8 Eylül 2011

Sinir Oluyorum ...

*Yanımda oturan birinin durmadan bacağını sallamasına
*Şapırdatarak yemek yiyen birinin yanıma oturmasına
*Bütün kaşığı bir seferde ağzına sokanlara
*Bayanlara öncelik vermeyen ama centilmenmiş gibi davrananlara
*Mesajlarıma cevap atmayanlara
*Eğer cevap atarsa araya uzun bir zaman sokanlara
*Muhabbeti açıp sonra sanki muhabbeti ben açmışım gibi kapatıp gidenlere
*Boynunu kıtırdatanlara hatta bunu bütün vücudunu durduk yere kıtırdatanlara diye de belirtebilirim
*Koltukaltını tıraş etmeyen erkeklere
*Kütüphanede bağırarak arkadaşına konu anlatmaya çalışanlara
*Bir öğrenciye kızıp bütün sınıfı cezalandıran hocalara
*Sıvı sabun kaplarına su ekleyen kişilere


*Otobüsün kapısında durup sizin inmenize izin vermeyen kişiye
* “Herkes aptal bir kendisi zeki” şeklinde takılanlara
*En küçük şey için bile yalan söyleyenlere
*Derste not tutmayıp sınava bir gün kala not toplamaya çalışanlara
* “Ben yaparım, ben yapacağım” şeklinde davrananlara
*Kadir kıymet bilmeyenlere
*İlgi alanlarımı küçümseyenlere
*Musluktan akan suyu sonuna kadar açıp gereksiz su israfı yapanlara
*Dişini fırçalarken cama macun bulaştıranlara (bu nasıl yapılır hala çözemedim)
*Hayvanlara kötü davrananlara özellikle tekme atanlara
*Birkaç yaş büyük olduğu için bana büyüklük taslayıp her yaptığımı küçümseyenlere
*Nette sular seller gibi konuşup yüz yüze geldiğimizde sus pus olup hatta tanımamazlıktan gelenlere

Sinir Oluyorum!

Bence şimdilik bunu part1 şeklinde yazıyım. Aklıma geldikçe devamını da yayınlayacağım.
Yoksa siz okurken sıkılacak bense yazarken hayattan soğuyacağım #)

27 Ağustos 2011

Tatil Deyince...

Tatil deyince eskiden hemen deniz, kum, güneş üçlemesini sayardım ama zamanla bu üçlemem değişti. Şimdilerde üçlemelerim beşli sekizli hatta onlu oldu =)


Benim için tatil yıl içinde yapmak isteyip de yapamadığım bütün eğlence, iş, merak, hobi artık aklıma ne gelip de yıl içinde not almışsam onların hepsinin en azından çoğunun yapılma zamanı oldu. Bide tabi yaz demek benim için kilo vermek demek. Yıl içinde o kadar aktif bir ders çalışma zamanım oluyor ki bi zaman ayırıp spor yapamıyorum. Kilo almasam da kaslarım kaybolabiliyor. Bu nedenle yaz demek yeniden kasları görünür hale getirmek demek =) İlk günden başlanır spora ve okul açılıp da bir süre sonra vizelerin başlamasıyla ara verilir. Bu zaten hayatımın büyük bir kısır döngüsü bunu bozamam.

Diğerlerine gelince liseden beri beraber olduğumuz arkadaş grubumuz İzmir’e gelir ve hemen toplanıp hasret giderilir, eğlenilir belki lunapark yapılır =) Kafalar dağılır, anlatılacaklar bir güne sığdırılmaya çalışılır. En sevdiğim yanımızda bu işte sanki bütün yaz bizim değilmiş gibi bütün yaşadıklarımızı, yapacaklarımızı o güne sığdırmaya çalışırız. Bir anda herkes konuşur muhabbet halka şeklinde dağılır. Saat ilerler kordona yatılır. Burada muhabbet biter mi sandınız hayır burada muhabbet yiyeceklerle beraber devam eder. İçilir, gezilir, bol bol gülünür sonra üzülerek de olsa ayrılınır. Sonra yeniden buluşulur derken yaz böylece biter. Sonra herkes okuduğu ile gider. Üzerimize bir hüzün çöker ve İzmir de olanlar birbirine sahip olması sözüyle baş başa kalır.


Bu yaz bunların yanında bir de yaz okulumla uğraştım. Daha önce de dediğim gibi statik dersini aldım ama sınav olup her şey biteli 2 haftayı geçmesine rağmen hala sonuçlarım açıklanmadı. Önceleri yoğunluk var herhalde gibi saçma sapan bahaneler üretirken öğrendim ki en fazla 50 öğrencisi olan hocamız hala sınav sonuçlarını asmamış. Hayır, yani bir insan 2 asistanı olmasına rağmen sınavları bu kadar nasıl geç okur ya? 1 ay sonra yeni dönem başlayacak ama biz hala bir şey bilmiyoruz. Diğer derslerin ve bölümlerin sonuçları ertesi gün hadi o olmadı en geç bir hafta içinde açıklandı. Ama bizim??? Neyse bu konu sinirimi bozuyor işte geçelim.

 
Bütün bu yoğunluğumun içinde annem bayram tatilinde anneanneme gitmeyi teklif etti. Yeni dönem başlamadan bu bayram tatilini de fırsat bilerek bir gidelim, gezelim, alış veriş yapalım dedi. Önce istemedim ama gecenin bu saatinde karar verdim ki gidiyorum =) Yani bir hafta burada olmayacağım. Güzel İzmir’imi İzmirli olan herkese emanet ediyorum. Bu yazıyı yazmadan önce arabaya konulacak ayakkabılar, yarın giyileceklerin hepsi ve en önemlisi bavul hazırlama merasimimi bitirdim =) Genelde hep bir şeyi unuturum ama bu sefer unutmamayı düşünüyorum. Pek de bir şey yanıma almıyorum zaten. Bir spor çantası kadar eşya işte =) İşin en yorucu kısmı bu kadar az eşya alıyoruz da ne alıyoruz? Bunu bu sefer kolay atlattım 20dk da hazırlanmam bitti. Sonuçta taşınmıyorum sadece tatile gidiyorum =) Yarın arabaya koyup anne kız Bandırma’ya gideceğiz. Artık anneannem, teyzem, annem ve ben 4 bayan ne yaparız meçhul =)


 
Herkesin Ramazan Bayramını Şimdiden Kutluyorum =)


Tatlıların ayarını kaçırmadan yiyin gari =))

21 Ağustos 2011

Çocukluk Saçmalıklarım ...2



Bayanlar ve Baylar

Zehirli Sarmaşık’ın Çocukluk Saçmalıkları TOP 5 ile karşınızda…

İyi okumalar… =)

5 numara: Ben ters bebekmişim ve sezaryenle dünyaya gelmişim. Birazda kiloluymuşum ama ne kadar olduğumu söylemem =) Ne alaka diyebilirsiniz, hemen söylüyorum; ben hiç emeklemeden yürüdüm. Durum böyle olunca da kilo artı gelişmemiş bacaklar birleşince benim bacaklar yamulmaya başladı. Bunun düzelmesi içinde güneşlenmem gerekiyordu. Annemde beni alıp denize götürdü. Çocukluğumdan beri hayvanlara karşı aşırı bir sevgim ve merakım vardır. İşte gittiğimiz yerde kova ve kürekle oynarken sıkılmış olacağım ki gidip kurbağa yakaladım ve onları da kovaya doldurdum. Bir sürü kurbağa gece çadırın dışında ses çıkarıyorlardı. Herhalde acıktılar deyip bende onların yanına çıkmıştım ama nasıl oldu bilmiyorum kurbağalar bir anda kovadan çıktı ve çadırın içine dışına sağına soluna her yere dağılmaya başladı. Resmen kurbağaların istilasına uğramış olduk =)

4 numara: Bu hikâyemde biraz daha büyüğüm. İlkokul birinci sınıfa gidiyorum ve öğlenciyim. Annem ise her gün öğle arasında işten eve geliyor beni alıyor okula bırakıyor sonra tekrar işe gidiyor. Böyle bir döngünün içinde annem gelmeden önce ben hazırlanıyorum ki zaman kaybetmeyelim. Bir gün TV de fön çeken bayanları gördüm ve bende okula fön çekip gitmek istedim. Aldım elime fırçayı önümden de bir tutam saçı _hatırlatayım saçım belimi geçiyor_ sarmaya başladım. Sarıyorum sarıyorum derken dibe kadar geldik. Sonra kuruttum saç kurutma makinesiyle. Her şey buraya kadar bence çok güzel gitmişti fakat benim saç uzun olduğu için ve beceriksizce doladığım için birbirine yapışmış hatta dolanmışlardı. Annemin de gelme saati yaklaştığı için panik yapmıştım ve çeke çeke daha da keçe gibi bir hale getirmiştim. Tabi benim saç açılmadı ve annem geldi. Gözünüzün önünde sahneyi canlandırayım. Anneniz kapıdan içeri girmiş ve siz karşısında önlüklü saçında ise dolanmış koca bir fırça ile duruyorsunuz =) Önce kızsa da sonra oturtmuştu beni önüne ve almıştı eline tarağı saçımı kurtarmaya çalışmıştı. Ara ara da “bak açılmazsa kestiririz önünü” diyordu. Buradan ne kadar umutsuz bir halde olduğumu anlıyor ve “tamam” diyordum. Bu şekilde bayağı bir uğraştan sonra açmayı başarsak da sona doğru bir kısmını kesmiştik. Hatta o zamanki sınıf fotoğrafında kimse bilmez ama saçımın birazı önlerden eksiktir =) Bir ay falan taç takmıştım fark edilmesin diye =) O gün bugündür saçıma fırça değdirmem =)

3 numara: Abimle nerede tehlikeli iş var hepsini yapardık maşallah. Bu da böyle bir saçmalık ;) Evde o gün misafirler var ve bizde arka odadayız. Misafirlerin ise evde olmasını istemiyoruz. Düşündük düşündük sonunda nasıl yollayacağımızı bulduk. İşte süper fikir geliyor!!! Elektrikleri keserek. İyide bunu nasıl yapacaktık? Sigorta onların oturduğu koridorun ucundaydı ve yukarıdaydı. İşte o zaman büyük saçmalığın fikrini uygulamanın farklı yollarını düşünmeye başladık. Sonunda o kadar fikirden aklımıza gelen yöntemi seçtik. Odadaki prize alüminyum folyoyu sokacaktık. Bunu düşündük de ben sigortaların ve tehlikenin boyutunu bilmiyordum. Gidip mutfaktan folyoyu aldım ve odaya geldim. Rulo haline getirdiğimiz folyoyu yavaşça prize yaklaştırdık. Yaklaştırdıkça elektrik çekimi oluştu ve büyük bir kırmızı ışıkla beraber sigortalar attı. Öyle böyle değil ama alt katın odasını bile etkilemişiz =) Manyaklık yemin ediyorum. Sonra annem geldi “bir şey mi oldu” dedi. “Yok, bilmiyoruz bir anda oldu. Bizde size bakacaktık” dedik. Sonra sigortaları açtıklarında hasılatı odamıza gidince gördük. Duvarda kocaman bir kara leke vardı. Hem de prizin etrafında =) Direk bezlerle sildik ama o korku ve heyecanı asal unutmadım. İşin güzel yanı yakalanmamıştık =)

2 numara: Yüzmeyi yeni öğrendiğim zamanlar askeri kampa denize girmeye gitmiştik. Kuzenim Arif Abim de yanımda beraber yüzüyoruz derken annem denizden çıktı ve bize yiyebileceğimiz bir şeyler almaya gitti. Bu sırada da başımıza bir şey gelmesin diye bizi karaya çıkardı, havluya sardı bıraktı. Annemin köşeyi dönmesiyle iki kafadar suya tekrar girdik. İşin korkutucu yanını söylüyorum: ben yeni çat pat yüzerken Arif Abim simitle yüzüyordu. Bu şekilde dubaya kadar gitmeyi kararlaştırdık ve başladık yüzmeye. Yolun yarısında Arif Abim yoruldu ve ben bi yandan onu çekiyorum bi yandan yüzüyorum derken dubaya ulaştık. Bilmeyenler için belirteyim; askeri kamplarda duba uzaktır ve profesyonel olanlar yüzer. Bu şekilde biz dubaya kadar yüzdük ve dinlendik. Sonunda dönmeye karar verdik ve gene yolun yarısında yorulduk. Bu sırada da annem bizi arıyor ve etrafa bakıyormuş derken bizi denizde hatta en derinlerde görmüş. Önce inanamamış ama sonra simitten tanımış ve bağırmaya başlamıştı. Neyse biz bu şekilde dinlene yüze kıyıya varmıştık =) Arif Abimle bu ilk yaramazlığımız değildi. Bir diğeri de köydeki çatıya çıkmamız ve orada mahsur kalmamızdı. Abim, Arif Abimle beni gaza getirdi ve iddiaya girdik. Konumuz çatıya kim çıkar? Önce Arif Abim çıktı sonra ben. Biz çatıda abimin de çıkmasını beklerken o merdivenleri aldı. Kaldık mı biz çatıda :D nasıl bağırıyoruz ama… Tuğla falan atıyoruz… Bu şekilde sesimizi duyurmaya çalışırken evdekiler sesimizi duyup dışarı çıkmalarıyla bizi görüp şok olmaları aynı anda olmuştu :D indikten sonra abimi köyün sonuna kadar kovalamıştık =))

1 numara: Benim iki tane oyuncak bebeğim vardı hani şu çift olup kızlı erkekli özel çantası olanlardan. İşte bunların saçlarını tararken nasıl oldu bilmiyorum düğüm olmuştu ve bende açamayınca onların saçlarını kesmiştim. Saçsız bir bebek bir kızın en büyük kâbusudur. Hemen onlara bir saç bulmalıydım. Yeniden uzun olmalıydı ve taramalıydım. Tam bunları düşünüp evi ararken bir anda kendi saçlarım aklıma geldi. Evet, işte olay buradan sonra başlıyor hazır olun ;) Benim saçlarım liseye kadar belimi geçecek kadar uzundu. Bir an “birazını kesiyim de saç yapayım, nasıl olsa uzun fark edilmez” dediğimi hatırlıyorum ve annemin dikiş makasını alıp gelişi güzel saçlarımı kesmeye başladım. Biraz önden biraz arkadan… Tabi bir yandan kesiyorum bir yandan da bebeklere yapıştırmaya çalışıyorum. Gür olsunlar istiyorum ama saçlar bir türlü bebeklerin kafasına yapışmıyor ve ben daha çok kesmeye başlıyorum. Sonra annemler işten dönüyor ve beni saç tomarlarının içinde önümde kel iki bebekle beraber buluyorlar. Annemin suratındaki o ifadeyi bu yaşıma geldim hala unutamıyorum =)



Şöyle bir yazdıklarımı okudum da genelinde hep saçla ilgili şeyler yapmışım =) Neymiş acaba bu kadar saça merak ve kafayı yormak? #)

Annemi de çok yormuşum sanki biraz =) Buradan özür diliyorum.


Bide 2 numaralı anımda anlattığım Arif Abim işte benim yazılarımda bahsettiğim kaybettiğim Abim. Bu şekilde onu da anmak istedim.


18 Ağustos 2011

Çocukluk Saçmalıklarım …1

Geçen gece annemle oturmuş TV izlerken bir anda otobüste başımdan geçen olayı anlattım sonra konu döndü dolaştı benim çocukken yaptığım saçmalıklara geldi =)) Şu an ne kadar saçmalıkta desem o zaman mantıklı geliyordu =) Aklıma geldikçe hep gülerim. Sizde gülün birazda benim farklı bir yanımı öğrenin istedim ve size TOP 10 umu yazdım =)


                                          İyi okumalar ve gülmeler =)

10 numara: Çocukken kuaför olmak isterdim ama kuaföre de gitmeye korkardım. Saçım kesilirken ağlayanlardandım. O nedenle de saçlarım çok uzundu. İşte böyle bir dönemde lahana bebeğimin saçlarını kesmeye başlamıştım. Zamanla tiftik tiftik oldu =) İşin hoş yanı o lahana bebek hala sağ salim odamda duruyor =)

9 numara: Her kız çocuğunun bir oje hikâyesi vardır. Benimki biraz anneyi çıldırtma noktasındaydı. Ojeleri annemden gizli alırdım ve sürmeye çalışırdım. Peki, bunu nerede yapardım? Ahşap salon sehpalarının ve koltuklarının üzerinde. Tabi genelde de etrafa damla damla sıçrardı. Ah ah annem çıldırırdı. Bilmeyenler için belirteyim ahşap yüzeylere aseton dökülmez. Neyse ki annem kimyagerde zararı birazda olsa azaltabildik =)

8 numara: Ojeden sonra en büyük olay annemin makyaj malzemelerini berbat bir hale getirmemdi. Evde kaldığım zamanlar ki genelde de evde yalnız olurdum çünkü bana bakan teyze uyuyor olurdu. O uyurken de o kocaman evi aramak bana büyük bir macera olarak gelirdi. Sürüne sürüne annemlerin odasına girerdim çünkü orası hazine odasıydı =) Çekmeceleri karıştırır ve rujları bulurdum. Artık bundan sonrası hazinenin harcanması aşamasıydı. Neler yapılmazdı ki o rujla =) Gözlere sürülür far olur, yanağa sürülür allık olur ee dudağa sürülür ruj olur ama dudağa da düzgün sürülmez. Geniş geniş boyardım yüzümü =) Sonra çıkmazdı sil allah sil derken bütün suratım kıpkırmızı olurdu. Havlulara siler havluları berbat ederdim =) Annem kaliteli makyaj malzemesi alırdı ee onlarda suda çıkmaz, etrafa bulaşmaz olduğu için genelde suçüstünde yakalanırdım. Bu şekilde yakalanmazsam da kapaklarını direk kapatıp rujları ezdiğim için yakalanırdım. Giderdi annemin o pahalı rujları =)

7 numara: Deminde dediğim gibi o kocaman evi aramak benim için büyük bir maceraydı. Abimde bunu bilir ve bana evin içinde hazine olduğunu ve bunu onun vereceği hazine haritası ile bulacağımı söylerdi. Sonra bana haritayı verirdi. Bende evi arar bulmaya çalışırdım. Bu genelde ya şeker çıkardı ya da kraker. İşte ben bir gün gene böyle hazine ararken annemin dolabının içine girmiştim amaç gizli geçidi bulmak =) Sonra abimde gelmiş beni içeriye kilitlemiş. Önce soğukkanlı davrandım sessiz kaldım. Ben sessiz kaldıkça annemler panik yapmış bu kız nerde diye =) Abimde bir şey söylemiyo tabi derken beni dolabın içinde bulmuşlardı. Havasızlıktan ölecektim sadece onu hatırlıyorum.

6 numara: Benim tam bir Rambo hastası olduğumu artık sağır sultan öğrendi =) İşte gene böyle bir filmi abimle izledikten sonra abimden elimi ve ayaklarımı bağlamasını istemiştim. Oda sıkı sıkı bağlamış. Amaç ne kadar sürede kurtulabileceğim? Tabi ben kurtulamadım =) Bu sırada da zaman bayağı bi geçti. Abimden artık ellerimi açmasını istedim. Onunda bazen psikopat halleri vardır. İşte o hallere denk geldim ve açmadı. Bir sinir ayağa kalktım. İşte olan o zaman oldu ve ben yüz üstü boydan yere düştüm. Hem de çeneyi çarpıp dili ısırmaca. O düşüşü bu yaşıma geldim hiç unutamıyorum. Ellerim bağlı olduğu için zaten bir garip hissediyorsunuz ve kurtulmaya çalışıyorsunuz. Bütün bu düşüş 5saniyeyi de bulsa bana 5dk gibi gelmişti. Sonra ne mi oldu? Ben düşerken ellerimi daha bi sıkmışım ve açılmasını imkânsız hale getirmişim. Peki, ellerimi ve ayaklarımı neyle bağladığımızı da söylüyorum. Gene annemin tülbentleriyle #) En az 2 saat açmaya uğraştık ve biz açtık annemler işten geldi. Yakalanmamıştık neyse ki =)



Şimdilik TOP 10 dan geriye bu kadar =) Devamını daha sonra yayınlayacağım. Zehirli Sarmaşık’ın Çocukluk Saçmalıkları TOP 5 ile devam edecek… =)