21 Ocak 2012

90'lar


Nereden çıktı şimdi bu 90’lar konusu derseniz uzun zamandır yazmak istiyordum da Twitter da TT listesinde görünce işte zamanı dedim =)

Ben 70’leri ve 80’leri sadece izlediğim ve okuduğum kadar biliyorum ama 90’lar başka hatta bambaşka benim için ;)

Resmi olarak 90’lar çocuğuyum ben =))


O zaman 90’lar deyince bakalım benim aklıma ilk neler geliyormuş:

*Sokak oyunlarımız. Biz apartmanımıza yeni taşındığımızda herkesin çocukları vardı. İşin güzel yanı yaşıtımın çok olması ve her birinin de abi/ablalarının olmasıydı. Yani herkesin bir eşi vardı. Sonuç böyle olunca da birbirimizi gaza getirecek, oyunların hiç bitmemesi için dua edip annelerimize yalvaracak günlerimiz çok oluyordu. Ne oyunlar oynardık öyle yaa =) Saklambaç favorimizdi. İlk o yaşlarda çanak çömlek diye bir hile yolunun olduğunu öğrenmiştim. O günden sonra da saymayı değil de saklanmayı daha çok sever hale gelmiştim. Gece olunca abi ve ablalarımızda bize katılır gece saklambacı oynardık. En eğlenceli zamanlar gece oynanan saklambaç olurdu. Ailelerimiz balkonlardan bizi izler bizde sokak lambasının ışığında bir oraya bir buraya kaçışırdık. Yerden yüksek, körebe, dansa davet, elim sende, köşe kapmaca, istop, çürük yumurta, sek sek, ip atlamak, kulaktan kulağa, sessiz sinema, evcilik, çamurlarla pasta börek yapmak ilk aklıma gelenler.

*Anaokuluna giderken midemin bulandığını hatırlıyorum. Evden rahat rahat çıkardım hatta çok mutlu olurdum fakat ne zaman kampüsün içine girer ve ben o dikdörtgen taşları görürdüm işte o zaman bende başlardı bir öğürtü hali. Ee noldu şimdi anaokulumun karşınsın da ki bölümümde okuyorum =) Size bir sır vereyim mi?! Hala o taşlar yerli yerinde ve ben o taşları yürümeden bölümüme giremiyorum. İtiraf kısmım ise burası: hala o taşları görünce kimseye çaktırmasam da içim bir tuhaf oluyor. O yüzden oradan geçerken hiç önüme bakmam =) Bunun yanında şunu da söyleyeyim bugün rektör çıkıp o taşları değiştiriyoruz dese inanın en başta karşı çıkan ben olurum. Öylede çocukluğuma ve geçmişime bağlı bir insanım ben ;)

*Sabahçı/öğlenci olup okulda hangisinin daha iyi olduğunu bıkmadan usanmadan tartışmaktı. Bir sene sabahçıysanız bir sonraki sene öğlenci olurdunuz. Öğlenciyseniz akşam hava kararınca eve gelir fakat sabah geç kalktığınız için mutlu olurdunuz. Sabahçıysanız ise sabahın köründe kalkıp derse gider fakat bütün öğlenden sonranız boş olduğu için bu seferde mutlu olurdunuz. Andımızı okumak için herkesin Atatürk büstüne çıkmasını hatırlıyorum. Öyle üç beş kişi olmazdı benim okulumda. En az 7 =))

*Beden derslerinde “Uzun kollu sıra ol!” diye bir şey vardı. Ardından söylenen “Arkadaşının ensesine bak!” Komutunu bu yaşıma geldim hala unutamıyorum. Hep önüme erkek arkadaşım gelirdi ve o zaman ensesine bakmayı gerçek sanıp harbiden ensesine bakardım. Bir ara sıkıntıdan benlerini saymıştım çocuğun #)

Yazım o kadar uzun oldu ki part part yayınlamaya karar verdim =))

14 Ocak 2012

Ocak Geldi De Geçiyor Bile



Aynen başlığımda da dediğim gibi, ocak geldi de geçiyor bile =) Tabi ben final tatili ardından iki haftalık final haftamda boğuşurken inanına günlerden hangi günmüş ayın kaçıymış bide 2012’ye girmişiz gibi durumları sindiremedim. Hâlbuki 2012’yi çok merak ediyorum =)

Her zaman dediğim gibi hayat üzüntüsüyle de, sevinciyle de devam ediyor. Bugün üzüldüğünüz şey hemen ardından gelen güzel haberlerle bir anda dağılıyor.

Yeni mutlu haberimiz ise kuzenimi nişanladık =) Vayy bee..yıllara bak! Daha yeni arkadaşlarımın nişan haberleri için erken derken kuzenim nişanlandı =) Büyüyoruz valla yaa. İnsan belli bir yaşa gelince önce arkadaşlarının nişan haberlerini almaya başlıyor sonra erkek arkadaşlarımın askerlik haberlerini derken evlilikler ve düğünler başlıyor daha doğrusu başlıyormuş. Sonra hangi haberleri alacağız ben söyleyeyim. Mini mini benim arkadaşlarımın “Jr” larının haberlerini ;) Bütün bunlar olurken benim kimseyi bulamayıp yalnız bir bayan olarak izlemem ise çok farklı olacak biliyorum #)

Ne tuhaf durumlar dimi?! Sen ki dört sene aynı sınıfta eğitim gördüğün arkadaşının evlilik haberini al bir başkasının ise askere gitme haberini. Yazarken daha gerçek geldi. Farklı farklı hayatlar farklı farklı kararlar… Ben şimdi sadece okumayı ve mesleğimi düşünürken yanımda yıllarca oturmuş en yakın arkadaşım ise evleniyor. Bundan sekiz sene önce bize böyle bir şey deseler yok artık ne alaka der bide üzerine daha çok var deyip kesin cümleler kurardık. İşte o daha çok varlar bitti ve şimdi seçim zamanındayız. Büyüdükçe daha çok ağlar oldum. Düğünlerde, nikâhlarda, kız istemelerde, nişanlarda ya da mezun olma durumlarında. Beni ağlatacak kadar üzen bir şeyle karşılaşamıyorum uzun zamandır. En büyüğünü yaşadıktan sonra hiçbir şey ağlatmıyor artık beni. Kimse inanmıyor bu dediğime ama durum bu.

Sizi unuttum sandınız dimi?! Ama unutmadım ve bütün ocak ayının özetini geçtim size =)
Şimdi derslerime dönsem iyi olacak. Malum son haftama girip son 4 finalimi de vermem lazım.
Bana şans dileyin çünkü çok ihtiyacım var ;)

Yazı Yazmak...

Yazı yazmak…
Ouvv...
Yazı yazmak benim için,
Tutku.
Bağımlılık.
Kafamı boşaltma hobim.
Belki de alışkanlığım.
Yazdıkça gelişmeye başladığım bir alan.

Yazarken mutlu da oluyorum mutsuzda.
Yazarken düşünüyorum.
Kendimi yazarak ifade ediyorum.
En samimi, en doğal halimle geçiyorum klavyemin başına.
Hiçbir zaman şimdi ne yazmalıyım diye düşünmedim.
Ne yazmalıyım, konum ne olmalı acaba?
Başlık atmadım aslında hiçbir yazıma.
Direk girdim konuya ve kurdum cümlelerimi.
Sonrasında başlıklar yazdım her birine.
Başlıklar için bile uzun uzun düşündüm.

Eskiden çok hızlı konuşup cümlelerimi saniyelere sığdırırken şimdi cümlelerimi parmaklarımın hızına yetiştirmeye çalışıyorum. Yalnızken yazıyorum, otobüs beklerken yazıyorum. Bazen de dersi bırakıp hayallere daldığım zaman kendimi yazı yazarken buluyorum.

Benim temam bu işte.
Yani ben!
Her şeyiyle en samimi halimle ben!

Eskiden Blogumu sırf yazı yazmak için açmıştım. Zamanla fark ettim ki yazdıklarım gelişmeye, yaşadığım olaylar ise beni yönlendirmeye başlamış. Bunu fark ettikten sonra sizlerin de aynı düşüncelere sahip olduğunuzu öğrenmeye başladım. Sahte biri değilim ya da yazdıklarımın hiç biri sahte değil. Birebir olaylar, birebir kişiler ve birebir cümlelerle anlattım size. Samimiyetin altını doldurdum. Ben içten oldukça sevdiniz ve okudunuz. Benim en büyük tutkumu artık biliyorsunuz hatta şimdi hep beraber paylaşıyoruz.

Günün sözüyle hatta benim sözümle yazımı bitiriyorum:

“Mutlu olmak, hayatta karşılaştığınız her olayın sonunda olaylara bakış açınızla gerçekleşen bir şeydir.” 

31 Aralık 2011

2012 Sen Mi Geldin?!

Uzun bir suskunluk dönemimden sonra yeni yıl için özel bir yazı yazmayacağımı mı sandınız?!
O zaman çok yanıldınız =)

2011 için dilediğim iyi dileklerimle, yaşadığım olaylarla, biten ilişkilerimle, arkadaşlıklarımla ve yeni başlayan beraberliklerimle gireceğim 2012’ye.

Neler umup nelerle karşılaştığım bir yıl oldu benim için 2011.

Olmaz dediklerim oldu.
Bitmez dediklerim bitti.
Söylenmez dediğim sözler en başta söylendi.
Şaşırdığım, üzüldüğüm ve kayıplarımın çok olduğu bir yıl oldu.

2011 biterken benim kızların 2012 için yıllık burç yorumlarını paylaştığı şu bir haftanın sonunda anladım ki benim bu şekilde bir yıl geçirmemden Uranüs sorumluymuş. Ahh Uranüs ah neler yaşattın bana bir sene boyunca #) Fakat öğrendiğime göre 2012’nin ikinci yarısına kadar tam olarak huzura eremiyormuşum. Mart ayında aşk beni beklerken nisan mayısta huzuru buluyormuşum. Fakat 2012’nin ilk aylarında çok çalışmam gerekecekmiş ama bunun faydasını göremeyecekmişim. Bu sene çok yorulacakmışım. Evlenmek isteyen varsa evlenecekmiş bir kısmımızda kararsızlığın içinde boğulacakmış. Zaten şu Uranüs bir gün olsun bana gülmedi ki şimdi gülsün. Bide Uranüs benim burcuma girdimi daha önce den de biliyorum çıkana kadar bin dereden su getiriyorum. Bir gezegen bir insanı nasıl bu kadar etkileyebilir?! Yazarken fark ettim ben burcumu söylememişim =) KOÇ ;) Benim gibi koç olanlarda benim sayemde 2012 yıllarının nasıl geçeceğini aşağı yukarı öğrenmiş oldular. Bu sene şanslıymışız ama diğer burçlar kadar değil bunu da araya sıkıştırayım bari =))

Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki Maya Takvimine göre son yıl olduğunu söyleyenlere inat olsun.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki olmaz hatta imkânsız diye tanımladığımız şeyler gerçek olsun.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki etrafımızı saran üzüntüler bizim mutluluğumuzu görüp kıskansın.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki aşk mücadelesi içinde değil mücadele aşkı içinde olalım.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki bütün o Uranüs, Venüs gibi gezegenlerin olumsuz etkilerine göğüs gerelim ve olumsuzları olumluya çevirelim.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki sevdiklerimizin kıymetini bilip kaybettikten sonra onların özlemini pişmanlıklarla anmayalım.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki insan olduğumuzu unutmadan, unutanların ise gözü önünde onlara gösterelim.
Bu seneyi öyle bir yaşayalım ki yeni hedefler koyalım ve yılın sonunda en büyük değerlendirmeyi gene kendimizle yapalım.

Şimdiden herkesin yeni yılı kutlu olsun =)