13 Ağustos 2011

♥ ♥ ♥ 12 Dev Adam'ım İzmir'de ♥ ♥ ♥

Bilindiği üzere Basketbol Milli takımımız hazırlık maçları için İzmir’im de =) Onlar burada olurda ben gitmez miyim tabi ki de giderim =)

Ve bugün gidiyorum.

Peki, neden geçtiğimiz 2 gün için gitmedim diye sorarsanız ilk günün biletini almayı unuttum #) Dünde arkadaşlarla buz patenine gittim _bunu sonra uzun uzun yazacağım ;)_ ve eve geç geldim. Maçın başlamasına 20dk kala evdeydim artık onu da televizyondan izledim. Ama bugün için aldım biletimi ve gidiyorum.


 
Geçtiğimiz 2 maçın inadına biletim protokolden ;) Şöyle en önden bütün oyuncuları yakından göre göre izleyeceğim =) Şimdiden heyecanlandım bile =)



Hazırlık maçı deyip geçmek istemiyorum çünkü bundan sonra bir daha buraya gelmeyecekler. Hazır gelmişlerken ve fiyatları da uygunken gidip Millileri yakından görmek istedim =)

Gitmeden önce favorilerimi sayıyorum. Bilen bilir sıralamamda ilk kişi her zaman Kerem Tunçeri’dir =) Dünkü Almanya’yla olan maçımızda oynamasada bugün onu oynarken görmek istiyorum. Sonra Ender Aslan, Cenk Akyol. Özellikle Ender’in üçlüklerini izlemek harika oluyor =)

Bu maçlarda Kerem Gönlüm, Ömer Aşık ve Semih Erden oynamadığı için onları listeye eklemedim. Yoksa severim üçünüde =)

Takımımızda yeni isimler var artık. Gençler ve bence daha tam olarak birbirlerine alışamamışlar ama gözlemlerime göre zamanla alışacaklar ;) 

Önemli bir bilgi veriyim: Hidayet bu turnuvalardan sonra bir daha milli takımda oynamayacağını söyledi. Bu nedenle de maça gidip onun oynayışını yakından izlemek istiyorum =)


Aklıma gelmişken sorayım bizim Bogdan Tanjević’in sağlık durumu hakkında bilgisi olan var mı? Çok merak ediyorum ya =( İnşallah iyidir ama uzun zamandır sesi soluğu çıkmıyor.



Yazları en büyük eğlencem basketbol, futbol, voleybol hatta ne kadar spor dalı varsa onların turnuvalarını izlemektir. Evet, bütün voleybol, basketbol ve futbol maçlarını takip ediyorum. Ayrıca NTVSPOR da favori kanallarım arasında. Kabul, ben bir spor delisiyim #)



Yazımı bitirirken belirteyim bugünkü maç 18.00 da Sırbistan ile =)

Gönüllerimiz millilerimizle olsun =)


5 Ağustos 2011

Tam Bir Sene Oldu

Zaman dediğimiz şey o kadar tanımsız ve tarifsiz ki herkes bir şey söylüyor buna bende dâhil.


Evet, hayatımda o kadar çok kişiyi kaybettim ki bunun sonucunda güvenim sarsıldı, yaşama sevincim yok oldu, gülmeyi unuttum ve gözlerimden yok olan gözyaşları gene bu dönemde yerini aldı. Aklıma düşen geçmişe ait düşünceler ve zamanla büyüyen acılar insanı yeri geliyor olgunlaştırıyor, yeri geliyor bakış açısını değiştirebiliyor.

Tam bir sene oldu…

Onu kaybedeli Tam Bir Sene Oldu.

Bir tek benim değil bütün ailemizin hayatını değiştiren olay olalı Tam Bir Sene Oldu.

Şimdi sorsanız bana O Bir Senede olanları hatırlıyor musun diye bir saniye bile düşünmeden “Hatırlıyorum” derim.

Sabah nasıl kalktığımı, evden nasıl çıktığımı, hastaneleri nasıl gezdiğimi, eve geldiğimi, sinir boşalması yaşadığım anı, oturup kalkamadığım zamanı, son görüşmeyi, son konuşmayı ve tabi haberi ilk aldığım zamanı…

Tam Bir Sene Oldu benim ikinci abimi kaybedeli…


Kısa ve öz bir yazı olmalıydı ve oldu… Bugün Tam Bir Sene Oldu…

3 Ağustos 2011

Bir Dönemin Sonu Bir Başka Dönemin Başlangıcıdır

Uzun süredir bir türlü karşılaşamadığım ve görüşemediğim bir arkadaşımdan nişan haberi aldım. Öyle böyle değil, 4 sene liseyi beraber okumuş ve sonra kazandığımız üniversiteler farklı illerde olduğu için ayrı düşmüş ve şimdilerde arkadaşım nişanlanmış. İnsana ilk duyduğunda bir garip gelse de düşündükçe ayrı bir mutlu oluyorum, yüzümde kocaman bir gülümseme oluyo =) Hatta o bu olayı söylerken ben bir sürü plan yapmaya bile başlamıştım.  Durmadan söylüyorum üzerimde şu sıralar bir duygusallık var diye… Bu haberi alınca da sevinç yerini hüzne bıraktı bir an. Büyüdük biz yaa… O kadar büyüdük ki artık nişanlanıp daha sonrasında da evleneceğiz.
  
Nerde o eski okuldan kaçtığımız kaçarken ise tellerden atlarken dizimizi kolumuzu acıttığımız, hocaları sinir etmek için almanca saçma sapan cümleler kurduğumuz, sırf bahçede on tur atmamak için numaradan birbirimizi düşürdüğümüz, asi olacağız diye uyuşturucu kitaplarını karıştırdığımız, sıra kavgaları yaptığımız, erkek muhabetleriyle son noktayı aşındırdığımız, yaşadıklarımızı paylaştığımız, stad dans görevlerinde birbirimizi idare ettiğimiz, törenlerden sonra saçı açık okula girmek yasak olduğu için birbirimizin saçını kapıdan geçene kadar topladığımız, makyajımızı kapıda kontrol ettiğimiz sonra içeri girince kızlar tuvaletinde tazelediğimiz, Şebnem Ferah şarkılarını ezberleyip sözlerini ise sıraya döşediğimiz sonra da bu dizelerin arasına kopyaları sıkıştırdığımız günler…

Bunları bu şekilde yazınca bir an da olsa yaşadıklarımız çok uzaklarda kaldı. Şimdi benim arkadaşım yakında evlenecek öyle mi. Sık sık yazıyorum ki kendimi alıştırabileyim. Böyle filmlerdeki gibi nedimeleri mi olacağız biz şimdi onun =)) Gözümün önüne geldikçe bi tuhaf oluyorum =)

Benim için evlilik, biriyle yaşamak gibi düşünceler ne kadar uzakta olsa arkadaşlarımı bu şekilde gördüğüm zaman “Acaba?” diyorum.

Bugün bir yarışma gördüm ve katılmak istedim fakat yarışmanın 18 yaşını geçmemiş gençler için olduğunu fark ettim. Böyle dedikleri zaman “Büyüdün artık kızım sen” diyorum kendime. BÜYÜDÜN… Büyüdük mü gerçekten? Arkadaşımın nikâhın da ağlayan taraf olacağım kesin. Kız tarafı hep ağlarmış zaten =)) Yavaş yavaş bu tarz şeyleri de öğrenmeye başladım, hehe :D  :D

Bu yaz o kadar bereketliydi ki evlenenler, nişanlananlar… Bol bol düğünler, eğlenceler… Hiç sıkılmadım valla =))

Bu haberi aldığım zaman bir şeylerin geride kaldığını fark ettim.
Bir dönem kapanmıştı artık.
Nostalji ya da anılardan bahseder olacağız bir süre sonra.
Geçmişi konuşup güleceğiz, bol bol hatta en büyüğünden kahkahalar atacağız.
Büyük bir masada oturup birbirimize bakacağız ve sadece gözlerimizle anlaşacağız.
Sessiz sessiz uzun bir konuşma yapacağız.
Saatler ilerledikçe hüzün çökecek üstümüze ve gecenin sonunda herkes kendi evine dağılacak.
Sonuç olarak yeni bir dönem başlayacak.

Bu yeni dönemi hüzünle karşılasam da aslında çok mutluyum. Bu mutluluğu ise buradan herkesle paylaşmak istedim. Ne diyebilirim ki yaşlandıkça duygusallaşıyorum galiba =))

31 Temmuz 2011

Ütopyam



Daha önce hiç size benim ütopyamdan bahsetmedim dimi. Demek ki artık zamanı gelmiş. O zaman yavaş yavaş anlatmaya başlayabilirim.
Bi kere benim yaşadığım dönem yanlış. Öncelikle buradan başlayalım.
Bu teknoloji, bu hızlı hayat çok güzel hatta bayılıyorum ve sonuna kadar sömürüyorum ama bazen düşünüyorum da ben bütün bu bilgilerimle farklı bir zamanda yaşamalıydım.


Aslında ben uzakdoğu sporlarını, savunma ve savaşma sanatlarını en iyi bilenlerden bizzat öğrenmeliydim. Güney Koreli General Gang Jo gibi mızrak kullanmalı, Japon samurayların ilkelerini tam olarak bilmeli ve benimsemeli, onların kılıç tekniklerini en iyi şekilde uygulamalı, okçulukta at üstünde bile iyi olmalıydım. Siz hiç Savaşçı Prenses Mulan’ı izlediniz mi? Harika bir filmdir. Klasik uzakdoğu filmi de olsa dönemin bir baş kaldırışıdır aslında Mulan. Hayatım boyunca kılıç ve ok kullanmak istemişimdir. Şöyle yayı gerip oku atmak istemişimdir. Belki bu nedenle tarihi strateji oyunlarında hep okçu sayımı fazla tutmuşumdur, kim bilir =)


Bir başka yaşama şeklim ise 17.yy Avrupa’sında oda müziği yapan bir bayan sanatçı olmak. Bu dönemi istememin sebebi hem bu dönemin klasik müziğini sevmem ve kemanımla bu parçaları çalmak istemem hem de Barok Sanatı’nın gene bu dönemde başlaması. Bundan başka sanatçılarla iç içe yeniliklere bizzat şahit olmak isterdim. Bu şekilde yaşamak beni çok mutlu ederdi. O dönemde yaşayan bir bayan olarak sözüm geçer biri olmak isterdim. O dönemin kadınları gibi ezilip evde oturan biri değil de adım sanım bilinen biri mesela. Ne kadar farklı bir dönem olurdu o zaman. Atıma biner daha binaların kurulmadığı düzlüklerde atımla beraber dörtnala koşardım. Bir başka nedenim ise bu dönemde beliren belli başlı şapların çok hoşuma gitmesi. Benim gibi bir şapka delisinin bu detayı es geçmesi olmazdı dimi =)


Gelelim yaşayacağım eve =)) Benim yaşayacağım ev Peles Şatosu gibi olmalı =) Yeşillikler içinde... Her türlü ihtiyacını ise doğadan karşılamalı. Mesela şato için gereken enerji, şatonun yanından akan akarsuya bir elektrik tribünü kurularak sağlanıyormuş.


Ayrıca 160’dan fazla odası varmış. Tam benlik. Cümbür cemaat kalırız artık =)) Bi odada parti versen diğer odalar duymaz. Zaten neler oluyorsa bu tarz evlerde oluyormuş ama o konulara girmeyelim yoksa çıkamayız =)) Ben bilgiyi veriyim siz araları doldurun ;) _Yandaki resim yemek odası. Masanın başı var sonu yok maşallah =))_



Şatoya tekrar dönersek, içi ağaç oyma süslemeler, heykeller, tablolar, kitaplar ve silahlarla doluymuş. Bu sarayı aslında Alman prensi olan I. Carol yaptırmış yani içeride ne varsa hepsi bu krala ait özel şeyler. Düşünsenize dedenizin o olduğunu. Resmen içerisi tarihi eserlerle dolu. Bayıldım ben bu hayale yaa =)) _Yandaki resim ise konser ya da müzik salonu. Artık bende burda bi konser verirdim. Nede güzel olurdu_


Diyeceksiniz bu Peles Şatosu nerde? Hemen cevap veriyor ve sizi merakta bırakmıyorum: Romanya, Sinaya’da.


İşte benim yaşamak istediğim dünya bu şekilde. Genele bakar ve hepsini bir araya getirirseniz ne kadar alakasız olduğu fark edebilirsiniz =)
Zamanların ve dönemlerin birbirini tutmadığı bir sürü şeyi aynı anda istiyorum evet =)
Ama ne diyebilirim ki bu benim dünyam ;)