26 Nisan 2012

Ufak Kaçamaklar: İstanbul …2


Nerede kalmıştık?!
Hmm…
Hatırladım. İlk günün gecesinde ;)
O zaman hemen hikâyemize geri dönüyoruz.

Akşam sekizden sonra yatımıza geçtik. Yatta bizim üniversitenin dışında bir de İTÜ’lü öğrenciler vardı. Amaç kaynaşmaktı. Ama onlar gecenin ilerleyen zamanında kendi içlerinde bayağı bir kaynaştı zaten!

Biz normal bir şekilde kendi masalarımızda önce oturduk hani avını bekleyen avcılar gibi =) Sonra baktık paso bunlar dans ediyor işte o zaman hep beraber dans pistini istila ettik. Gece yarısına kadar durmadan dans ettik. Ki ben vize zamanlarında twitter’daki hesabımda durmadan bir ara kızları toplayıp dansa gitmeyi düşündüğümü söylüyordum. Bu dans etme işi tam bana göreydi. Deşarj oldum. Bol bol dans ettim, güldüm, eğlendim. Ara ara yoruldukça yatın üstüne çıkıp gece manzarasını izledim. Boğazın ışıklarını yakından izlemeyi, Dolmabahçe Sarayı’na, Çırağan Sarayı’na, Ortaköy Cami’ye yakından bakmayı özellikle de gecenin ışıklarıyla bambaşka oluşlarını görmeyi özlemişim.

İstanbul, bence izlenesi bir şehir.
Yaşanmaz ama izlenir.
Arada gelinmeli ve her seferinde sadece bir yeri keşfedilmeli.
Zaten bir günde hiçbir yerini keşfedemezsiniz.
Hem çok büyük hem de tarihi değerlere, o güzelliklere yeterli zaman ayırmadığınız için yazık olur.
En iyisi benim gibi yapın.
Birkaç ayda bir gelin ve öyle gezin.
Araba kullanmayın yürüyün.

İstanbul için bir başka tespitim ise İstanbul’da paran varsa yaşarsın. Paran yoksa bütün bu güzellikler, yatlar, boğaz turları, saraylarda düğünler, İstiklal de alışverişler ve daha nicelerini yapamazsın. Suya 2tl ya da 1,5tl verip yaşanmaz dostum!

Bütün bunları yatın üstünde boğazı geçerken düşündüm. Sonra da aşağı inip dans pistinde biraz daha dans ettim. Arkadaşımla gecenin sessizliğini çıkarmak için tamam işin gerçeği İTÜ’lü öğrencilerin kaynaşma anlarını görmemek için tepeye çıktık. Biz konuşurken hemen yanımızda iki oğlan bitti. Amaç belliydi de bilmiyormuş gibi yaptım. Okuldan konuştuk, bölümlerden, İstanbul’dan ve geceden… Ayrılırken numaramı istedi. Size sorarım; sizce numaramı vermiş miyimdir?! Uzun zamandır beni okuyan birisiyseniz aslında cevabı da doğru olarak tahmin edebilirsiniz. Bilemediyseniz üzülmeyin size ipucu gibi bir şey söylemek istiyorum. Benim için birkaç şey çok önemli. Bunlardan biri mesleğimin bilinmesi. Yani ben “Tekstil Mühendisliğinde okuyorum.” dediğim zaman karşımdaki kız ya da erkek fark etmez “Aa modacı mı olcan / Terzi mi olcan / Tasarımcı mı olcan / Overlokçu gibi bir meslek mi yani kıyafet mi dikeceksin?” gibi gibi bir sürü soru sorup konuşmaya başlıyorsa o iş orada biter. Ciddi söylüyorum eğer mesleğim hakkında bir bilgisi yoksa “Aa bilmiyorum nasıl bir meslek senin mesleğin?” diye sorsa inanın eksiyle başlamaz. Bütün mühendisliklerde okuyan arkadaşlarımın ortak sorunu bu biliyorum ama ne olur mesleğimiz hakkında bir bilginiz yoksa susunuz ya da sorunuz. İnanın sorunca neden bilmiyor deyip dışlamıyoruz. Ama böyle salak saçma sorular sorulduğu zaman eksi değil x2 eksi falan oluyor gözümde. Bunu da anlattıktan sonra çocuğa “Tanıştığıma memnum oldum ama olmaz.” deyip ayrıldım oradan. Sonrada yat kıyıya yanaştı ve biz otelimize döndük.

GS- FB maçı ne mi oldu?
Hikâyemin bir de bu kısmı var dimi?
Galatasaray’ım yenildi =(
Neyse ki biz otele gitmeden önce İstiklal’deki olaylar kontrol altına alınmıştı.

Ufak kaçamak burada bitmiyor.
Devamı bir başka partta ;)

2 yorum:

  1. kakaolu profiterolüüümm!! nası doğru demişsin şurayı bak

    "İstanbul için bir başka tespitim ise İstanbul’da paran varsa yaşarsın. Paran yoksa bütün bu güzellikler, yatlar, boğaz turları, saraylarda düğünler, İstiklal de alışverişler ve daha nicelerini yapamazsın. Suya 2tl ya da 1,5tl verip yaşanmaz dostum!"

    evet!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı düşünceyi paylaştığımıza sevindim ;)

      Sil

İçinden geldiği gibi yorum yap ;)