Off anam off!..
Bugün günlerden cumartesi ve ben anca kendime gelebildim.
Dün resmen baygın mod bir gün önceki yorgunluğumu atmaya çalışarak geçirdiğim
için yazım bu güne kaldı. Aslında her gün bir yazı şeklinde olacaktı ama bunu
hemen yayınlamam lazım =)
Perşembe günü 15.08.2013 tarihinde Heidelberg’e gitmeye
karar vermiştim. Her şey buraya kadar güzeldi. Aslında hikâyem güzelde
manyaklıklar hep bende ondan sorun orda #) Her neyse efenim hikâyeye dönelim;
bir gece önceden biletimi gidiş ve dönüş olarak aldım. Sabah 9 değil de 12
olsun dedim neden? Çünkü Mainz’dan önce trenle Frankfurt’a gitmem gerekiyordu.
İyi, sabahın köründe kalktım, duşa girdim giyindim ve evden çıktım. Merkeze gidip
trene bindim. Frankfurt merkezde indim. Frankfurt Hbf (Hauptbahnhof)’u
görseniz, kocaman bir yer. Herkes oraya buraya koşuşturuyor. Tamam, ben bu
koşuşturmaya alışkınımda burada tuhaf bir durum var. Her milletten her insan
var. Sırt çantasını alıp gelen o kadar çok insan var ki. Neyse ki Almanya’nın
en sevdiğim olayı “Turist Info” noktalarının olması. Turist olmasanız bile
gidip her şeyi sorabilirsiniz. “Nereye nasıl giderim?” tabi birinci sorunuz. İşte
böyle indim ve saat 11’di. Önce otobüsü buldum ve doğru otobüs olduğundan emin
olduktan sonra şöyle bi şehri dolaşayım dedim. Bi sokağa girdim daha doğrusu
Hbf’dan dümdüz yürüdüm. Sağa bakıyorum Tayvan masaj salonları, sola bakıyorum Hint
masaj salonları, etraf Tayvanlı, Koreli, Çinli, Hintli, Arap, İranlı dolu. Akşamına
Ö. ile konuşunca öğrendim ki (Hazır olun!) bu sokak “Genelev Sokağı” ymış.
Evet, ben bilmeden dalmışım yola. Ama ara sokak da değildi. Kocaman sokaktı.
Ortadaydı. Meydandaydı ve bi bina vardı tamamen porno, seks kulübü, kucak dansı
yapılan yerdi. Bina diyorum! 5 katlı binanın tamamı diyorum! Bizdeki gibi izbe,
döküntü binaların üçüncü katındaki, yanar döner ışıklı, led lambalı “Erotik Shop”
lardan değildi
.
Bilmeden geçtiğim bu sokaktan çıkınca bi baktım ileride “Simit
Sarayı” var :D Kaç günün sonunda canım simit istedi ve daldım içeri (Tamam
kabul açtım.). Kuyruk kuyruk derken içeride Türklerin çok olduğunu anladım.
İnsan kaç günün sonunda kendi dilini konuşan insanlarla karşılaşınca çok mutlu
oluyor. Tarifsiz bir mutluluk bu, ondan anlatamam =)) Sıra bana gelince Almanca
isteğimi söyledim. Kadının Almanca “Paket mi yoksa burada mı yiyeceksiniz?”
sorusuna benim Türkçe “Paket.” dememle kadının mutlu olması aynı anda oldu =))
“İtalyan sandım sizi.”
dedi!
Nasıl yaa?!
İşte milletin bana neden ilginç baktığını o gün daha iyi
anladım. Ne büyük gözlerim, ne de esmer tenim değildi olay. Olay: beni İtalyan
sanmalarıymış! Burada Türk kızı olan Ö. ile tanıştım. Oda çarşamba gecesi bana aynı
şeyi söyledi. İtalyana benziyormuşum. Öyle bir havam varmış (O nasıl oluyorsa?!).
Bu iyi bir şey mi yoksa değil mi anlayamadım hehee =)) İşte ben böyle gezerken 1€
cu gördüm! Bizdeki 1liracıların yerini Avrupa’da 1€ cular almış sayın Okuyucu
:D Olay ve mantık aynı işte. Çin mallarını ucuza alıyorsun ;)
Hint yemekleri, uzak doğu yemekleri Almanya’da çok revaçta
anladığım kadarıyla. Hangi şehre gitsem etrafta onların restoranları var. Aslına
bakarsanız Frankfurt, porno dükkânları, ülkelerin kendi restoranları, lüks
evleri, lüks arabaları, durakları, dükkânlarıyla tam bir karmaşa şehri. Yürürken
Tchibo’nun dükkânına denk geldim ve içeri girdim. Yok, bu sitenin internet
sitesi daha verimli. Dükkânlarında hiçbir şey yok. Mainz’dekin de de bir şey
yoktu.
Frankfurt Hbf’da ne var? Çok fazla başka şehirlere giden
otobüs var. Benim gibi gezmek için gidecekseniz bir sürü alternatif
bulabiliyorsunuz. Bunlardan bir kaçını vereyim;
Saat 12 olunca otobüse bindim. Yanıma bir kız oturdu. Onunla
ayaküstü konuştuk. Stuttgart’a gidiyormuş. Sonra araştırdım da 3 saatmiş gidiş!
Bende gitmek istiyorum ama gidince bir gece kalmam gerek herhalde. Hem şehri
gez hem aynı gün dön zor olur. Devamında kız dergi okumaya daldı bende uykuya.
1 saat sonra Heidelberg’deydim =) Hemen Turist Info’ya gidip şehir haritası ile
2 tanede otobüs bileti aldım. Zaten kalabalık turist ordusuyla otobüs durağında
karşılaşıyorsunuz. Herkes turist olunca olay daha da eğlenceli oluyor. Biletlerimiz
elimizde bakışıp, konuşup, tanışıp girdik otobüse. İlk gezilecek yer tabiki de “Schloss
Heidelberg” di. Kale harika bir yer. Kocaman bir bahçesi var. Benim gibi
yeşillik doğa aşığıysanız önce bahçesini gezin. Kocaman ağaçlar, yılların (400
yıllık) sardığı sarmaşıklar ve çiçekleriyle çok güzel bir bahçe gerçekten. Daha
sonra kaleye geliyorsunuz. İçeri girmek için 4€’ya bilet alıyorsunuz. İçeride “The
German Pharmacy Museum” ile “Die Grossen Faesser” var. Ben buralarda pek fotoğraf
çekmedim. TGPM’de ilaçlar, bitkiler, aspirinin tarihi, eczaneleri
görebilirsiniz. DGF’de ise dev iki tane bira fıçısı var. Üstüne çıkıyor,
yanından geçiyorsunuz. Tabi benim en büyülendiğim kale oldu. İçeri girince
aklıma hemen hemen her kaleye girişimde gelen sorular geldi:
*Bu kalede kim bilir kimler yaşamıştır?
*Neler yaşamışlardır, neler görmüşlerdir?
*Nasıl bir hayat yaşadılar?
*Neler yediler?
*Savaşlarda naptılar?
*Kimler zindanlara kapatıldı ve öldü?
*Buranın yazı, kışı nasıl olur? Şimdi geçtiğimiz yerlerde
kim bilir hangi entrikalar, planlar yürüyerek konuşuldu?
Bunları sora sora gezerken sonunda manzaranın olduğu o yere
geldim =)
Vee bakın orda ne buldum?!
#heryertaksimheryerdirenis
Avluda oturup kendimi çekerken (Napak, tek başıma gezmenin
olayı da bu. Kendi kendinizi çekiyorsunuz. Alıştım ama. İyi poz yakalıyorum.)
yanımda Fransız bir bayan oturuyordu. Bana yarı İngilizce yarı Almanca Fransız
aksanlı bir şeyler anlatmaya başladı. Komik bir şeydi ve ben onu dinlerken önce
kendimi iki poz çekmişim sonra gülerken bir halim var ki yarılmışım. Ama inanın
anlattığının anca çeyreğini anlayabildim. Sonunda da bilekliğimi gösterip “Alman
mısın?” dedi. “Yok.” dedim. “Türküm. Buda tuttuğum takımın bilekliği.
GALATASARAY.”. Teyzenin “Ama Kırmızı – Sarı – Siyah renkleri Alman bayrağına
benziyor.” demesiyle sabah İtalyana benzetilen benim, artık evrensel bir
görünümüm olduğunu anlamam kesinleşti. Bence millet bana bakıp “Bu kız nereli?”
diyor olabilir =) Zaten işleri güçleri yok bunu soruyorlardır, eminim #) Bide
kendimi çekmeme acıyıp “Ben çekeyim mi?” diyen bir çift çıktı ama onlara da
güvenmedim. Valla sizde güvenmeyin. Alır makinanızıda kalırsınız öyle. Oradan
ayrılıp kalenin etrafını daha çok gezmeye çıktım. Yollara karıştım, ara sokakları
gezdim.
Ara sokaklar
gezilmeden o şehir gezilmez arkadaş!
Daha bu günün akşamı
var. Akşamı mı ouvv canlar o bir sonraki Partta ;)
Çektiğim bir kaç fotoğrafı yayınlamak istiyorum:
NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
İçinden geldiği gibi yorum yap ;)