25 Mart 2013

İyi Ki Doğdum!

Doğum günümü ilk ben kutlayayım istedim. Bugün sabahtan anneannemin aramasını saymazsak (Garibim her sene 23 Mart da kutlar. Bu sefer 24 Mart'da kutladı. Bugün sabahtan arayınca ve bende duymayınca bir şey oldu sandım. Hiç aklıma doğum günüm gelmedi. Ben bile unutmuşken anneannemin hatırlaması ilginçti #) ) bu yazımı yayınladığım andan itibaren evet ilk kutlayan ben olcam =)

En büyük beklentim şu an saatler gece yarsısı 00.01 olunca birinin bana mesaj atması. İlk dakikalarında kutlayan insanları hep sevmişimdir (Bir mesaj bu kadar açık verilmez.). Çünkü bende genelde öyle kutlarım. Sırf bunun için yarıştığım, uykusuz kaldığım geceleri saymıyorum bile. En sinir olduğum ise ben böyle mesaj atınca sadece “Teşekkür ederim Z.S.” diye geri dönenler. Öyle diyenleri artık bu şekilde kutlamıyorum.

Kim derdi ki yıllar sonra doğum günümü ilk ben kutlucam diye.
Yaşlandım mı yoksa büyüdüm mü, noldum ben şimdi?!

Hey dostum, yıllar çok çabuk geçiyor. Yoğun günler, üzüntüler, 2013’ün ilk günlerinden beri aldığım keskin kararlar, sevdiğim adamın gerçek yüzünü görmem ve daha nicesi ilk 3 ayımı doldurdu bile. Daha önümde yaşanmamış aylar varken o aylarda neler olacağını kestirmeye çalışıyorum. Mesela bunlardan biri (Size daha önce anlatmıştım PATİ’yi) benim PURSAT, PATİ ile çiftleşmiş. Aman allahım nasıl mutluyum anlatamam. Minicik minicik bir sürü Jr. PURSAT ım mı olcak benim şimdi? Ayy yerim lan ben onları. Sevmekten sevgi pıtırcığı yaparım. Pembe pamuklara sararım da kıpırdayamazlar (Ayı yavrusunu severken nasıl öldürürmüş cümlesini merak edenler, buyurunuz böyle oluyor.). Ne oluyorum ben şimdi anneanne mi hahaha =D =D Yavruları kimseye vermicem. Hepsi benim hepsi benim nihaaa =D Mayıs ayı gibi doğurur diyorlar. Ben ve mayıs ayı! Ay bekleyemiyorum. Bu haftayı sağ salim atlatayım direk yazlığa gidicem. Mamaları, bisküvileri ve vitaminleri doldurcam arabaya, kumsalda koşucam onlarla.

Bu biten hafta (Malumunuz artık yeni haftaya girdik.) neler yaşadım neler ve bu hafta yaşayacağım her şeye geçen haftadan üzerime yıkılan 3 olayımla beraber başlıyorum. Bu nedenle bu hafta doğum günü hediyesi olarak kendimi, yazlığa götürmeye karar verdim. Temiz hava, köpecikler, kediler, kuşlar ve bahçe derken orası bana bayağı iyi gelecek gibi görünüyor. Umarım hava, hafta sonu SÜPER olur =)

Çocukken doğum günlerimde hediye alınması severdim. Şimdi sevmiyormuşum gibi bir anlam çıkmasın hala seviyorum ama çocukken alışveriş yapamadığım ve paramda olmadığı için alacaklarımı annem ya da babam alırdı ama artık öyle değil. Bundan herhalde azizim, artık maneviyata yöneldim =)

Ee hadi bakalım kutlamaları bekliyorum. Yaşımı merak eden var mı? Ederseniz sorarsınız zaten =) Neden her yıl doğum günümde duygusal olurum ben? Çok tuhaf bir duygu bu yaa. Düşünsenize anneniz sabahın 09.30’da doğum yapmış yani şu saat itibariyle hala dünyaya gelmemiş oluyorum. Sayılı saatler var falan filan. Uff çok güzel bir şey ya ve çok da mucizevi =))

Öpücükler ve kutlamalar bugünlük bana ;)

7 Mart 2013

Hal Hatır Sormaca

Napıyorsunuz, iyi misiniz? Halınız hatırınız nasıl, işleriniz nasıl gidiyor?
Bu soruları çok ciddi sordum gerçekten ;)
Ben mi?
Özlediniz mi beni, gerçeği söyleyin bakalım =) İyi sordunuz söyleyeyim o zaman.

Bu aralar kafamı kaşıcak zamanım yok hatta iki güne bir duşa giren ben, artık sadece saçımı yıkayabiliyorum. Bi geçen gün geç yatıp sabah ayılamadığım için sabah 08:30’da dersim olmasına rağmen soğuk duşa girdim. Her şey ayılmak için. O ıslak saçla gitmemek içinde büyük beremi taktım ve bütün saçımı içine soktum. Neyse ki kabarmayan bir saçım varda sorun olmuyor. Yoksa o bereden çıkan saç motosikletten inen kızın kaskını çıkarmasıyla salladığı saçlar gibi olmayacaktı (Yaptım evet! Amfide beremi çıkarım saçımı salladım. Elimle kabarttım hehe =) ). Bi çıkaracaktım bereyi, al sana bonus en kabarığından bir saç tomarı!

Günlerimin nasıl geçtiğini size şöyle söyliyim, bugünden yarın hatta haftaya ki yapacaklarım belirleniyor. Nasıl bir yoğunluk, nasıl bir yapılacaklar listesi ki bu bitmiyor! Hadi bitmeyi geçtim azalmıyor yahu gram eksilmiyor! Not alıyorum yapacaklarımı sonra onları aciliyet sırasına sokuyorum “10 9 8…” şeklinde azala azala devam ediyor.

Derslerin zaten sabah 08:30 olması bu kadar yoğunken işkence gibi. Bünye alışmış gece 1’den sonra yatmaya ama bu yoğunlukta valla artık 11’den sonra uyumamak için kendimi kasar oldum. İşler bitsin, notlar temize çekilsin, mailler atılsın, cevaplar yazılsın. Birde bunların arasında bölüm olarak kayıt sisteminde çıkan bir sorunu halletmekle uğraşıyorum. Üye olduğum topluluk olarak özel bir gün düzenlemeyi düşünüyoruz. Onun sponsorluk ve davet olayını düzenleyen gruptayım. Üstlendiğim birkaç firma var. Onları arıyorum. Olumlu olumsuz konuşuyorum. Cevap bekliyorum derken elim hep telefonumun üstünde. Sonra grupça 21 Martta Moda Koleksiyonda “Ev Tekstili” sunumumuz var. Onun için konu dağılımı yaptık ve şimdi sıra geldi hocaya danışmaya. Ardından onunda düzenlenmesi, dosyası, sunumun hazırlanması gibi cancanlı ama adamı yoran işleri başlıcak. Geçen dönemi hatılıyorum da bebek şekerleri (Bu Part1 Bu da Part2) ile kafayı kırma noktasına gelmiştim. Şimdide benim konum nevresim ve yastık yani yatak odası. Aslında aklımda çok hınzır fikirler var ama çaktırmayın, ciddi görünelim.

Sizden bir şey isteyebilir miyim: Bu nevresim tasarımları nasıl çizilir yani teknik ve estetik çizimleri nasıl yapılır, photoshop da yapılışını bilen varsa bana mail adresimle ulaşabilir mi? Yardım edene minnettar olurum, söz! =))

Sabahları kalkıp yüzümü temizleme jelleriyle yıkadığım, kremler sürdüğüm, gece yatarken bu ritüelin yeniden yapıldığı sonra rahat rahat gözüme renkli kalemlerimi çektiğim günleri istiyorum ben! Hatta bütün gün spor yaptığım saatleri… Sporda yapamıyorum bu koşuşturmaca da iyi mi?! Spor yapamıyorum diye yeniden yediklerime dikkat etmeye başladım. Her şeye zaman bulabiliyormuş gibi bir de gittim kütüphaneden kitap aldım, onu okuyup yetiştirmek istiyorum (Kitapta güzel ve akıcı gidiyor bakalım.). Haftaya pazartesi de ilk kimyasal laboratuvarıma başlıcam. Ona da gidip önlük almam lazım. Allahım allahım aynı anda bir sürü iş ve aynı anda her yere yetiştirmeye çalışılan paralar!.. Hebiciği benim hayatım dostlar.

Aaa bir dakka unutacaktım, üretimde etek dikiyoruz hehe =)) Nazar değmesin ama eteğim güzel gidiyor ;) Sonunu da güzel yaparsam sunumumda giycem (En azından amacım o yönde.). Kimseye söylemezsem diğer grup anlamaz bile ;)

Aklımdaki fikirleri de gerçekleştirirsem işte o zaman SÜPER olcak. Mesela abimle yaz tatili, yazın iyi bir yerde staj, stajıma arabamla gitmek, abimle photo booth çekimi yapmak gibi gibi =)

Çarşamba demek yeni post girilmesi demek.
xoxo

18 Şubat 2013

Bizim İçin Tatil Demek...

Bizim için tatil demek buluşma zamanı demek.
Bunu kimin için söylüyorum tabi ki de lise arkadaşlarım için.

Her tatilde İzmir dışında olanlarımız İzmir’e gelir. İzmir’de olanlar özel olarak sırf buluşma için şehirden ayrılmaz. Bir gün ayarlanır ve buluşulur. Önce bir yere oturulur, çay kahve içilir. Sonra belli bir sayıya ulaşılır ve oradan yemek yemeğe gidilir. Kalabalık olan gurubumuz birkaç masayı birleştirir. Oradan eğlenceye geçilir ve gün kahkahalarla devam eder. Kuzum, Jelibonum, Serdarım, Binnurum, Mecom, Senemim ve diğerleri, hepimiz buluşuruz.

Bu tatilde de buluştuk ve ayrılırken en yakın tatil ne zaman diye düşünmeye başladık. Bu bahar döneminde hiç uzun tatil yok onu anladım. Mecom,Tokyo’dan denizle kim bilir nerelerde, Binnurum Sakarya’da, Kuzum ile Serdarım Ankara’nın kuru soğuğunda ve Jelibonum ise Almanya’da. Güzel bir günün sonunda üstüme dolan hüzün sonucunda yazamadım bir türlü bu yazıyı. Yazılmışı da düzenleyemedim.

Hepsini ayrı ayrı seviyorum. Kaç sene olmuş?!

7 senedir hayatlarımdalar hatta bazılarıyla 8 sene! Dağılmadık, dağılmayacağız da biliyorum. İnsanın böyle arkadaşları oldukça yalnız olmasına imkân yok zaten.

Gülmek, bol bol fotoğraf çekmek, çektirmek, yeni tatlar denemek, derslerden konuşmak, ilişkiler üzerine deneyimlerimizi paylaşmak, hediye seçmek, yıl içinde yaşanılan olayları uzun uzun anlatmak, masanın bir ucundan diğer ucuna gülümsemek, konuşmaya çalışmak, her muhabbete bir şekilde karışmak, konular karışınca da anlayamamak o kadar güzel o kadar özel ki.

Anlatamam. Yaşamanız lazım. Bizim masaya oturmanız lazım.

Bu buluşmamızda bizden olmayan bir konuğumuz vardı ve “Konularınız çok hızlı değişiyor, çok hızlı konuşuyorsunuz. Bir türlü konuya dâhil olamadım.” dedi. Dönüp ona gülümsemiştim. Haklıydı. Çünkü biz liseden beri her halimizi görmüştük.

En kötü zamanımızı, en sinirli, en kırılgan, en stresli, en yalnız, en iyi, en eğlenceli…
Hepsini biliyoruz.

Geçmişi unutmak hiç kolay değil. Geleceği ise beraber yaşamak çok heyecanlı =)
En yakın tatili dört gözle bekliyorum ;)

17 Şubat 2013

Yazmak Ve Paylaşmak Geldi İçimden

  

Sabah uyanmak ve köpeklerle kumsalda koşmak çok güzel bir duygu.
Denizin soğuk olduğunu bilmesem girer, yüzerdim.
Öyle güzel, öyle güzel ki “Gel yüz!” diyor.

Yazın yalnız olduğum zamanlarda sabah koşuya çıkar, arada peşime PURSAT takılır beraber koşardık. Sonra son durak olarak eve uğrar, deniz çantamı alır ve denize direk gidip o soğuk suya dalardım. Spordan sonra yapılan duşum o yüzme olurdu. PURSAT da beni kıyıda beklerdi. Öğlene kadar kumsalda zaman geçirir, öğlen olunca termosumdaki çorbayı içerdim. Günlerimi böyle geçirirken neden sabahları hiç kumsalda koşmadığımızı düşündüm.

Bu hafta sonu yazlığa geldim. Cumadan geldiğim için tek yapabildiğim eve yerleşmek ve benim köpeciklerle gece yürüyüşü yapmak oldu ama cumartesi sabahı olunca bu aklımdaki fikrimi gerçekleştirdim =)) Kalktım, giyindim ve başladım bizim evden koşuya. Cebimde de bizimkilerin çok sevdiği köpek bisküvilerim vardı. Beni görür görmez hemen takıldılar peşime ve ben önden, onlar sağımdan solumdan kumsala gittik. Önce ben başladım koşuya. Sonra bunlarda yanımdan. “Koş koş!” dememle daha da hızlandılar. “Hadi hızlı, hadi hızlı! Koş oğlum, koş kızım!” diye diye kumsalı yarıladık. Kumsalda koşmak o kadar zor ki anlatamam #) Nefesim kesilmese durmazdım. Onlar ise av köpeği oldukları için koş babam koş modun da koşuyorlar. Ben durduktan sonra bi baktılar ben arkada çömelmiş onlara bakıyorum. Dayanamayıp kendimi kumsala attım ve uzandım boylu boyunca. Bir yandan da onların bana geri koşuşunu duyabiliyordum. Yatın dedim, dinleniyoruz.

Daha bunun geri dönüş koşusu var. Öyle ya daha eve de döncez ve zor bir yokuş bizi bekliyordu. En iyi dinlenme soğuk suda olur dedim ve çıkardım ayakkabılarımı, çoraplarımı ve dalganın vurduğu kıyıya yanaştım. Su o kadar soğuk o kadar soğuktu ki ne yorgunluk bıraktı ne mayışıklık.

Biraz beklerseniz soğuğa alışırsınız.

Bizimkilerde hemen patilerini soktular. Güven mi veriyorum, napıyosam artık =)) Sonra yeniden ayakkabılarımı giydim ve “Hazırsanız başlayalım.” dedim. Birkaç ödül bisküvisinden sonra hazır olmasalar şaşardım =)) Hemen başladım yandan yandan koşmaya. Bunlarda bir tempo benimle beraber derken gene hızlan, koş komutlarıyla coştuk. Ardından eve kadar yeniden koştuk ve eve geldiğimizde ben kendimi koltuğa bırakıp kana kana su içerken onlarında durumu benden farklı değildi. Tek farkımız benim kendime gelmem yarım saati bulurken, onların beş dakikada bitti =)) Hayatta av köpeği olmak varmış arkadaş. Öğleden sonra yeniden tekrarladık bu durumu.

Hep istemişimdir köpekle kumsalda koşmayı ama hiç yapmamıştım. Çok güzel bir duyguymuş. Tavsiye ederim ;) Bu hafta sonu ayrıca onlara komutta öğretmeye başladım. Neden bütün bir yaz denemedim hiç bilmiyorum. Herhalde aklıma gelmedi. Hele bir tanesi var (Yazlıktaki görevlimiz bizim PURSAT’a dişi, aynı cins bir başka köpek daha getirmiş. Ona da PATİ dedim. Neden adını böyle koyduğumu şimdi anlatcam.) fazla cin ama bir o kadarda nazlı. Dün gece kamelyada oturmuş denizi, yıldızları, Yunan Adasını, ayı izliyorum derken geldi bu yanıma ve başını koydu bacağıma (Sev beni demek. Anladım artık yavaş yavaş dillerini.) ve başladım sevmeye. Nasıl aklıma geldi bilmiyorum “Patini ver bakıyım.” dedim. Ana! Seninki hemen verdi. Bir daha dedim bir daha verdi. Ödül olarak bisküvi verdim (Artık bisküvilerle bir yaşıyorum. Köpeğiniz varsa durum böyle oluyor.). Bi daha bi daha derken hem bu alıştı duruma hem de ben =) O günden sonra buna PATİ demeye başladım. Senin adın PATİ olsun =)) Zeki ve cin olduklarını söylemiştim ya, fazla zekiler ama =)) Dün abimle oturuyoruz, ikisi de yanımızda duruyorlarken PATİ, abime habere patisini veriyor ama direk eline, bacağına koluna falan şeklinde. Anlamış patiye bisküvi verildiğini (Çakal) karnı acıktıkça ya da canı bisküvi istedikçe bu hareketi yapmaya başladı.

Çok seviyorum zeki köpekleri. Öyle yat babam yat hayvanı sevmem zaten. Biraz düşünecek, fikir sahibi olacak. PURSAT’ıma (Soldaki fotoğraftaki Pursat) bu gidişimde “Dur, bekle, gel, zıpla, iki ayağının üzerinde bekle” komutlarını öğrettim. Düşünün yani nasıl bir bisküviyse. Abim hatta “Tadına mı baksak, ne var ki bunda acaba?” dedi de merak etmedim değil (Hayır bakmadık tabi ki de. Merak edenlere cevap.).



Temiz havada yapılan spor, köpeciklerimle geçen güzel hafsa sonumun sonundayım. Yarın bölümümde kayıtlar başlıyor sonrası da malum hızlı bir şekilde derslere başlama ve vizeler, finaller süreci. Benim yeniden onların yanına gitmeme kabaca hesaplarsam 4 Hafta var =((
Yarın için iyi dileyelim iyi olsun. Yolunuz açık olsun.
xoxo