4 Haziran 2014

Tavsiyem Var: Hürriyet Sosyal

Bir süre önce sosyal medya üzerinden en çok takip ettiğim gazetelerden biri olan Hürriyet gazetesinin bir geri sayım içinde olduğunu gördüm. Neredeyse tüm yazarları belli bir heyecan içindeydi. Açıkçası ben yeni bir sayfa tasarımı ya da yeni bir yan haber sitesi haberi beklerken birdenbire hayatımıza ‘Sosyal Hürriyet’ girdi. Önce insanların beğenilerini hemen sonra ‘çok bilgi istiyor’ eleştirilerini okumam merak  uyandırdı ve hemen giriş yaptım.

Açıkçası sosyal medyada internet gazeteciliğinin en iyilerinden biri olduğunu düşündüğüm Hürriyet gazetesi beni şaşırtmadı. Herkesin kendi gazetesini oluşturabilmesi fikri zaten baştan çok cazip. Biri internet sitesinin yıldırıcı reklamlardan, ilgi alanım olmayan haberlerden ya da hiç okumadığım yazarlardan arınmış sadece benim için yaratılmış bir portal haline gelmesi bence harika bir fikir. Bunun yanında fikirlerinizi kendi sayfanız üzerinden paylaştığınız bir sosyal tabanlı haber sitesi olması çok önemli bir gelişme. Özellikle birdenbire gelen sosyal medya yasakları yaşayan bir ülke olarak fikirlerimize ses veren alternatif bir site olması bence cankurtaran gibi bir şey. Bu noktada bir yanlış anlamayı açıklama ihtiyacı hissediyorum. Twitter üzerinden sanki köşe yazarlarını ya da haberleri okumak için mutlaka bu sosyal hürriyet’e üye olmak gerektiği gibi bilgiler dolaşıyor. Günlük olarak her zaman girdiğimiz hurriyet.com.tr bir yere gitmiş değil. Eskisi gibi istediğiniz haberleri okuyabiliyorsunuz. Mobil uygulamaları hiçbir giriş istemiyor. Buna rağmen bugün bu sitenin istediği bilgileri isteyen onlarca sosyal medya kanalını aktif kullanıyoruz. Bunun bir itici güç olarak görülmesini sadece yeniliklere verilen ilk direnç olarak görüyorum.

Artık  hem Hürriyet yazarları hem de diğer okuyucularla interaktif ilişki kurabileceğimiz,  tartışma yaratabileceğimiz bir platforma sahibiz. Yazarların sadece köşe yazıları değil; kişisel postları da gün içinde paylaşılıyor. Bunun yanında ‘Öne Çıkart’ butonu ile önemli bulduğum ve gündeme getirmek istediğim haberleri Hurriyet.com.tr’nin ana sayfasına taşıyabiliyorum. Sosyal medyadan kullanmaya alıştığımız hashtag (etiket) ile haberler hakkındaki yorum ve paylaşımları kolayca süzüyorum. Yani daha çok insan ile daha çok haber paylaşıyor bunun yanında daha özgür haber alıyorum.

Bundan önce #hurriyetbenim etiketi ve reklamı ile çok ses getiren bu yayın grubu yarattığı portal ile bunu kanıtlamış durumda. Artık gerçekten Hürriyet benim.

 

İçerik: http://durumbildirimi.com/

Bir boomads advertorial içeriğidir.


2 Haziran 2014

Sen! Alışabilir Misin?


Sakin bir hayat istiyorum. Yavaş yavaş sakinliğime kavuştum derken bir olay oluyor, bir rüzgar esiyor ve bir anda hayat ters düz oluyor. Bir gecede olanlar ve benim ertesi gün öğrenmem. İnternette görmem. Artık hayatta olmadığını duymam. Bunların hepsi birikince ağır geliyor işte. Yavaş yavaş yoruluyorum. İnsanlara yansıtmak istemiyorum ama paylaşmaya ihtiyacım var. Geçen gün Turan Hocam derste son ders konuşması yaptı ve orda “Vefa. Sadakat” kelimelerini anlatırken bir hikâye anlattı. Hikâyeyi size anlatmayacağım ama o hikâyedeki şu cümle benim gözlerimin dolmasına yetti. Hoca ağladı ben ağladım.

“Geleceğini biliyordum!”

Aslında ne kadar da dolu dolu bir cümle. Hayat benim için hep böyle oluyor. Sevdiklerimi teker teker kaybediyorum. Tam diyorum kavuştum işte yanımdasın, bütün özlem bitti. Kırgınlıklar, küslükler geçti, işte burdasın karşımda en canlı kanlı haliyle sonra sevincim bir anda yok oluyor çünkü bütün sevdiklerim beni teker teker bırakıp o geri dönülmez yere gidiyorlar.

Dün öğrendim Nehir’in öldüğünü. Nehir kim mi?!  Fotoğraftaki o ortadaki kıvırcık saçlı gülen kız. Sağdaki oğlan abim, soldaki kız benim. 1993 Ağustos ve yaz kampındayız. Çadırımızın önüne biz üç çocuğu oturtmuşlar. Ben nereye bakıyorum belli değil kara kızım, Nehir 32 diş gülüyor ve abim bizi korurcasına kolunu atmış. 31 Mayıs günü bir motosiklet kazasıyla vefat etti Nehir. Eşiyle Bursa İznik yolunda kaza yapıyorlar ve oracıkta ölüyorlar. Nehir 23 yaşındaydı. Eşi Gökhan ise 24. Gencecik bir çiftti onlar. Düğün için buraya geliyorlardı.

Çocuğuz aslında. Hiç büyümüyoruz. Yıllar birer sayı olarak geçiyor. Günler sadece birbirini kovalıyor. Öldüğüyle kalıyor işte. Arkasında kocaman bir üzüntü, büyük pişmanlıklar ve keşkeler bırakarak. Bir saniye bile sonra yaşayıp yaşayamayacağımızı bilemiyorken ne kadar çok gelecek planı yapıyoruz. “Onu da yapcam, bunu da yapcam!” diyoruz. Bir hırs! Bir koşuşturmaca! Bütün bunların içinde içimizdeki çocuğu ve çocukluk anılarımızı elimizden bu şekilde kaymasına izin veriyoruz. Sonrada buna “Kader” diyoruz.

Herkes kaderini mi yaşar?
Kaderin bu dünyadan gidince geriye kalanların yaşadıkları mıdır?
Omzunda ağladığın insanın daha sonra senden ayrılmasıyla aynı ismi andığında onu hatırlaman mıdır?
Kumsalda gün batımını izlerken yüzünü, saçını okşayan rüzgârın “O” olduğunu hissetmen mi yoksa hissetmeyi istemen midir?

Hayat çok acımasız. Çok da isyana müsait. İsyan etmek istiyorum ama etmemeyi öğrettikleri için bütün bu yaşananları kabul ediyorum. Zamanla o boşlukla yaşamaya başlıyorsun. Bir şeyler hep eksik oluyor, kalıyor. Hiçbir şey onun yerini dolduramıyor. O boşluğun ne olduğunu sadece sen biliyorsun.

Şimdi söylesene;
Sen! Alışabilir Misin?

25 Mayıs 2014

LINE’dan ücretsiz internet!

Dünyanın önde gelen mobil platformu LINE, 50MB ücretsiz internet olanağı sağlayarak kullanıcılarının iletişim olanaklarını artırmalarına ve birbirleriyle dayanışmalarına katkıda bulunuyor.  Mesajlaşma, yüksek kalitede sesli ve görüntülü arama, sesli mesaj, fotoğraf ve lokasyon göndermeyi bir arada ve ücretsiz sunan LINE, kullanıcılarına 50 MB’lık interneti ücretsiz sunmakla kalmıyor, aynı zamanda  internet paketi kazananlara isterlerse bunu başkalarına hediye etme olanağı da yaratıyor.

Yalnızca LINE kullanıcılarına sunulan kampanyaya katılmak için çok basit ve eğlenceli bir yol bulunmuş:

Öncelikle telefonunuza LINE’ı indirmeniz gerekiyor: http://line.me/tr/download

1) Etkinlik haftası olan 26 Mayıs - 1 Haziran tarihleri arasında LINE arkadaşlarınıza en az 3 farklı günde mesaj, sticker ya da fotoğraf gönderin.

2) Mesaj gönderdiğiniz her gün için 1 puan kazanacaksınız.


3) 3 puanı topladığınızda, ücretsiz 50 MB internet sizin olacak!


Gerekli puana ulaştıktan sonra LINE Türkiye resmi hesabı tarafından iki hafta içerisinde bilgi mesajı alacaksınız. Mesajda belirtilen alana internet paketinin yüklenmesini istediğiniz telefon numarasını girmeniz yeterli. İnternet paketi giriş yaptığınız anda geçerli olacak ve 24 saat boyunca kullanılabilecek. Bilgi mesajının size ulaşabilmesi için LINE Türkiye resmi hesabını arkadaşınız olarak eklediğinize emin olun. Bunun için; LINE’ın ana menüsünde yer alan Diğer/Daha Fazlası > Resmi Hesaplar bölümünü kullanabilirsiniz.


50 MB’lık internet paketi, Turkcell abonesi numaralar tarafından kullanılabiliyor.  “Ama benim hattım Turkcell değil” diyorsanız üzülmeyin, bilgi mesajıyla birlikte gelen formu doldururken arkadaşlarınız ya da sevdiklerinizin numarasını girerek kazandığınız internet paketini onlara hediye edebilirsiniz.


Ücretsiz internet paketinize hemen sahip olmak için LINE yükleyin! http://line.me/tr/download

Bir boomads advertorial içeriğidir.

24 Mart 2014

25 Mart Doğum Günüm Benim

Şimdi “23’den gün aldım.” mı denir yoksa “Hala 22 yim.” mi? Kafam karışık. “Aman Z.S. ülke gündemi her an değişiyorken senin tek derdin bu olsun!” dediğinizi duyar gibiyim. O zaman konuya girelim mi dostlar;

25 Mart!
İyi ki Doğdum!!
Doğum Günüm Kutlu Olsun!!!

Günün ilk saati ile ilk kutlayan kendim olmak istedim. Blog da bu yazı dizisini de kendim için oluşturuyorum. Narsistçe kendi kendimi ilk kutluyor ve seviniyorum.

Yarın işe gidiyorum. Okula gitsem kim kutlar, kim facebook dan yazar (Artık Twitter diyemiyorum malum ülkemizde YASAKLANDI! Buraya en okkalısından küfürü siz getirin lütfen.), mail kim atar ya da işten biri bilir ve kutlar mı bilmiyorum. Tek bildiğim her yıl olduğu gibi anneannem 24 Mart sanıp sabahtan aradı. Artık 25 Mart diye düzeltmiyor ve kabul ediyorum. Zaten yaşlı kadın. Düşünmesi bile yeter. Aa bir dakka düşünmesi ve araması yapalım biz onu.

Geçen doğum günümden bu doğum günüme hayatıma erkekler girdi, çıktı. Sevdim, ayrıldım, terk ettim, aldatıldım, yalanlara inandım, inanmak istedim. Almanya’ya gittim, en yakın arkadaşım dediğim kişiye bile yeri geldiğinde güvenmemem gerektiğini fark ettim. Almancayı sevdiğimi, konuşabildiğimi, yabancı bir ülkede dahi olsa enerjimle güven hissini verebildiğimi, güzel olduğumu, sempatik bulunduğumu öğrendim. Teyzemle Ankara gecelerine aktım, bavul düzenlemeyi öğrendim, 3. Sınıfı bitirdim ve 4. Sınıfa başladım (Onunda son dönemindeyim.), işe girdim, saçımı her ay kestirdim, manikür yaptırmaya başladım, zayıflamaya devam ettim, spora daha sıkı sarıldım, gardırobumu boşaltıp yenileriyle doldurdum, gözüme kestirdiğim erkeği tavlamaya çalışırken karşıma çıkan kadınlara “Pes!” dedim, ROZAmı kaybettim, PURSAT’ı mutlu olacağı bir yere göndermek zorunda kaldım, annem ameliyat oldu, çok ağladım, kavgalar ettim.

ROZAmı kaybettim evet ama şunu fark ettim; hayatımıza giren her şey için şükretmeliyiz. Benim etrafımdaki köpeklere bakış açımı değiştirmemi sağladı. Yardım etmeyi ve minnet duygusunu, hayvan sevgimin aslında fazla olduğunu ve dışarıda beslemekle değil ileride bir hayvanın sorumluluğunu alıp yaşamam gerektiğini, sevginin ne kadar saf ve karşılıksız olabildiğini, o sıcaklığı hissederek uyumayı vs vs. şükretmek benim bu yıl öğrendiğim en önemli şey oldu.

Şükretmek ve teşekkür etmek.

Bir çiçeğe bakıp bile onun hakkında düşünmeye başladım. Düşündükçe arındığımı hissettim. Küçük küçük notlar almaya başladım, aşkı aramayı hiç bırakmamam gerektiğini anladım, güven kelimesinin benim için her zaman öncelikli olduğunu kavradım.

Ben bu doğum günüme kadar çok şey yaşadım ve çok şey öğrendim. Bu sefer bir de şunu anladım ki ben hiçbir doğum günüme sevgilimle girmemişim. Ya öncesinde ayrılmış sonra barışmışım ya da olmamış. Ya erkekler çok çakal ya da ben çok şanssızım. Genelde sevgililerimin doğum günleri bana denk gelir ve delice kutlardık. İçimden bir ses diyor ki “Doğum gününü geçireceğin tek bir adam olacak ve oda hayatının erkeği olacak.”. İnanmak istiyorum. Belki de bu seneki doğum günü dileğim budur. Dilekler dile getirilmemeli denir, o zaman gerçekleşmezmiş. Çok isteyince dile gelse nolur, gönülden istedikten sonra bütün dilekler bizim olur.

Kutlamalar, iyi dilekler, temiz, güzel bir 25 Mart benim olsun.
xoxo