6 Haziran 2013

Direniş!

 
Başlığa “Gezi Parkı Direnişi” diyecektim ama bu direniş artık her yerde devam ediyor. Sokaklar da, meydanlarda, İzmir’de, Adana’da, Ankara’da, İstanbul’da ve yurdumun dört bir tarafında. Sınırlarını aştı hatta yurtdışından bile duyuldu isteklerimiz, sesimiz.

Aslında tam merkezinde olup destek vermek gerekirdi ama gidemedik. İzmir’den katıldık. Kendi gözlerimle gördüm biber gazına maruz kalmış gençlerin kollarının ve bacaklarının kızardığını, maskelerin çokta işe yaramadığını, gözlerinin yaşlarla dolu olduğunu, tek bir limonun kaç kişi arasında paylaşıldığını ve bütün bu olayların ortasında centilmenliği ellerinden bırakmayan erkeklerin olduğunu.

Her akşamda direnişe evlerden katılıyoruz. Saat 21:00 olunca Tüm Türkiye olarak ayaklanıyor, tencerelerimizle, tavalarımızla onlar yoksa alkışlarımızla ve sesimizle, sloganlarımızla destek çıkıyoruz.

#heryertaksimheryerdirenis artık tarihe geçmiş bir söz, bir slogan!
Çapulcuda olduk Ayyaşta.
Bölücü, Ateist, Sapık, Azınlık…
Ne istersiniz başka? Ne olalım? Anket düzenleyelim mi?

En güzeli ne biliyor musunuz?! Hangi partiye oy verdiğinin, hangi takımı tuttuğunun, hangi semtte oturduğunun, hangi siyasi görüşü benimsediğin, ne giydiğin, ne yediğin, ne de yaşadığın hayat standartlarının önemi var burada. Herkes eşit, herkes aynı amaç için toplanmış.

İnsanlar sonunda isyan etti. Kimisi kısıtlanan özgürlükler için, kimisi yıllardır başımızda olan yönetimden sıkıldığı AKP için, kimisi doğa için, kimisi aşk için, kimisi RTE’nin patavatsız, politikadan anlamayan, seviyesiz, kabadayı konuşmalarına kızdığı için, sanat için, çiçekler için, böcekler için, çocuğu için, torunu için, kendi için, eşi için, sevgilisi için, hayvanı için, hayvanlar için, barış için, polisin sert ve kontrolsüz saldırgan müdahalelerine kızdığı için, her gün şehit olan askerlerimiz için, askerlerimize ve ordumuza açılan davalar için, nedeni belli olmayan ve sonucunun önceden alındığını düşündüğü davalar için, kararlar için, yıllarca sanki bu ülkeye ihanet etmiş gibi cezalar alan sanatçılarımız için, ihanet edenlerin ise hala yaşadığını gördüğü için, bıçaklanıp ölen ve hala katili bulunamayanlar için, adaletin halka gelince işlemediğini ama yönetenlere gelince birkaç saatte işlendiğini görüp çıldıranlar için, eğitim sisteminden sıkılan, parasızlıktan dolayı okuyamayanlar için, dini sömürmek için kullananlara tepkisini ortaya koymak için…

Doldukça dolduk. Enerjimiz 10 yılda öyle bir patladı ki şimdi RTE ister kulaklarını tıkayıp duymazdan gelsin ister o oy aldığım dediği %50’lik kesimi evinde tutsun. Bu insanların, bizlerin istekleri var. Doktoru, memuru, öğrencisi, sanatçısı, işsizi, emeklisi ve daha nicesinin ortak istekleri. En başta özür dileseydi belki bu kadar uçlara kadar gidilmeyecekti. Ama onun o dik kafalı, dediğim dedik şeklinde izlediği politika, Dünya’nın da bu eylem sonucunda dikkatini çekti.

İsmet İNÖNÜ bir gün M. Kemal ATATÜRK’e sorar: “Kemal, sana göre dünyanın en zor işi nedir?” ATATÜRK cevap verir: “TÜRK MİLLETİNİ ayağa kaldırmaktır. En çok bu konuda zorlandım.” der. ATATÜRK, İnönü'ye “Şimdi bana bundan daha zor bir şey var mı diye sor.” der. İnönü de sorar. Ve Atam da cevap verir: “Harekete geçince bu milleti durdurmaktır.” der.

Milletini bu kadar iyi tanıyan bir önder sevilmez de, sayılmaz da, minnet duyulmaz da napılır biri bana söylesin.

Yazımı daha yazarım da yazarım biliyorum. Cümlelerim çok ama düşüncelerimin hepsini buraya yazmam, sığdırmam çok zor.

Son olarak SOSYAL MEDYAYI SONUNA KADAR KULLANIN!
KORKMAYIN!
GÖRSEL BASIN YANDAŞ OLUP SESSİZ KALDIKÇA BURALAR BİZİM.
BU ÜLKE BİZİM!

#direngezi #direnizmir #direnankara #direnistanbul #direnkugulu #direnguvenpark #direngeziparkı #siddetidurdurun #occupygezi #direnturkiye #siddeteson #siddetehayır #bubirsivildirenis

Sizinle birkaç video linkini paylaşacağım. İzleyelim.

29 Mayıs 2013

Tatil Güncesi …9

Mayıs biter Haziran başlar. İzmir’e yaz Nisan’da gelir ve oturur.
Cumadan kaçıp gittim yazlığa. Gene ve gene.

Bazen bu şehrin beni tükettiğini, ruhumu emdiğini hissediyorum. Elimi tutan biri, sırtımı sıvazlayan bir başka biri derken günün sonunda yalnız odama girdiğimde yanımda sadece Naz (Muhabbet kuşum) oluyor. Burada başka bir hayat, orada bambaşka bir hayat. Cuma, Cumartesi, Pazar ve iki günlükte okulu ekip salıya kadar kaldım. Cumayı da sayarsak toplamda 5 gün bana o kadar uzun geldi ki sanki hemen dönünce sınavım varmış hissine kapıldım #) Bu hafta sadece iki günlük ödev teslimi için döndüm. Yoksa bana kalsa oradan hiç ayrılmam.

Temiz havası, hayvanlarım ve doğasıyla benim cennetim.

Cuma günü gittim ve hemen yanıma PURSAT geldi. Ama bakıyorum bakıyorum ROZA yok! Nerde bu nerde diye arandım, gittiği yerlere baktım ve sonunda oradaki görevlimize sordum. Bizimkisi düşük sonunda kanaması olmuş ve oradaki komşumuz (Kendisinin 17 yaşında yaşlı mı yaşlı bir köpeği var. Hatta uyutalım diyorlarmış da G. Bey istemiyormuş. Öyle merhametli biridir kendisi.) hemen onu alıp İzmir’deki veterinerine getirmiş. Bizimkinin rahminde kist, memelerinde ise iltihap oluşmuş. Nasıl üzüldüm anlatamam. Can’ı da böyle kaybetmiştim, geç anladığım için. Naz’da biraz daha tecrübeli olmuş başlangıçta kurtarmıştım. ROZA’yı da sağolsun G. Bey kurtardı. Şimdi onunla beraber. Ne kadar uysal ve uslu bir kız bu demişler. Öyledir benim kızım. Uysaldır, zekidir her şeydir o ;) Tabi kısırlaştıracaklar. Bundan sonra yavruları olmayacak ama sağlık her zaman daha önemli benim için. Bu zamana kadar beslediğim hiçbir hayvanımdan elimde bir yavru kalmadı, olmadı da ama olsun sonuna kadar beraber yaşadım onlarla ve bu da bana yeterde artar bile ;)


Bu iyi haberin dışında hafta sonu askeri tatbikatın içinde kaldık =) Hobaaa!! Bizim oranın yakınlarında askeri tatbikat yeri var. Allahım nasıl bir tatbikattı o öyle. 4 gün sürdü, biz dönerken hala sürüyordu. Dörtten fazla diyebiliriz. Helikopterler evin üstünden geçti, jetler, savaş gemileri, zodyaklar… Gece gündüz saat farkı olmadan. HA-Rİ-KAY-DI! 3 – 4 senede bir denk gelenler olmuş hatta daha büyükleri de oluyormuş. Annemle karar aldık. Böyle tatbikat olduğunda izin alıp gelicez ve izlicez (Askeriyede ilk bize haber verecek zaten hehee). O kadar çok fotoğraf çektim ama sadece bunu yayınlıyım buradan.


Bir diğer güzel haber ise Almanya’dan komşularımız geldi. En sevdiğim komşularımız =)) İkizimizdeki medeniyetsiz adam ve ailesi yerine S. Amcalar ikizimiz olsa kabul ederdim. Haftaya dönüp temmuz sonu ağustos başı gibi uzun geleceklermiş. O zamana kadar benim finallerim ve stajımda bitmiş olacak zaten ve işte yaz o zaman başlayacak =D Sıcak kumlar, iskeleye yatmalar, derinlere dalmalar ve bronzlaşmak (Bütün bir kış bronz gezdim biliyor musunuz?! Hafta sonu kaçamaklarım sonucunda hiç açılmadım. Hatta bu hafta sonu iş yaptıktan sonra verandada uyuya kalmışım ve bacaklarım yanmış. Koyulaştıkça koyulaşıyorum. Sınıftaki kara bacı oldum çıktım #) )… 


Ödevlerimle gittim ve bitirince de PURSAT’ıda alıp gittim kumsala. Kumsala yosunlar vurmuş ve kurumuş. Elime bir taş aldım ve uzağa attım. Bizimkisi de koştu koştu hoop atladı taşın olduğu yere ve yosunları dağıttı. Hoşuna gittiğini anladım. Bu sefer diğer tarafa bir sağa bir sola derken siz deyin 50 taş, ben deyim 60 taş attım ve PURSAT’ı yordum. Yoruldukça denize girdi (Serseri) çıktı ve gene oynadı. Sonunda eve gidiyoruz deyince benimkinin isyanını görmeliydiniz. Ona kalsa sabaha kadar (Günlerce de olabilir) bu oyunu oynucaz. Ey allahım, ne hareketli köpek bu böyle =D


Özetle bugün sırf ödev teslimi için döndüm. Hocanın “İlk kez bu kadar kalabalıksınız.” demesi üzerine benim “Jübile yapıyoruz.” demem ve hocanın altta kalmayıp “Finalde ben size jübile yaptırcam!” demesiyle vizesinde s*çtığımız Mekanizma Tekniği sınavının finalinde sıvama olacağımızı anlamamız bir oldu. Şimdi gidip yarınki ödev teslimim için alt üst eşofman altı teknik çizimi çizmem gerekiyor (Bir Tekstil Mühendisi kolay yetişmiyii).

xoxo

22 Mayıs 2013

Kaybettik…


Merak eden bir kesim var mı bilmiyorum ama bunu yazıp paylaşmak ve sizin de bilmeniz en doğal hakkınız diye düşündüm. Her yazdığım yazımın devamı oluyor, olaylar bitmiyor ve tabi hayat son hız akmaya devam ediyor. Kendime gelmem bu sefer çabuk oldu. Çabuk oldu diyorum ama kaç gün sonra bu yazıyı yazabiliyorum, orası ayrı konu.

ROZA düşük yaptı! Daha doğrusu düşük yapmış! Yazlıktan bütün hafta haber alamayınca aslında anlamıştım bir şeylerin ters gittiğini. Cuma olsun dedim, hemen gideceğim ve cuma oldu gittim. Ne ROZA vardı ortada ne yavrular nede yavrularını doğurmak için hazırladığı yerde hareketlilik. Gece kimseyi de bulamayınca sabah ararım dedim ve sabah olunca ROZA bahçedeki yuvasında yatıyordu. Karnı küçülmüştü ve bana bakıyordu. Direk başını bacağıma yasladı ve beni sev bakışı attı. Onu sevdikçe beni özlediğini fark ettim. Bana ihtiyaç duyduğunu ve benim onu sevmemle rahatladığını. Yavaş yavaş gözlerini kapattı ve uyudu. Bende o uyuyunca kıpırdamadım. Belki de kaç gündür huzursuzdu, uyumuyordu, o birkaç dakika en huzurlu anıydı. Hiç ses etmedim, bölmedim ve o uyurken onu okşamaya devam ettim. Başını, göğsünü, sırtını, belini sevdim sevdim sevdim… Uyandığında ilk beni gördü. Yanındaydım ve yeniden uyudu. O gün bahçede ben iş yaparken hep bana baktı. Arada yanıma geldi ama daha çok gölgedeki yatağına uzanıp hep beni izledi. Çamların arkasına geçip görünmediğimde direk yanıma geldi. Birinin size ihtiyacı olduğunu anlarsınız, ROZA’nın da bana ihtiyacı vardı. O gün onu taradım ama yıkamadım. Pasaklı kızım benim suyu sevmez çünkü. Taratır kendini sonra çimenlere yatar yatar debelenir ve üzerine yapışan otları ayıklatmak için gene gelir önüme. Gene aynı şeyleri yapınca onun kendine geldiğini fark ettim. Ertesi günde ara ara gitti geldi kendini sevdirdi sonra yeniden gitti ve geri geldi. Geceleri bizimle kaldı.

Üzüldüm. Yavruların doğmayışına değil, ROZAmın haline. En büyük dileğim doğum sırasında ROZA’ya bir şey olmamasıydı. Ve olmadı. Napalım?! Ben ROZA’yı kısırlaştırmak istiyorum ama çevrem daha bu fikrimi bilmiyor. Belki bir doğum daha şans verebilirler ama ben onun bu şekilde yaşamasını istemiyorum. Onun dişi haline acıyorum desem tam karşılığı olabilir.

Şimdi İzmirdeyim ve haftasonu ne yaparım bilmiyorum. Gider miyim kalır mıyım? Finallerime iki hafta kala o kadar yoğun derslere odaklandım ki akşam yemeğini yemiyor paso notlarımı temize çekiyorum. Dönem biter bitmez stajıma da başlıcam. Bütün bu yoğunluktan kaçma yolum ise bol bol spor yapmak, aklımı bu şekilde boşaltmak. Terledikçe stresini atan, rahatlayan belki de mutlu olan biriyim ben.

Sonuçta hala hayattayız ve hayat devam ediyor.
Sevdiğini göstermek sadece dokunarak hissedilebilirken, yanında olmak konuşmadan aynı yola çıkmaktır bence.

2 Mayıs 2013

Öyle Miyiz Gerçekten?

Özgürüz diyoruz, özgür olduğumuzu söylüyoruz.
Kararlar alıyoruz sonra aldığımız kararların sorumluluğundan kaçıyoruz ya da sonuna kadar sorumluluğu üstleniyoruz.
Üzülüyoruz, üzülmek istiyoruz. Bile bile hata  yapıyoruz. Bu yolu seçiyoruz. Belki sadece o an için hata yapmak istiyoruz.
Her şeyin üst üste geldiği anlarda kaçmak istiyoruz. Kurtulmak, sizi sığdırdıkları ya da sığdırdıklarını sandıkları o dört duvar var ya işte ondan kaçmak, çıkmak ve bağırmak istiyoruz. Kim duyarsa duysun diyoruz.
İsyan ediyoruz.
Peki ya neden aldığımız her kararda çevremizi düşünmek zorunda kalıyoruz?!

Kime ne dememize rağmen neden ailemizin düşüncesini onaylamak zorunda kalıyoruz ve neden hata yapma lüksümüz var iken bunu sanki suçmuş gibi söyleyen biri yüzünden onun dediklerini kabulleniyoruz?
Evet, böyle bir lüksümüz var.

Evet, hata yapıcam. Bunun sorumluluğunu da alıcam. Bu yaşıma kadar kimsenin omzunda ağlamadım. Kimseye yakınmadım ya da söylenmedim. Kendi içimde hayvanlarımla konuştum, arındım, yazılar yazdım. Buraya döktüm içimi ve şimdi yeniden döküyorum. Belki de bundan hayvanlarımı ve Blog’umu seviyorum. Özgür olduğumu hissettiğim yerler olduğu için.

Hatalarımda benim olacak, aldığım kararlarda, ettiğim kavgalarda, sinir olup temizlik yaptığım saatlerde, kızıp ağlayıp uyuya kaldığım o güzel saatlerde.
Yanlışlarımla mutluyum ben.
Kimseye benzemediğim için mutluyum.
Herkesin doğru dediği çizgide yürümediğim ve yürümek istemediğim için mutluyum.
İsyan ettiğim için mutluyum.
Karşı çıktığım için mutluyum.

Bütün bunlar beni ben yapan maddeler değil mi?! Geleceği özellikle biriyle olacak geleceğimi düşünmüyorken benim yerime karar alınmasına sinir oluyorum! Hayatta öyle insanlar var ki siz karar aldığınızı sanıyorsunuz ama aslında sizin yolunuzu çoktan çizmiş çizebilmiş, sizin buna imkân verdiğiniz insanlar bunu çoktan halletmiş oluyor. Hoplaya zıplaya gidiyorsunuz sonra bir anda benim kararım deyip seni hiç gibi yok sayarak ne yapman gerektiğini söyleyip senin yaptığın hiçbir şeyi onaylamıyor, beğenmiyor, eleştiriyor, olumsuzluklar, uzun cümleler yüksek sesler çıkıyor. Bir şeyler yanlış biliyorum ama artık yoruldum. Yorulmaktan yoruldum. Bu raddeye geldim.

Özgür müyüm gerçekten?

İstediklerim oluyor mu ya da olunca olanları ben mi istiyorum? Ben istediğim için mi gerçekleşiyor? Başkalarının doğrularından sıkıldım. Başkalarına ailemde dâhil. Sıkılmaktan sıkıldım. Onlara uygun yaşamaktan sıkıldım. Kafamı sallamadan gitmeyi öğrendim şu son yıllarda. Konuşmadan, onaylamadan dinlemeyi öğrenirken, camdan dışarı bakıp başka şeyleri düşünmeyi özledim. Aldığınız kararların arkasında olmadıklarını bilmek sizin güveninizi kırar mı? Benimkini artık kırmıyor. Karar alırken onlara sormuyor, yaşadıklarımın çeyreğini bile anlatmıyor, güldüklerimi söylemiyor, ağladıklarımı, üzüldüklerimi ve kızdıklarımdan ise hiç bahsetmiyorum. Ne kadar yakınımda da olsalar beni takip etmeye bile başlasalar umurumda olmaz. Hayatta keskin kararlar mı almak gerekiyor, o zaman alıyorum evet. Gene sokaklara, müziğime ve denizime dönüş yaptım. Benim üzgün olmamdan üzülen ailem, beni üzerken benim için doğru olanı yaptıklarına inanıp bununla gurur duyuyorlar ya bu bana komik geliyor tiraji-komik hem de!

Haklarım var, kurallarım.
Yaşamdan beklediklerim ve çizdiğim bir yol var. Bu yolu ister beğenirler ister beğenmez.
Yolun sonunda keşkelerim olmamalı ya da pişmanlıklarım. Olsa bile benim olmalı.
Benim yaptığım, girdiğim durumlar, söyleyip utandığım sözler olmalı.
Hayatımın hiçbir evresini mantık çerçevesinde yaşamadım ki bundan sonrasını yaşayayım.
Duygularımla yaşadım. Sormadım, anlatmadım. Üzüldüm ama peşini de bırakmadım.
Her şeyden sıkılmışken tutunduğum dalı da kesmeye hiç niyetim yok!

xoxo