Nerede kalmıştık?!
Hmm…
Hatırladım. İlk günün
gecesinde ;)
O zaman hemen hikâyemize
geri dönüyoruz.
Akşam sekizden sonra yatımıza geçtik. Yatta bizim üniversitenin
dışında bir de İTÜ’lü öğrenciler vardı. Amaç kaynaşmaktı. Ama onlar gecenin
ilerleyen zamanında kendi içlerinde bayağı bir kaynaştı zaten!
Biz normal bir şekilde kendi masalarımızda önce oturduk hani
avını bekleyen avcılar gibi =) Sonra baktık paso bunlar dans ediyor işte o
zaman hep beraber dans pistini istila ettik. Gece yarısına kadar durmadan dans
ettik. Ki ben vize zamanlarında twitter’daki hesabımda durmadan bir ara kızları
toplayıp dansa gitmeyi düşündüğümü söylüyordum. Bu dans etme işi tam bana
göreydi. Deşarj oldum. Bol bol dans ettim, güldüm, eğlendim. Ara ara yoruldukça
yatın üstüne çıkıp gece manzarasını izledim. Boğazın ışıklarını yakından izlemeyi,
Dolmabahçe Sarayı’na, Çırağan Sarayı’na, Ortaköy Cami’ye yakından bakmayı
özellikle de gecenin ışıklarıyla bambaşka oluşlarını görmeyi özlemişim.
İstanbul, bence
izlenesi bir şehir.
Yaşanmaz ama izlenir.
Arada gelinmeli ve
her seferinde sadece bir yeri keşfedilmeli.
Zaten bir günde hiçbir
yerini keşfedemezsiniz.
Hem çok büyük hem de
tarihi değerlere, o güzelliklere yeterli zaman ayırmadığınız için yazık olur.
En iyisi benim gibi
yapın.
Birkaç ayda bir gelin
ve öyle gezin.
Araba kullanmayın
yürüyün.
İstanbul için bir başka tespitim ise İstanbul’da paran varsa
yaşarsın. Paran yoksa bütün bu güzellikler, yatlar, boğaz turları, saraylarda
düğünler, İstiklal de alışverişler ve daha nicelerini yapamazsın. Suya 2tl ya
da 1,5tl verip yaşanmaz dostum!
Bütün bunları yatın üstünde boğazı geçerken düşündüm. Sonra da
aşağı inip dans pistinde biraz daha dans ettim. Arkadaşımla gecenin sessizliğini
çıkarmak için tamam işin gerçeği İTÜ’lü öğrencilerin kaynaşma anlarını görmemek
için tepeye çıktık. Biz konuşurken hemen yanımızda iki oğlan bitti. Amaç belliydi
de bilmiyormuş gibi yaptım. Okuldan konuştuk, bölümlerden, İstanbul’dan ve
geceden… Ayrılırken numaramı istedi. Size sorarım; sizce numaramı vermiş
miyimdir?! Uzun zamandır beni okuyan birisiyseniz aslında cevabı da doğru
olarak tahmin edebilirsiniz. Bilemediyseniz üzülmeyin size ipucu gibi bir şey
söylemek istiyorum. Benim için birkaç şey çok önemli. Bunlardan biri mesleğimin
bilinmesi. Yani ben “Tekstil Mühendisliğinde okuyorum.” dediğim zaman
karşımdaki kız ya da erkek fark etmez “Aa modacı mı olcan / Terzi mi olcan /
Tasarımcı mı olcan / Overlokçu gibi bir meslek mi yani kıyafet mi dikeceksin?”
gibi gibi bir sürü soru sorup konuşmaya başlıyorsa o iş orada biter. Ciddi söylüyorum
eğer mesleğim hakkında bir bilgisi yoksa “Aa bilmiyorum nasıl bir meslek senin
mesleğin?” diye sorsa inanın eksiyle başlamaz. Bütün mühendisliklerde okuyan
arkadaşlarımın ortak sorunu bu biliyorum ama ne olur mesleğimiz hakkında bir
bilginiz yoksa susunuz ya da sorunuz. İnanın sorunca neden bilmiyor deyip
dışlamıyoruz. Ama böyle salak saçma sorular sorulduğu zaman eksi değil x2 eksi
falan oluyor gözümde. Bunu da anlattıktan sonra çocuğa “Tanıştığıma memnum
oldum ama olmaz.” deyip ayrıldım oradan. Sonrada yat kıyıya yanaştı ve biz
otelimize döndük.
GS- FB maçı ne mi
oldu?
Hikâyemin bir de
bu kısmı var dimi?
Galatasaray’ım
yenildi =(
Neyse ki biz otele
gitmeden önce İstiklal’deki olaylar kontrol altına alınmıştı.
Ufak kaçamak burada
bitmiyor.
Devamı bir başka partta
;)
kakaolu profiterolüüümm!! nası doğru demişsin şurayı bak
YanıtlaSil"İstanbul için bir başka tespitim ise İstanbul’da paran varsa yaşarsın. Paran yoksa bütün bu güzellikler, yatlar, boğaz turları, saraylarda düğünler, İstiklal de alışverişler ve daha nicelerini yapamazsın. Suya 2tl ya da 1,5tl verip yaşanmaz dostum!"
evet!
Aynı düşünceyi paylaştığımıza sevindim ;)
Sil