dostluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dostluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2013

Sevdiklerim Yanımdaysa Gerisi Kimin Umurunda!

Aynen öyleeee =))

Ocaktan beri görüşmediğim daha doğrusu görüşemediğim arkadaşım D. ile dün buluştuk.
Sonundaaa!!!

Nasıl mutlu oldum hatta olduk anlatamam. Onun o içten kahkahasını özlemişim.

Deli dolu anlatımını, heyecanlı konuşmasını,  olayları anlatırken anı bir daha yaşamasını, beni de hikâyeye çekmesini, laf sokmalarını, laf sokmalarımı, hikâyenin en güzel yerinde biralarımızı tokuşturmamızı, ummadığım yerde bir şey söylemesini ve boğulma atlatmamı, sıkı sıkı birbirimize sarılmamızı, geçmişte yaptığımız onca manyaklıkları, yaşadığımız olayları, çocuklukları, gençlikleri, delilikleri, dolulukları o kadar özlemişim ki anlatamam.

Dilara seni çok seviyorum arkadaşım.
Hayatımdaki en en en harbi insansın.
Yıllarca dostum dediğim insandan sende gördüğüm samimiyeti görmedim ben.

Bizim arkadaşlığımız böyle işte. Dostluğumuz. Kıskançlığın hiç olmadığı, gerektiğinde “Süpersin bebeğim.” dediğimiz, “Seksi hatun!” “Ouvv yürü taş gibisin!” sözcüklerini en samimi halimizle dile getirebildiğimiz, “En iyisi senin olsun.” mantığıyla birbirimize sunduklarımızla yaşıyoruz biz.

9 aydan beri sesini duyamamıştım. İlk zamanlar sesini duyabiliyordum. Sonralarında oda bitmişti. Evinden de taşınmıştı. Arabayla eve gelirken onun dairesinin önünden geçiyordum ki acaba evde mi, ışığı yanıyor mu diye! O 9 ayda arınmış arkadaşım. Rahatlamış. Çok iyi olmuş. Kararlar almış. Yenilemiş kendini. Zihnini. Bomba gibi bir giriş yapmış bu yıla. Dilara benim Dilaram. O orijinal kadın. Güçlü kadın. Telefonu hep samimi bir şekilde açan insan. Hayata yeniden başlayacak kadar cesur. Kararlı. İnatçı! Kendi değimiyle suya inat etse susuzluktan ölecek biri O =) 

Ben böylesini seviyorum işte.
Görüştüğümde sarılabildiğim, sıkı sıkı onu kendime çekip özlemimi giderebildiğim, sevdiğim insanları istiyorum etrafımda.
Gerisi çıksın gitsin hayatımdan. İstemiyorum artık.

xoxo

18 Şubat 2013

Bizim İçin Tatil Demek...

Bizim için tatil demek buluşma zamanı demek.
Bunu kimin için söylüyorum tabi ki de lise arkadaşlarım için.

Her tatilde İzmir dışında olanlarımız İzmir’e gelir. İzmir’de olanlar özel olarak sırf buluşma için şehirden ayrılmaz. Bir gün ayarlanır ve buluşulur. Önce bir yere oturulur, çay kahve içilir. Sonra belli bir sayıya ulaşılır ve oradan yemek yemeğe gidilir. Kalabalık olan gurubumuz birkaç masayı birleştirir. Oradan eğlenceye geçilir ve gün kahkahalarla devam eder. Kuzum, Jelibonum, Serdarım, Binnurum, Mecom, Senemim ve diğerleri, hepimiz buluşuruz.

Bu tatilde de buluştuk ve ayrılırken en yakın tatil ne zaman diye düşünmeye başladık. Bu bahar döneminde hiç uzun tatil yok onu anladım. Mecom,Tokyo’dan denizle kim bilir nerelerde, Binnurum Sakarya’da, Kuzum ile Serdarım Ankara’nın kuru soğuğunda ve Jelibonum ise Almanya’da. Güzel bir günün sonunda üstüme dolan hüzün sonucunda yazamadım bir türlü bu yazıyı. Yazılmışı da düzenleyemedim.

Hepsini ayrı ayrı seviyorum. Kaç sene olmuş?!

7 senedir hayatlarımdalar hatta bazılarıyla 8 sene! Dağılmadık, dağılmayacağız da biliyorum. İnsanın böyle arkadaşları oldukça yalnız olmasına imkân yok zaten.

Gülmek, bol bol fotoğraf çekmek, çektirmek, yeni tatlar denemek, derslerden konuşmak, ilişkiler üzerine deneyimlerimizi paylaşmak, hediye seçmek, yıl içinde yaşanılan olayları uzun uzun anlatmak, masanın bir ucundan diğer ucuna gülümsemek, konuşmaya çalışmak, her muhabbete bir şekilde karışmak, konular karışınca da anlayamamak o kadar güzel o kadar özel ki.

Anlatamam. Yaşamanız lazım. Bizim masaya oturmanız lazım.

Bu buluşmamızda bizden olmayan bir konuğumuz vardı ve “Konularınız çok hızlı değişiyor, çok hızlı konuşuyorsunuz. Bir türlü konuya dâhil olamadım.” dedi. Dönüp ona gülümsemiştim. Haklıydı. Çünkü biz liseden beri her halimizi görmüştük.

En kötü zamanımızı, en sinirli, en kırılgan, en stresli, en yalnız, en iyi, en eğlenceli…
Hepsini biliyoruz.

Geçmişi unutmak hiç kolay değil. Geleceği ise beraber yaşamak çok heyecanlı =)
En yakın tatili dört gözle bekliyorum ;)

12 Temmuz 2012

Erasmus


Haftaya üniversite sınav sonuçları açıklanıyormuş. Sınava girmiş herkese şimdiden bol şans diliyorum. Umarım istediğiniz mesleği seçersiniz (puanınız inşallah fazla fazla yeter =) ) ve tabi en önemlisi seçimlerinizin sonunda ömrünüz boyunca mutlu olursunuz.

Mesleğiniz doğrultusunda üniversitelerde seçiyorsunuz ve imkân olarak sizi ERASMUS ile Avrupa’ya yollama imkânlarından bahsediyorlar. Benim bu yaşıma kadar karşılaştığım ve bizzat tanık olduğum durumu size bu yazımda anlatacağım. Şimdi bilmeyen olabilir ve bunu okurken bu kız kaç senedir üniversitede de bu zamana kadarı söylerken bu kadar emin olabilir diyebilir. Haklılar ama bende onlara şunu söylemek istiyorum. Benim annem ile babam üniversitede çalışıyor ve öğrencileriyle bu durumları yıllarca yaşayıp sorunlarıyla uğraştılar. Çocukluğum bu konuların içinde ve üniversitede geçtiği için bir de aynı üniversitede okuduğum için bu tarz olayları bilmemem imkânsız gibi bir şey artık.

Olayımıza dönersek, öncelikle size karşılaşılan sorunları yazmak istiyorum:

1. Önünüze elçilik ve vize sorunu çıkabilir hele ki gideceğiniz ülke küçük bir yer ise bu sorun en baba sorun olur! Benim size tavsiyem eğer bu tarz bir deneyim yaşamak istiyorsanız büyük, oturmuş Avrupa ülkelerine gidin. Buralar nereler mi? Hemen söylüyorum: Fransa, İtalya, Almanya, İsveç. Yani küçük bir ülkede kral olmak yerine büyük denizdeki küçük balık olun. Oralarda boğulsanız ya da yolunuzu kaybetseniz bile buraya döndüğünüzde en azından denemiş olursunuz. Rakiplerinizi görmüş ve ufkunuzu genişletmiş bir şekilde dönersiniz. Tabi bu dediğim ülkelerin dezavantajlarından biri, büyük üniversiteleri olduğu için öncelikle sizi kendi ülkelerinin dil sınavına sokuyorlar. İtalya için İtalyanca, Fransa için Fransızca ve Almanya için Almanca. İngilizcenizin iyi olması gerektiğini hatırlatmıyorum bile.

2. Buradaki üniversitenizin, gideceğiniz üniversitede alacağınız dersleri sayması ki çoğu üniversite sayıyor görünüp saymıyor! Demin dediğim ülkelerden aldığınız derslerinizi üniversitenize döndüğünüzde sayılmama olasılığı üzgünüm ki çok yüksek. Ama siz derseniz ki ben küçük bir ülkeye giderim, dersleri nasıl olsa rahat rahat geçer bir de ortalamamı yükseltip dönerim bu da bir tercih. Sizin için ortalama her şeyse o zaman gidin ve yükseltin ama amacınız bir şeyler öğrenmek ise bu sizin için yeterli olmayabilir.

3. Gideceğiniz ülkenin dili bir başka sorununuz. Eğer oradaki resmi dil değil de İngilizce eğitim almak isterseniz x2 ödeme yapıyorsunuz! Bunu da daha çok küçük ülkeler yapıyor. Ama diğer ülkelerde adamlar kendi resmi dillerinde eğitim verdikleri ve sizde bunu bilerek gittiğiniz için sorun olmuyor.

4. Kalacağınız yerde önemli. Bazı yerlerde yurt yok ve eve çıkmak zorundasınız. Bunun içinde gene paranıza bakmanız gerek! Size evet gideceğiniz ülkeye göre belirlenen miktarda para ödeniyor ama benim arkadaşlarımın karşılaştığı sorunlardan biride buydu. Paraları yetmiyordu ve anneleri babaları buradan onlara para yolluyordu. İş bu şekilde olunca da durum pahalıya geliyordu tabi. Eğer birikmiş paranız varsa bunun bir kısmını oralarda harcamak zorunda kalacaksınız bunu şimdiden söylüyorum.
Örnek vermek gerekirse İsveç’in en pahalı ülkelerden biri olduğunu biliyorum. Saçını kestiremeden, kaşını aldıramadan bile dönenler var. Ne o tecrübe oldu!

5. Gelelim şu derslere, aldığınız dersleri üniversiteniz saymazsa ne olacağını biliyor musunuz?! Gittiğiniz dönem içinde o dersleriniz kalacak! Bu ne demek biliyor musunuz?! Şu demek: döndüğünüzde ilk olarak kalan derslerinizi alacaksınız ve eğer krediniz yeterse yeni dönem derslerinizi alabileceksiniz. Bu da genelde bir ya da iki ders gibi az derse karşılık geliyor ki kafadan dönemizi uzatmış oluyorsunuz. Kalan derslerinizi veremediğiniz zaman ikinciden sonra harcınız bu derslerin başına artmaya başlıyor.

Benim düşüncem bu kadar strese gireceğime o parayı 4 sene biriktirir ve üniversiteden mezun olunca da kendime hediye olarak Avrupa turuna çıkarım. Madem amaç derslermiş gibi görünüp Avrupa’ya gidip ülke gezmek o zaman bunu dürüstçe yaparım yani nolcak =)

Geçen senede bir sürü arkadaşım gitti ve bu senede gidecek. Geçen senekileri havaalanından uğurlamıştım bu senekileri de umarım oralardan uğurlamak yeniden nasip olur.

Bu sene kim gidecek biliyor musunuz benim canım ciğerim biricik Jelibonum… Hem üzülüyorum hem de onun adına seviniyorum. Çünkü biz ikimizde lisede belirlediğimiz hedeflerimize ulaşmak için çok çalıştık ve iyi bir puanla istediğimiz meslekleri kazandık. Şimdi soranlarınız olabilir. Bu kadar konuştuktan sonra senin arkadaşın nereye gidiyor? Benim arkadaşım büyük denizlerde küçük balık olmak için Almanya’ya gidiyor. Bir dönem burada olamayacak. Bu geçtiğimiz bahar döneminde ikimizde çok yoğun olduğumuz için pek buluşamasak da onu aradığımda hemen ulaşmak bile bana huzur verirken şimdi tek iletişimimiz skype olacak. Çok üzülüyorum dostlar. Dün onun için gidip çarşıdan şans kolyesi aldım. Oralarda kaybolmasın, neşesini, yüzündeki gülümsemeyi kimse bozamasın, özgür olduğunu unutmasın, yalnız olmadığını bilsin, ailesinin ve dostlarının hep onun yanında ve onun bizim için çok değerli olduğunu bilsin istedim ve bunun için ona taşlarla süslü kanatlar aldım.

Tabi başka arkadaşlarımda var büyük denizlerde küçük balık olmak isteyen. İşte böyle…
Bence büyük umutlarla bu işlere girmeyin.
Hayaliniz büyük olsun ama hayallerinizi de gerçekleştirirken ayaklarınızda yere basılı dursun.
Bol şanslar =)

10 Mart 2012

Hayat Arkadaşım


Arada yazılarıma konu olur ve adı geçer onun.
Kimse bilmez aslında kimdir O.
İşte şimdi size 11 senelik hayat arkadaşımı anlatacağım.

İlk tanıştığımız günü hatırlıyorum. Elimi uzatmıştım. Korkmuş bir çocuk ve yalnız bir kızın eliydi o. Elimi tutuşuyla yıllarca sürecek olan beraberliğimiz başlamıştı. Birbirimizi hemen sevmiştik. Eve geldiğimizde ne o evime yabancılık çekmişti ne de ben ona. Sanki yıllardır beraberdir ya da kısa bir tatile çıkmış ve döndüğümüzde hiç araya zaman girmemiş gibiydi. Ben ona bir şeyler söylerdim o dinlerdi. Konuşurdum onunla. Bazen gecelerce, bazen bütün gün. Ama o hiçbir zaman konuşmayı öğrenemedi. Bende o konuşmuyor diye onu dışlamadım. Her zaman sevdim hem de karşılıksız olarak bir şey beklemeden. Karşılıksız sadece sevgiyle birine bağlanırsanız bir zaman sonra karşılık görüyorsunuz. İlk günden başlayan birbirimize güvenimiz yıllarca sürdü.

Bir gün onunla konuşurken uyuya kalmışım. Oda yanıma girmiş ve o şekilde uyumuşuz. Sonraları fark ettim ki ben ne zaman uyusam hep koluma ya da boynuma sokuluyor.

Bunun yanında çok gururluydu. Kendine çok dokundurmazdı. İzin verirse severdiniz. Hiç ısırmadı. Ne beni ne de başkasını. Çok güzel uçardı. Evin bir ucundan bir ucuna tur atardı da nefes nefese kalmazdı. Yemini değiştirmeyi unuttuğumuzda sabah sabah deli gibi bağırırdı. Evde annem, babama seslendiğinde ve babam duymadığında öterdi. Sanki “Bak sana sesleniyor!” der gibi. Bunu bir tek annem için yapardı.

İkimizin de hayatındaki dönüm noktası o gündü. Gene böyle yemini değiştiriyorken kafesinin kapağını açmış ama tam kapatmamıştım. O sırada benim peşimden uçmuş ve mutfaktaki açık pencereden hızını alamadan çıkmıştı. Annem, babam ve ben şoktayken hatta gitti gitti derken o hepimizi şaşırtmış birkaç dakika havada kanat çırpmış sonra direk eve girerek omuzumda soluklanmıştı. O günden sonra kafesinden eskisi gibi çıkmaz olmuştu. Ben elimle çıkarırsam çıkar fakat hemen kafesine geri dönerdi. Belki de o gün çok korkmuş ve güvendiği bizlere sığınmayı tercih etmişti. En sevdiği eğlencesi ise büyük camdan nazar boncuğuyla oynamak ve çeşmeden akan suda yıkanmaktı. Yıkandıktan sonra da gelir omuzumda fazla suyunu kuruturdu.

Hiç kızmadın ona.
Hiç bağırmadım.

Zamanla kanadında düşüklük görünmeye başladı. Veteriner bir şeyinin olmadığını söylemişti fakat benim içim rahat değildi. Zamanla bu nedenden dolayı uçamaz olmuştu. Bu şekilde birkaç yıl daha geçti. O sıralarda abim eve bir tane daha kuş aldı. Fakat onun yeri her zaman bende ayrıydı hem de apayrı. Bir gün göğüs kafesinin şiştiğini fark ettim ve ardından da yemek yemekten kesildiğini. Eskisi gibi ötmüyor ve tüyleri durduk yere dökülüyordu. Veterinere götürdüğümde aslında sona geldiğimizi fark etmiş ve ilk söylediğim cümle “Ölecek mi?” olmuştu. Bir gece klinikte gözetim altında kaldıktan sonra ertesi gün eve getirdim. Ateşi git gide artıyordu. Ben ise çaresiz düşürmek için elimden geleni yapıyordum. Sabaha doğru artık düşmüştü. Bunun üzerine bende birkaç saat yatmak için odama gitmiştim. 1 saat sonra kalktım. Amacım ona bakmak ve ateşinin düşmüş olduğundan emin olmaktı. Kafesinin yanına gittiğimde onun bana son kez baktığını ve ardından gözlerini son kez kapadığını hatırlıyorum. Yıkılmıştım hatta orada çökmüş ve öylece kalmıştım. Ağzımdan çıkan cümle “Can öldü!” oldu. Art arda söyledim bu cümleyi. Kabul etmek istemedim.

Neden uyudum ki?
Neden başında bir saat daha beklemedim?
Neden daha önce ondaki bu değişimi anlamadım?
Neden daha erken veterinere götürmedim diye günlerce kendime sordum.

Kendime geldiğimde onu evimin bahçesine gömdüm. Öylece oturdum ağacın altında. Birini kaybetmenin çok zor olduğunu bir kez daha fark ettim.

Kendime bir süre gelemedim. Hayattan koptum ama çaktırmadım. Ona ait her şeyi bir kutuya koydum ve kaldırdım.

11 yılımı beraber geçirdiğim Can’ım artık yoktu. Çocukluğum, gençliğim ve bütün anılarım bir anda onunla beraber yok olmuştu.

2 sene oluyor onu kaybedeli…

Bütün bu iç karmaşamın arasında bir gün geldi ve şunu fark ettim. Can’ın yanına abimin getirdiği daha 15 günlük olan Naz aynı Can gibi ötüyordu. Bir arada kaldıkları 1 aylık sürede o kadarını öğrenebilmişti. Can’dan geriye kalan o nazar boncuğunu oda seviyordu. O an Can’ı kaybetmediğimi anladım.

Ne zaman Can’ın resimlerini görsem ya da onun nazar boncuğunu hemen burnumun ucu sızlıyor.
Gözlerim doluyor
ve
sessizce ağlıyorum aynı bu gece bu yazıyı yazarken ağladığım gibi...

27 Ağustos 2011

Tatil Deyince...

Tatil deyince eskiden hemen deniz, kum, güneş üçlemesini sayardım ama zamanla bu üçlemem değişti. Şimdilerde üçlemelerim beşli sekizli hatta onlu oldu =)


Benim için tatil yıl içinde yapmak isteyip de yapamadığım bütün eğlence, iş, merak, hobi artık aklıma ne gelip de yıl içinde not almışsam onların hepsinin en azından çoğunun yapılma zamanı oldu. Bide tabi yaz demek benim için kilo vermek demek. Yıl içinde o kadar aktif bir ders çalışma zamanım oluyor ki bi zaman ayırıp spor yapamıyorum. Kilo almasam da kaslarım kaybolabiliyor. Bu nedenle yaz demek yeniden kasları görünür hale getirmek demek =) İlk günden başlanır spora ve okul açılıp da bir süre sonra vizelerin başlamasıyla ara verilir. Bu zaten hayatımın büyük bir kısır döngüsü bunu bozamam.

Diğerlerine gelince liseden beri beraber olduğumuz arkadaş grubumuz İzmir’e gelir ve hemen toplanıp hasret giderilir, eğlenilir belki lunapark yapılır =) Kafalar dağılır, anlatılacaklar bir güne sığdırılmaya çalışılır. En sevdiğim yanımızda bu işte sanki bütün yaz bizim değilmiş gibi bütün yaşadıklarımızı, yapacaklarımızı o güne sığdırmaya çalışırız. Bir anda herkes konuşur muhabbet halka şeklinde dağılır. Saat ilerler kordona yatılır. Burada muhabbet biter mi sandınız hayır burada muhabbet yiyeceklerle beraber devam eder. İçilir, gezilir, bol bol gülünür sonra üzülerek de olsa ayrılınır. Sonra yeniden buluşulur derken yaz böylece biter. Sonra herkes okuduğu ile gider. Üzerimize bir hüzün çöker ve İzmir de olanlar birbirine sahip olması sözüyle baş başa kalır.


Bu yaz bunların yanında bir de yaz okulumla uğraştım. Daha önce de dediğim gibi statik dersini aldım ama sınav olup her şey biteli 2 haftayı geçmesine rağmen hala sonuçlarım açıklanmadı. Önceleri yoğunluk var herhalde gibi saçma sapan bahaneler üretirken öğrendim ki en fazla 50 öğrencisi olan hocamız hala sınav sonuçlarını asmamış. Hayır, yani bir insan 2 asistanı olmasına rağmen sınavları bu kadar nasıl geç okur ya? 1 ay sonra yeni dönem başlayacak ama biz hala bir şey bilmiyoruz. Diğer derslerin ve bölümlerin sonuçları ertesi gün hadi o olmadı en geç bir hafta içinde açıklandı. Ama bizim??? Neyse bu konu sinirimi bozuyor işte geçelim.

 
Bütün bu yoğunluğumun içinde annem bayram tatilinde anneanneme gitmeyi teklif etti. Yeni dönem başlamadan bu bayram tatilini de fırsat bilerek bir gidelim, gezelim, alış veriş yapalım dedi. Önce istemedim ama gecenin bu saatinde karar verdim ki gidiyorum =) Yani bir hafta burada olmayacağım. Güzel İzmir’imi İzmirli olan herkese emanet ediyorum. Bu yazıyı yazmadan önce arabaya konulacak ayakkabılar, yarın giyileceklerin hepsi ve en önemlisi bavul hazırlama merasimimi bitirdim =) Genelde hep bir şeyi unuturum ama bu sefer unutmamayı düşünüyorum. Pek de bir şey yanıma almıyorum zaten. Bir spor çantası kadar eşya işte =) İşin en yorucu kısmı bu kadar az eşya alıyoruz da ne alıyoruz? Bunu bu sefer kolay atlattım 20dk da hazırlanmam bitti. Sonuçta taşınmıyorum sadece tatile gidiyorum =) Yarın arabaya koyup anne kız Bandırma’ya gideceğiz. Artık anneannem, teyzem, annem ve ben 4 bayan ne yaparız meçhul =)


 
Herkesin Ramazan Bayramını Şimdiden Kutluyorum =)


Tatlıların ayarını kaçırmadan yiyin gari =))

3 Ağustos 2011

Bir Dönemin Sonu Bir Başka Dönemin Başlangıcıdır

Uzun süredir bir türlü karşılaşamadığım ve görüşemediğim bir arkadaşımdan nişan haberi aldım. Öyle böyle değil, 4 sene liseyi beraber okumuş ve sonra kazandığımız üniversiteler farklı illerde olduğu için ayrı düşmüş ve şimdilerde arkadaşım nişanlanmış. İnsana ilk duyduğunda bir garip gelse de düşündükçe ayrı bir mutlu oluyorum, yüzümde kocaman bir gülümseme oluyo =) Hatta o bu olayı söylerken ben bir sürü plan yapmaya bile başlamıştım.  Durmadan söylüyorum üzerimde şu sıralar bir duygusallık var diye… Bu haberi alınca da sevinç yerini hüzne bıraktı bir an. Büyüdük biz yaa… O kadar büyüdük ki artık nişanlanıp daha sonrasında da evleneceğiz.
  
Nerde o eski okuldan kaçtığımız kaçarken ise tellerden atlarken dizimizi kolumuzu acıttığımız, hocaları sinir etmek için almanca saçma sapan cümleler kurduğumuz, sırf bahçede on tur atmamak için numaradan birbirimizi düşürdüğümüz, asi olacağız diye uyuşturucu kitaplarını karıştırdığımız, sıra kavgaları yaptığımız, erkek muhabetleriyle son noktayı aşındırdığımız, yaşadıklarımızı paylaştığımız, stad dans görevlerinde birbirimizi idare ettiğimiz, törenlerden sonra saçı açık okula girmek yasak olduğu için birbirimizin saçını kapıdan geçene kadar topladığımız, makyajımızı kapıda kontrol ettiğimiz sonra içeri girince kızlar tuvaletinde tazelediğimiz, Şebnem Ferah şarkılarını ezberleyip sözlerini ise sıraya döşediğimiz sonra da bu dizelerin arasına kopyaları sıkıştırdığımız günler…

Bunları bu şekilde yazınca bir an da olsa yaşadıklarımız çok uzaklarda kaldı. Şimdi benim arkadaşım yakında evlenecek öyle mi. Sık sık yazıyorum ki kendimi alıştırabileyim. Böyle filmlerdeki gibi nedimeleri mi olacağız biz şimdi onun =)) Gözümün önüne geldikçe bi tuhaf oluyorum =)

Benim için evlilik, biriyle yaşamak gibi düşünceler ne kadar uzakta olsa arkadaşlarımı bu şekilde gördüğüm zaman “Acaba?” diyorum.

Bugün bir yarışma gördüm ve katılmak istedim fakat yarışmanın 18 yaşını geçmemiş gençler için olduğunu fark ettim. Böyle dedikleri zaman “Büyüdün artık kızım sen” diyorum kendime. BÜYÜDÜN… Büyüdük mü gerçekten? Arkadaşımın nikâhın da ağlayan taraf olacağım kesin. Kız tarafı hep ağlarmış zaten =)) Yavaş yavaş bu tarz şeyleri de öğrenmeye başladım, hehe :D  :D

Bu yaz o kadar bereketliydi ki evlenenler, nişanlananlar… Bol bol düğünler, eğlenceler… Hiç sıkılmadım valla =))

Bu haberi aldığım zaman bir şeylerin geride kaldığını fark ettim.
Bir dönem kapanmıştı artık.
Nostalji ya da anılardan bahseder olacağız bir süre sonra.
Geçmişi konuşup güleceğiz, bol bol hatta en büyüğünden kahkahalar atacağız.
Büyük bir masada oturup birbirimize bakacağız ve sadece gözlerimizle anlaşacağız.
Sessiz sessiz uzun bir konuşma yapacağız.
Saatler ilerledikçe hüzün çökecek üstümüze ve gecenin sonunda herkes kendi evine dağılacak.
Sonuç olarak yeni bir dönem başlayacak.

Bu yeni dönemi hüzünle karşılasam da aslında çok mutluyum. Bu mutluluğu ise buradan herkesle paylaşmak istedim. Ne diyebilirim ki yaşlandıkça duygusallaşıyorum galiba =))

27 Haziran 2010

Tatilde Olmak

Yavaş yavaş alıştım bu duruma galiba ben =))) Aslında ben, yazın gelmesini hem isterim hemde istemem.

İsterim çünkü;
- "Tatil" demektir yaz.
- Zorunlu yapacak işlerinizin olmaması ya da kalmaması.
- Büyüklerinizin ya da varsa yazlığınızın oraya gidersiniz. Oralarda da arkadaşlarınız ve çevreniz vardır. Onlarla takılırsınız. Yenilik her zaman iyi gelir insana.
- kışın yapmak isteyip yapamadıklarınızı yaparsınız.
- Planlar ve listeler uygulanmaya başlanır.
- Uzakta okuyan arkadaşlarınız memleketinize gelir. Topluca görüşürsünüz. Bütün yılın biriktirdiklerini sanki bir günde anlatabilecekmişsiniz gibi konuşursunuz. Bitmez hikayeler, anlatılanlar ve yaşananlar ama geçen zamanda eğlenirsiniz. Çok mutlu eve dönersiniz. Belki bir kaç gün sonra yeniden buluşur, kaldığınız yerden devam edersiniz =)))

İstemem çünkü;
- Hava sıcak oluyo.
- Bütün bir seneyi geçirdiğiniz arkadaşlarınız ayrılmaya başlar, dağılırsınız.
- Bazen seneye yeni dönemde görüşmek için söz veririz ama bu çoğu zaman gerçekleşmez. Sonunu bildiğimiz halde hep aynı şeyleri söyler tekrarlarız.
- Yaz okulu falan olanlar yazın sıcağında derse gitmek işkence olabilir.
- Bir kaç senedir denizden de soğudum. Şu fazla sıcaklar ve güneşin zararlı etkilerinin arttığını artık biliyoruz ve ben bundan çok rahatsız olduğum için kumsalda güneşin altında oturup vücudumu yakmaya niyetim yok.
- Bide bir kaç sene önce başlayan ve benimde gördüğüm bi olay sonrasında denizden resmen soğudum. "Girmesemde olur." psikolojisindeyim.


Bi sürü daha yazabilirim ama şimdilik kısa kesiyim. Şimdilerde bu listenin sanırsam arasındayım. Temmuzun ortasına kadar İzmir'de olcam. Sonrasını bilmiyorum. Bi kaç düşünce var ama daha uygulamaya geçilmedi. Bakalım, görücez.

4 Eylül 2009

Cemiyette Pişiyoruz

Bu manzarayı, havayı, saatleri çok seviyorum. Bi tarafımda canımın içi, diğer tarafımda ise bitanem kolkala vermişiz oturuyoruz. Sıkıcı saatlerden sonra kendimize biraz mola vermişiz. Mutluyuz ee bide huzurluyuz tabi =) Dert yok, sıkıntı çok modundayız biraz aslında =)

Yavaş yavaş muhabbet başlıyo, rahatlamada denebilir buna tabi. Eğleniyoruz, kopuyoruz. Canımın şakalarını özlediğimi anlıyorum eğlenirken. Onun tarzını bildiğimden yabancılık çekmiyorum. Güldürürken insanın gözünden yaş getirmesini ii biliyo hem de bunu çok da iyi yapıyo.

Seni seviyoruz.

Çerez satan çocuk biz de galiba potansiyel görüyo ve satışa geliyo. Nasılsa ondan bir avuçluk alıp muhabbete devam ediyoruz. Çok eğleniyoruz.

Anılar, konuşmalar, espriler...

Sonra bu anı ölümsüzleştiriyoruz. Çekerken bile hala gülüyoruz =) Ömrümüz ya uzun olacak ya da akşama ağlıcaz düşüncelerine inat daha çok gülüyoruz =)) Yürümeye başlıyoruz kordonda konuşa konuşa. İnsanlar kim bu deliler dercesine bize bakıyo. Çok seviyorum böyle bakılmasını bize. Daha çok utandırıyorum onları ve kaçıyorum ardından =) (özür dilerim arkadaşlar ama o an ki surat ifadeniz çok güzeldi. Garsonların bizi kovmasına çok az kalmıştı. Beni seviyorsunuz biliyorum. Bu çılgını ancak siz durduruyorsunuz. Zaten benden kaçamayacağınızı da biliyorsunuz).

Konağa kadar yürümüşüz. Yorgunluktan hiç ses yok ama. Kemeraltı’na giriyoruz amaç kaybolmak =) Kaç senedir Kemeraltı'nı öğrenemeyen gruptanız çünkü =) Bu geleneği bozmuyor ve dalıyoruz Arnavut kaldırımlı sokaklarına. Kuşları besliyor, boncuk bakıyor, çeşmeden su içiyor, deniz ürünlerini inceliyor, Şan Sineması'na kadar geliyoruz. Bu sefer kimseye sormadan çıkabiliyoruz (İlerleme var).
Saat Kulesi’nin önünde turist gibi geziniyoruz. Birimiz Almanca diğerimiz İngilizce ve Fransızca konuşup bakışıyoruz. Kırocanlar buluyoruz etrafta daha doğrusu onlar bizi buluyo =/ Ama canımın içi hemen koruyo bizi. Görevi buymuş gibi.

Bu macera metroda da devam ediyo. Bilerek ve isteyerek kalabalığa dalıyor ve ortaya çantalarımızı atıp yere oturuyoruz. Gene manyak gözüyle karşılanıyoruz. Sorunu olan bizmişiz gibi bakıyolar. Kuralların içinde boğulmuş insan toplulukları! Metro gelince de biniyoruz (Metrodaki görevli bile fark ettiyseniz bize bulaşmadı.). Bunu hep yapalım =))Akşam istasyonda yollarımız ayrılıyor.

Gün bitti ama bugün hafızamızda kazılı kaldı. Size son sözüm (siz anlarsınız)
“PERHAPS PERHAPS PERHAPS”

Xoxo Sizi çok seviyorum.