13 Şubat 2013

Ehliyet Sınavı Olayımız …4


E.S.O. 3 den sonra artık son partı da yazıp bu macerayı sonlandırmanın zamanı geldi bence =)
Bir ehliyet nasıl çıkarılır, hangi dikenli yollardan geçirilir sorusunun cevabı şimdi yazacağım yazıda gizli.

Hadi başlayalım o zaman =)

Şimdi hafta sonunu güzel geçirdikten sonra pazartesi direk ehliyet kursumu aradım ve bana belgelerimin anca Cuma hazır olacağını söylediler. Bunun üzerine cumaya kadar bekledim (Bu sırada gezdim tozdum. Ah ahh sonra olacakları bilseydim gezer miydim?!) ve Cuma günü geldi çattı. Gittim kursa. Dosyam hazır ve nazır önümde duruyordu derken kimliğimdeki fotoğrafım en son ben ÖSS ye girerken ki halim olduğunu söyleyip değiştirmem gerektiğini belirttiler. Ehliyet, kimlik ve dosyamdaki fotoğraflar bir olursa sorun çıkmazmış. Bu bahaneyle hem kimliğimi de yenilermişim. İçimden de dedim “Neden bunu daha önce söylemedin ki?!”. Neyse ki elimde daha önce çektirdiğim, bir sürüde çoğalttım vesikalıklarım vardı da birde onunla uğraşmadım. Bir hafta öyle boş boş gezeceğime gider bunu hallederdim. “Tamam.” dedim ve tıpış tıpış otobüse binip geldim gene sokağıma. Önce muhtara uğradım. Kimlik belgelerimi aldım orda ödedim 4Tl. Sonra oradan çıkıp belediyeye gittim. Bilmediğim yer olunca içgüdülerimle o sokağa girdim başka yerden çıktım ve buldum. Orda ödedim gene 3Tl. Bütün bunların arasında İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne ne kadar teşekkür etsem azdır. Şöyle ki, 1 saat içindeki bütün otobüslerde ilk basıştan sonrası ücretsiz oluyor. Oradan oraya bin, in sonra gene bin gene in derken valla günüm otobüste geçti. Her birine tek tek kart bassam batardım =) Bir yandan da içimden “Keşke arabayı alsaydım.” diyorum. Eyy yorgun kafam benim #) Kimliğim çıkarılırken gene sürücü kursunu aradım ve hangi bankaya para yatırılacağını sordum. Netten yapılıyo olsaydı beklerken onu da net üstünden halletcektim ama illa elden yatırmak gerekiyormuş. Bankalar sırasıyla Finans, İş ve Halk Bankasıydı. Yolumun üzerinde Finans olduğu için direk daldım içeri. 303Tl de ona ödedim. Sonra gene otobüse bindim ve geldim sürücü kursuma. Sonunda dosyama kavuştum ve emniyete gittim tabi saat artık 3 olduğu için geç kalmıştım. Bana pazartesi sabahtan gelmemi söylediler. Sabah sıra verip akşama da ehliyeti alabileceğimi belirttiler. Olay buymuş yani. İyi dedim ve tıpış tıpış gene evime geldim.

Pazartesi oldu ve ben sabahın 8 inde emniyete gelmiştim. İlk sıra benimdi. Ben bu genç yaşımla oradan oraya koşturup işimi hallederken gene burada da o tuhaf eşlere rastladım. Ehliyeti kadın alcak ama koşuşturan, polise isim yazdırıp sıra alan kocaları. Bu kadınlar hiç mi kendi işlerini yapmaz ya da yapamaz. Basiretleri mi bağlanıyor, anlamıyorum?! Oradan parmak izi kaydı (Bundan sonra benimde emniyette parmak izim var. Resmen kayıtlı biriyim.) ve 1Tl ödendikten (Evet yanlış duymadınız! Parmak izinizin değeri hem de 10 parmak birden 1Tl!) sonra 101Tl’yi elden emniyete ödedim (Bu paradaki 1Tl den kar etmek isteyen ne kadar çok insan var ya! Tamam, 1Tl az para gibi görünebilir ama çok parada değil. Yani sen 100Tl yi veriyorsun da 1Tl’yi mi veremiyorsun. Bunu da hiç anlamadım. Neymiş “Yanımda bozuk yok.” diyomuşun, polis almıyormuş falan filan. Napcak adam, kendi cebinden mi vercek sizin paranızı. Saçma yani. Nolur böyle küçük hesapların adamı olmayın.) ve akşam 4’de gelmemi söyleyip beni yolladılar.

Eve gelip 4’e kadar ne yapmadım ki?! Evi toparladım, çamaşırları astım. Yetmedi, üzerine spor bile yaptım. Sonunda 4 oldu da çıktım evden, gittim emniyete ama kimliğimin hazır olmadığını söylediler. “Ne zaman hazır olur?” dedim (İçimden de “Nolur yarın deme, nolur yarın deme!” diye geçiriyorum tabi.). “5’de yeniden gel.” dediler. İyi deyip oradan Küçükpark’a geçtim. Bir kaç arkadaşla karşılaştım. Zaten Küçükpark küçük yer. Biriyle karşılaşmasam şaşardım =) Onlarla çay kahve derken zaman nasıl geçmiş anlamadım ve kalktım, emniyete geri geldim.

Ana bi geldim herkes çıkmış sadece içeride 3 kişi var!

Neyse o üç kişiden biri bana kimliğimi verecek kişi olduğu için kimliğimi aldım ve çıktım. İlk işim direksiyon hocama teşekkür mesajı atmak oldu. Sonrada anneme haber verdim. Pekiii emniyetten çıktığımda ilk yaptığım ne oldu biliyor musunuz? Aslında kimseye haber vermeden önce MP3’den Gloria Gaynor - I Will Survive  ı seçip, sesini de son ses açıp mutlu mutlu yürümek oldu. Aslında bıraksalar daha doğrusu emniyetteki polislerin beni deli sanmasından korkmasam yemin ediyorum dans ede ede giderdim ya, korktum işte #)

Şimdilerde annemle akşamları çalışıyoruz. Malumunuz direksiyon dersimdeki araba Fiat’dı ama benim kullanacağım araba Renault. Sonuçta debriyaj ayarları farklı.
Her neyse bunu da yaparım nolcak yani ;)
Herkese iyi sürüşler =)))

Öpüldünüz xoxo

9 Şubat 2013

Asıl Sorun…

Asıl sorunumuz ne biliyor musun ya da benim asıl sorunum ne?

Etrafımda o kadar çok insan var, gülümsediğim, muhabbet ettiğim ve birde dostlarım. Ama ben dostlarımın ya da bu kadar insanın dışında ailemin de yanımda olduğunu hissetmek isterdim. Her yaptığım davranışta, seçtiğim kararlarda arkamda olmalarını isterdim. Sorgulamalarını değil nedenlerini sormalarını isterdim. Birini alıp geldiğimde olmaz demelerini istemezdim. Kendi dünyaları, kendi kuralları ve kendi hayatlarının sonucunda bana yol çizmeye çalışmalarından sıkıldım. Her fikrime karşı çıkmaları, bu lanet olasıca dört duvarın içinde ne kadar sıkıldığımı fark edememeleri… Kendi hayatlarına devam ederken benimde bir şekilde devam ettiğimi sadece bakarak bir kaç sahte, her şey yolunda gülümsemesiyle idare ettiğim zamanları fark etmemeleri çok acı. Asıl anlamadıkları benim “Ben” olduğum. Karşılıklı konuşmaya başladıktan çok değil 5dk sonra onların hayatlarına dönmemiz. Kendilerinden örnekler ve hep aynı hikâyeler…

Sanki ben istedim bir şeylerin zor olmasını. Kalkıp sarılmak istesem hemen bir tartışma çıkıyor. İçimde göstermek istediğim sevgiyi gösteremeden kapıdan çıkıyorum. Onların tek önem verdiği benim hayatımın aslında onların istediği yoldan gitmesi. Ama üzgünüm ben kaderimi yazanlardanım. Bunun için yıllarca uğraştım.

Sert biriyim doğru,
İçimden geçenleri direk gösteremem doğru,
Sarılmak isteyip sarılamadığım doğru
Ve evet hayallerimi, amaçlarımı, isteklerimi en yakınım olan aileme anlatamadığımda doğru.

Belki de ondan insanlarla iyi ilişkiler kuruyorum. Herkesle konuşa konuşa nasıl konuşulduğunu, nasıl ikna edilebildiğini öğrendim. Yıllar içinde kendimi eleştire eleştire iğrenç bir kişilikten, sorunlu bir kişiliğe doğru hızlıca yol aldım. Şimdi hangi ruh halindeyim, hangi Z.S’yim hiç bilmiyorum. Dengesiz biri oldum çıktım. Cümle kurmaya çalışırken ağlamaklı olmaktan, sesimin tonunu onlarla konuşurken ayarlayamamaktan yoruldum. Kalıplarla hareket etmeyeceğim kişilerin ailemde olması gerekirken gerçek olmayan bir şeylerin yolundaymış gibi görünmesinden sıkıldım.

Sorunlarım ve ben daha ne olabilirdi ki, ne beklenebilirdi?!

Revenge, Nam-ı Diğer İntikam


Dün sıkıntıdan patlamak üzereydim.
Kalktım spor yaptım hem de bir saatin üzerinde ama o bile üzerimdeki sıkıntıyı atamadı.
Tabi hakkını yemiyim terlemek ve yağmurlu bir havada toprak kokusuyla yapılan spor insanı açıyor.

Duştan çıktıktan sonra arkadaşımı aradım ve konuşmanın sonunda bana “Revenge” i izlememi önerdi. “Bir solukta izlersin ve sıkıntın geçer.” dedi. Sanki bitirmem gereken o kadar çok dizi yokmuş gibi bir de buna saracaktım derken cuma gününün o sıkıcı havasından korktum ve tamam başlıyorum dedim. Ben, TV’deki İntikam dizisini bile izlemeyeceğimi söylemiş ama bu tatilde izlemeye başlamış biri olarak hadi dedim, milletin bu kadar kıyasladığı diziyi bir de ben izliyim.

Bugün 1.sezonu bitirdim ve kararımı açıklıyorum: Kesinlikle Beren Saat’li İntikam dizisi daha güzel!

Bi kere ben orijinalindeki oyuncuları sevemedim. Isınamadım yani. Hele o başroldeki Emily VanCamp, bana hiçte inandırıcı gelmedi. Chuck dizisindeki Sarah’ya benzemiyor mu? (Sarah daha güzeldi kabul.) Ya da bana öyle geldi bilemiyorum. Hiç onun yüzünde intikam alacak bir ifadeyi göremedim ben. Beren’in gözleriyle verdiği ifadelerin yanında onunki sadece konuşma gibi kalıyor. Hele sırdaşı Nolan’a ne demeli?! Bizdeki Hakan onu sollar bee. Engin Hepileri’nin oyunculuğunu hep beğenmişimdir zaten. Sonra başroldeki kötü kadınımız Victoria yok mu, hiç inandırıcı değil. Hatun iki çocuk doğurmuş ama vücut taş. Tek benimsemediğim şeyde bu değil. Kadın dizi boyunca hiç konuşmuyor. Sadece bakıyor. Aslında genele bakarsam dizide tek adam akıllı beğendiğim kişi Daniel yani Joshua Bowman.
Bizdeki uyarlamaya yapılan birkaç eleştirinin üzerinden cevap vermek istiyorum;

İlk eleştiri kurgunun bizde inandırıcılıktan uzak olduğuydu. Bence, aslında daha uyduruk. Bir anda oldu bittiye getirenler orijinalindekiler. Adamlar 40dklık dizi çekiyoruz diye iyice oldu bittiye getiriyorlar. Bizde dizi en az bir saat olduğu için en ince ayrıntısına kadar görüyoruz. Türk izleyicisi bunu görmek ister zaten.

Sonra bir başka eleştiri ise Arsoy ailesinin manevi olarak sahiplendikleri kızın orijinalinde gay olan biri olması. Bende orijinalinden birebir alınsın isterdim ama kabul edin ki göğüs dekoltesi için şikayet eden bir toplumda gay bir ilişki nasıl karşılanır söyler misiniz?

Başka bir eleştiri ise giyim kuşam hakkında. En çok duyduğum şey ise orijinalinde Emily’nin çok iddialı giyindiğiydi. Affedersiniz ama 1.sezonu bitirdim ve hiçte öyle iddialı bir giyim göremedim. Ne Emily’den ne de diğer oyunculardan. Zaten dizide bir avuç insan ve onların etrafında dön dön dünya durumu var. Beren Saat’in giydiği kıyafetler orijinal Emily’nin giydiklerine bin basar. Sadece Beren değil ki. Engin Hepileri ve Nejat İşler’in de erkek giyimi olarak giydiklerine bakın, bir de orijinalindeki giyimlere. Bizim dizideki kıyafetler kesinlikle her karakter için bizzat seçilmiş belli. Şunu da kabul ediyorum, bizdeki kıyafetler özellikle Cemre’nin giydikleri bazen kızın üzerine tam oturmuyor. Ona dikkat etmek gerek.

Orijinalinde habere parti gecelerini görüyoruz. Bir başka dikkat ettiğim nokta ise kızımızın küçükken sarı saçlı olduğu. Bizde Beren, lens takıp, saçını boyatınca olay olmuştu. Orijinalinde Emily hala sarışın. Yorum bu cümleyi söyleyerek eleştirenlerin. Bizdeki uyarlamada daha fazla insan var. Sokak, cadde en önemlisi de bizde insan görüyoruz ya. Neymiş orijinalindeki ev çok görkemli ve büyükmüş ama bizdeki küçük kalıyormuş. Burada bir daha diyorum ki affedersiniz, o şatafatlı evin kaç odasını dizide gördünüz? Bi salon, bi hol, hol da ki merdivenler, çalışma odası ve Victoria’nın yatak odasıyla Emily’i görebildiği balkonu var. Bu mudur yani şatafatlı ev?! Öyle kocaman evin bir ucunda biri birini öldürse yemin ediyorum kimse anlamaz. Bizimkinde en azından herkes evin her odasını kullanıyor.

Millet diziyi soluksuz izliyormuş. Ben izlerken hiç de öyle olmadım.

Bunu da söylicem yoksa içimde kalır =) Orijinalindeki genç oyuncular arasındaki ilişki hiçte uyumlu değil. Gossip Girl’de de sevemediğim Connor Paolo’yu burada da sevemedim.

Sonuç olarak bi kere başladım bu diziye ve 2.sezonuna da başlayıp bitireceğim. Çünkü ben bir işi yarıda bırakmayı sevmem. Belki sonradan dizi toparlanmıştır.

6 Şubat 2013

Mimlenmişim ...8

Mia nın aslında mimi ama ben soruları çok beğendim. Soruları alıp cevaplamak içinde Mia’dan rica ettim. Sağolsun o da “Tamam.” dedi ve ben bu güzel soruları cevaplıyorum =)

Hadi bakalım. Önümüzde tam 18 bolca soru var ;)

1- Hayatınızda mucize olarak nitelendirebileceğiniz bir olay geldi mi başınıza?
Mucize dermisiniz bilemiyorum ama en çok görmek istediğim kişiyi düşündüğüm anda kapının zili çalmıştı ve bir gece yarısı onu kapıda görmemle deliye dönmüştüm.

2- Hayatınızda aldığınız en büyük risk neydi?
Herhalde ÖSS zamanında tek bir meslek seçmem ve 5 tercihle tercih sürecimi kapatmam, benim için riskti. Bide bunu kimseye söylememiştim yani riski üstlenmiş ve sonuçları ne olursa olsun arkasında duracaktım.

3. Almayı düşünüp de alamadınız neler var?
Renault yeni Clio (Kırmızı olmalı), adL in yeni kreasyon elbise ve çantaları =)

4- Kıyafet konusunda takıntılarınız var mı? (Asla beyaz giymem vs.)
Mia gibi bende Ugg giymem. Ayrıca, florasan renklerden pembe ve turuncu olan giysileri giymiyorum. Bide sarı rengi giymiyorum (Annemin bana verdiği bir sarı kazağı var. Bir tek onu giyiyorum. Oda saf yün olduğu için yılda bir kez denk geliyor.).Aşırı salaş şeyleri sevmiyorum. İncecik tayt giymem.

5- Nefret ettiğiniz huylar ya da nefret ettiğiniz insanlar?
Çok alıngan insanlar, çabuk ağlayanlar (Bu dediklerim alt dudağı hep aşağıda olanlar.), dediğim dedikler, benim kızdığımı bile bile bundan zevk alıp dalıma basarak eğlenenler, mantık çerçevesinde yaşayanlar ve bundan biraz olsun çıkmayanlar, her işini gizli kapaklı yapıp sonra yakalanınca yalana başvuran insanları sevmiyorum.

6- Sizi en net tanımlayan kelime hangisi?
Mutlu

7- Hayata yeniden gelme şansınız olsa, hangi ülkede doğmak isterdiniz?
Paris. Aşıklar şehri, kaybolmak için en ideal yer.

8- Tek başına bir insan keyif almak için neler yapabilir?
Uyuyabilir =) Şaka şaka.. Sayıyorum; çay demler bütün termosu içer. Evinin en sessiz köşesini bulur ve kucağında küçük küçük çikolatalarıyla kitap okur. Sabahsa güne iyi başlamak için spor yapar. Mesela sabah koşularını deneyin derim ;) Eve gelince sıcacık banyosuna girer ve müziği son ses açar. Çıktığında dans ederek evi turlar. Neti açar, yarım bıraktığı dizinin sezonunu bitirir. Arşivinden bir Cem YILMAZ gösterisini açar onu izler. Morali tavan olduktan sonra güzelce giyinip dışarı çıkar. Deniz kenarına gider oturur, fotoğraf çeker. Evde okuduğu kitap çantasında olduğu için bir kafeye girer ve bir fincan kahvenin eşliğinde kitabını okumaya devam eder. Yeni tatlar dener. Sokak sanatçılarını izler. Vapura biner Karşıyaka’ya gider. Alışveriş yapar. Sırf keyfine, D&R a gider gezer de gezer. DVD arşivine yeni DVD ler katar. Takıl bana, sıkılmayız seninle ;)

9- Nikâh masasında evleneceğiniz kişiden “Hayır!” cevabı alsanız?
İlk tepkim suratına bakmak olur. O an şaşırdığım için (Şaşırma sürem 3sn.) bu sürenin sonunda “Nasıl ya?!” der ve kalkar giderim. Kalsın orda mal gibi!

10- Ölümden sonra var olan hayata inanıyor musunuz?
Evet. Ama öyle çekirge ya da öküz olarak gelmeye inanmıyorum =) Öldükten sonra bir şeyler olacak anca buna inanıyorum.

11- Sizi yazmaktan soğutan olaylar?
Yazmaktan soğutan değil de beni yazmaya teşvik eden olaylarım var. Mesela biten her olayımda illa yazıyorum. Sonra mutlu olduğumda illa yazıyorum. Başımdan geçen bence ilginç bir şey olduğunda yazıyorum. Ouuvv en güzelini sona sakladım; sinir olduğumda kesinlikle yazıyorum. İsyanım bir de buradan alevleniyor.

12- Kendinize robot bir sevgili yapıyorsunuz, ona hangi özellikleri eklemek isterdiniz?
Duygusal olarak seviyeler ve birine dokunduğunda hissedip bunu hafızasına almasını ayrıca bu duyguyu içinde hissedebilmesini eklerdim. Çok mu ütopik oldu ne?! #)

13- İnsan kaderini mi yaşar, kaderini mi yazar?
Yazılı olan kaderin seçeneklerini seçerek kendi yolunu çizer. Hayat, olasılıklarla dolu.

14- Aklınıza ilk gelen İngilizce kelime hangisi?
Hi!

15- Bir kitap yazsanız, adı ne olurdu?
Kakaolu Profiterol; bir bardak su, dört bardak un…

16- Blogger olmasa, şu an gerçekleştirdiklerinizi nerede gerçekleştiriyor olurdunuz?
Eskiden msn spaces ım vardı. Oradan yazardım. Gene oraya dönerdim herhalde.

17- Birinden hoşlanıyorsun ama hoşlandığın kişi en yakın arkadaşından hoşlanıyor, arkadaşınsa boş değil ona karşı. Ne yaparsın?
Böyle bir durum? Bana hiç de uzak değil. Dürüstçe cevap veriyim mi: kesinlikle aralarını yapmazdım. Olur mu öyle ya. Ben hoşlancam ama sonra onlar çıkmaya başlıcak ve acı çeken ben olcam. Üzgünüm canlar ama bu konuda çöpçatan olamam. Hayatım boyunca da bu konuda olmadım zaten.

18- İnternette sahip olduğunuz ilk takma isim neydi?
“Lora” =) Hatta ilk aldığım msn adresi de bu isimden oluşuyordu. İlk lise birde bir arkadaşımı bu adresime eklemiştim ve yıllar geçti hala beni bu isimle çağırır =))

Mimlediklerim