3 Ağustos 2011

Bir Dönemin Sonu Bir Başka Dönemin Başlangıcıdır

Uzun süredir bir türlü karşılaşamadığım ve görüşemediğim bir arkadaşımdan nişan haberi aldım. Öyle böyle değil, 4 sene liseyi beraber okumuş ve sonra kazandığımız üniversiteler farklı illerde olduğu için ayrı düşmüş ve şimdilerde arkadaşım nişanlanmış. İnsana ilk duyduğunda bir garip gelse de düşündükçe ayrı bir mutlu oluyorum, yüzümde kocaman bir gülümseme oluyo =) Hatta o bu olayı söylerken ben bir sürü plan yapmaya bile başlamıştım.  Durmadan söylüyorum üzerimde şu sıralar bir duygusallık var diye… Bu haberi alınca da sevinç yerini hüzne bıraktı bir an. Büyüdük biz yaa… O kadar büyüdük ki artık nişanlanıp daha sonrasında da evleneceğiz.
  
Nerde o eski okuldan kaçtığımız kaçarken ise tellerden atlarken dizimizi kolumuzu acıttığımız, hocaları sinir etmek için almanca saçma sapan cümleler kurduğumuz, sırf bahçede on tur atmamak için numaradan birbirimizi düşürdüğümüz, asi olacağız diye uyuşturucu kitaplarını karıştırdığımız, sıra kavgaları yaptığımız, erkek muhabetleriyle son noktayı aşındırdığımız, yaşadıklarımızı paylaştığımız, stad dans görevlerinde birbirimizi idare ettiğimiz, törenlerden sonra saçı açık okula girmek yasak olduğu için birbirimizin saçını kapıdan geçene kadar topladığımız, makyajımızı kapıda kontrol ettiğimiz sonra içeri girince kızlar tuvaletinde tazelediğimiz, Şebnem Ferah şarkılarını ezberleyip sözlerini ise sıraya döşediğimiz sonra da bu dizelerin arasına kopyaları sıkıştırdığımız günler…

Bunları bu şekilde yazınca bir an da olsa yaşadıklarımız çok uzaklarda kaldı. Şimdi benim arkadaşım yakında evlenecek öyle mi. Sık sık yazıyorum ki kendimi alıştırabileyim. Böyle filmlerdeki gibi nedimeleri mi olacağız biz şimdi onun =)) Gözümün önüne geldikçe bi tuhaf oluyorum =)

Benim için evlilik, biriyle yaşamak gibi düşünceler ne kadar uzakta olsa arkadaşlarımı bu şekilde gördüğüm zaman “Acaba?” diyorum.

Bugün bir yarışma gördüm ve katılmak istedim fakat yarışmanın 18 yaşını geçmemiş gençler için olduğunu fark ettim. Böyle dedikleri zaman “Büyüdün artık kızım sen” diyorum kendime. BÜYÜDÜN… Büyüdük mü gerçekten? Arkadaşımın nikâhın da ağlayan taraf olacağım kesin. Kız tarafı hep ağlarmış zaten =)) Yavaş yavaş bu tarz şeyleri de öğrenmeye başladım, hehe :D  :D

Bu yaz o kadar bereketliydi ki evlenenler, nişanlananlar… Bol bol düğünler, eğlenceler… Hiç sıkılmadım valla =))

Bu haberi aldığım zaman bir şeylerin geride kaldığını fark ettim.
Bir dönem kapanmıştı artık.
Nostalji ya da anılardan bahseder olacağız bir süre sonra.
Geçmişi konuşup güleceğiz, bol bol hatta en büyüğünden kahkahalar atacağız.
Büyük bir masada oturup birbirimize bakacağız ve sadece gözlerimizle anlaşacağız.
Sessiz sessiz uzun bir konuşma yapacağız.
Saatler ilerledikçe hüzün çökecek üstümüze ve gecenin sonunda herkes kendi evine dağılacak.
Sonuç olarak yeni bir dönem başlayacak.

Bu yeni dönemi hüzünle karşılasam da aslında çok mutluyum. Bu mutluluğu ise buradan herkesle paylaşmak istedim. Ne diyebilirim ki yaşlandıkça duygusallaşıyorum galiba =))

31 Temmuz 2011

Ütopyam



Daha önce hiç size benim ütopyamdan bahsetmedim dimi. Demek ki artık zamanı gelmiş. O zaman yavaş yavaş anlatmaya başlayabilirim.
Bi kere benim yaşadığım dönem yanlış. Öncelikle buradan başlayalım.
Bu teknoloji, bu hızlı hayat çok güzel hatta bayılıyorum ve sonuna kadar sömürüyorum ama bazen düşünüyorum da ben bütün bu bilgilerimle farklı bir zamanda yaşamalıydım.


Aslında ben uzakdoğu sporlarını, savunma ve savaşma sanatlarını en iyi bilenlerden bizzat öğrenmeliydim. Güney Koreli General Gang Jo gibi mızrak kullanmalı, Japon samurayların ilkelerini tam olarak bilmeli ve benimsemeli, onların kılıç tekniklerini en iyi şekilde uygulamalı, okçulukta at üstünde bile iyi olmalıydım. Siz hiç Savaşçı Prenses Mulan’ı izlediniz mi? Harika bir filmdir. Klasik uzakdoğu filmi de olsa dönemin bir baş kaldırışıdır aslında Mulan. Hayatım boyunca kılıç ve ok kullanmak istemişimdir. Şöyle yayı gerip oku atmak istemişimdir. Belki bu nedenle tarihi strateji oyunlarında hep okçu sayımı fazla tutmuşumdur, kim bilir =)


Bir başka yaşama şeklim ise 17.yy Avrupa’sında oda müziği yapan bir bayan sanatçı olmak. Bu dönemi istememin sebebi hem bu dönemin klasik müziğini sevmem ve kemanımla bu parçaları çalmak istemem hem de Barok Sanatı’nın gene bu dönemde başlaması. Bundan başka sanatçılarla iç içe yeniliklere bizzat şahit olmak isterdim. Bu şekilde yaşamak beni çok mutlu ederdi. O dönemde yaşayan bir bayan olarak sözüm geçer biri olmak isterdim. O dönemin kadınları gibi ezilip evde oturan biri değil de adım sanım bilinen biri mesela. Ne kadar farklı bir dönem olurdu o zaman. Atıma biner daha binaların kurulmadığı düzlüklerde atımla beraber dörtnala koşardım. Bir başka nedenim ise bu dönemde beliren belli başlı şapların çok hoşuma gitmesi. Benim gibi bir şapka delisinin bu detayı es geçmesi olmazdı dimi =)


Gelelim yaşayacağım eve =)) Benim yaşayacağım ev Peles Şatosu gibi olmalı =) Yeşillikler içinde... Her türlü ihtiyacını ise doğadan karşılamalı. Mesela şato için gereken enerji, şatonun yanından akan akarsuya bir elektrik tribünü kurularak sağlanıyormuş.


Ayrıca 160’dan fazla odası varmış. Tam benlik. Cümbür cemaat kalırız artık =)) Bi odada parti versen diğer odalar duymaz. Zaten neler oluyorsa bu tarz evlerde oluyormuş ama o konulara girmeyelim yoksa çıkamayız =)) Ben bilgiyi veriyim siz araları doldurun ;) _Yandaki resim yemek odası. Masanın başı var sonu yok maşallah =))_



Şatoya tekrar dönersek, içi ağaç oyma süslemeler, heykeller, tablolar, kitaplar ve silahlarla doluymuş. Bu sarayı aslında Alman prensi olan I. Carol yaptırmış yani içeride ne varsa hepsi bu krala ait özel şeyler. Düşünsenize dedenizin o olduğunu. Resmen içerisi tarihi eserlerle dolu. Bayıldım ben bu hayale yaa =)) _Yandaki resim ise konser ya da müzik salonu. Artık bende burda bi konser verirdim. Nede güzel olurdu_


Diyeceksiniz bu Peles Şatosu nerde? Hemen cevap veriyor ve sizi merakta bırakmıyorum: Romanya, Sinaya’da.


İşte benim yaşamak istediğim dünya bu şekilde. Genele bakar ve hepsini bir araya getirirseniz ne kadar alakasız olduğu fark edebilirsiniz =)
Zamanların ve dönemlerin birbirini tutmadığı bir sürü şeyi aynı anda istiyorum evet =)
Ama ne diyebilirim ki bu benim dünyam ;)

21 Temmuz 2011

Benim Alanım!

 Burası benim Blog’um ve benim kurallarım geçer. Aynı hayatımı yaşarken koyduğum kurallar gibi.


Korunmak için, cesur olmak için, güçlü görünmek için, mutlu olmak için ve aklıma gelip de buraya yazamadığım bir sürü neden için koyarız kuralları.

Bazımız çok serttir bu konuda, bazımız ise daha esnek. Ben mi? Ben aradayım. Ruh halime göre takılıyorum. Bazen insanları kırıp sonra üzülüyorum, bazen de üzülmeyip yeriydi zaten diyorum.

Burada düşüncelerimi açıkça söyleyemeyeceksem içimden geçenleri olduğu gibi yazamayacaksam neden buradayım ya da biz blog yazarlarının neden bloğu var?

Herkes sesini farklı duyurmak ister. Oradan oraya laf atıp sonra kenara çekilmek kimseye yakışmaz. Hayatın hızla aktığı bazen bu akışa ayak uyduramadığımız ve geride kalıp soluklandığımız anlardan sonra hayata daha güçlü tutunmaz mıyız? İnsanoğlu farklıdır ama genelimiz ise aynıdır.

Bu kadar düşüncelerin engellendiği ülkede bu şekilde davranmakta ne?..

Gene sorular sordum ama bu sefer sırf kendime değil size de yönelttim sorularımı.



9 Temmuz 2011

Ne Yapacağız Bu Bakışmaları?¿


Başlığa bakıp da başka bir anlam çıkarmayalım lütfen. Konumuz çok masum aslında #) Malumunuz öğrenciyiz ve hayatımızın yarısından fazlası otobüs metro falan arasında geçiyor.
Buraya kadar her şey güzel.

Benim sevmediğim şey ise buralarda yaşanılan insanın kafasını nereye çevireceğini bilememe durumu. Nüfusumuz o kadar fazla ki artık oturulan yerler karşılıklı duruma getirildi. İnsan oturduğu zaman karşısındakinin suratına bakmak zorunda kalıyo. İster istemez bir şeklide bakışıyorsunuz ki bunu bir bayan olarak yazarsam erkekler insana bir acayip bakıyo. Bi ara otobüs içinde gözlük takanlara sinir olurdum ama nedenini artık anladım. Milletle göz göze gelmemek için yapıyorlarmış. Bende artık yapıyorum. Birde kulağıma MP3 ümü takıyorum ki iyice soyutlaşayım. Tabi bu yaz için geçerli. Kış olunca pek gözlük kullanılmıyor o zamanda ya bir şey okuyorum ya da gereksiz bir şekilde dışarıya bakıyorum.

Bu karşılıklı oturma işinde ise metrolar da değil ama otobüslerde sinir olduğum bir şey daha var. Binme ve inme işi. İzmirliler bilir bu yeni otobüslerde oturma yerleri koridorun biraz üstündedir. Binerken ayrı bir çıkarsınız, inerken ise o oturma mesafesi kısa olduğu için resmen maymun gibi askılara tutunursunuz. Hele ki yaşlı olan insanların düştüğü bu duruma çok üzülüyorum. Ben genelde koridor tarafına otururum ve pencere tarafı yanım boş olduğunda ise kalkıp oraya oturmak isteyene yer veririm ki sonra inmeye doğru öyle garip durumlara düşmeyeyim.

Aa bak yazarken aklıma geldi. Bi ara İzmir’de iki katlı otobüsler vardı ne güzeldi onlar yaa. Derslerden hızla çıkıp onlara yetişmeye çalışırdık. Ne çocukluk bee =))) N’oldu acaba onlar?? Bak fena halde merak ettim şimdi =) O otobüslerde de sorun vardı. Normal bir Türk insanının boyundan kısaydı tavanları :D  Tamam bizde 1.90 lık insanlar değiliz ama kendim için söylersem benim boyum 1.68 olmasına rağmen başım eğik durmam gerekiyordu ve zorunlu olarak yukarı çıkıyordum. İnerken de aşağıda bir kalabalık olurdu ki yarıp da inesin. Amaann her türlü yeni şeyi zaten üstümüzde deniyorlar maşallah. Bunu da denemiş ve beğenmemişlerdir kesin.


Size metrolar da eğlenceli bulduğum bir şeyi söyliyim de bundan sonra dikkatinizi çeksin. Genelde metrolar otobüs gibi sallamadığı için ben pek oturmam ve o ortadaki direğe tutunup insanların sallanışlarını izlerim (bak bu sefer itiraf ettim. Evet ayaktaysam bu durum için bakıyorum. Hehe =)) Metro hızlandıkça herkesin kafası aynı açı ve hızla sağa sola sallanıyor. Bundan büyük bir zevk alıyorum.

Evet sorunluyum biliyorum. Blog yazarları olarak bunu kabullenmeliyiz arkadaşlar =))

Herkese sorunsuz toplu taşımalı günler diliyorum =))