stres etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
stres etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2015

Hayvan Sevgisi “Kedicikler Minikler”

İş yerindeki minik kediciği daha doğrusu kedicikleri sahiplendim. Annelerini zaten sahiplenmiştim de yavrular şimdi bana bonus oldu J

Aslında iki tane yavru kedimiz vardı. Kışın onlara bakıyordum. PİKO’nun yemediği kuru mamaları getirip onlara veriyordum. Daha sonra İstanbul – Akhisar derken bir geldim ki benimkiler büyümüş ve şimdi bir tanesi iki tane daha doğurmuş ve gitmiş. Yani eskiler büyüdü gitti, elimizde siyah beyaz ve beyaz gri iki yavru kedi kaldı. Anneleri yok (Solda fotoğrafını gördüğünüz anneleri oluyor.).






En fazla iki aylık olan bu kediciklere gene PİKO’nun yemediği kuru mamaları getiriyorum (Sağdaki fotoğrafta yavrulardan birini görüyorsunuz. Bu cin olan hehee.).

Bizimkinin burnuna koymadığı mamaları valla tek seferde yiyorlar. Haspama en kaliteli mamaları alıp paralar döktüğüm için bekledikçe bozulacağına işe yarasın bari.

Bu hafta onları güzelce besleyip göbiş yaptıracağım. Kuru, kemikleri sayılacak yavruların o kadar zayıflar açlıktan. İyice doyup oyun ve yatış hallerini alana kadar yedir Z.S. heheee :)

Sonuç olarak;

* İş stresi,
* Aile stresi,
* Para sıkıntısı,
* Kilo verme çabası, sporu,
* Arkadaş kaprisi,

Şehir gürültüsü derken cumartesi kaçtım yazlığa gittim. Ohh iyi geldi. Bahçede gülleri kestim, verandayı temizledim. Kitap okudum, denize girdim. Bugün Salı hatta Haziran’ın 2’si! Ne zaman 2015’e girdik ve ne zaman yılı yarıladık anlamadım ben.

İçinizdeki hayvan sevgisinin eksik olmadığı, havanın ısınmasıyla artan mutluluğun daha çok arttığı güzel bir yaz diliyorum.


xoxo

14 Nisan 2015

İş Hayatı ...7 : Büyüyoruz Be Genç!


İş güç koşuşturmaca tam gaz gidiyor.

Bu sabah kampüs önünden geçerken geçen seneki kendimi düşündüm. Gözümün önüne geldi. Ne kadar çok zamanım varmış, ne kadar çok kendime ayırdığım günler, anlar varmış meğer. Kitap Fuarı geldiğinde ders çıkışı giderdim. Bazen arkadaşlarımla, bazen de kafam rahat bir kulaklık bir MP3 ümle. En güzel arkadaşım MP3 ümdü hala öyle gerçi ama işte en çok konuştuğum konu tekstil ve bantlarken insanlarla ise süre gelen işleri konuşuyorum. Sosyallik için hafta sonları doğa yürüyüşüne gidiyor, hafta içi de iki gün spor salonuna gidiyorum. Anca deşarj oluyorum desem. Doğada yürüyüş yaptığımda beş günlük vücudumda biriken bütün fabrikanın kötü havasını ve enerjisini atmış oluyorum. Pazartesi yeni haftaya dinç başlıyorum. Beni çarşambaya kadar götürüyor, idare ettiriyor.

Kafamda deli sorular beliriyor bu aralar. Sevdiğinle beraberken hayat pespembe sonra eve geldiğinde gerçek, kapıyı açmanla ortaya çıkıyor. Yalan söylüyorsun. Çevrene, en yakınına belki de arada kendine. Söylüyorsun işte dönüşün yok. Senin kabullerinle çevrenin kabulleri aynı değil çünkü. Ya hayatı onlara göre yaşayıp onların amaçlarına ulaşmak için yıllarını harcayacaksın ya da seni mutlu eden yerde olacaksın. Ben son cümlemi uyguluyorum. Kendi hayatımı yaşıyorum. Yalanlarımla, dolanlarımla, işte eşek gibi çalışmamla, diyetimle, sporumla, gülümsememle, yürüyüşümle ve kendi yöntemlerimle yaşıyorum.

İş hayatı beni çok sarstı. İyi anlamda. Üslup, konuşma mantığı ve her an değişen ortamlar, stresler… Kendine göre yaşarsan bazen olmuyor. Olması gereken zamanlar gelecek biliyorum ama bekliyorum. Hala öğreniyorum. Öğrenmeyi bıraktığım anda etrafımda yüzü asık ve umutsuzluğa kapılmış onlarca insandan biri olacağımı biliyorum. Günyüzü görmeden çalıştığım zamanlar oluyor. Bantın içinde etüt alırken oturmadığım (oturamadığım), zil ve paydos seslerini beklediğim, işçileri panjurumun arkasından gözlemlediğim zamanlar. Bir şeyi araştırıp sonunda sormayı, cevabı bulana kadar araştırmayı öğrendim ben. Ne uçan ne kaçan modundayım. Her işe yetişmeye çalışıyorum. Yapamayacağım işler içinde çaba harcayıp sonrasında yetişemiyorum diyorum. İşin sonunda “Başarısız, görevi yapamadı.” demesinler diye öğrendim bunu. Çünkü her işi üstlendiğinizde size zaman kalmıyor. Şu an bile zamanım yok. Yazılarımı geç yazıyorum.

Keşke diyorum gene Mainz’da olsam.
Wiesbaden’da mesela.
Şehir ormanında ağacın altında uzansam.
Dilimi bile bilmedikleri yerde özgür olsam.
İyi dileklerimle işe başlıyorum şimdi. Hızla geçen günleri yaşıyorum fakat saymıyorum.


xoxo

25 Mart 2015

İyi Ki Doğdum!


Güzel bir gün olsun. Hem de en güzelinden. İş için yorulayım ama eve geldiğimde huzuru bulayım.

Bugün benim doğum günüm!
25 Mart 2015.
Doğduğum yıl 25 Mart 1991.

24 yıl olmuş. Koskoca 24 yıl. Yaşlanıyorum be genç! Hayat hızla akıp gidiyor baksana. Bir sene olmuş mesela ben burada çalışalı. Neler sığdı, neler sığdırdın diye sorsana bana şu 24 yıla?!
Aşklarıyla, acılarıyla, stresleriyle, panikleriyle, kayıplarla, sevinçlerle, mutlulukla, kahkahalarla, gezmelerle tozmalarla, eşek gibi çalışmalarla, yeni yerler ve yeni tatlar kültürler öğrenmeyle, parayı harcamayla, para kazanmayla ve paranın kıymetini anlamakla, sevgiyle, ayrılıklarla, sevişmelerle, öpüşmelerle, okuldan kaçmalarla, dersi ekmelerle, yalanlarla, gerçeklerle, sizi keşfetmeyle ve yazmayı kendim için terapi olarak görmemle ve bunu benimsememle geçen koskocaman 24 yıl!

Kendimi seviyorum.
İşimi, mesleğimi seviyorum.
Ailemi seviyorum.
Hayvanları seviyorum.
Sporu seviyorum.

Şimdii kutlamaları alayım.
Ahahaha =)))


xoxo

12 Şubat 2015

Korku İmparatorluğu

 

Bazen insanın sinir eşiğini zorlayan anlar yaşıyorsun. Gereksiz yükselen sesler doğuyor bir anda odanda. Stresiyle baş edemeyen sinir yüklü insanlar. Birbirlerine karşı saygıyı da zamanla yok edeceklerini düşünmeden yükseliyor o sesler. Birini azarlamak, onu eğitmek adına yaptığın bir şey değil.

Belli bir zamandan sonra kimseyi eğitemezsin sadece düzeltirsin.
Eğitim, yaşını almış kişilerde zordur. Kabul etmezler.
Önemli olan bağdan üzüm yemekse bağcıyı dövemezsin.
İnsanlar korku imparatorluğunda başarılı olamazlar.

Yıllarca okuyup izlediğim, tarihten ders aldığım kadarıyla bu her zaman böyle olmuştur. Korkuyla yönetildikçe insanlar kendilerini savunamaz, sorumluluklar alınamaz ve işler yürüyemez. Sorulan sorulara alınamayan cevaplarla işlerin yürümesi beklenemez.

Kendime söz verdim biraz önce;
“Bu içimdeki insan sevgisini, saygısını asla kaybetmeyeceğim. Saygım canlıya, varlığa duyduğum saygıdandır.”

Mutlu mutlu işe gelip hatta mutlu aşk kokan mesajlar ve öpücüklerle uyandıktan sonra işe gelince ters bir cümle ve tavırla karşılanmak. İnanın beni asla demoralize etmez ama artık sıkıldım! Bir dakika daha buraya tahammülüm yok. Ben duyarsızlaşamam. Sahiplendiğim bu yeri de bırakamam. Gereksiz sinir küpü bir insan yüzünden mesleğimden de soğumam. Aylardır burada olup içeride çalışanlar hakkında bir kelime bile bilmiyorsan burada olma zaten. İstersen işinin en iyisi ol ama nafile. Gözümde sıfırlanırsın. Araştırma yaparken ben bunu bilmem şeklinde kendi cahilliğini konuşuyorsan ama bu cahilliğini benim bilgimi ezerek yapmaya çalışıp örtbas edeceksen orada kaybedersin. Kendinin ne olduğunu fark etmeden yaşayıp bir şeyleri yapmaya çalışmak, ne yazık!

Bu oradan oraya savrulma sürecimde o kadar çok şey gördüm o kadar çok şeyle karşılaştım ki patronuma teşekkür ediyorum. Başlangıçta moralimi bozmayan, aralarda inip çıkan ama genede umudumu kaybetmediğim bu yolda tecrübe ettiklerimi sıralıyorum;

* İnsan ol.
* Çalışanlarını bil. Çünkü onlarla iş yapıyorsun. Herkesin yapabildiklerini, yapabileceklerini öğren, yaşa. Gerçekçi ol.
* Saygılı ol. Karşındakini pislik ya da bir şey bilmeyen biri olarak düşünme. İhtimallerin olsun ama o kişiyi oraya yerleştirdiysen de onun ne yapabileceğini biliyor olmalısın. Ona güvenmelisin. Sorumluluk verdiğin kişiye eğer güvenmiyor ve en küçük cevabında sinir patlaması yaşıyorsan o kişiden iş yapmasını bekleyemezsin, başarılı olmasını ise asla.
* Çalışanlarına kin güdemezsin. Güdüyorsan onu tutma! Kin ne ayrıca?! En baş maddeye dön, hatırla.
* Senin sabrın yoksa ve bunun sonucu sinir patlamasıysa karşındaki insanlarında senin gibi olduğunu unutma! Sabır bir yere kadardır. Bir istifa ile gitmeye bakar. Gidenin arkasından da “Neden gitti? Ben iyiydim.” deme. Mütevazi ol. Dön kendine bak. Önce kendini sonra karşıyı yargıla. Konumundan dolayı kimse sana bir laf söyleyemiyor olabilir ama insanların gözleri ve davranışları çok şey anlatır.
* Stresinle başa çıkmayı dene.  Kendin için bir şey yap. İyi bir şey. Nefes al mesela sonra ver. Etrafını topla. Aynada kendine bak. Güzel bir çift söz söyle ve göz kırp kendine ;)
* Kimseyi kimseden ayırma. Ayıracaksan bunu kişilerin başarılarıyla yap. İnsanlardan verim almasını bil.

Hiçbir şey kolay değil ama bunu kendi yaptıklarınla zorlaştırmak ya da kolaylaştırmakta sizin elinizde.

xoxo

4 Şubat 2015

İş Hayatı ...6

Zamanla törpülenmeyi öğrendim ben. İş hayatımda yaşadığım olaylar, tanıştığım ve beraber çalıştığım insanlar ve oradan oraya gitmem sonucunda törpülendim. Yüksek sesle bir işin yürümeyeceğini, çalışanlarla nasıl konuşulması gerektiğini, o konuşmaya göre de yaptırmak istediğim işi yaptırabilmeyi, gerektiğinde sert olmayı, kimsesiz ve yardıma muhtaç bir köpeğe bakmayı ve insanlara bunu bizzat gösterebilmeyi, gittiğim zaman arkamda bir şeyler bırakabilmeyi, sloganlarımla yaşamayı öğrendim.

Şu hayatta patronu yakın ol ona güven.
Dedikodu yapma genç! Dedikodu yapanlardan uzaklaş.
Sabret!
O ışık bir gün seni bulacak buna inan!
Uzayan süreleri kafana takma.
Gittiğin ve çalıştığın yerden bir şeyler kap.
Kimse daha oralara gitmemişken sen orayı biliyor olacaksın çünkü.

İş hayatımda inişler, çıkışlar, stres ve yükselen sesler. Ne yapılmaması gerektiğini, sonuçları ve ne yapmam gerektiğini, nasıl bir ortamda çalışırsam beni mutlu edeceğini çözmüş oldum.

Bu benim için bir başarı. En azından başlangıcım için.

xoxo

8 Mart 2014

İş Mi? Güç Mü? Yoksa Ben Öldüm Mü?


Size çalışmaya başladığımı söyledim mi ben? Hmm söylemediysem yoğunluğuma verin lütfen. Söylediysem de kafamın dağınık olmasına. Evet dostlar kadınlar erkekler, çalışmaya başladım ben. Hem de mesleğimle ilgili bir fabrikada. Hocalarımın “Çalış Z.S., çalış deneyim kazan.” demelerine sonunda kayıtsız kalamadım ve bir fabrikada Tekstil Mühendisi olarak işe girdim. Evet, biraz yoğun günler yaşıyorum. İş & Ders & Bölüm işleri derken kendime zaman ayırmak zorlaşıyor. Ama bütün bunların yanında işe gitmeyi seviyorum. Aslında eve gelip yatışacağıma beş saat de olsa gidip öğleden sonramı değerlendiriyorum. Stres, çalışma temposu, insan ilişkileri, siparişleri yetiştirilen ürünler, yapılan üretim planlamaları, kalite kontrol derken iyice ofisi benimsedim. Zaten benim bölümünden mezun arkadaşlarımda var. İyi oluyor, günler verimli geçiyor ;)

Perşembe günü geldi ve biz Nazlı’nın nişanına gittik. Çok güzel olmuştu arkadaşım benim. Dersten çıktım, eve geldim, hızlıca hazırlandım. Hazırlanmak da nasıl hazırlanmak ama hahaaa =)) Günler önceden sıkı diyete gir, spor yap, koş, popoyu sıkılaştır kiiii o dar elbiseye gir Z.S. ;) Sanırsın nişan, kutlama benim hahaaa =))) Son gün olunca da saç, makyaj derken kendimi çok beğendim ve diyetime devam etmeye karar verdim. Malum son senem ya artık durmadan kutlama yemekleriydi, düğünlerdi, mezuniyet balosuydu osuydu busuydu derken ben şimdiden formumu koruyayım arkadaş!

Nişana dönersem, giyindim çıktım evden ama mekân Urla’da! Navigasyonum olmasa kaybolabilirdim. Saat 19:00 civarı otoban bomboştu! Tekerin patlasa yardıma gelecek kimse yok o derece! Sonunda kazasız belasız mekânı buldum. Gider gitmez hemen Nazlı’nın odasına daldım tabi. Bizimki hemen çığlık çığlığa oturduğu yerden kalktı (Odadakilerde “Yavaş ol. Elbisen kırışacak.” diyorlar.), sarıldık =)) Hemen içeri girdim ve onun aile masasına oturdum. Eee Nazlı sağolsun. Aklınızda olsun böyle büyüklerin olduğu masaya oturunca bütün yaşlıların ellerini öpün (Hedef her zaman yaşlılardır ve bu 12 den vurmak olur.), diğerlerini sıkın. Ne zaman ne olacağı belli olmaz. Sonra “Düğüne gelen bu kız çok saygısızdı, nerden buldun kızım bu kızı?” falan diye arkanızdan kötü konuşmasınlar. Geleceğe yatırım bunların hepsi heheee ;)

Ben oturdum Nazlı ve Yiğit (Erkek tarafının ismini öğrenmiş oldunuz.) salona girdi. Yaşlandım ben kesin! Artık arkadaşlarımı böyle görünce gözlerim doluyor. En çok ben alkışlıyorum falan.

Dans edilir, yüzük kesilir, pasta, takı töreni ve gene danslar derken gece biter, herkes evine döner.
Eve gelince duşa gir, saçına krem sür, bakım yap, yat sonra sabah 10:30’daki İş Hukuku dersine git.
Öğleden sonrada işe yetiş.
Hayat benim için hızlı olmalı. Yoğun olmalı ve ben bütün bunlara yetişmeliyim.
“Şimdi yapamayacaksam ne zaman yapacağım?” sorusunu sormalı ve bu soruya verdiğim cevapla motive olup çalışmalıyım.

xoxo

27 Temmuz 2013

Tatil Güncesi ...10

**22.07.2013 Tarihli yazımdır. Buradaki internetimde sorun yaşadığım için gününde yayınlayamadım. Özür dilerim. İyi okumalar.




Geçen haftanın bütün o telaşını bu hafta yeni bir pazartesiyle atmak istiyorum. Cuma günü yazlığa gelmiş ve PURSAT ile ROZA’yı eve giderken görmek istemiştim. PURSAT’ın beni görmesi ve üzerime atlaması bir olurken (Bu hayvan her gördüğümde daha da mı kaslanıyor anlamadım ya. Ben yokken neyle besliyorlar bu hayvanı?!) ROZA ortalarda yoktu. Sonra öğrendim ki bizimkisi o sabah bayılmış sonra suyla kendine getirmişler! Bence pek de kendine gelmiş gibi görünmüyordu. “Birkaç gün benim gözlemimde kalsın, ben bakayım.” deyip ROZA’yı aldım, getirdim eve ve akşam yemeğinden sonra kızımın ateşi çıkmaya başladı. Hemen soğuk sular, patilerini, başını ıslatmalarla ateşini düşürmeye çalıştım. Başarılıda oldum. Sabahına ayağa kalkamıyordu. Zaten bir gün öncede zor yürüyordu.  Pazar günü artık tuvalete bile gidemez olunca hemen geçen sefer anlattığım V. Teyze’nin yanına gittim ve durumu anlattım. Onlarında bildiği bir veterinere hemen götürdük. Sağ tarafına (Ön ve arka ayaklarına) strese bağlı travma oluşmuş. Arka bacağının üçlü bağından da biri zorlanmaya maruz kalıp zedelenmiş. Hemen ağrı kesici ile bir ilaca başladık. Perşembe gününe kadar ilaçlarını verdim. Her gün düzenli olarak 30dk sabahları yürüdük hatta çarşamba sabahtan denize bile girdik ;) Onu çok yormadan her gün sabah değilse geceleri artık yürüyoruz. Bana da spor oluyor. Sitenin bir ucuna kadar gidip, yokuş aşağı, yokuş yukarı, merdiven inme, çıkma şeklinde zorlu etapları sorunsuz geçiyor kızım. Kışın kumsalda koşup eğlenirken şimdi yaz sezonu olduğundan dolayı bunu yapamıyoruz hatta denize bile herkesin girdiği yerden değil daha uzak bir yerden giriyoruz. Dalgaları sevmiyoruz ama kızımla. Suyun yüzüne vurmasından ise çok rahatsız. Sakin sakin suya girerken dalgaları görünce kıyıya bir yüzüşü var ki görmelisiniz. Resmen suda beni yalnız bıraktı =)) Aman iyi olsun da, keyfi yerinde olup suda beni yalnız bıraksın. Perşembe günü veterinerimiz durumunun iyi göründüğünü, bacağına yaptığım masajla ilaçların işe yaradığını söyledi. Geçtiğimiz cumartesi günü V. Teyzenin yanına akşam yürüyüşümüz olarak gittik. ROZA’yı görenler önce şaşırdı. Çünkü ben kızımı yıkamış, taramış mis gibi yapmıştım. Boynuna da Alsancak’tan aldığım ebruli çanı takmış tam bayramlık moduna sokmuştum =) Bakım her canlıya iyi gelir zaten. Beyaz kılları olduğu için yıkanınca beyazları daha beyaz, siyahları daha siyah oluverdi. Komutları da anladığı için (Bir kış çalıştık o kadar) herkesten tam not almış olduk hohoo =)))


Bu hafta annemler cumaya kadar yoklar. Artık onlar gelene kadar NAZ, ROZA ve ben yalnızız. PURSAT’ı sağıma aldım, ROZA deseniz karşımda, NAZ ise kafesinde olup bütün gün ötüyor. Onunda sezonu açıldı. Geçen senede böyle öter yolun altından duyulurdu. Millet de merak eder, yukarı çıkar, NAZ olduğunu görür ve ne güzel ötüyor deyip giderdi. Bu senede açılışı geçen gece yaptık ve ilk iltifatımızı yeni komşularımızdan aldık heyoo =)))
2 haftam kaldı.
“Deniz Kum Güneş”

Hayat aşksızda olmuyor aşklıda!.. Saatlerin önemi kalmadığında aradığın o kişi, konuşmak istediğin tek bir isim. Dün yatağımda yatmış denize vuran yakamozu izlerken anladım bunu.

“Geçen yıl aynı tarih” dedim kendime.

Gene buradaydım, ağlıyordum. Çok geçmeden o istediğim şey olmuştu. Sonra gene çok geçmeden o defter kapanmıştı. Yıkılmıştım, üzülmüştüm ve gene yakamoz denizdeydi. Ben yatağımdaydım, ışığımı kapamış, perdemi açmış odamı aydınlatan ay ışığıyla üzüntümü yaşıyordum. Ev sessizdi, kimse yoktu. Dün gene aynı şeyi yaşamaktan korktum. Mesaj atarken korktum, samimi olduğum için ilk kez daha da korktum. Kendimden emin olmamaktan korktum, yaptıklarımın günahından korktum.

Sonuç olarak bu iki haftalık yalnızlık bana iyi gelecek biliyorum. Almanya’ya gidip bilmediğim bir şehirde kimsenin beni tanımaması beni bambaşka yapacak bundan da eminim. Her şeyi özlemek istiyorum. Kıymet bilmek istiyorum. Kimi sevip kimden ayrılacağıma karar vermek istiyorum. Yeni kararlar almak istiyorum. Yeni kişilerle tanışıp, kendi hikâyemi anlatmak istiyorum.

xoxo

NOT: Fotoğraf şahsım tarafından çekilmiştir. 

22 Mayıs 2013

Kaybettik…


Merak eden bir kesim var mı bilmiyorum ama bunu yazıp paylaşmak ve sizin de bilmeniz en doğal hakkınız diye düşündüm. Her yazdığım yazımın devamı oluyor, olaylar bitmiyor ve tabi hayat son hız akmaya devam ediyor. Kendime gelmem bu sefer çabuk oldu. Çabuk oldu diyorum ama kaç gün sonra bu yazıyı yazabiliyorum, orası ayrı konu.

ROZA düşük yaptı! Daha doğrusu düşük yapmış! Yazlıktan bütün hafta haber alamayınca aslında anlamıştım bir şeylerin ters gittiğini. Cuma olsun dedim, hemen gideceğim ve cuma oldu gittim. Ne ROZA vardı ortada ne yavrular nede yavrularını doğurmak için hazırladığı yerde hareketlilik. Gece kimseyi de bulamayınca sabah ararım dedim ve sabah olunca ROZA bahçedeki yuvasında yatıyordu. Karnı küçülmüştü ve bana bakıyordu. Direk başını bacağıma yasladı ve beni sev bakışı attı. Onu sevdikçe beni özlediğini fark ettim. Bana ihtiyaç duyduğunu ve benim onu sevmemle rahatladığını. Yavaş yavaş gözlerini kapattı ve uyudu. Bende o uyuyunca kıpırdamadım. Belki de kaç gündür huzursuzdu, uyumuyordu, o birkaç dakika en huzurlu anıydı. Hiç ses etmedim, bölmedim ve o uyurken onu okşamaya devam ettim. Başını, göğsünü, sırtını, belini sevdim sevdim sevdim… Uyandığında ilk beni gördü. Yanındaydım ve yeniden uyudu. O gün bahçede ben iş yaparken hep bana baktı. Arada yanıma geldi ama daha çok gölgedeki yatağına uzanıp hep beni izledi. Çamların arkasına geçip görünmediğimde direk yanıma geldi. Birinin size ihtiyacı olduğunu anlarsınız, ROZA’nın da bana ihtiyacı vardı. O gün onu taradım ama yıkamadım. Pasaklı kızım benim suyu sevmez çünkü. Taratır kendini sonra çimenlere yatar yatar debelenir ve üzerine yapışan otları ayıklatmak için gene gelir önüme. Gene aynı şeyleri yapınca onun kendine geldiğini fark ettim. Ertesi günde ara ara gitti geldi kendini sevdirdi sonra yeniden gitti ve geri geldi. Geceleri bizimle kaldı.

Üzüldüm. Yavruların doğmayışına değil, ROZAmın haline. En büyük dileğim doğum sırasında ROZA’ya bir şey olmamasıydı. Ve olmadı. Napalım?! Ben ROZA’yı kısırlaştırmak istiyorum ama çevrem daha bu fikrimi bilmiyor. Belki bir doğum daha şans verebilirler ama ben onun bu şekilde yaşamasını istemiyorum. Onun dişi haline acıyorum desem tam karşılığı olabilir.

Şimdi İzmirdeyim ve haftasonu ne yaparım bilmiyorum. Gider miyim kalır mıyım? Finallerime iki hafta kala o kadar yoğun derslere odaklandım ki akşam yemeğini yemiyor paso notlarımı temize çekiyorum. Dönem biter bitmez stajıma da başlıcam. Bütün bu yoğunluktan kaçma yolum ise bol bol spor yapmak, aklımı bu şekilde boşaltmak. Terledikçe stresini atan, rahatlayan belki de mutlu olan biriyim ben.

Sonuçta hala hayattayız ve hayat devam ediyor.
Sevdiğini göstermek sadece dokunarak hissedilebilirken, yanında olmak konuşmadan aynı yola çıkmaktır bence.