23 Ağustos 2013

Seyahat Tavsiyeleri


* Yolculuk sırasında rahat giyinin. Eşofman altı, atlet idealdir. Uçakla gitcem şık olayım demeye kalkmayın (Statü belirtisi olarak görenler var. Bizzat gördüm, anladım.). Spor ayakkabınız ayağınızda olsun. Çok yürüyeceksiniz. Yolculuğunuz en başından işkenceye dönmesin.

* Uçağın soğuk olacağını düşünerek şalınızı ve ceketinizi yanınıza alın.

* Pasaportunuz ve biletiniz çantanızda gizli bir yerde olsun ama kolay ulaşabileceğiniz bir kısmında bulunsun.

* Cüzdanınızı falan çok göstermeyin. Özelliklede dış hatlarda! Malum her millet oluyor aman dikkat!

* Çantanıza iyice sarılın ve kimseye güvenmeyin.

* Yurtdışına çıkmadan, Türkiye’de pasaport kontrolü yaptırmadan önce pul almayı unutmayın. Kendileri 15TL’dir. Hemen oradan alınır. Yeri zor bir yerde değildir.

* Bavulunuzu 4 ayaklı (Tekerlekli) alın ve şifreli kilit tercih edin. Kenarları sert olanlar ideal çünkü o kadar çok savrulacak ki tahmin bile edemezsiniz.

* Tutacak yerine cırt bir renkten bir şey bağlayın (Eşarp, kumaş, herhangi bir bez parçası da iş görür.). Bu şekilde bavulunuzu kolay bulursunuz.

* Yurtdışına giderken yanınızda iki tane saatiniz olsun. Birini ülkenizin diğerini gideceğiniz ülkenin saatine göre ayarlayın.

* Yurtdışına çıkmadan önce telefonunuzu yurtdışına açın. Sonrasında bunu yapmak size pahalıya gelebilir. Bunları önceden araştırın. Belki Skype da işinizi görür. Araştırın, öyle gidin.

* Havaalanı ile ilgili ne kadar broşür varsa alın. Sonra yer bulmada işinize yarayacak. Ülke haritası da alın. 

* Çantanıza etiform falan atın. Aktarmalarda beklerken sizi 3 saat tok tutar. Bide krem peynir atın. İkisini bir yiyin. Ohh mini ziyafet =)

xoxo

17 Ağustos 2013

Almanya Güncesi ...3 (Part 2)



Heidelberg’e “Almanya’nın Romantik Şehri” diyorlarmış. Buralarda genç olarak yaşamak sıkıcı olabilir ama yazlık mantığıyla evin olsa çok güzel yaşanır. Gezdiğim şehirlerden bunu anladım ben. Şehrin karmaşasından kaçıp gelmek için ideal yerler doğrusu ;) Sonra bi baktım meydandayım. Ordan Karl-Theodor Brücke’ye çıktım. Etrafı izledim. Kaleden aşağıyı çektiğim yerler şimdi etrafımdaydı. Heiliggeistkirche’nin içine girdim. Kiliselerin içi genelde aynı şekilde dekora edilse de ben o içindeki ruhu seviyorum. Her dine saygı duymak lazım. Bu tarz şehirlerde o kadar çok kilise var ki ve hepsinin mimarisi aşağı yukarı aynı. En büyüklerini görseniz size yeter oldum artık ben =) En güzelleri kesinlikle kaleler, saraylar. O eski Avrupa dönemlerini hissedebiliyorsunuz. Benim gibi eski Ortaçağ Avrupasını tarihsel olarak okumuş, her milletin tarihini merak edip araştırmış, tarih manyağı biriyseniz böyle yerler tam size göre ;)

Hayran hayran gezerken saate bi baktım 16:00 olmuş. Benim otobüsümün kalkış saati 16:35. Hemen girdim bir dükkana ve turist olduğumu, kaybolduğumu ve hemen Hbf’a gitmem gerektiğini söyledim. Sağ olsunlar çok yardımcı oldular ve dükkân sahibi karı kocadan adam hemen beni otobüse bindirdi ve ben böylece merkeze geldim =) İlgili olmak bu işte ;) Bi daha gidersem o dükkândan bir şey alırım kesin. Daha otobüsüm yok diye bu seferde çevre dükkânları gezmeye başladım. Sonra saate bi baktım 16:30 ama otobüs yok. Benim gibi bekleyen kişilerde vardı. 16:45 oldu hala gelen yok. 17:00 oldu hala yok. Alman kız bana sordu, ben ona sordum sonra herkes birbirine sordu. Bu otobüs nerde diye. Telefonum olsa arayıp sorcam ama yok! Almanlarda bi rahat bi rahat anlatamam. Panik yapmıyorlar. O kadar eminler ki geleceğinden. Sakin sakin kitap okuyup bekliyorlar.

Leyynnn otobüs kaçta geldi biliyonuz mu?!
17:35’de!!!

Kimse söylenmeden bindi. Ben tabi şaşkın şaşkın bakıyorum. Almancam yetse “Neden geç kaldın kardeşim? Panik yaptık burda.” derdim ama o kızgınlıkla sustum. Adam gelene kadar neler düşünmedim ki? Nerde kalırım, oraya tekrar nasıl giderim ve internet nerden bulurum vs. Zaten öncesinde kaybolup Hbf’a geldiğim için yorgundum direk binince de otobüste uyudum. Frankfurt’a gelmemiz kaç dakikamızı aldı biliyonuz mu?! 2,5 saat! Trafik berbattı. İstanbul trafiği gibi desem her Türk insanı anlar herhalde. Frankfurt’ta yaşasam tamam ama benim daha Mainz’a gitmem gerekiyordu. Gene daldım Frankfurt Hbf’a ve sora sora trenimi buldum ve onu da 20dk bekledim. Geliş 20 dk. Oldu mu sana saat 21:00. Akşam Ö. ile buluşup Rhein’i gezecektik tabi yalan oldu çünkü ben yorgunluktan eve gelip duşa girdim ve canım ekmek kızartması çekti (Gel bak şimdi sen gel gel olaya gel.). Ocağa koydum ekmeği, kızardı. Sonra bi dilim daha dedim oda kızardı (Dur dimi burda ama yookk). Bi tane daha kızartayım dedim ve onu da ocağa koydum. O sırada da çantamı boşaltıyım, aldıklarımı çıkarayım dedim. Ben daha çantama uzanmadan ekmek YAN! Odayı aldı bi duman! Yangın alarmı ötmeye başladı. Onu susturcam ama koca tavan ulaşamıyorum ki. Sonunda masayı çektim, çıktım üstüne de öyle kapattım. Camları açtım, odayı havalandırdım ama yok bugün çıktı kokusu. Ardından da koltukta sızmışım zaten #) Hal böyle olunca Cuma günü bi uyandım saat 13:00. Kendime geleyim diye çıktım koştum parkta ve Ö. den özür diledim. Odayı temizledim.

Bu akşamda Ö. ile buluşup Frankfurt’a gidicez. Sonra beraber yemek yeriz diye planlıyoruz.
Ben evde olmayayım.

Heidelberg için söyleceğim söz: Kesinlikle sevgiliyle gelinmeli ve ara sokaklarında el ele yürünmeli.

xoxo

Çektiğim bir kaç fotoğrafla bu partı bitiyorum:

    

                                  


    

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

Almanya Güncesi ...3 (Part 1)

Off anam off!..

Bugün günlerden cumartesi ve ben anca kendime gelebildim. Dün resmen baygın mod bir gün önceki yorgunluğumu atmaya çalışarak geçirdiğim için yazım bu güne kaldı. Aslında her gün bir yazı şeklinde olacaktı ama bunu hemen yayınlamam lazım =)

Perşembe günü 15.08.2013 tarihinde Heidelberg’e gitmeye karar vermiştim. Her şey buraya kadar güzeldi. Aslında hikâyem güzelde manyaklıklar hep bende ondan sorun orda #) Her neyse efenim hikâyeye dönelim; bir gece önceden biletimi gidiş ve dönüş olarak aldım. Sabah 9 değil de 12 olsun dedim neden? Çünkü Mainz’dan önce trenle Frankfurt’a gitmem gerekiyordu. İyi, sabahın köründe kalktım, duşa girdim giyindim ve evden çıktım. Merkeze gidip trene bindim. Frankfurt merkezde indim. Frankfurt Hbf (Hauptbahnhof)’u görseniz, kocaman bir yer. Herkes oraya buraya koşuşturuyor. Tamam, ben bu koşuşturmaya alışkınımda burada tuhaf bir durum var. Her milletten her insan var. Sırt çantasını alıp gelen o kadar çok insan var ki. Neyse ki Almanya’nın en sevdiğim olayı “Turist Info” noktalarının olması. Turist olmasanız bile gidip her şeyi sorabilirsiniz. “Nereye nasıl giderim?” tabi birinci sorunuz. İşte böyle indim ve saat 11’di. Önce otobüsü buldum ve doğru otobüs olduğundan emin olduktan sonra şöyle bi şehri dolaşayım dedim. Bi sokağa girdim daha doğrusu Hbf’dan dümdüz yürüdüm. Sağa bakıyorum Tayvan masaj salonları, sola bakıyorum Hint masaj salonları, etraf Tayvanlı, Koreli, Çinli, Hintli, Arap, İranlı dolu. Akşamına Ö. ile konuşunca öğrendim ki (Hazır olun!) bu sokak “Genelev Sokağı” ymış. Evet, ben bilmeden dalmışım yola. Ama ara sokak da değildi. Kocaman sokaktı. Ortadaydı. Meydandaydı ve bi bina vardı tamamen porno, seks kulübü, kucak dansı yapılan yerdi. Bina diyorum! 5 katlı binanın tamamı diyorum! Bizdeki gibi izbe, döküntü binaların üçüncü katındaki, yanar döner ışıklı, led lambalı “Erotik Shop” lardan değildi
.

Bilmeden geçtiğim bu sokaktan çıkınca bi baktım ileride “Simit Sarayı” var :D Kaç günün sonunda canım simit istedi ve daldım içeri (Tamam kabul açtım.). Kuyruk kuyruk derken içeride Türklerin çok olduğunu anladım. İnsan kaç günün sonunda kendi dilini konuşan insanlarla karşılaşınca çok mutlu oluyor. Tarifsiz bir mutluluk bu, ondan anlatamam =)) Sıra bana gelince Almanca isteğimi söyledim. Kadının Almanca “Paket mi yoksa burada mı yiyeceksiniz?” sorusuna benim Türkçe “Paket.” dememle kadının mutlu olması aynı anda oldu =))

“İtalyan sandım sizi.” dedi!
Nasıl yaa?!

İşte milletin bana neden ilginç baktığını o gün daha iyi anladım. Ne büyük gözlerim, ne de esmer tenim değildi olay. Olay: beni İtalyan sanmalarıymış! Burada Türk kızı olan Ö. ile tanıştım. Oda çarşamba gecesi bana aynı şeyi söyledi. İtalyana benziyormuşum. Öyle bir havam varmış (O nasıl oluyorsa?!). Bu iyi bir şey mi yoksa değil mi anlayamadım hehee =)) İşte ben böyle gezerken 1€ cu gördüm! Bizdeki 1liracıların yerini Avrupa’da 1€ cular almış sayın Okuyucu :D Olay ve mantık aynı işte. Çin mallarını ucuza alıyorsun ;)

Hint yemekleri, uzak doğu yemekleri Almanya’da çok revaçta anladığım kadarıyla. Hangi şehre gitsem etrafta onların restoranları var. Aslına bakarsanız Frankfurt, porno dükkânları, ülkelerin kendi restoranları, lüks evleri, lüks arabaları, durakları, dükkânlarıyla tam bir karmaşa şehri. Yürürken Tchibo’nun dükkânına denk geldim ve içeri girdim. Yok, bu sitenin internet sitesi daha verimli. Dükkânlarında hiçbir şey yok. Mainz’dekin de de bir şey yoktu.

Frankfurt Hbf’da ne var? Çok fazla başka şehirlere giden otobüs var. Benim gibi gezmek için gidecekseniz bir sürü alternatif bulabiliyorsunuz. Bunlardan bir kaçını vereyim;


Saat 12 olunca otobüse bindim. Yanıma bir kız oturdu. Onunla ayaküstü konuştuk. Stuttgart’a gidiyormuş. Sonra araştırdım da 3 saatmiş gidiş! Bende gitmek istiyorum ama gidince bir gece kalmam gerek herhalde. Hem şehri gez hem aynı gün dön zor olur. Devamında kız dergi okumaya daldı bende uykuya. 1 saat sonra Heidelberg’deydim =) Hemen Turist Info’ya gidip şehir haritası ile 2 tanede otobüs bileti aldım. Zaten kalabalık turist ordusuyla otobüs durağında karşılaşıyorsunuz. Herkes turist olunca olay daha da eğlenceli oluyor. Biletlerimiz
elimizde bakışıp, konuşup, tanışıp girdik otobüse. İlk gezilecek yer tabiki de “Schloss Heidelberg” di. Kale harika bir yer. Kocaman bir bahçesi var. Benim gibi yeşillik doğa aşığıysanız önce bahçesini gezin. Kocaman ağaçlar, yılların (400 yıllık) sardığı sarmaşıklar ve çiçekleriyle çok güzel bir bahçe gerçekten. Daha sonra kaleye geliyorsunuz. İçeri girmek için 4€’ya bilet alıyorsunuz. İçeride “The German Pharmacy Museum” ile “Die Grossen Faesser” var. Ben buralarda pek fotoğraf çekmedim. TGPM’de ilaçlar, bitkiler, aspirinin tarihi, eczaneleri görebilirsiniz. DGF’de ise dev iki tane bira fıçısı var. Üstüne çıkıyor, yanından geçiyorsunuz. Tabi benim en büyülendiğim kale oldu. İçeri girince aklıma hemen hemen her kaleye girişimde gelen sorular geldi:

*Bu kalede kim bilir kimler yaşamıştır? 
*Neler yaşamışlardır, neler görmüşlerdir?
*Nasıl bir hayat yaşadılar?
*Neler yediler?
*Savaşlarda naptılar?
*Kimler zindanlara kapatıldı ve öldü?
*Buranın yazı, kışı nasıl olur? Şimdi geçtiğimiz yerlerde kim bilir hangi entrikalar, planlar yürüyerek konuşuldu?

Bunları sora sora gezerken sonunda manzaranın olduğu o yere geldim =)

Vee bakın orda ne buldum?!

Aslında tarihi esere zarar verildiği için kızdım ama sonra bi baktım her ülkeden yazı var.

#heryertaksimheryerdirenis




Avluda oturup kendimi çekerken (Napak, tek başıma gezmenin olayı da bu. Kendi kendinizi çekiyorsunuz. Alıştım ama. İyi poz yakalıyorum.) yanımda Fransız bir bayan oturuyordu. Bana yarı İngilizce yarı Almanca Fransız aksanlı bir şeyler anlatmaya başladı. Komik bir şeydi ve ben onu dinlerken önce kendimi iki poz çekmişim sonra gülerken bir halim var ki yarılmışım. Ama inanın anlattığının anca çeyreğini anlayabildim. Sonunda da bilekliğimi gösterip “Alman mısın?” dedi. “Yok.” dedim. “Türküm. Buda tuttuğum takımın bilekliği. GALATASARAY.”. Teyzenin “Ama Kırmızı – Sarı – Siyah renkleri Alman bayrağına benziyor.” demesiyle sabah İtalyana benzetilen benim, artık evrensel bir görünümüm olduğunu anlamam kesinleşti. Bence millet bana bakıp “Bu kız nereli?” diyor olabilir =) Zaten işleri güçleri yok bunu soruyorlardır, eminim #) Bide kendimi çekmeme acıyıp “Ben çekeyim mi?” diyen bir çift çıktı ama onlara da güvenmedim. Valla sizde güvenmeyin. Alır makinanızıda kalırsınız öyle. Oradan ayrılıp kalenin etrafını daha çok gezmeye çıktım. Yollara karıştım, ara sokakları gezdim.

Ara sokaklar gezilmeden o şehir gezilmez arkadaş!

Daha bu günün akşamı var. Akşamı mı ouvv canlar o bir sonraki Partta ;)

Çektiğim bir kaç fotoğrafı yayınlamak istiyorum: 

          




     

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir. 

14 Ağustos 2013

Almanya Güncesi …2



Geldik mi ikinci güne ;)

Mainz o kadar yeşillikli bir yer ki ilk gün oksijen çarpması oldu kabul #) Evler müstakil. Pek apartman yok. (Yukarıdaki fotoğraf sokağımın fotoğrafı.) Millet bisiklete biniyor. Bisiklet yoluyla, otobüs yolları ayrı ayrı. Türkiye’de yapılmaya çalışılan ama çalışıldıkça yolların içine edilen sistem ve düzen burada var. Yayalar kırmızı yanarken geçmiyor. Aynı şekilde bisikletliler de. Herkesin kurallara uyma durumu had safhada. Neyse ki bende ülkemde uyan biriydim de burada yabancılık çekmiyorum. Araba kullananlar var ama çok değil. 65-70 yaşındaki ninelerle dedeleri de bisiklete binerken gördüm ya artık gözüm açık gitmem! Nineler çok şık ama ;) Kumaş pantolon, ceket, broş ve yapılı saçlarıyla etrafta geziniyorlar. Bi sabah 6-7 arası bir de gece 22:00’dan sonra koşanlar oluyor. Onu da nerden biliyorum? Bir gece önce gelmiş ve sabah erkenden kalkmıştım. Türkiye ile aramızda 1 saat fark var. Biz daha geriyiz. Eee durum böyle olunca sabah erkenden kalkmış gibi oldum ve giydim üzerime eşofmanlarımı, çıktım dışarı. Bu yeşillikli, koruluklarla dolu sokaklarda koştum. İnsanın spor yapası geliyor. Sonra bi baktım benim gibi koşan bir sürü Alman var. İşe gitmeden önce spor yapıp öyle gidiyorlar ya da gece çıkıyorlar. Her köşe başında kilise ve arkasında mezarlık var.

İşte böyle spor yaptıktan sonra eve bi geldim yicek bi şey yok! Hemen alırsın cüzdanını ve sırt çantanı gidersin alışveriş merkezine. Pek yemek yiyen biri değilim ama aç olduğum için liste yapmadan gittim. O gün aldıklarımdan sadece yeşillikler bitti. Diğerleri hala duruyor. Size biraz alışveriş hakkında da bilgi vereyim. Öncelikle burada öyle bizim marketlerdeki gibi bol bol naylon poşet kullanamıyorsunuz. Adamlar doğada onların kaybolmadığını bildikleri için sana parayla satıyorlar. 10, 20 ve 50cent e alıyorsunuz (Kendimi doğa düşmanı gibi hissettim.). Sırt çantama ne kadarını sokmaya çalışsam da 2 büyük poşet aldım tabi. İlk gün demiştim ama “Bu insanlar neden her yere Pazar arabalarıyla gidiyor?” diye. Demek ki bundanmış =) Eve kadar onları elimde ve sırtımda taşıdığım için ertesi gün omuzlarım ağrıyordu. Şöyle bir ağırlıkları toplayınca ergen bir gencin ağırlığı yapıyor #) Soldaki fotoğraf Mainz Johannes Gutenberg Üniversitesi'nin girişi.

Açlıktan ölmemek için hazır pişmiş köftelerden aldım. Salak gibi içinde ne var okumadım. Hâlbuki ondan önce aldığım ne varsa hepsinin içini okumuştum.

Eve geldim onları ısıttım, yedim bi güzel ohh.
Ardından neymiş ki bu dedim? Hani güzel bir şeyse sık sık alcam yani o mantıkla soruyorum kendime!
Hazır olun!
DOMUZ ETİ çıktı!
Bendeki yok artık, olmaz falan gibi tepkilerimle yemiş bulundum.
İşin ilginç yanı tadını beğendim dostum #)

Her gün yenmez çünkü normal et gibi değil tadı. Biraz balık gibi, öyle pişince koyulaşmıyor, yumuşak bir et. İkinci günde yedim ben o köfteleri. Battı balık yan gider deyip hehee =)) Günahsa girdik artık napak =) Sonraki günlerde tavuk tavuk! En iyisi o. Neden mi çünkü tavuğu haşladığın zaman suyuna çorba yapıyorsun ve çok bereketli oluyor ;) Tek başına yaşayanlara benden tavsiye olsun bu. Suyuna çorba yapın, hazır çorbada olur yapın için. Dışarı falan çıkarken sandviç yapıyorum. Kafelerde zaman geçirip yemek yemiyorum. Onun dışında bal kavanozumu yıkadım ve içine çorba koyup arada onu da kullanıyorum. Halis muhlis içinde ne olduğunu bildiğim şeyleri yiyorum. Zaten sizde göreceksiniz Almanlar çok kafelerde bir şey yemiyorlar. Onlar daha çok “Biergarten” dedikleri yerlerde içiyorlar. Saat, sıcak fark etmiyor onlar için. Nerde meyveli yoğurt, ilginç peynirler var hepsi marketlerde. Sade yoğurt bulana kadar bakmadığım raf kalmadı. Alınca da Alman bir kadın bana çok ilginç bir bakış fırlattı. Hala o bakışı anlamış değilim. Yabancıların bizim ülkeye gelip neden yoğurt yapan makineyi aldıklarını anladım. Adamlarda yok! Adamlarda sade diye bir şey yok. İşin güzel yanı burada light olan ürünler ucuz, tam benlik ;)

Alışveriş, spor, yemek derken sıra geldi sokağımı, mahallemi gezmeye. Jelibonumun yanına gittim. İnternetim daha o zaman olmadığı için annemlerle onun odasından görüştüm, bayramlarını kutladım, arkadaşlarımın maillerine cevap yazdım ve sonra odama geri döndüm. İlk gün Frankfurt’tan aldığım Frankfurt Havaalanının haritasını, otobüs, metro saatlerinin olduğu broşürü, Frankfurt haritasını inceledim.

Sağdaki fotoğraf Gutenberg Üniversitesini'nin içindeki bir sanatsal çalışma. Kulak ve salyangoz birleşmesi. Nedendir sevdim ben ;)

xoxo

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.