırsam.Ne alaka diyeceksiniz, benim annem ve babam Ege Üniv. Kimya Müh. çalışıyorlar ve binalarımızın arasındaki mesafe 2 araba genişliğindeki bi yol.Başka bir ayrıntı, onların yemekhanesi benim binanın bitişiğinde.Yani böyle bir durumda onlarda gitmem çok doğal =))
Bide bu sıkışıklığın içinde keman dersimi ayarladım. saatini tahmin edin...cuma akşam 19.00.. =)) Yuhh diyorum kendime =)) neyseki haftasonlarım boş. uyurum artık. resmen programı gördükten sonra isyanlardayım. bütün hafta bu kadar nasıl dolu olabilir??? aynı üniversitede olan ama bölümlerimiz farklı olan arkadaşlarımın bu kadar dolu değil programları.bizimki maşallah öğrenci saati değil memur saati mübarek.
Kızdım kızdım hemde çook kızdım.
Allah sonumuzu hayır etsin.

14 Temmuz 2010

Görev ...2: Bahçe Dekorasyonu

Mezuniyet töreni macerası yazımdan sonra bu yazı önceki konunun devamı gibi gelebilir ama iç içe olmasın diye ayrı yazdım.


Şuan ajandama bakıyorum da bugün (Saat itibariyle) son keman dersim var. Bir hafta erken bitti dersler. Vayy bee 3 ya da 4 haftalık bi tatil sonrasında yeniden keman dersine başlıcam ama olsun tatil tatildir. İzmir sıcağında kemana gitmek (Ne kadar sevsem de) zor oluyordu. Çalışırken zaten terliyorsunuz (İster istemez) bide İzmir sıcağı, 2 kat yorgunluk. Unutmadan kemanım için yeni bir yastık alıcam. Markasını not aldım. Umarım bulurum. Sonra başka yerde aramak istemiyorum. Veee bugün sürpriz bi haber çıktı!

* Cuma günü Bandırma'ya gidiyorum. Anneannemin evine gül dikip, bahçe düzenlicez bir de evi temizlicez. Diğer evi önce boyayıp sonra temizlicez ama bu konuda tecrübeliyim en azında =)) Geçen yaz kendi evimizi annem, babam ve ben 3'lü boyamıştık. 1 haftada bitmişti ev (Toplama dahil). Reklam ilanı gibi oldu sanki bu son cümle. Evden eve hahaa =))

Şiiimdiiii... Bu bahçe işinin başına dönersek tabi en başına değil. O kadar uzun yazamıcam şimdi. Orta bölümünü anlatsam gene yeterli olur sanırsam =))

Geçen pazar Ödemiş'de bir nikaha katılmak için yola çıktık ve Bayındır'dan geçtik. Daha önce buraya gitmemiştim. Ve söylüyorum: Harika bir yer. Adamlar sadece çiçekçilik yaparak para kazanıyorlar. Oradakilerin geçimi bu ama görmelisiniz. Yollardan giderken sağlı sollu çiçek seraları ve bahçeleri var. Türlü türlü, çeşit çeşit çiçekler. Sağa sola bakınmaktan yol nasıl geçti bilemedik. Dönüşte de uğradık birine ve 13 tane gül aldık. Fiyatı söylüyorum: Tanesi 1TL! Şaşırdınız dimi? Şehirde olsa 7TL.

İç piyasa analizi yaparak "Bu nasıl bir uçurumdur?" dedim. 13 liraya gül + başka bitkilerde aldık. Karlı çıktık diyebilirim. Zaten orası çiçek festivali de yapıyormuş. Toplu her yere çiçek satıyorlarmış. Muhteşem bir yer ya. Çiçek tarlalarını görmelisiniz müthiş bir şey. Renk renk ayrıca sadece çiçekte değil filiz yetiştiriciliği de var. Palmiye bile yetiştirmişler, satıyorlar.

Nikah sonrası oraya uğramak güne farklı bir eğlence kattı =)) Şimdi işte oradan aldığımız bu bitkileri dikicez.

Hanım Ağa (Kendisi anneannemdir. Ben ona "Hanım Ağa" derim.) oturacak sandalyesine ve parmağıyla göstercek biz dikicez. Küçüklüğümden beri pek bi severim o evi zaten. Eskiden daha büyük gelirdi bana =)) Her noktasında bir anım var benim. Bu tatilde kemanımı ve laptopu (TDK "laptop" yerine artık "dizüstü" deyin diyo!) alıcam, oturcam o "Eski Evler" in oraya ve ilham toplucam. Bomba gibi gelmek istiyorum İzmir'e.

*"Eski Evler" bu anlattığım yerin bi bölümünün adı ;)

Bakalım nostalji eşliğinde ne sonuç çıkıcak. Bekleyip görücez tabi hal kalırsa.
İşte diyorum ajandam hep dolu hep dolu.
Herkese İyi Tatiller ;)

6 Temmuz 2010

C.N BLUE...Tanıtım...

"You're Beautiful" dizisinden sonra Jung Yong Hwa (정용화) ve Lee Hong Gi hayranı olmuştum."Boys Before Flowers" dizinden sonrada Kim Hyun Joong hayranı.


Jung Yong Hwa'nın grubu C.N Blue.
Lee Hong Gi'nin grubu FT Island.
Kim Hyun Joong'un grubu ise SS501.

Üyelere merakımdan müzik gruplarınıda merak ettim ve başladım araştırmaya.

İşte araştırmalarımın sonucu ve tavsiyelerim. =)))

-bu arada mümkünse bu grupları dinleyin.Koreli falan demeyin.gerçekten harika bi müzik yapıları var.fonda hip&hop, rock, pop var.genelde de gitar, keman, çello falan kullanıyorlar.bu şekilde kalbimi çaldılar sanırsam ;))) Kim Hyun Joong zaten "Boys Before Flowers" dizisinde keman çalan bi oğlanı canlandırıyodu.ordan vuruldum sanırsam ona =))) neyse başlıyoruz ;

İlk tanıtacağım grup C.N Blue


Güney Koreli bir indie rock grubu (Japonya’ya özgü).Grup Güney Koreli olmasına rağmen ilk çıkışlarını 29 Ağustos 2009'da Japonya'da yaptılar.

C.N Blue'nun açılımı: Code Name Blue.
Grup Japonca ilk mini albümü olan  "Now or Never" ile çıkışını yaptı.
Grup ilk albümü "Bluetory" için dört treaser yayımladı. Her videonun başında, sırayla ocağın 6'sı, 8'i, 11'i ve 13'ünde Jonghyun, Minhyuk, Jungshin ve en son da Yonghwa çıktı.Ocağın 12'sinde "I'm a Loner" adındaki klipleri yayınlandı.


Japonya’daki Kariyerleri

2009 yılı Haziran ayı civarında sokak gösterileri yapmaya ve Japonya'daki bazı gece kulüplerinde konser vermeye başladılar.19 Ağustos 2009 yılında Japonya'daki bir indie grup olarak tamamı ingilizce olan ilk resmi mini albümleri "Now or Never"ı yaptılar.2009 yılında Kasımın 25’inde "Voice" adındaki ikinci mini albümlerini Japonya’da yayınladılar.Diğer tüm şarkıları ingilizce iken bu albümdeki çıkış parçaları Japoncaydı.

Grubun “ThankU” ismindeki ilk albümlerinin çıkışının kutlamalarında 20 marttaki tek kişilik canlı performanslarının bulunacağı resmi blog sitesi şubatın 1'inde ilan edildi.Onların ilk Japonca albümleri "The Way" 23 haziranda çıkmak üzere hazırlandı. Bu albüm üç şarkı içerecek.



Kore’deki Kariyerleri

C.N. Blue’nin Güney Kore’de 14 Ocak 2010’da yapacağı ilk resmi albümleri olacak olan “Bluetory” ile ocak ayında çıkış yaptılar.Ayrıca grubun her üyesinin farklı günlerde tanıtılacağı tanıtım videosu da yayınlandı.Ocağın yedisinde (Kore’deki zamana göre) kliplerinin kısa tanıtım videosu daha önce belirtilen üye Lee Jong Hyun’un yüzüyle grubun yeni şarkısı “I'm a Loner” grubun resmi sitelerinde yayınlandı. Baterist Kang Minhyuk’un tanıtım videosu ocağın 8’inde yayınlandı.Ocağın 11’i ve 13’ünde ise Jungshin ve Yonghwa için tanıtım videosu yayınladı.

Resmi olarak çıkışışlarından önceki gün, büyük bir hayran kitlesine hitaben ilk konserlerini yaptılar.Ocağın 14’ünde ilk mini albümleri yayınlandı ve “Mnet ” popüler müzik listelerinde bir numara oldu ve “Hanteo” listelerinde de ikinci sıraya yerleşti.


Albümleri:

Japonya

Thanku
1. TBA

Now or Never
1. Now or Never
2. Let's Go Crazy
3. Love Revolution
4. Just Please
5. Teardrops in the Rain

Voice
1. Voice
2. Wanna Be Like U
3. Never too Late
4. Y, Why...
5. One of a Kind

Kore

Bluetory
1. I'm a Loner
2. Love Revolution
3. Y, Why...
4. Now or Never
5. I Will...Forget You...

bu kısa birazda resmi bilgiden sonra sıra geldi üyelere.

ilk önce benim favorim olan

Jung Yong Hwa

Doğum günü: 22 Haziran 1989
Gruptaki yeri: Lider, vokalist, gitarist, rapper
Hobileri: Müzik değerlendirmesi yapmak
Özelliği: Klarnet, ağızla müzik yapmak.
Çekiciliği: Yan dişleri -bunu bi yerden buldum ama gülüşüne bakınca hak verdim ;))-

*Ekim 2009'da populer dizi You're Beautiful'da Kang Shin Woo rolünde oynamıştır.
Mest olmuştum dizide ona ya =)))



Lee Jong Hyun (이종현)

Doğum günü: 15 Mayıs 1990
Gruptaki yeri: Gitarist, vokalist
Hobileri: Müzik değerlendirmesi yapmak, egzersiz yapmak.
Özelliği: Judo
Çekiciliği: Şık gülümsemesi. -gülmekten gidiyoruz hadi bakalım hayırlısı =)) şahsen benim gibi çok gülen biri için önemli bişey bu ama Neyse ;))-

*Grubun lideri eskiden Jong Hyun'du. Liderliğini Kore'de çıkış yaptıktan sonra Yong Hwa'ya vermiştir.
biraz popüleritesini kullanmışlar bence ama iyide olmuş.böylece daha çok tanındılar.


Kang Min Hyuk (강민혁)

Doğum günü: 28 Haziran 1991
Gruptaki yeri: Baterist
Hobileri: Futbol, basketbol
Özelliği: Flüt çalmak.
Çekiciliği: Gülen gözleri -bunada gülmeyi soktum yaa =D =D-


*benimle yaşıtmış.biraz arkada kalsada kendisini başarılı buluyoruz =)





Lee Jung Shin (이정신)

Doğum günü:15 Eylül 1991
Gruptaki yeri: Bassist, Rapper
Hobileri: Müzik değerlendirmesi yapmak
Özellikleri: Basgitarist, rep.
Çekiciliği: Gözleri -bu konuda bişey diyemicem.yüksek oranda bu sonuç çıktığı için yazdım =))-


*Lee Jung Shin de benimle yaşıt.vay bee biz burda okuyoruz adam kıtalar arası meşhur oluyo.benimde içim bi fena oluyo.



Şimdide şarkılara gelelim.
*sadece favorim olanları yazmayı düşündüm =)*


İlk şarkımız: Let's Go Crazy
şarkının başı "Let's go crazy-Let's go crazy-Let's go crazy" diyerek başlıyo.rock ve birazda pop var.hareketli bir şarkı.en azından bu şarkıyı dinlediğim zaman enerjim yerime geliyo.hareketleniyorum falan.sanırsam biraz bağımlılık yaptı =))

koreliler ama harika ing.şarkı söylüyorlar.

"사랑 빛 (Love Light)" diğer bir şarkı.bunun sözleri aslında korece ama o kadar hafif ve yavaş bir şarkı girişi varki resmen mest olabilirsiniz.ardındanda rep yeri geliyo ama öyle isyankar bi rep değil.yavaş söylenen sözler.arada bi kaç ing cümlelerde var.bu olay zaten kore şarkılarında hep oluyo.yani doğal bi durum.ben en çok bu şarkının "geuh deh neun darling" ve "geuh del reul sarang heyo darling" sözlerini seviyorum.ardından şarkının ritmi gene düşüyo ve slow bi şekilde söylenmeye başlanıyo.



"그럴 겁니다... 잊을 겁니다... / I will... forget you" da slow bir parça.şarkı yağmurun sesiyle başlıyo ve solistimizin "geureol geomnida ijeul geomnida oneulbuteo nan"demesiyle devam ediyo.ben bu girişi çok seviyorum.resmen gözlerini kapat ve dinle durumu.eğer sevgilinizden yeni ayrıldıysanız "dinlemeyin" derim.


Gelelim yeni şarkıları olan "I'm Loner (외톨이야)" a. geçen gün klibinide indirdim.o kadar sevdim yani =) paso MP3 ümde de dinliyorum zaten."oetoriya oetoriya oetoriya oetoriya"-I'm a loner- diyerek başlıyo şarkı.sonra giriş müziği ve direk sözlere dalış tam ve yerinde bi yorum olucak herhalde.hemen sonrasında ise rep geliyo ve benim sevdiğim yer olan fonda "Ohh" sesi ile nakarata başlıyoruz.koreceyi az çok öğrendim diyorum ya,bu şarkıda bunu kesin anladım.ilk dinleyişte ezberledim şarkıyı.bu şarkının nakaratındaki "oetoriya oetoriya daridiridara du" yerine bayılıyorum.böyle ellerimi kaldırıp kafamı sallayarak söylemek çok hoşuma gidiyo =))) ayrıca şu sözleri yazmazsam olmaz:

"sad sad sad sad sad sad sad tonight <>
Oh no no no no no body knows << mam molla>>
one two three four five six seven night <>
seumyeo nareul dallaego isseo"
nakaratın devamı =))

şarkıyı indirin.burayı ezberleyin.ne demek istediğimi anlıcaksınız =))


"Love" bizim bir diğer şarkımız.bu şarkının girişinde;

"Yeah
C.N. to the Blue
To the sky high
Get ‘em high
Yes we ready to go"  diyerek başlıyo ve devamı korece olarak devam ediyo.demin bahsettiğim gibi ardından da bi kaç ing cümle var.şarkının sonlarında sert bi rock esintisinde sözler söyleniyo ardındanda gene nakarat giriyo.bu şarkıyla geçen hafta ödül aldılar.alınmayacak gibi de değil zaten ;)) nakaratına gelince;


"Tell me Why why why 너만 원하고 있잖아
No Bye bye bye 그런 슬픈 말은 하지마
I can try try try 다시 돌아온다면
You know I want get get get your love

Love Love Love Everybody
Clap Clap Clap I want you back to me
꿈에서라도 니 손을 잡던
그 때로 돌아가고 싶은데

Love Love Love Everybody
Clap Clap Clap I want you back to me
꿈에서라도 돌아온다면
세상을 다 가진 것 같을텐데"
ben bu nakaratta en çok "Why why why" deme yerlerine bitiyorum.şu sıralar Arirang Kanalında sık sık bu şarkının klibini yayınlıyorlar.denk gelirseniz izleyin derim =))


"Love Revolution"...hızlı bi girişi olan şarkı.direk sözlerle başlıyo.şarkının girişindeki "nae yeope nuul ttae nae gyeote jamdeul ttae" derkenki seslerini değiştirmeleri çok tatlı olmuş =) sonra "Stop!"deyip direk nakarata giriyorlar.nakarata ise hayran kaldım.sözlerini anlamasanız bile müziğine hayran olabilirsiniz.ama ben sizin için nakaratı yazıcam:


"I want a you in my life (naui sarang neoege)
nae sarmui sanso gateun neo (modeun geol bachilge)
I want a you in my life (neoege hanaui baraem)
maeil neowa hamkke sumswigo pa (hangsang useojullae)
himdeul ttae bitamincheoreom sangkeumhae
apeul ttaen eomma pum gateun
You in my life (neol kkok anajulge)
yeongwonhi neoman saranghae Forever" -burdan şarkının içeriğini aşağı yukarı anlayabilirsiniz =))-

bundan sonra şarkının temposu daha da yükseliyo ve siz daha çok şarkının içine giriyorsunuz.ben bu şarkıyı dinlerken zıplayıp tepinmek istiyorum. =)))

şarkının sonunda 4lük bir söz yeri var ve sonra yeniden nakarat ama nakarata girerken fonda hala şu parantez içindeki sözler söylenmeye devam ediyo.*dinlenmeli!!




"Now Or Never" diğer şarkılarından biraz daha farklı olarak daha sert bi rock şarkısı.sözleri daha isyankar söylüyorlar ve nakarata girerkende sesleri yükseliyo ve dinleyeni hazırlıyo.şarkının bir nakaratında ing cümle var bide 2.girişte.ortalarına doğru solo yerler ve sadece müzik soloları yer alırken sona doğru bir anda kesilip sözler yavaşça söyleniyo.sonra yeniden ritim yükseliyo ve şarkı son aşamasına geliyo.


"Voice" hareketli diyemem ama sakin bi girişi var.sonrasında gerçekten hareketleniyo işte.rock altyapılı bi şarkı.genede sakin bi girişi var.ardından şarkının ritmi yükseliyo ve nakarat başlıyo.bu şarkının sadece Japonca sözlerini bulabildim ama korecesi daha güzel =)) şarkıyı dinlerken benim aklıma çocukluğum ve lisede yaptığımız çılgınlıklar geliyo =)) -gözümün önünde canlanıyo- ondan bu şarkyı pek bi seviyorum.ıumut verici sözleri var =)

sona doğru hafif bi söyleyiş ve sonra hızlı müzik...


şimdilik bu kadar favori parçamı yazdım.yeni yeni tanıdığım bi grup olmalarına karşın onları fazlasıyla sevdim diyebilirim.Amerikalı gruplardan başımı Koreli gruplara çevirdim artık =))



17 Haziran 2010

Ooohh!!

                Olan biten her şeyin üzerine hadi bi “Oohh!!” çekelim =)))

Sınav dönemleri falan derken ne yazı yazdım, ne de başka şeylerle ilgilenebildim. 8 Haziran da keman solomu verdim. Mazas’dan bi parça çalarak başarıyla geceyi atlattım. Bu aralar daha iyi çalıyorum sanırsam #) Bu keman işini bırakmamalıyım (Hırs mı geldi acaba bana ne =) ).



Üniversitede ise ortalamayı 85 yapamadığım için yıl sonu sınavına girmek zorunda kaldım. Evet biraz bu bende gerginlik yarattı tabi. Bir kaç gündür onun sonucunu bekliyordum ve erkenden açıklanmış. Bakarken bile heyecandan öldüm diyebilirim. Olay şöyle oldu: dün keman dersine akşam gittim. Gittim ama aklım hala sınav sonuçlarındaydı. Bugün ise sınav sonuçlarının açıklanması gerekiyordu. Neyse işte eve geldim, oturdum, kalktım derken (Amaç zaman geçsin) bi baktım Çiko bana mesaj atmış. “Hadi sınav sonuçlarına baksana!” diye. Bende “Erken mi açıklanmış??” diyerekten direk bilgisayara koştum. Kendisi geçmiş. Ben ise hızlı bir şekilde sayfayı açıp numaramı girdim. Geçmişim =)))) Ayy mutluyum huzurluyum! Hemen arkadaşlarıma sordum noldular diye. Şuan tek hatırladığım şey; sevinçten bi an öylece kalmam hani insanın içine bir umutsuzluk dolar ya aynen öyle olmuştum açarken.


Şimdi düşünüyorum da ilk seneye başlamamıza şurda kaç ay kaldı. İlk sene mühendislik dersleri bakalım ne kadar zor. Herkes “İlk sene çok zor.” diyo ama bilemiyorum ki. Herşeyi yeniden keşfetmeyle geçiyo yıllar. İlkokuldan sonra ortaokulda farklı hocaların girmesine alışırsın sonra lisede daha da farklı bi durum. Şimdide üniversitede aynı şeyi yaşıyorum. Hazırlığın sistemini anlamaya çalışmakla yılı geçirdim. Zaten anlayamadan da yıl bitti #) Şimdi alan derslerimden önceki dersleri anlamakla dönemi geçiricem. Amaaann zaten hep aynı şeyleri yapmak beni sıkıyor. Böyle yeni durumlarla uğraşırken sıkılmıyorum. 4 sene bi yerde okumam için mesela bana yeterli. İlkokulumu 4 sene okudum sonra başka bi okulda 4 sene ve tabi lise 4 sene =))) Üniversitede de böyle olur inş. =))) 4 senede bitsin ;)

Varya yaşlanacağız okul bitince. Kocaman olcaz.

O keman solomun olduğu gece benden başka keman çalan kızlarda vardı. Onlarla konuşurken “Ben üniversitedeyim.” deyince inanamadılar. “Hiç belli değil.” dediler galiba genç gösteriyorum #) İlerde işime yarar mı acaba ;) Yaramalı evet bunu yapmalı.


İşte böyleee. Biten yorucu günlerden sonra rahat bi uyku çekeceğim. Tamam, İzmir sıcak falan insana işkence ediyor ama genede o keman solomdan sonraki gün gibi değilim. Keman solomdan sonraki gün, sabah yataktan bi kalktım bütün vücudum kasılmış. Resmen mumya gibiydim. Sanırsın ki 1000 mekik ve üstüne 5 saat koştum. Artık kendimi o gün için nasıl kastıysam vücut ertesi gün tepki verdi. Bütün gün B12 vitamini ve rahatlama çayı içerek geçirmiştim. Anca 2 gün sonra açıldı vücudum.

Şimdi 4 hafta daha İzmir’deyim. Sonra ne yaparım bilemiyorum ama spora başladım bu sürede. 2 saat bisiklet biniyorum. Hiç efor kaybetmemişim =)) Her gün ders çıkışı yaptığım yürüyüşlerin faydası olabilir ayrıca geçen yaz günde 3 saat binerdim =) Çüşş!! diyebilirsiniz ama şunu anladım: dün mesela 2 saat bana mısın demedi. Bu haftadan sonra yeniden 3 saat yapayım bari.

Kilo vermek değil amacım. Evde oturmak ve İzmir’in sıcağı insanı mayıştırabiliyor. Maksat hantallaşmamak ve uyuşmamak. Enerji için hareket lazım =))

Sabahları erkenden kalkmaya alışmışım. Tatil dönemi de olsa saat 8.00 ben ayaktayım =)) Pembe diziye sardım sabahları. Akşama doğru ise indirdiğim Kore dizilerinden birini izliyorum, gecede yarım bıraktığım kitabı okuyorum. Dün gece öyle bi okumuşum ki sabah ezanını duydum =) “Günlerden ne oldu şimdi?” dedim kendi kendime =)) Günler saatler karıştı resmen. Amaannn (buna da AMANN yolluyoruz) yaz okulum yok ya ve İngilizce işini hallettim ya boş verdim. Biraz keyif yapmak istiyorum.

Eğleniyorum, geziyorum ve şimdiden herkese iyi tatiller diliyorum.
Güldüğünüz gün sayısı ağladığınızdan çok olsun.
xoxo