25 Kasım 2011

İstanbul Yolcusu Kalmasın!

Geçen bir yazımda bahsettiğim bir konu vardı hatırlıyor musunuz?

Hatırlamayanlar için ben biraz hatırlatayım o zaman =) Hani gidip gitmemekte kararsız kaldığım ve riske attığım şeylerin olduğunu söylemiştim. Bugün o kararsızlığım artık sona erdi aslında iki gün önce kesinleşti diyebilirim. Bugün ise uygulama vaktim. Şuan bu yazıyı o kadar hızlı yazıyorum ki =) Çünkü saat 22.00 gibi İstanbul’a gideceğim. Sevincimi hemen paylaşmak istedim. Her şeyimi biliyorsunuz bunu da zamanında bilmeniz gerektiğini düşündüm =)) Evet, döndüğüm zaman beni çok yorucu ve sıkı bir hafta bekliyor olacak ama bu yolda ilerlemek istiyorsam bunu da yapmak zorundaydım.

Neden İstanbul’a gitmek zorunda olduğumu söyleyeyim. YGA denen bir topluluğa seçildim. Biraz kendimi översem 55000 kişi arasından ilk 2000 e girmiş bulunuyorum. İşte bu seçilen 2000 kişi Türkiye’nin dört bir tarafından yarın İstanbul’da yapılacak konferansa katılmak zorundalar. Bizde İzmir ayağı olarak bu gece yola çıkıyoruz =) Ege Üniversitesinden gelecek olanlarla konuştum. Önceden tanıdım biraz biraz. Hatta aralarından birisiyle aynı otobüsteyim bu gece =)

Var ya içim içime sığmıyor. Hani insan aşık olunca midesinde kelebekler uçuşurmuş ya işte bende şu an öyleyim. Kabıma sığamıyor ve heyecandan ölüyorum =))

Gidince soru sorar mıyım bilmiyorum ama şimdi biraz araştırma yapsam iyi olacak =)
Sizinle sevincimi paylaştım ya sanmayın ki heyecanım azaldı hayır efendim daha da arttı =)
Döndükten sonra sizle izlenimlerimi de paylaşacağım.
Beni bekleyin. Bugün gidip yarın gece dönüyorum ;)

24 Kasım 2011

Ölen Öldüğüyle Kalıyor İşte

Selma Ann Desmond hayatını kaybetmiş. Allah rahmet eğlesin.

Hayatımıza eşinin onu aldatıp başka bir kadınla evlenmesi, onların düğün resimleri ve en önemlisi ise hastalığıyla girdi. Aslında bütün Türkiye olarak onun nasıl ölüme yaklaştığını yavaş yavaş izledik. Belki fark etmedik hastalığının bu kadar ciddi boyutta olduğunu ya da moralinin bütün bu yaşadıklarından sonra çok bozulduğunu. Her ne yaşandıysa onun gözüne soka soka yaşandı. Gazetelere, internete bakma denmiş. Ama öyle bir çağdayız ki bakmamak, kafayı çevirmek imkânsız. Ali taran ve Ayşe Özyılmazel’in düğün anı ardından balayı resimleri derken her şey ortalardaydı.

Kimse gizli yaşamadı, kimse arkasında bıraktıklarını düşünmedi. Herkes kanserin tedavisinin moral olduğunu ve üzüntüye yerinin olmadığını biliyordu fakat onlar kendi mutlu anlarında bunu hiç düşünmedi. En can alıcı noktalar ise Ayşe Özyılmazel’in köşesinden yazdığı ve yayınladığı yazılarıydı. Hepsinde bir ima bir nispet havaları vardı. Kimin ne yaşadığını, hangi durumlarda olduğunu ve şimdiki üzüntüsü hakkında bir şey bilemiyorum. Ama şunu biliyorum: ne koca ne sevgili kadının düşmanı gene hemcinsi.

Bütün yaşanılanları bildiğimiz, istemesek bile magazin programlarında izlettirildiğimiz bu hikâyenin sonunda aldatılan kadın diye anılan Selma Ann Desmond vefat etti. Eski eş ve onun yeni eşi bu gün üzülür yarın içi acır ama eminim üçüncü gün hayatlarına devam ederler. Acı düştüğü yeri yakar. Asıl üzülen burada oğlu olur. Ölen öldüğüyle kalıyor işte…

15 Kasım 2011

Gerçekten Ne Yapmalıyım?

İlk kez hayatımda bu kadar önemli bir karar vereceğim.
Her seferinde kendi içimde aldığım kararlar için önemli diyor gibi görünsem de bu sefer alacağım karar her şeyimi değiştirebilir.
Hayatımı, çevremi, eğitimimi ve tabi beni.

Manevi olarak bir şeyler yapabileceğimi hissedeceğim artık. Elimden gelenlerin yanında gelmeyenleri de yapmak için arkamda destek olacak bundan sonra. Belki de etrafımdakilerinde söylediği gibi kariyerim ve mesleki hayatım tamamen değişecek. Bunların hepsini istiyorum da alacağım karardan da pişman olmak istemiyorum. Çünkü bu kararı alırken bazı şeyleri de riske atmam gerekecek. Tehlikeye sokacağım. Bir yanım sevinirken bir yanım riske attıklarımı kurtarmam için ekstra çalışmam için beni gaza getirecek. Bütün bunlar birleşince işte ben bir karar veremiyorum.

Aklımda hep aynı sorular var:

Değer mi?
Gitmeli miyim?
Gözümü kapatıp akışında mı yaşamalıyım?

Bilemiyorum. Uff içim sıkılıyor. Bir yandan bu zamana kadar kariyerimi belirlemek için bir şeyleri araştırdım, en iyisi için bekledim. Hem zaman olarak hem de kendimi olaylara atmadan önce hazırlamak için. Şimdi hazır mıyım diye soruyorum ve evet hazırım diye cevaplıyorum kendi sorumu. Tam ben hazır olduğum da ise dersler hazır olmuyor. Bir günlük İzmir’den ayrılmam dönüşümde 5 dersimi etkileyebilir. Gidişim ise hayatımı değiştirebilir. Derslerim vizelerde düşerse finallerde kasmam gerekir. Finallerde kurtaramazsam yaz okulunu beklerim. Yaz okulu açılmazsa yandım demektir. Buda ortalamamı düşüreceğim anlamına gelir. Bir yandan da bu kadar umutsuz olamıyorum çünkü ben, kendimi biliyorum. İstedikten sonra kasar hepsini toparlarım.

İlk kez bu kadar bir şeyi çok istediğimi sonuçlar açıklanıp kendimi asıl listede görünce anladım.
İstemişim hem de çok.
Buna rağmen istemek bazen yeterli olmuyor işte.

Bir gün bir sırt çantasıyla kimsenin beni tanımadığı bir yere gitmek ve orada kafamı dinlemek istediğimi söylemiştim. Belki de bu kafa dinlemenin ve dönüşümde bir karar almamın zamanı gelmemiş midir?!

Şimdi önümde iki haftam var. Ya beklediğim fırsatı seçip geride kalanları riske atacağım ya da gitmeyip hakkımı sonsuza kadar yakacağım ve derslerime çalışacağım.

10 Kasım 2011

1881 - 193∞

Nasıl başlanır?
Duygular nasıl ifade edilir? En doğru ve düzgün ifade için hangi kelimeler seçilir bilemiyorum.

Bugün sabahtan bölüme gittim. Dekanlığın önünde saat 09.05 de siren sesleriyle saygı duruşu ardından da söylenen İstiklal Marşı.

Ardından ders derken şimdi evdeyim. İlk işim duygularımı ifade etmek istediğim bir yazı yazmaktı ama şimdi ne ellerim klavyenin tuşlarına basabiliyor ne de ben bir şeyler yazabiliyorum. Halbuki eve gelirken ne söylemek istediğimi kafamda belirlemiş ve düşünmüştüm.


Her 10 Kasım da ben hep aynı şeyi düşünürüm: Acaba Atatürk ölmeden önce ne düşünüyordu?

Konuşamam o gün genelde.
Gülemem mesela.
Saygı duruşunda dolan gözlerimi gizlemek için kafamı eğerim.
Rüzgarın yüzüme vuruşuyla biraz olsun kurur göz pınarlarım.
Evet, ben her 10 Kasım da çok ağlarım.

Bugün Atatürk karşıma çıksa ona ilk söylemek istediğim söz “Seni özledim.” olurdu. Evet, seni çok özledim Atam. Başka bir şey söylemem, söyleyemem. Çünkü biliyorum ki karşında özür dilesem ya da ülkemizdeki durumu şikayet etsem bana “Sen neler yaptın?” diye sorarsın. "Durumun mu yoktu?" dersin. Şikayet etmeye ve söylenmeye hakkımız yok biliyorum.

Sen öldükten sonra çok şey değişti be Atam. Cumhuriyetin 10.yılına kadar yaptıklarımızı 88 yıl geçmesine rağmen hala yapamıyoruz. “Türkün Mucizesini” gerçekleştiremiyoruz. Bir şeyler bize engel oluyor. Şikâyet değil bu sadece içten söylenen bir söz.  Çatma Atam kaşlarını. Biz her durumda senin ilkelerini biliyor ve gerçekleştirmek için çalışıyoruz. Her öğrendiğimiz bilgiyi sorguluyor ve amaçlarımız uğrunda senin de yaptığın gibi adım adım ilerliyoruz.

Günümüzde Atatürk’e diktatör diyenlerin çoğaldığı, oda kim ki diyebilecek kadar kendini bilmez, şuursuz insanların da yaşadığı bir ülke olmaya başladık. Bu ülkede herkes haddini bilecek! Eğer sen bu ülkenin ekmeğini yeyip, suyunu içip ve söylediğin sözlerin hepsini özgürce söyleyebiliyorsan bunu sana kazandıranın Atatürk olduğunu bileceksin. Bağımsızlığın ne olduğunu sindiremeyen, o dar görüşlü beyinlerinin içini böceklerin yediği insanların güzel ülkemi bölmeye çalışmasına ve bide bunu açık açık yani aleni bir şekilde yapmasına SİNİR OLUYORUM. Siz, Atamın nasıl biri olduğunu bilmiyorsanız ben size söyleyeyim.

Benim Atam:
*Hayvanları severdi.
*İnsanları severdi.
*Milletini severdi ve hayatını o çok sevdiği milletine adamıştı.
*Çağdaştı.
*Askerdi.
*Cumhuriyetçiydi.
*Laikti.

*Dinsiz değildi.
*Barışçıydı.
*Duyarlıydı.
*Kadınları sayardı.
*Kibardı, inceydi.
*Merhametliydi.
*Övünmeyi sevmezdi.
*İdealistti.
*Hayal kurmazdı, gerçekçiydi ve söylediği her şeyi de yapardı.
*Genç ruhlu, eğlenceli yeri geldiğinde ise çocuksu olabilirdi…

Saydığım ve sayamadığım her özelliğiyle benim Atam ADAM GİBİ ADAMDI.
Bütün dünyayı etkilemiş ve nice ulusa önder olabilmişti.
Ben Atamı çok seviyorum.
Onun düşüncelerini, karakterini ve yapmak istediklerini de biliyorum.
Bir Atatürk Çocuğu olarak görevlerimi biliyorum Atam.
Biz nice 10 Kasımlar göreceğiz ve her sene aynı acıyla seni anacağız.
İzindeyiz…