11 Şubat 2011

Sır, Hışştt

Bayanlar ve baylar,
İşte size süper bir zayıflama yöntemini söylemek istiyorum.
Benim gibi sporu seven insanlar bile bunu bilmez, o kadar büyük bir sır anlayacağınız.

Yıllardır _12 yaşımdan beri_ spor yaparım. Önceleri sadece mekik ve şınav çekerken sonraları koşmaya başladım taki dalağım şişip koşmamı engelleyene kadar. Sonra voleybol, basketbol şu sıralar futbol geldi. Ama bunların yanında bisiklete de bindim ki hala binerim hem de 3 saat gibi uzun bir süre =)) evet yuh deyin =)) bunların yanında yemek yemeyi de seven bir insanım. Bu sevme öyle bi sevgi ki “Yaşasın Yemek Yemek” sözünü çok kullanırım mesela. Tabi yediklerimi eritmem gerek yoksa 100 kilo falan olmuştum şimdiye kadar. Ama değilim. Aslında ortaokula başladığımda bıraktım bütün abur cubur olan her türlü yağlı şeyleri yemeği ve hala da yemem. Bu sevmediğim anlamına gelmez tabi. Zamanı geldiğinde ya da ortam olduğunda yerim ama olmazsa da illa olsun demem. İnsan uzun süre bu tarz şeyleri yemeyince inanın artık canı çekmiyor. Bütün bu spor ve sağlıklı yaşam geçmişimden sonra size büyük zayıflama sırrımı açıklıyorum.

İşte geliyor: Callanetics.


İsmi saçma gelebilir ama inanın bunu bu yaz keşfettim ve uygulamaya da hemen başladım. Tek uygulayamadığım zaman vize ve final haftalarım oldu. Onun dışında her gün uygulamaya çalıştım. Normalde bu program 2 aşamalı ilkinin adı “Callanetics”. Bunu 19 saat yapmanız gerekiyor. 6 gün yapıp 1 gün dinlenmeniz tavsiye edilen yapma sıklığı ama benim gibi yoğun bir yaşantınız varsa bu pek uygun olmayabilir. Hele vücudunuz biraz kaslı ve spora alışık ise araya 2 gün bile girse sorun oluşturmuyor. Ben araya 2 hafta sokup sonra yeniden başladım ve kaldığım yerden devam edebildim. Sorun yok yani =) bu 19 saatlik program bittikten sonra “Süper Callanetics” e geçiyorsunuz ki bu da son aşama oluyor. Ben şuan bundayım ve 2.günümü bitirdim. İlk aşamayı rahat bitirsem de bu aşama beni gerçekten yoruyor. Peki, bu spor nasıl bir şey diye sorabilirsiniz. Hemen söyliyim bu bir aerobik. Ama bilindik aerobiklere benzemiyor. Hiç kullanmadığınız kaslarınızı kullanıyorsunuz ve ilk 4 saat hareketleri yaparken zorlanıyorsunuz bu aşamada vazgeçmek yok. Biraz karnınız falan ağrıyor ama sonuç için değer çünkü vücudunuzda gözle görülür bir erime ve değişimi görebiliyorsunuz. Bide uygun beslenirseniz harika olur =)

 


Sporu yaptıran ve bunu bulan bayanın adı ise Callan Pinckney.

Kendisi video çekilirken 47 yaşındaymış ama hiç göstermiyor =) İlk izlediğimde “bu bayan bunları nasıl yapabiliyor?” demiştim =)




 Bu hareketlerin en önemli özelliği sırta baskı uygulamadan yapılıyor olması. Hatta ilk yapışınızda kaslarınızı çok esnetirseniz bacaklarınız titreyebilir aman dikkat =)

Ben uzun zamandır yapıyorum ve demin de dediğim gibi 2.aşamaya geçtim ve farkı çok kısa zamanda gördüm. İç kaslarımın güçlendiğini, bacak kaslarımın geliştiğini ama bunun yanında şişmeyip inceldiğini söyleyebilirim. Normalde bisiklete bindiğim için kalınlaşmışlardı ve kaslıydılar ama şimdi üst kaslarda çalıştığı için daha güçlüler =)) Kaslı olmayı seviyorum =))

Sonuç olarak, herkese bu hareketleri yapmasını öneriyorum. Hatta bir kaç tanıdığım kişiye de bu videoları yolladım ama yaptılar mı diye bir daha sormadım. Bi ara sorayım bari ;)

Herkese bol sağlıklı ve bol sporlu günler diliyorum =))

*Yaparsanız sonuçlarınızı bana bildirirsiniz ;)

2 Şubat 2011

Mimlenmişim ...4


Finallerim bitip tatile girdiğim Cuma gününden itibaren dönem içinde yazdığım ama yayınlamaya fırsat bulamadığım yazılarımı yayınlayacaktım ama olmadı işte… 
Farklı sebepler falan filan…
İzmir’den ayrıldığım 3 günlük kısa tatil sonrası mail kutuma gelen Mim’imi hemen cevaplamak istiyorum :) 

Konumuz:  Vazgeçemediğiniz 5 şey.

1 Numara: Mp3’üm =) Hayatımın amacı zaten müzik. Beni tanıyanlar bilir, ben hiç kulaksız gezinmem. Belki de ilk maddeyi “Mp3&Kulaklıklarım” diye birleştirebilirim. Son teknoloji olan her şeyi takip edip ona göre satın almayı severim ve aldığım ürün ileriye yönelik olmalıdır. İşte Mp3’ümde bu şekilde. En sevdiğim özelliği de arttırılabilir hafızalı olması. Her haftasonu içini temizlerim ve 400 parça falan atarım. Düşünün artık ne kadar büyük bir hafızası olduğunu ve benim ne kadar çok parça dinlediğimi =)) ekranında piksel ölümü olduğunda tamire gitmişti de resmen gün saymıştım. Mağdurum da mağdurum durumundaydım =))

2 Numara: Telefon’um =) Benim ilk telefonum Sony Ericsson k300i di. 5 seneden fazla kullandım. Taki bu dönemin başında tuş takımı bozulana kadar. Kendi kendine milleti aramaya, mesaj atmaya falan başladıktan sonra değiştirmek farz olmuştu ve geçen ay Samsung Wave 525'i aldım. Hemide beyazını =)) Çok sevdim telefonumu. Hergün yeni bir özelliğini keşfediyorum. Kullanması da kolay ayrıca arttırılabilir hafızalı, dokunmatik ve Samsung =))

3 Numara: Lenslerim. Yıllarca gözlük taktıktan sonra lise son sınıfa geldiğimde lens kullanmaya başladım. Tabi bunda göz numaramın da etkilisi olsa da artık olmazsa olmazım haline geldi =)

4 Numara: Adidas ayakkabılarım. Benim aslında ayakkabı tutkum yoktur ama aldığım ayakkabıları da giymeye kıyamam :) Kutularında dururlarda dururlar… Yıllar sonra giyerim falan millet yeni sanır o şekilde bi durum =)) işte böyle bi durumda en çok kullandığım ayakkabılarım ise Adidas ayakkabılarım. O kadar çok giyiyorum ki patlayana kadar :) Sonra gene yenisini alıyorum ama olsun. Ben hiç converse giymedim ve giymeyi de düşünmüyorum benim için forever ADİDAS =)

5 Numara: Cüzdanım. Benim cüzdanım mini çanta gibidir =) ne ararsan çıkar içinden =) olmazsa olmazım bi duruma sahip kendisi :)


İşte benim ilk 5 im.
İsteyen kendisinin ilk 5 ini yazabilir.
Bende okurum, yorum atarım, mutlu olurum =))

26 Ocak 2011

Nur Topu Gibi 2 Evlilik Programımız Oldu

Yeni evlilik programlarını gördünüz mü? Görmediyseniz bile ben size hemen tanıtayım =)


Bunlardan biri Show TV’de Pazartesi günü saat 9.30 da başlayacak olan “Seren Serengil ile Evlenir misin” programı. İsmine bakınca benim aklıma sanki evlenmek isteyen Seren Serengil miş gibi geldi =)) ismi yanlış olmuş biraz sanki. Bide ben Seren Serengil’i pek sevmem. Neden bilmiyorum ama bi türlü sevemedim. Programın tanıtımında ise “Ekranların fenomen ismi” diye anılmış. Aslında tam olarak ne iş yaptığını da anlamış değilim. Ne şarkıcı ne manken ne de sunucu. Babası Öztürk Serengil’i çok severim o ayrı ama kızına ısınmış değilim. Bide yıllardır Gülben Ergen ile atışır durur. Hala neden atışır ya da neden köpeğine “Gülben” deyip bağırtır onu da anlamış değilim.


İkinci evlilik programımız ise “Hande Ataizi ile Dest-i İzdivaç”. TNT ekranlarında saat 13.30 da yayınına başladı bile. Tabi ilk program olduğu için biraz yavandı ama zamanla oda hareketlenebilir. Ben izler miyim peki? Tabi ki de HAYIR… Ben böyle bir programı Hande Ataizi’ne yakıştıramadım.

Oyuncu haliyle daha güzeldi. Bir diğer dikkat çekmek istediğim nokta ise yayın kanalı. Güzelim TNT kanalını da yerli malı bir kanal çevirdik ya daha ne diyim. Ne güzel bütün gün eski dizileri ve filmleri yayınlıyorlardı ki ben onları izlemeyi çok seviyordum. Ama sağolsun Mehmet Ali Erbil’de o kanala geçerek kanalın çizgisini bozdular.
Bırakın ya N’olur TNT’yi bırakın…



2 evlilik programımız da yurduma milletime hayırlı olsun.
Hadi geçmiş olsuunnn.

22 Ocak 2011

Reklamlar ...2


Şimdi anlatacağım reklam ise "Helen Harper".
Bilindiği üzere kadın pedi reklamı.

Ama reklamın en çok müziği ilgimi çekti. Hani yabancı şarkı dinleyip ama sözlerini anlamadan söyleme durumu olur ya_orda edepsiz bişey söylese bile anlamayız ama söyleriz modu işte_bu reklamında şarkısı aynı etkiyi insanda bırakıyo. Geçen sınava gitmeden önce televizyonu açmış bişey izliyordum ve kapatmadan öncede bu reklam vardı.

Olay asıl sınav anı başlıyor. Bütün sınav boyunca beynimde "Avrupalı Helen Harpeerrr" tarzı bir cümle ve müziği dolaştı durdu. Eğer millet aklımdan geçenleri dinleyebilseydi resmen tam rezillik olurdu =)))
Peki bu kadar uzun bir girişle anlattığımız reklamda n'oluyo diyebilirsiniz. Bende hemen cevap veririm =)

Reklamımızın asıl teması ithal olarak Türkiye'de de satışa çıkan Helen Harper'ın anlatılması. Bizim türk bayanlar ise havalimanında kişiselleştirilmiş! ürünü karşılıyorlar falan ama reklamda saçma sapan yerler var. İşte bende bu yerleri söylemek istiyorum.

İlk olarak, uçak havalimanına iniş yapmasıyla olay başlıyo. Burda camdan bakan kadının poposunu nasıl dışa ittiğini anlamış değilim ya da neden ittiğini. Neyse efendim devam edelim. Kadınlar karşılama bölümüne bir heyecan bir heyecan koşturuyorlar, tabi ellerinde Helen Harper yazan pankartlarıyla...Sonra güzel, şık giyimli bir bayanın durmadan poposunu izliyoruz. Bu sırada kadın sayısı çoğalmış. En son ise bayanımız kapıdan çıkıyor ve bütün bayanlar bir sevinç modunda ellerindeki pankartları havaya atıyorlar.
Şu başta poposunu dışa iten bayanı hatırlarsınız, işte o bayanın üzerine bir paket düşüyor ve kadınımız seviniyor.

Aklıma takılan sorular:

1.Bayanın sevinmesindeki asıl sebep beleş olması mı? Çünkü biz beleş olan herşeyi severiz. O paket bir adamın eline bile düşse ne olduğunu anlamaz alır götürür mesela =)

2.Ben yurtdışından gelsem ve bu kadar büyük sevinçle karşılansam çıldırırım herhalde ya da neymişim ulan ben derim. Üçüncü olasılık ise bu kadınların çıldırmış olduğunu düşünmem olurdu. Hele ellerinde benim adımın yazılı olduğu panklartları attıkları anda korkma eşiğim maksimuma ulaşırdı =)))

Reklam bu kadar ama benim sorularım her izlediğimde biraz daha artıyor =))

Bu linkten izlemek isteyen izleyebilir.