18 Kasım 2012

En Son ...3


En Son Dinlediğim Albüm (18.11.2012)
















Oğuzhan UĞUR - Çok Şükür


En Son İzlediğim Film (18.11.2012)














Temple Grandin


En Son Okuduğum Kitap (18.11.2012)



10 Kasım 2012

Olmasaydın Olmazdık

Bir kayıp, bir acı.
Yıllar geçse de aynı günde, aynı hisler ile birleşen bir millet, bir ülke.
Bayrakların yarıya indiği, sessizce saygıya durulduğu, zaman olarak kısa ama geçmişten bugüne o uzun dakikalar.
74 yıl geçmiş. Koskoca 74 yıl.

Bazı insanlar vardır isimleriyle yaşar. Bazı insanlar vardır yaptıklarıyla, bazıları da düşünceleriyle. Atatürk sadece bir kalıba giren biri değildi. O hem düşünce adamı, hem döneminin ilerisinde bir beyefendi, asker, başbakan, cumhurbaşkanı, Türk milletinin öncüsü her şeyin ötesinde o bizi “BİZ” yapan ve ilk adımı atan önderdi.

Bugünlerde bir beden, bir vücut gibi göstermeye çalışanlara inat o düşüncelerin adamıydı ve halada öyle. Atatürk’ü sevmiyorum, büstlerini kaldırın, heykellerini yok edin, kitaplarını kütüphanelerden kaldırın, derslerde fazla bilgi olmasın diye yapılan bütün bu terbiyesizliklere inat birleşen bir milletiz biz. Bütün bunları yapan insanlara terbiyesiz, hain, yalaka, saygısız diyorum. Sen ki bunları söylemeye cesaret edebiliyorsun ama nasıl söyleyebildiğini düşünüyor musun?

Bu ülkede özgür doğduysan,
Bunu söylediğin zaman kellen uçmuyorsa,
Evinde mandası olduğun ülkenin bayrağını asmak zorunda kalmıyorsan,
Kendi bayramlarını kutlayabiliyor, başkasını bayramlarını kutlamak zorunda kalmıyorsan,
Dilini konuşabilip, kendi alfabeni kullanıyor ve çocuklarına istediğin isimleri verebiliyorken hala bu cümleleri bu tarz kendinden emin yüzsüzce konuşabilir miydi bu insanlar çok merak ediyorum.

Acımızı her sene tazelemeyelim deyip bu anma gününü kaldırmak isteyen zihniyete sesleniyorum:
Atatürk’ü anmayacağız da kimi anacağız?!

Her şeyimiz gittikten sonra elimizde ne kalacak ki?! Kadını zaten kadın yerine koymayan bu ülkedeki adamların lider diye geçtiği günlerde ben adam gibi adam olan Atatürkümü bırakında istediğim gibi anayım. Bugün TVler de eğlence programlarını görmek istemiyorum. Seda Sayan’ın çıkıp göbek atarak programını açmasını sonra çok üzgünüm aslında değip ağlamasını, magazin programlarındaki kahkahayı, göbek şovlarını görmek istemiyorum. Ekranların sağ üst köşesine bir bayrak ve Atatürk resmi konulmasıyla anma olmaz!
Şov devam etmeliymiş falan filan. Konser değil bu! Bu ölen bir liderin, bütün bu milleti bir araya getirip birleştiren kişinin ölüm günü.

Geçen derste profesör şöyle dedi: benim gençliğimde herkes sağcısı da solcusu da “Bu ülkenin geleceği ne olacak?” diye sorar ve tartışırdı. Yöntemleri farklıydı ama amaçları birdi. Ama şimdi herkes “Benim geleceğim ne olacak?” diye soruyor.

Hocama sonsuz katılıyorum. Ekranlardaki para hırsı bir günlük bile olsa yok olmuyor. Herkes sabah kalkıyor sanki bugün Atatürkümün aramızdan ayrılışının sadece Türkiye’nin değil dünyanın böyle bir lideri kaybedişinin 74.yılı değilmiş gibi gününe devam ediyor.

Ey Atam! Olmasaydın Olmazdık…

8 Kasım 2012

Tatil Güncesi …8 (Part2)

Sabah olunca bi baktım benim CEVİZ gelmiş =) CEVİZ de 3. köpeğim. Ona neden “Ceviz” diyorum bilmiyorum. Rengi siyah-beyaz hâlbuki =)) Onu görünce aklıma ceviz geliyor #) Kendisi sokak köpeği aslında ama o kadar muhlis, o kadar zeki ki anlatamam. Bi kere komutların hepsini anlıyo. Yat/otur/gel/git her şeyi ya. En güzel yanı da kedilerin peşinden koşturmuyor (Bu özelliğini neden sevdiğimi yazımın sonunda anlatıcam.). Onun en büyük isteği sevgi. Bütün gün sevsen de hala sevilmek istiyor. Sen böyle bahçenin ortasında dur. Hemen gelir senin arkandan poponu dürter hani ben buradayım der. Mesela evden çıkalım bir yere gidelim hemen takılırlar peşimize. Özellikle de CEVİZ =) Biraz önden gider, durur, bakar sonra hemen yanına gelir. Seni bekler. Ne versen yer garibim. İlk gördüğümde (2 hafta önce) çok zayıftı. Hatta bu gelişimde onu görmeyi ummuyordum. Sokak köpeği ya gitmiştir diyordum ama gitmemiş. Sabah gelmiş, bahçe kapısına oturmuş ve kalkmamızı bekliyormuş. Biz kalkınca hoplamaktan zıplamaktan yorgun düştü =) Bu gidişimde onlara tarak aldım. Üçünü de taradım ama en çok sevinen CEVİZ oldu. Böyle patileriyle hep bacaklarımı tuttu. Kıyamam onlara yaa. Üçü de birbirinden zeki, birbirinden ayrı özellikleri var. Size sırf onları anlatan bir yazı yazıcam aklımda;)

Sadece köpeklerim mi var sanıyorsunuz benim?! Son sayımda ortaya çıktı ki 5de kedim var =) Evet, kendileri 5 adet =))) Siyah-beyaz olanla onun kardeşini daha önce yayınlamıştım. Hah işte onlara ek 3 tane daha geldi (Hebici kardeş #)). İçlerinden biri var ki ki ben ona “2 Numaram” diyorum, tam bir sevgi arsızı. Önce bacağa sürünüyo, bakıyo takmıyorum hemen kucağıma geliyo hala bakmıyorsam kolumu çekip dirseğimi yalıyo =) Yaa bu hayvanların hepsinin tek isteği sevgi. Sokaktaki hayvanın yemek belki ilk isteği gibi görünebilir ama bence ilk istekleri sevgi.

Böyle günler geçti ve Pazar gecesi oldu. Ben kedileri besledim, köpeklerimi doyurdum ve eve dönmek için yola çıktık. Arabaya atladık gidiyoruz derken evin altında durduk. Belki dedim peşimizden geliyorlardır. Baktım yok gelen falan. Neyse dedim, kedilere sarmıştır onlar. Sonra aniden bir PAT sesi duyuldu. Bizim VELET, benim kapıya sen iki ayağını daya ve arabaya girmek için kuyruğunu salla! Anne dedim VELET burada. Aa nasıl gelmiş o dedik ve arabayı sürmeye başladık. Bu sefer de arabanın önüne atlamaya başladı. Bir sol teker, bir sağ teker derken ezilecek diye korkmaya başladı. Sanki gitmeyin ya da beni de götürün der gibiydi. Tabi bizdeki duygusal yoğunluk tavan olmaya başladı. Bu şekilde giderken “Anne hızlan.” dedim yoksa ezilcek. Ve annemde hızlandı. Biz hızlandık bu arkamızdan gelmeye devam etti. Nasıl koşuyo ama. Sonunda arkaya bakamadım ve bir yerden sonrada arayı açtık. Annem, ben, babam ağlıyoruz. Bir süre konuşmadık, konuşamadık ki! İçimiz parçalandı onun o koşarken ki haline. Öyle bir sahne düşününki Belgin Doruk çocuklarını arkasında bırakır ve taksiye atlar gider. Çocukları arabanın arkasından anne anne diye koşturur ama bir yerden sonra yorulurlar ve geride kalırlar. Belgin Doruk ise arabanın içinde ağlar. Aynı böyleydik bizde. Bize yetişemesin yoksa hiç ayrılamayız diye gaza bastık. Şehirdeki evim bahçeli, sakin bir yerde olsa alıp bakarım ama ne yazık ki değil.

İçimiz buruk ayrıldık yazlıktan. Dün gece onun koşarak bizim arabaya yetişmeye çalıştığı hali girdi rüyama =((( Çok üzüldüm yaa çok etkilendim :’( Resmen sevgi istiyorlar. CEVİZ bile arabaya eşya taşırken gideceğimizi anladı hayvanda habire kapının yanında durdu. 2 hafta sonra vizelerim başlamasa ve bu haftasonu işimiz olmasa yemin ediyorum annemleri de alıp giderim yazlığa.

Size bi şey itiraf ediyim mi? İleride böyle bir evimiz olursa bahçesinde erik ağacı olsun, dikeyim isterdim. Oda anneannemin köydeki evinde ulu bir erik ağacı vardı. Öyle bir ağaçtı ki o eriklerini dökünce her yer yapış yapış olurdu ama gölgesi de serin olurdu. Kimse kesmezdi, kıyamazdı derken yıllar geçti biz büyüdük ve büyükler yaşlandı. Biz köye gidemedik. Yıllar içinde benim ağacım küstü, kurudu ve çürüdü sonunda da kesildi. Bir dönem son bulmuştu o kesildiğinde. İşte bende öyle bir ağaç istedim evimde. Bizden önceki sahipler dikmiş bi tane erik ağacı. Evi aldık sonra fark ettik. 1 senede de ağaç ulu olma yolunda boyunu yarıladı. Ne kesmeye kıyabiliyorum ağacı ne de budamaya.

Kedilerim yatıyo dallarında. Köpeklerden kaçıyorlar. Yumruk gibi erik veriyor. İlk dileğim gerçekleşmiş oldu böylece. Diğer dileğim ise kuş evim olmasıydı. Onu inş. bu yaz yapıcam. Üçüncü dileğim ise böyle bir evim olursa köpek ya da kedim olmasıydı. Şimdilerde 3 köpeğim ve 5 kedim var. Allahtan istedim bir göz, o bana verdi 8 göz =) Onları beslemek, sevmek, koşturmak, konuşmak o kadar rahatlatıcı ki. Karşılıklı negatif enerjimiz atıyoruz. Kendimi işe yarar hissediyorum. Hayvanları doyurmak bende manevi rahatlama yapıyor.

Öyle işte… Havalar soğumaya başlamışken lütfen sizde sokaktaki hayvanlar için bir kap koyun. Ayrıca sokakta gördüğünüz her köpekten korkmayın. Onların ilk tepkisi acaba bana vuracak mı şeklindeymiş. Ama siz sevince, sizden sevgisini esirgemezmiş. Ben bunu CEVİZ ile kanıtlamış oldum.

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.

6 Kasım 2012

Tatil Güncesi ...8 (Part1)

Hafta sonları mümkün oldukça şehirden kaçıyorum.
O hareket, o ses, o yoğun insan kalabalığı…
Bazen o kadar çok üstüme üstüme geliyor ki patlayacak gibi oluyorum.

Geçtiğimiz hafta sonu 3 günlük kaçtım gene yazlığa. Annem, babam ve ben. O gün dersler nasıl geçti anlatamam. Su gibi suuu =)) Bir anda akşam oldu ve ben bir sırt çantasıyla (Evet, o meşhur çantam) direk uçtum yazlığa. Biz yola çıkarken hava kapalıydı hatta bi yerden sonra öyle bir yağmur yağdı ki acaba dedik gitmesek mi ama 20dk sonra da yazlık da olcaz hani öyle bir konumdayız. Neyse dedik soğuk olursa eve girer, açarız ısıtıcıyı otururuz. Nasıl olsa kazak atkı falan her şey var evde =)

İşte biz böyle düşüne düşüne eve vardık ama ne varma. Öyle bir yağmur yağıyor ki arabadan çıkamıyoruz. Gök öyle bir gürlüyor ki sanki yer yarılcak! Kapı ile aramızdaki mesafe ise 1 metre ama çıkamıyoruz derken ben “Hadi kızım, bu kadar geldin erimezsin.” deyip attım kendimi dışarı ve kapıya gittim(başardım =)))). Sokak lambaları, yağmurdan sönmüş ondan evin kapısını göremiyorum ee durum böyle olunca anahtarı da sokamıyorum derken “Hadi be Allahım” dedim “Bana yardımcı ol, o kadar yol geldim. Yapma bunu.”  işte o an bir ışık parlaması oldu ve ben kilidi gördüm, açtım. Sonrada “Teşekkür ederim.” dedim (aramızdaki samimiyet tavandır çaktırmayın ;)) ve GÜM bir gök gürledi amaaaa artık onu ben “Bişi değil” diye algılamak istiyorum #)

Öyle böyle eve girdik ve ana! 5dakika sonra hava açtı. Öyle bir açtı ki hafta sonum güneşler içinde geçti (Demek ki garezi yoldaki bizeymiş.). Sıcak, bol oksijenli ve sakin… Eşyaları içeri taşıdıktan sonra annemle beraber denize bakalım dedik tabi saat akşamı geçip geceye geliyordu. Sitede kimse yok gibi bir şeydi. Biz böyle sessiz sessiz yürürken karşıma kim çıktı dersiniz? Benim VELET im =))) Siz VELET’i bilmiyorsunuz (Soldaki fotoğrafta o var.). O benim manevi köpeğim. Yazın kumsalda tanışmıştım onunla. Gelip gelip şezlongumun yanına yatıyordu. Her şeyi yemiyor sadece etli sandviç yiyordu. Hatta bi gece kafeteryada adamın biri ona kızmıştı. Kızma sebebi de neden ayak altında yatıyormuş?!(Ey Allahım sen insanlara akıl, fikir ve geri kalan eksik gördüğün şeyleri ver). Direk adama kızmıştım. Niye hayvana bağırıyorsunuz, bide küfür ediyorsunuz, insanlar var ayıp oluyor demiştim. Sonra hızımı alamayıp hayvan yattıysa yatmış, sizde önünüze bakarak yürüyün o zaman demiş masama dönmüştüm. İşte bu köpek ki adının VELET olduğunu bilmiyor. Sadece komutlardan anlıyor. Kendisi bir Beagle yani eğitimi zor, başına buyruk götüne kuyruk modun da takılan, avcı ama çok sevimli hatta çok akıllı bir köpek ;) İşte VELET ile böyle tanıştım ben ve o ara ara benim eve gelip gitmeye başlamıştı derken şimdi sezon kapandı ya kimse yok yazlık da diye bana sarıldı garibim. Beni görünce bir koşuşu var ama görmelisiniz. Kulaklarını sallaya sallaya. Bacaklarıma falan yapıştı. Çevremde döndü. Bende umarım onunla karşılaşırım diye cebimde ödül bisküvimle geziniyordum. 

Hemen verdim bi kaç tane derken PURSAT diye seslendim(Sağdaki fotoğrafta o var.). Önce ses çıkmadı. Sonra bi daha annem seslendi derken PURSAT da yan evden çıktı. Garibim oradaki divana uzanmış, öylece yatıyormuş. Onunda bir gelişi var ki VELET ’den farklı değil. PURSAT’da av köpeği ve cinsi kurzhaar. Kısa tüylü, en dayanıklı ve en zeki av köpeklerinden ;) Hemen ona da bisküvi verdim. Sonra annemle sitede yürümeye başladık. Biz gidiyoruz bunlar yanımızdan arkamızdan geliyorlar. İki gidiyorlar hemen arkalarına bakıp biz ordaysak yanımıza geliyorlar derken eve döndük. Hadi dedim eve gidin yemek vercem size. Evi de öğrenmişler. Önden gidip bakıp gidip bakıp eve vardık ve ben onlara getirdiğim mamalardan koydum. Sonra oyun, sevme derken bizim verandada geceyi horluya horluya geçirdiler =)

Bu part1 olsun. Diğer yazımda CEVİZ ile başlayalım ;)

NOT: Fotoğraflar şahsım tarafından çekilmiştir.