fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fransa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2012

Erasmus


Haftaya üniversite sınav sonuçları açıklanıyormuş. Sınava girmiş herkese şimdiden bol şans diliyorum. Umarım istediğiniz mesleği seçersiniz (puanınız inşallah fazla fazla yeter =) ) ve tabi en önemlisi seçimlerinizin sonunda ömrünüz boyunca mutlu olursunuz.

Mesleğiniz doğrultusunda üniversitelerde seçiyorsunuz ve imkân olarak sizi ERASMUS ile Avrupa’ya yollama imkânlarından bahsediyorlar. Benim bu yaşıma kadar karşılaştığım ve bizzat tanık olduğum durumu size bu yazımda anlatacağım. Şimdi bilmeyen olabilir ve bunu okurken bu kız kaç senedir üniversitede de bu zamana kadarı söylerken bu kadar emin olabilir diyebilir. Haklılar ama bende onlara şunu söylemek istiyorum. Benim annem ile babam üniversitede çalışıyor ve öğrencileriyle bu durumları yıllarca yaşayıp sorunlarıyla uğraştılar. Çocukluğum bu konuların içinde ve üniversitede geçtiği için bir de aynı üniversitede okuduğum için bu tarz olayları bilmemem imkânsız gibi bir şey artık.

Olayımıza dönersek, öncelikle size karşılaşılan sorunları yazmak istiyorum:

1. Önünüze elçilik ve vize sorunu çıkabilir hele ki gideceğiniz ülke küçük bir yer ise bu sorun en baba sorun olur! Benim size tavsiyem eğer bu tarz bir deneyim yaşamak istiyorsanız büyük, oturmuş Avrupa ülkelerine gidin. Buralar nereler mi? Hemen söylüyorum: Fransa, İtalya, Almanya, İsveç. Yani küçük bir ülkede kral olmak yerine büyük denizdeki küçük balık olun. Oralarda boğulsanız ya da yolunuzu kaybetseniz bile buraya döndüğünüzde en azından denemiş olursunuz. Rakiplerinizi görmüş ve ufkunuzu genişletmiş bir şekilde dönersiniz. Tabi bu dediğim ülkelerin dezavantajlarından biri, büyük üniversiteleri olduğu için öncelikle sizi kendi ülkelerinin dil sınavına sokuyorlar. İtalya için İtalyanca, Fransa için Fransızca ve Almanya için Almanca. İngilizcenizin iyi olması gerektiğini hatırlatmıyorum bile.

2. Buradaki üniversitenizin, gideceğiniz üniversitede alacağınız dersleri sayması ki çoğu üniversite sayıyor görünüp saymıyor! Demin dediğim ülkelerden aldığınız derslerinizi üniversitenize döndüğünüzde sayılmama olasılığı üzgünüm ki çok yüksek. Ama siz derseniz ki ben küçük bir ülkeye giderim, dersleri nasıl olsa rahat rahat geçer bir de ortalamamı yükseltip dönerim bu da bir tercih. Sizin için ortalama her şeyse o zaman gidin ve yükseltin ama amacınız bir şeyler öğrenmek ise bu sizin için yeterli olmayabilir.

3. Gideceğiniz ülkenin dili bir başka sorununuz. Eğer oradaki resmi dil değil de İngilizce eğitim almak isterseniz x2 ödeme yapıyorsunuz! Bunu da daha çok küçük ülkeler yapıyor. Ama diğer ülkelerde adamlar kendi resmi dillerinde eğitim verdikleri ve sizde bunu bilerek gittiğiniz için sorun olmuyor.

4. Kalacağınız yerde önemli. Bazı yerlerde yurt yok ve eve çıkmak zorundasınız. Bunun içinde gene paranıza bakmanız gerek! Size evet gideceğiniz ülkeye göre belirlenen miktarda para ödeniyor ama benim arkadaşlarımın karşılaştığı sorunlardan biride buydu. Paraları yetmiyordu ve anneleri babaları buradan onlara para yolluyordu. İş bu şekilde olunca da durum pahalıya geliyordu tabi. Eğer birikmiş paranız varsa bunun bir kısmını oralarda harcamak zorunda kalacaksınız bunu şimdiden söylüyorum.
Örnek vermek gerekirse İsveç’in en pahalı ülkelerden biri olduğunu biliyorum. Saçını kestiremeden, kaşını aldıramadan bile dönenler var. Ne o tecrübe oldu!

5. Gelelim şu derslere, aldığınız dersleri üniversiteniz saymazsa ne olacağını biliyor musunuz?! Gittiğiniz dönem içinde o dersleriniz kalacak! Bu ne demek biliyor musunuz?! Şu demek: döndüğünüzde ilk olarak kalan derslerinizi alacaksınız ve eğer krediniz yeterse yeni dönem derslerinizi alabileceksiniz. Bu da genelde bir ya da iki ders gibi az derse karşılık geliyor ki kafadan dönemizi uzatmış oluyorsunuz. Kalan derslerinizi veremediğiniz zaman ikinciden sonra harcınız bu derslerin başına artmaya başlıyor.

Benim düşüncem bu kadar strese gireceğime o parayı 4 sene biriktirir ve üniversiteden mezun olunca da kendime hediye olarak Avrupa turuna çıkarım. Madem amaç derslermiş gibi görünüp Avrupa’ya gidip ülke gezmek o zaman bunu dürüstçe yaparım yani nolcak =)

Geçen senede bir sürü arkadaşım gitti ve bu senede gidecek. Geçen senekileri havaalanından uğurlamıştım bu senekileri de umarım oralardan uğurlamak yeniden nasip olur.

Bu sene kim gidecek biliyor musunuz benim canım ciğerim biricik Jelibonum… Hem üzülüyorum hem de onun adına seviniyorum. Çünkü biz ikimizde lisede belirlediğimiz hedeflerimize ulaşmak için çok çalıştık ve iyi bir puanla istediğimiz meslekleri kazandık. Şimdi soranlarınız olabilir. Bu kadar konuştuktan sonra senin arkadaşın nereye gidiyor? Benim arkadaşım büyük denizlerde küçük balık olmak için Almanya’ya gidiyor. Bir dönem burada olamayacak. Bu geçtiğimiz bahar döneminde ikimizde çok yoğun olduğumuz için pek buluşamasak da onu aradığımda hemen ulaşmak bile bana huzur verirken şimdi tek iletişimimiz skype olacak. Çok üzülüyorum dostlar. Dün onun için gidip çarşıdan şans kolyesi aldım. Oralarda kaybolmasın, neşesini, yüzündeki gülümsemeyi kimse bozamasın, özgür olduğunu unutmasın, yalnız olmadığını bilsin, ailesinin ve dostlarının hep onun yanında ve onun bizim için çok değerli olduğunu bilsin istedim ve bunun için ona taşlarla süslü kanatlar aldım.

Tabi başka arkadaşlarımda var büyük denizlerde küçük balık olmak isteyen. İşte böyle…
Bence büyük umutlarla bu işlere girmeyin.
Hayaliniz büyük olsun ama hayallerinizi de gerçekleştirirken ayaklarınızda yere basılı dursun.
Bol şanslar =)

18 Haziran 2011

Hayat, Seni Seviyorum

Sevincinizin yarım kaldığı anlar vardır ve sonra bir şey olur ve yeniden hayata tutunabilirsiniz.
Bu bazen bir söz, bir kişi ya da bir müziğin ritmidir.
Anlamasanız da sevinirsiniz içiniz bir anda mutlulukla dolar.
Anlam veremezsiniz, anlamda vermek istemezsiniz.
Bu haliniz hoşunuza gitmiştir bir kere ve terk etmesin istersiniz.
Suyuna gider ve akışında yaşamak istersiniz.
Hayatınızdaki bütün olumsuzlukların o anda yok olması aklınızdan birkaç dakikalık bile olsa çıkması güzeldir.
Bunu kim ya da ne yaptıysa ona teşekkürü borç biliriz ama etmeyiz. Belki içimizden ama bunu dışarı vurmayız.


Şu sıralar yaşadığım ilişkilerin ve durmadan değişen hayatımın sonunda beni her şeyden kurtaracak bir şeye ihtiyacım vardı ve buldum. O kadar şanslıyım ki hepsini bir arada yakalım ve şimdi buradan kocaman bir teşekkür yolluyorum onlara. Büyük bir hediye paketi aslında bu.

Hayata şimdi
“Je Veux d’l'amour, d’la joie, de la bonne humeur” diyorum =)

*Hayatımdan hiç çıkarmayacağım dostlarımın olduğunun farkına bir kez daha vardım. İlk teşekkürüm onlara. 

*Demin yukarıda yazdığım söze ise ikinci teşekkürümü yolluyorum.

 


*Ve gelelim üçüncü teşekkürüme. Bu teşekkürüm ZAZ’ın Je Veux parçasına geliyor =)  nette gezerken gördüğüm bir grup kendileri.  Nasıl ve nerden ulaştım bilmiyorum ama harika caz yapıyorlar. Kendi içlerinde ve kendileri için söylüyorlar. Onların bu içten hallerine ise bayıldım. Sözlerindeki samimiyet ise asıl teşekkürü hak eden nokta.



Duyduğuma göre İstanbul’a gelecekmiş. Onların İstanbul’a geldiği zaman ben maalesef gidemeyeceğim ama gidebilseydim en ön sırada olurdum ve ellerim havada bacaklarımı sağa sola sallayıp ritimle kendimden geçerdim. 

 Konser sonrası ise kendimi İstanbul’un bende anılarımı oluşturduğu caddelere giderdim. Hala parçalar kulağımda olsun diye ise şarkıları söyleye söyleye yürürdüm =))


Kendim gidemiyor bile olsam İstanbul’da olan ve gitmek isteyenler için bilgi veriyim: 22 Ekim’de Uluslararası Akbank Caz Festivali kapsamında İstanbul’da olacaklar. Ayrıca grup Fransa'nın en çok konuşulan ve bilinen grubu.  Özellikleri sokak performanslarıyla bu işe başlamaları =) hatta durun size bide video linkini koyayım ki durmadan dinleyin bağımlısı olun =))


http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=yy3EpWYfG1s


Herkese Bol Teşekkürlü Günler Diliyorum =)
Sevin, Sevilin, Korkmayın...
Ve şimdi gidin sevdiklerinize bunu söyleyin.
Tabi ardından da kollarınız kocaman açmayı unutmayın =))

2 Nisan 2011

Hangisi Ben

* Abime göre hayatı çok yoğun ve yeri gelince de arabesk yaşıyormuşum.
* Hızlı konuşan bir kişiyim. Bunun yanında hızlı okuma yarışmalarını kazanmışlığım vardır. Bir şey anlatırken ki özellikle de heyecanlıysam bir hızlanırım ki durduramazsınız =)
* “Arabesk” kelimesini bazen söyleyemem.
* Eskiden “kahverengi” rengine “kafferengi” derdim =))
* Kışın dondurma yemeği yaza göre daha çok severim.
* Pek üşümem. Kışın askılılarla derslere gitmişliğim olmuştur. 15 Derece İzmir için üşüme sınırım.
* Keman çalmayı severim. Ayrıca en büyük isteğim buydu.
* Klasik, kore pop, R&B şu sıralar en çok dinlediğim müzik türleri.
* Cnbc-e bağımlısıyım.
* Birini sevdim mi çok severim ama baktım takıntı noktasına doğru gidiyor o zaman da kolay bırakırım.
* Sütü içmeden önce çalkalarım.
* Yazı yazmayı severim. Bu şekilde kendimi daha iyi ifade ettiğimi düşünüyorum.
* Pek makyaj yapmam. Güzel bir kız olduğumu düşünüyorum. Temiz bir cilde sadece göz kalemi yeter =)
* Güney Kore kültürünü ve tarihini severim ve koreceyi de öğrenmeye başladım zaten.
* Tarihi araştırmak benim için bir hobiden de öte. İngiltere, Fransa, İspanya ve Kore tarihini çok iyi bilirim.
* Kütüphanede zaman geçirmeye bayılıyorum. Bana kalsa bütün gün orada yaşıcam =)
* Matematik ve fizik türevi dersleri seviyorum.
* Kimya ve türevleri dersleri yapabiliyorum ama sevmiyorum.
* Masa tenisi oynayamıyorum. Bu konuda babam ödüllü biri de olsa ben ona çekememişim.
* Manyak bir şekilde futbol ve basketbol maçı izlerim =))
* Totem yaparım =)
* Şapka koleksiyonum vardır.
* Durmadan ilginç atkı modelleri türetir ve tabi onları örerim =)
* MP3 ve telefonumdan vazgeçemem.
* 11 yaşında Can’ım (kuş) vardı ağustosta kaybettim. Şimdi 1,5 yaşında Naz’ım var ama kendisi erkek =)
* Hayvanları çok severim ve ayırt etmem.
* Yumuşak olan deniz ürünlerini yemem, yiyemem. Midye, ahtapot gibi…
* Kırmızı şarap, yeşil çay ve meyve çayları favorimdir.
* Yeni şeyler denemeyi severim. Yeri geldiğinde adrenalin manyağı olabiliyorum =))
* Aşırı spor yaparım.

=)))

12 Aralık 2010

Nihat Doğan ve Sözleri!!


Şu sıralar Face’deki duvarımı Nihat Doğan sözleriyle dolduran ve her gün bir yenisini daha ekleyen arkadaşlarıma ne diyeceğimi bilemiyorum. Gerçekten ilk başlarda güzeldide şimdilerde resmen sıkıldım bundan ve duyduğuma göre bazılarını Nihat Doğan kendi söylemiş. Her gelen paylaşımla beraber “yok artık diyorum”.

Allahını severseniz kim bu Nihat Doğan ya??

Delikanlıyım deyip deyip gezen sonra Seda Sayan’la aşk yaşayıp adını daha da bir duyuran ama bunun yanında maço ve delikanlı terimlerini birbirine karıştıran, Seda Sayan’ın minilerini yırtıp sonrada onunla evlenmediği için Seda Sayan tarafından terk edilen ardından da garip garip emo tarzı resimler çektiren bir kişi benim gözümde. Ayrıca tam bir iktidar yalakası olarak görüyorum. İsteyen bana katılır, isteyen katılmaz ama bence öyle. Ne müziğini dinledim ne de duvarına üye oldum. Ama şunu biliyorum ki Okan’ın programına çıkınca reyting olarak bir Show Boy olarak görev yapıyo. Show Boy deyince delikanlılığına laf gelmiş olabilir ama onun çıktığı programları artık millet tiye alıp izliyo. Bunu kendiside biliyo ve sözlüklere falan dava mı açmış ne yapmış, beğenmemiş bu durumu. Tabi Nihat Doğan’ı sevenlerin yanında sevmeyenlerde var. Ve benim gibi duvarımda onun sözleriyle tacize uğrayıp bu yazıyı yazmaya iten sebeplere sahip kişilerde.
 
İşte bir kaç arkadaşımın paylaştığı sözler:
*Ne kadarı doğru ne kadarı yanlış bilemem.*

-New York'da Beş Minareyi izledim. Anladığım kadarıyla Film New York'da geçiyor.
-Nihat Doğan sakal gibidir, sakal kestikçe daha gür çıkar.
-Nihat Doğan ayna gibidir, kim nasıl bakarsa öyle kendisini görür.
-Senin ruhun benim ruhumun önünde diz çöker, tövbe ister.
-Avatar'ı dokuz kere izledim, anladığım kadarıyla uzayda geçiyor.
-Benim koyunum Avrupa’nın koyunundan farklı bakıyor.
-Nihat Doğan Bob Marley'in “No Woman No Cry” şarkısının anlamına son noktayı koydu "Ağlamayana Kadın Yok"
-Geçen gün Fransa'ya gittim, inanır mısın 5 yaşındaki çocuk bile şakır şakır fransızca konuşuyor.
-Geçenlerde Eskişehire gittim. Çok anlamsız, ben gayet yeni ve modern bir şehir gördüm.
-Kurtlar Vadisini 4 yıldır izliyorum, arkadaş inanır mısın 1 tane bile kurt göremedim.
-Küçük zihniyetli insanlar anlayamadıklarına saldırırlar.
-Nihat Doğan bir felsefedir.
-Benim olmazsan taciz ederim, felsefesinin kurucusu.
-Nihat Doğan bir duruştur.
-Nihat Doğan konuştuğu zaman anlayan anlar, anlamayan anlamaz...
-Belki bir tondur aşkın ağırlığı.
-Karşındakinin adam olup olmadığını aşıkken değil ayrılırken bilirsin kardeşim.
-Bu milletin bırakın insanına kedisine de aşığız köpeğinede aşığız.
-Bir halk kahramanı olmak benim en büyük idolüm...

İşte en büyük sözünü sona sakladım:
-Benim yediğim pekmez, gittiğim Antep, duvarda resmim, alemde ismim var arkadaşlar. Herkes rahat olsun.

Başka söze gerek var mı???
Bu sözlerle duvarımı taciz eden arkadaşlar yeter artık!!!
Daha fazla bu sözlere maruz kalmak insanın psikolojisini bozuyor =)))