Merak eden bir kesim var mı bilmiyorum ama bunu yazıp
paylaşmak ve sizin de bilmeniz en doğal hakkınız diye düşündüm. Her yazdığım
yazımın devamı oluyor, olaylar bitmiyor ve tabi hayat son hız akmaya devam
ediyor. Kendime gelmem bu sefer çabuk oldu. Çabuk oldu diyorum ama kaç gün
sonra bu yazıyı yazabiliyorum, orası ayrı konu.
ROZA düşük yaptı! Daha doğrusu düşük yapmış! Yazlıktan bütün
hafta haber alamayınca aslında anlamıştım bir şeylerin ters gittiğini. Cuma olsun
dedim, hemen gideceğim ve cuma oldu gittim. Ne ROZA vardı ortada ne yavrular
nede yavrularını doğurmak için hazırladığı yerde hareketlilik. Gece kimseyi de
bulamayınca sabah ararım dedim ve sabah olunca ROZA bahçedeki yuvasında yatıyordu.
Karnı küçülmüştü ve bana bakıyordu. Direk başını bacağıma yasladı ve beni sev
bakışı attı. Onu sevdikçe beni özlediğini fark ettim. Bana ihtiyaç duyduğunu ve
benim onu sevmemle rahatladığını. Yavaş yavaş gözlerini kapattı ve uyudu. Bende
o uyuyunca kıpırdamadım. Belki de kaç gündür huzursuzdu, uyumuyordu, o birkaç dakika
en huzurlu anıydı. Hiç ses etmedim, bölmedim ve o uyurken onu okşamaya devam
ettim. Başını, göğsünü, sırtını, belini sevdim sevdim sevdim… Uyandığında ilk
beni gördü. Yanındaydım ve yeniden uyudu. O gün bahçede ben iş yaparken hep
bana baktı. Arada yanıma geldi ama daha çok gölgedeki yatağına uzanıp hep beni
izledi. Çamların arkasına geçip görünmediğimde direk yanıma geldi. Birinin size
ihtiyacı olduğunu anlarsınız, ROZA’nın da bana ihtiyacı vardı. O gün onu
taradım ama yıkamadım. Pasaklı kızım benim suyu sevmez çünkü. Taratır kendini
sonra çimenlere yatar yatar debelenir ve üzerine yapışan otları ayıklatmak için
gene gelir önüme. Gene aynı şeyleri yapınca onun kendine geldiğini fark ettim. Ertesi
günde ara ara gitti geldi kendini sevdirdi sonra yeniden gitti ve geri geldi. Geceleri
bizimle kaldı.
Üzüldüm. Yavruların doğmayışına değil, ROZAmın haline. En büyük
dileğim doğum sırasında ROZA’ya bir şey olmamasıydı. Ve olmadı. Napalım?! Ben
ROZA’yı kısırlaştırmak istiyorum ama çevrem daha bu fikrimi bilmiyor. Belki bir
doğum daha şans verebilirler ama ben onun bu şekilde yaşamasını istemiyorum.
Onun dişi haline acıyorum desem tam karşılığı olabilir.
Şimdi İzmirdeyim ve haftasonu ne yaparım bilmiyorum. Gider miyim
kalır mıyım? Finallerime iki hafta kala o kadar yoğun derslere odaklandım ki
akşam yemeğini yemiyor paso notlarımı temize çekiyorum. Dönem biter bitmez
stajıma da başlıcam. Bütün bu yoğunluktan kaçma yolum ise bol bol spor yapmak,
aklımı bu şekilde boşaltmak. Terledikçe stresini atan, rahatlayan belki de
mutlu olan biriyim ben.
Sonuçta hala
hayattayız ve hayat devam ediyor.
Sevdiğini göstermek
sadece dokunarak hissedilebilirken, yanında olmak konuşmadan aynı yola
çıkmaktır bence.



