11 Şubat 2012

90'lar ...2



Nerede kalmıştık?! Hmm… Hatırladım =)

*Pazar günlerinin kâbus olarak anılmasının temeli belki de 90’lardır. Ödevler o gün biterdi. Banyoya annemizin zoruyla girer sonra da dizi bile izleyemeden yatağa yatardık. Bizimkiler dizisi vardı o zamanlar sonra da Pazar Keyfi. Star’ın parliament sinema kuşağı vardı. Ne güzel filmler yayınlardı. Bir de korku kuşağı vardı ki Chuck serisi olsun sonra Elm Sokağı Kabusu olsun 90’lar çocuğu olup da izlemediyseniz geçmişinize dair eksik bir şeyiniz kalmış demektir. O filmleri izler sonrada uyuyamazdım =) Chuck’dan sonra bir süre o tarz bebeklerimden uzak durduğumu hatırlıyorum. Bilinçaltımı etkilemiş olmalı =)

* “+18” yayınlar olurdu geceleri. Kırmızı noktalar yerleştirilirdi. Bütün kanallar bu tarz yayınlar verirdi ki özellikle Show TV’yi hatırlıyorum. “Tuttu Furitti” diye bir yarışma gene bu saatte yayınlanırdı. Buda bir şekilde bilinçaltıma yerleşmiş olacak ki ben Gökçe’nin “Tuttu Fırlattı” şarkısını ne zaman dinlesem aklıma bu yarışmanın adı gelir.

*Cine5 şifreliydi ve izleyemeyen kahrolurdu. Arada şifresiz yayın yapardı. Denk gelirseniz o günün şanslısı siz olurdunuz. Başka hangi diziler vardı? Hmm şöyle bir düşüneyim… Kara melek, Mahallenin Muhtarları, Sıdıka (ay ne severdim ben Sıdıka’yı), Süper Baba (Müziğini hatırlar mısınız?! Biraz büyüyünce hemen flütle çalardık), Çılgın Bediş (Yonca Evcimik’in benim gözümde çocukluk idolüm olmasının ilk basamağıdır.),  Çarli (o maymunu hiç sevmezdim ama sevene de mani olmaz uslu uslu izlerdim) ve tabi dizideki herkes ölse de bir türlü bitmeyen dizi Böyle mi Olacaktı?. İsmine yaraşır bir diziydi. Nasıl başlamış bir konuyla başlamış nasıl bitmişti. Herkese sonunda "Harbiden bu dizi böyle mi olacaktı?!" dedirtmişti.

*Sadettin Teksoy’u hatırlıyor musunuz?! Tabi ki de hatırlıyorsunuz. 90’lı yıllarda Sadettin Teksoy’un durumu çok farklıydı. Bir kere ben ondan çok korkardım. Olağanüstü diye tanımladığı şeyleri gösterirdi. Yok, bir evdeki nine 10 sene önce ölmüş fakat o öldüğünden beri evinin bacasından duman çıkıyormuş! Çocukluk işte korkardım =) Bide onun o kocaman sarı montu vardı ha bir de unutmadan o meşhur sloganıyla ekrana uzattığı parmağı. “Ben Sadettin Teksoy Sokarım!!!”

*90’lar da internet çok yaygın değildi ve kullananlar da chat için ICQ yu tercih ederdi. Onun kendine has bir açılış melodisi ve anlık mesaj sesi vardı. “Aaoo!” diye bir şeydi =)) Artık kullanan kaldı mı bilmiyorum.

90'lar part 2  ile sınırlı değil ve devamı var ;)

24 Ocak 2012

Seçmek ve Tercih Etmek


Şimdi size bir olay ve olayın gidişatını anlatacağım.

Önünüzde girip çalışmak istediğiniz bir proje var ve bu proje de bünyesinde çalıştıracağı kişileri rastgele seçmiyor. En az üç aşamadan geçmeniz gerekiyor. Bundan önceki iki aşamayı geçmiş ve artık üçüncü aşama olan birebir mülakatlara gelmişsiniz. Mülakat salonuna tek tek değil de üçer üçer alıyorlar. Sıra size geliyor ve sizde herkes gibi üç kişi giriyorsunuz.

Sorular devam ederken size son soru olarak “Sen bizim yerimizde olsaydın ve aranızdan sadece birini seçmememiz gerekseydi sen kimi seçerdin?” sorusunu soruyorlar.

Birinci kişi: Benim için seçilmek ve tercih edilmek iki önemli kavram. Bunu şöyle açıklamam gerekirse, önünüzde pilav ve makarna var ve siz pilavı yemek istiyorsanız pilavı tercih edersiniz. Fakat domatesli makarna ve sade makarna varsa o zamanda domatesli makarnayı seçersiniz. İşte bu nedenle bende seçilen kişi olmak isterim.

İkinci kişi: Ben kendimi aslında bu iş için yetersiz görüyorum fakat bu işin içinde çalışan arkadaşımı gördükçe ne yaptığınızı da merak ediyorum. Bu nedenle seçilebilirim.

Üçüncü kişi: Ben nasıl olsa bu tarz projelerde görev alıyorum. Seçilemesem de sorun olmaz nasıl olsa kendi yolumu bulur ve çizerim. Bence ikinci kişi seçilmeli.


Şimdi asıl sorum geliyor: Sizce kim seçilmiş olabilir?
Hmm…
Evet…
Biraz düşünün…


Söylüyorum: İkinci kişi seçildi.

Nasıl oldu bende bilmiyorum ama ikinci kişi seçildi. Yani kendini yetersiz gören ve seçilirsem sorun olmaz şeklinde takılan kişi seçildi.

Sonuçta son aşamaya kadar gelmişiz ve istemiyorsanız son aşamaya kadar neden geldiniz?! Ayrıca istemiyorsanız istemiyorum deyin. İsteyeni seçmeyip yetersizim diyeni seçmek bence çok büyük bir saçmalık!

İşe girerken patron soracak “Evet Z.S Hanım, sizce bu işte başarılı olabilecek misiniz?”. Bende diyeceğim ki “Hayır efendim, ben yetersizim. Öylesine başvurdum. Baktım herkes başvuruyor bende merak ettim bu insanlar ne yapıyorlar.” ve patron bu cevabımdan etkilenip beni seçecek. Biri bana buradaki 7 farklı bulsun ve nerede yanlış yaptığımı o nedenle de seçilmediğimi söylesin.

Çok sinir oldum çook!!!

21 Ocak 2012

90'lar


Nereden çıktı şimdi bu 90’lar konusu derseniz uzun zamandır yazmak istiyordum da Twitter da TT listesinde görünce işte zamanı dedim =)

Ben 70’leri ve 80’leri sadece izlediğim ve okuduğum kadar biliyorum ama 90’lar başka hatta bambaşka benim için ;)

Resmi olarak 90’lar çocuğuyum ben =))


O zaman 90’lar deyince bakalım benim aklıma ilk neler geliyormuş:

*Sokak oyunlarımız. Biz apartmanımıza yeni taşındığımızda herkesin çocukları vardı. İşin güzel yanı yaşıtımın çok olması ve her birinin de abi/ablalarının olmasıydı. Yani herkesin bir eşi vardı. Sonuç böyle olunca da birbirimizi gaza getirecek, oyunların hiç bitmemesi için dua edip annelerimize yalvaracak günlerimiz çok oluyordu. Ne oyunlar oynardık öyle yaa =) Saklambaç favorimizdi. İlk o yaşlarda çanak çömlek diye bir hile yolunun olduğunu öğrenmiştim. O günden sonra da saymayı değil de saklanmayı daha çok sever hale gelmiştim. Gece olunca abi ve ablalarımızda bize katılır gece saklambacı oynardık. En eğlenceli zamanlar gece oynanan saklambaç olurdu. Ailelerimiz balkonlardan bizi izler bizde sokak lambasının ışığında bir oraya bir buraya kaçışırdık. Yerden yüksek, körebe, dansa davet, elim sende, köşe kapmaca, istop, çürük yumurta, sek sek, ip atlamak, kulaktan kulağa, sessiz sinema, evcilik, çamurlarla pasta börek yapmak ilk aklıma gelenler.

*Anaokuluna giderken midemin bulandığını hatırlıyorum. Evden rahat rahat çıkardım hatta çok mutlu olurdum fakat ne zaman kampüsün içine girer ve ben o dikdörtgen taşları görürdüm işte o zaman bende başlardı bir öğürtü hali. Ee noldu şimdi anaokulumun karşınsın da ki bölümümde okuyorum =) Size bir sır vereyim mi?! Hala o taşlar yerli yerinde ve ben o taşları yürümeden bölümüme giremiyorum. İtiraf kısmım ise burası: hala o taşları görünce kimseye çaktırmasam da içim bir tuhaf oluyor. O yüzden oradan geçerken hiç önüme bakmam =) Bunun yanında şunu da söyleyeyim bugün rektör çıkıp o taşları değiştiriyoruz dese inanın en başta karşı çıkan ben olurum. Öylede çocukluğuma ve geçmişime bağlı bir insanım ben ;)

*Sabahçı/öğlenci olup okulda hangisinin daha iyi olduğunu bıkmadan usanmadan tartışmaktı. Bir sene sabahçıysanız bir sonraki sene öğlenci olurdunuz. Öğlenciyseniz akşam hava kararınca eve gelir fakat sabah geç kalktığınız için mutlu olurdunuz. Sabahçıysanız ise sabahın köründe kalkıp derse gider fakat bütün öğlenden sonranız boş olduğu için bu seferde mutlu olurdunuz. Andımızı okumak için herkesin Atatürk büstüne çıkmasını hatırlıyorum. Öyle üç beş kişi olmazdı benim okulumda. En az 7 =))

*Beden derslerinde “Uzun kollu sıra ol!” diye bir şey vardı. Ardından söylenen “Arkadaşının ensesine bak!” Komutunu bu yaşıma geldim hala unutamıyorum. Hep önüme erkek arkadaşım gelirdi ve o zaman ensesine bakmayı gerçek sanıp harbiden ensesine bakardım. Bir ara sıkıntıdan benlerini saymıştım çocuğun #)

Yazım o kadar uzun oldu ki part part yayınlamaya karar verdim =))

14 Ocak 2012

Ocak Geldi De Geçiyor Bile



Aynen başlığımda da dediğim gibi, ocak geldi de geçiyor bile =) Tabi ben final tatili ardından iki haftalık final haftamda boğuşurken inanına günlerden hangi günmüş ayın kaçıymış bide 2012’ye girmişiz gibi durumları sindiremedim. Hâlbuki 2012’yi çok merak ediyorum =)

Her zaman dediğim gibi hayat üzüntüsüyle de, sevinciyle de devam ediyor. Bugün üzüldüğünüz şey hemen ardından gelen güzel haberlerle bir anda dağılıyor.

Yeni mutlu haberimiz ise kuzenimi nişanladık =) Vayy bee..yıllara bak! Daha yeni arkadaşlarımın nişan haberleri için erken derken kuzenim nişanlandı =) Büyüyoruz valla yaa. İnsan belli bir yaşa gelince önce arkadaşlarının nişan haberlerini almaya başlıyor sonra erkek arkadaşlarımın askerlik haberlerini derken evlilikler ve düğünler başlıyor daha doğrusu başlıyormuş. Sonra hangi haberleri alacağız ben söyleyeyim. Mini mini benim arkadaşlarımın “Jr” larının haberlerini ;) Bütün bunlar olurken benim kimseyi bulamayıp yalnız bir bayan olarak izlemem ise çok farklı olacak biliyorum #)

Ne tuhaf durumlar dimi?! Sen ki dört sene aynı sınıfta eğitim gördüğün arkadaşının evlilik haberini al bir başkasının ise askere gitme haberini. Yazarken daha gerçek geldi. Farklı farklı hayatlar farklı farklı kararlar… Ben şimdi sadece okumayı ve mesleğimi düşünürken yanımda yıllarca oturmuş en yakın arkadaşım ise evleniyor. Bundan sekiz sene önce bize böyle bir şey deseler yok artık ne alaka der bide üzerine daha çok var deyip kesin cümleler kurardık. İşte o daha çok varlar bitti ve şimdi seçim zamanındayız. Büyüdükçe daha çok ağlar oldum. Düğünlerde, nikâhlarda, kız istemelerde, nişanlarda ya da mezun olma durumlarında. Beni ağlatacak kadar üzen bir şeyle karşılaşamıyorum uzun zamandır. En büyüğünü yaşadıktan sonra hiçbir şey ağlatmıyor artık beni. Kimse inanmıyor bu dediğime ama durum bu.

Sizi unuttum sandınız dimi?! Ama unutmadım ve bütün ocak ayının özetini geçtim size =)
Şimdi derslerime dönsem iyi olacak. Malum son haftama girip son 4 finalimi de vermem lazım.
Bana şans dileyin çünkü çok ihtiyacım var ;)