Geç yazıp yayınlıyorum bu partı farkındayım ama günler bu
kadar hızlı geçerken inanın ayak uydurmak çok zor olabiliyor. Biraz önce uzun
zamandır aklımda olan düşünceyi gerçekleştirmek için ani bir karar verdim ve otobüs
biletimi tek gidiş olarak satın aldım.
Gene yollar,
yolculuklar ve aynı bavulumla çıkıyorum yola.
Bu sefer istikamet
Bandırma!
Anneannemin yanı. Biraz soğuklar birazda anneanne sıcaklığı.
İnsan uzaklaşmak istiyor bazen. Evet, senin de düşündüğün gibi bana yolculuklar
iyi geliyor. Aynen Veletten ayrılıp Almanya’ya gidişimden sonra bu seferde
şerefsiz (Artık küfür ediyorum.) adamdan ayrılınca Bandırma’ya gidiyorum. Anneannemin
yemeklerini yiyip onunla Seda SAYAN izlemek istiyorum. Örgülerimi örmek,
konuşmak, yemek yapmak ve eve gelen misafirlerle kahve içip, kadın dedikodusu
dinlemek. Bunlar farklı zevkler. Sonuçta en az bir hafta buralarda olmayacağım.
Öncelikle bunu belirtmek istedim.
Şimdi gelelim 2. partımıza.
Kapıdan girip kimsenin olmadığını öğrendikten ve saat kaçta
geleceklerini bilmediklerini belirttikten sonra kafeslere doğru yürümeye
başladım. Çantamda bir sürü taze köpek bisküvisi vardı. Onlar için sabahtan
almıştım. Önce emziren anneler bölümünü gezdim. Kocaman sarı bir köpek ve 9 yavrusu!
Evet, tamı tamına 9 yavrusu vardı. Garibim emzirmekten bitap düşmüş, memeleri
sarkmış, kafesin üzerinde duruyordu. Bence yavrularından kaçıyordu. Yavrular deseniz
doğru dürüst beslenemedikleri belliydi, zayıf düşmüşlerdi. Soldaki fotoğraflarda da
görmüşsünüzdür anne ve yavrularını (Anneyi de çektim ama onun o halini teşhir etmek istemiyorum. Bu nedenle fotoğrafta sadece yavruları görüyorsunuz.). Onun yanında bir tane daha anne ve bir
yavrusu vardı.
Bir tane de solumdaki kafeste yavru vardı. En fazla dört aylık
olan bu yavrunun annesi yoktu =( Çok tatlıydı. Sevgi arsızı bir hali vardı
diyebilirim (Soldaki fotoğrafta onu görebilirsiniz.). İlk ona bisküvilerimden verdim sonra emziren diğer iki anneye.
Bu kafeslerin
arkasına geçince bir tane daha anne gördüm ama onun yavruları daha iyiydi (Sağdaki fotoğrafta onları görebilirsiniz.). Sonra
iki tane daha annesiz yavru vardı ama bu yavrular ya doğum sırasında ya da
sonradan beyincikleri zarar gördükleri için kafaları titriyordu. Tam tutamıyorlardı (Onlarında fotoğrafını çektim ama görmeseniz daha iyi.).
Sonra o kafesin arkasında beyaz bir köpek vardı. Onunda ayağı yanlış kaynamıştı,
sekiyordu. Bütün köpekler küçük bir alanda, beton zeminde ve sabahtan
yıkadıkları yani ıslak olan zemindelerdi. Yavrularda ıslaktı. Oraya pisliyor,
orda kuru mamalarını yiyor ve sularını içiyorlardı. Bence hijyen yoktu! Sonra o
yavruların kafesleri hiç adam akıllı değildi. Küçücük demir saçtan kafesler! Soğuk.
İçine bir talaş, saman koyar insan ya da gazete kâğıtları, minder vs. bir şey
koysalar ya. Annede rahat etsin, yavrularda ıslak pis gezinmesin. Pisliğini yiyen,
pisliğine bulanan yavrular vardı diyeyim size, siz canlandırın gözünüzün
önünde.
Emziren anneler bölümünden çıkıp kafesleri gezmeye
başlayınca ilk olarak “Yavrular” bölümüyle karşılaşıyorsunuz (Yukarıda üç fotoğraf Yavrular Kafesinden çekilmiştir.). Bazı yavrular
baskın karakterli olduğu için diğer yavruları sindirmiş. Bazıları iyi yemiş
bazıları ise kemikleri sayılır modda. Bazıları da o kadar küçük ki birbirine
sarılıp geziniyorlar. Onlara da bisküvi verdim, nasıl yediler, sevdiler
anlatamam =) Fotoğraflarını çekerken hepsi poz veriyorlardı. Bazıları German
kurzhaar, bazıları da Golden kırmasıydı.
Oradan büyük köpekler kafesine geçtim zaten dediğim gibi
hepsi yan yana bu kafeslerin. Erkekler arasında da gene terk edilmiş Goldenlar,
Sibirya kurtları, cockerlar vardı. Yazık bu hayvanlara. Yeni terkedilmişleri
ayrı kafeslerde tutuyorlardı. Orada bir anne ve kızıyla karşılaştım. Onlarda bir
gün önce köpeklerini bırakmışlar ama sonra gelip almak için oradaydılar. Evlerinde
iki tane daha köpekleri varmış. “Bu üçüncüydü. Apartman şikayet edince getirdik
ama o gece içimiz rahat etmedi ve sabah 10:00’dan beri buradayız. Veterinerin
gelmesini bekliyoruz. Oğlumuzu alıp gideceğiz.” dediler. İşte bu dedim. Pişman olmak
güzel bir duygu. Bırakmak ve sonra almaya gelmek. Bu şekilde onlarla konuştum,
bir şeyler paylaştık. Ben kendimi anlattım onlar kendilerini. Hayat bazen
ilginç olabiliyor. Bunu neden dediğimi birazdan anlarsınız ;)
Sonrasına dişi köpeklere bakarken bir bey ile oğluyla karşılaştım.
Onlarda köpeklere bakmaya gelmişler. Zaten köpekleri de varmış.
Saat 13:00’da gelecek denen veterinerler 14:30’da geldi.
Bayan hemen köpeğini istediğini söyledi. Normal şartlarda köpeğinizi barınağa
bıraktıysanız size geri verilmiyormuş (Aynı soyadı olan kimseye verilmiyormuş.)
ama “Bazen istisnalar yapabiliyoruz. Kişilere bakıyor ve hayvanın geleceğini
düşünüyoruz. Ona göre karar veriyoruz.” dediler. Bayan ve kızındaki pişmanlığı
hissettikleri ve daha köpeğe çip takmadıkları için geri verdiler. Öncesinde vermeden
önce yani bir sürü bilgi ile size verilecek resmi kâğıt sonucunda köpeğinizi
terk ediyorsunuz (Bu ifade size sert gelmiş olabilir ama gerçek bu. Açıkça onu
oraya terk ediyorsunuz.). Sonrasında da almak için sözleşme imzalıyorsunuz,
dilekçe yazıyorsunuz. Nerede bakacağınızdan tutunda hangi amaçla alacağınıza
kadar ve öldüğünü de belediyeye bildirmek şartıyla köpeğinizi kimlik ve
tasmayla alabiliyorsunuz. Dönüşünüz size kalmış. Arabayla gelirseniz iyi olur
çünkü köpeğiniz, otobüse taşıma kabı olmadan binemiyor biliyorsunuz. Avrupa’da
böyle değil. Hayvanlar tasmalı olduktan sonra otobüse de biniyor, metroya da, trene
de, istasyonlara da yani her yere. Ama bizde illaki o taşıma kabında olacak!
5kg değil ki bazı cinsler. 25kg - 30kg olanlar var. Onu nasıl koycan taşıma
kabına!
İşte o bayan ile kızının köpeği de labrador kırmasıydı ve
kocamandı. Onlar gelmeden önce bir taksiyle anlaşmışlardı. Taksiyi aradılar ve
geldi. Meğerse yakın oturuyormuşuz. İşte bundan dedim “Hayat bazen ilginç
olabiliyor.” diye. Benim veterinerime onlarda gidiyormuş. Aynı yere gideceğimiz
için taksiye beraber bindik ve geldik. Tanıştığıma memnun olduğum iki insan
daha hayatıma bu şekilde dâhil olmuş oldu =)
Ayrıca merak edilen
soruları oradaki veterinerlere sordum.
Röportajımı, son partım
da yayınlayacağım.
Tatilimde onu
düzenler iki hafta sonra yayınlarım.
İçinizdeki hayvan
sevgisini yok etmeyin.
xoxo
inciraltı'nda 4 tane yavru ile karşılaştım 3-4 hafta önce. 2 günde bir gidip süt veriyodum. sonra bi tanesi bi deri hastalığına yakalandı gittikçe de kötüleşti en sonunda dayanamadım aldım veterinere götürdüm salı günü. deriden örnek aldı, perşembe çıkar sonucu dedi. ben mümkünse sokakta iyileşebileceği bir ilaç almak ve o şekilde iyileştirmek istiyodum. biraz uzak kalsın diğer köpeklerden(uyuzu daha da bulaşıp daha da kötüleşmesin) diye aldım sonucu açıklanan kadar bende kaldı. uyuzmuş. haplarını verdi doktor ben de ilk hapını dün verdim. bugün sabah gittim kardeşlerinin yanına götürmeye (bu arada annesi ve bi kaç arkadaşı daha var) orda her zaman duran bi balıkçı (sanırım) amca var zeki dayı. o da besliyo her gün kedi ve köpekleri. dedi ki kardeşlerii aldılar. dedim kim aldı. ışıkent barınağı. aaa dedim acaba hayvanın kaderiyle mi oynadık? bugüne kadar da (özellikle köpeğimin hastalığıyla başlayan süreçle beraber artmıştı) acaba sokak köpekleri mi daha şanslı yoksa barınaktakiler mi? o kadar kötü barınak fotoğraflarıyla karşılaşıyoruz ki...=( zeki dayı ışıkkent iyi bi barınak. dedim o zaman ben bunu da oraya götüreyim. sonra işe geldim biraz internetten araştırdım ve sanırım bu barınak da tipik bir barınak. sizin yazınız da buna katkı sağladı. yanılıyor muyum? oraya götürmem bu kuçu için daha iyi olmaz diye bir düşünceye vardım ama...
YanıtlaSilve bir de sanırım sokak köpeklerinin barınaktakilerden daha şanslı olduğunu düşünmeye başladım artık. çünkü barınak hem doğal ortam değil hem şartları beğenmesen kaçacak yerin yok. halbuki sokakta bi çöpte (malesef çöpten alıyor çoğu kedi/köpek besinini) bulamazsa başka çöpe bakar, ya da kuytu köşe bulma imkanı daha fazladır gibi geliyo. tabi bir de insan zulümleri var... kafam çok net değil anlayacağınız. bu haftasonu burada olmayacağım için gidip bakamayacağım o sebeple size fikrinizi sormak istiyorum. sizce bu ufaklığı da alıp oraya götürmeli miyim?
İlginiz ve bakımınız için öncelikle teşekkür ederim. Sizin gibi ilgili insanlar oldukça mutlu oluyorum :)
SilEvet kötü barınaklar var ama ben Işıkkent'i gördüm. Temizdi. Tabi bu demek değil ki hayvanlar barınaklarda olsun. Bence olmasın, olmamalı. Orada sürü psikolojisi var. Köpekler ne kadar gruplu ayrılsalar da ilk gelenler kafeslere konuluyor ve baskın (yani sürünün lideri) olan ilk günden itibaren baskınlığını ortaya koyuyor. Gerekirse yeni geleni ısırabiliyorlar. Zamanla en uysal hayvan bile hayatta kalabilmek için hırçın, dişlerini çıkaran bir canlıya dönüşebiliyor. Sokaktaki köpeklerde belli zamanlarda toplanıp aşılanıyor ve geri salınıyor. Eğer sokağa salınmayacağına karar verirlerse barınaklarda kalıyor. Eğer salınırsa gene aldıkları yere bırakılıyorlar.
Bana barınaklar mı sokaklar mı derseniz sokaklar derim. Sonuçta bir kafesin içinde değiller ve koşmak, yuvarlanmak istedikleri zaman özgürce bunları yapabiliyorlar. Ben barınağa gittiğimde kafesinden kaçmış 2 tane köpek vardı, içeri girmek istemiyorlardı. Sizin baktığınız köpeğin kardeşlerinin de orada olması şu şekildedir; oraya almışlardır ve sütten kesilmişlerse dişiler, erkekler ve yavrular diye ayrılan kafeslere koymuşlardır. Hepsi aynı yerde değildir anlayacağınız. Diğer yazı partımı yazdım ama yayınlayamadım, orda bunu anlatıyordum. Artık insanlarda sokak köpeklerine çok zulüm etmiyorlar. Hayvanlar aşılarını olup sizin gibi ilgilenenleri gördükçe farkettiyseniz uysallaştılar.
Bence bakabiliyorsanız kapınızın önünde bakın ;)