27 Mart 2023

Devrim niteliğindeki DeFi Protokolü IPOR 22 Mart 2023'te Bitget'te listelenecek

Bitget, geleneksel finans oyuncuları için IPOR pratik çözümü ile DeFi ve TradFi arasındaki boşluğu dolduracak

Victoria, Seyşeller, 20 Mart, 2023 - En büyük kripto Copy Trade platformu Bitget, IPOR'un spot piyasanın İnovasyon Alanında listeleneceğini duyurdu. Dijital varlık için yatırma hizmetleri 22 Mart 2023 10:00’dan (UTC+3) itibaren sunulacak ve listeleme aynı gün saat 15:00'de (UTC+3) yapılacaktır.

IPOR Protocol, Inter Protocol Over-block Rate (IPOR) endeksini kullanan merkeziyetsiz bir faiz oranı türev borsasıdır. IPOR Endeksi, IPOR AMM, likidite havuzları ve Varlık Yönetimi akıllı sözleşmeleri aracılığıyla saklama kuruluşu olmayan zincir içi faiz oranı swapları sunmaktadır. Protokol, gelişmekte olan DeFi kredi piyasaları için faiz oranı türevleri ve endeksleri de dahil olmak üzere risk yönetimi araçları sağlayarak DeFi ve TradFi arasındaki boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Bu durum istikrarı artırmakta ve sabit gelirli yatırımları geleneksel finans oyuncuları için daha cazip hale getirmektedir.

IPOR ekibinin 2011 yılından bu yana kripto sektöründe yer alan üyeleriyle sahip olduğu engin deneyim, ona önemli avantajlar sağlamaktadır. Üç doktoralı, sabit gelir alanında 20 yılı aşkın deneyime sahip kuantörler, 15 yılı aşkın deneyime sahip kurumsal yazılım geliştiricileri, Cardano'nun danışmanları ve 1inch'in kurucusu yer alıyor. TradFi'deki faiz oranı türev piyasası 450 ila 600 trilyon nominal arasında muazzam bir büyüklüğe sahipken, DeFi'de henüz kullanılmamıştır. IPOR protokolü, TVL'de 40 milyon doların üzerinde bir rakamla ilk 5 türev platform arasında ve Ethereum'da ilk 2 sırada yer almaktadır.

Bitget Yöneticisi Gracy Chen: "Vadeli işlemler ve Copy Trade’de lider bir kripto borsası olarak, ürün tekliflerini genişletmek bu yılki ana stratejimiz. Ayı piyasasında bile, hızla büyüyen spot işlemler piyasamızda daha fazla gelecek vaat eden projeyi desteklemekten mutluluk duyuyoruz ve IPOR'un benzersiz özelliklerinin hem DeFi hem de TradFi oyuncularını çekerek DeFi'yi daha geniş bir kitleye ulaştıracağına inanıyoruz."

Coingecko'ya göre, Bitget'in 24 saatlik işlem hacmi 845 milyon dolar civarında ve tüm spot borsalar arasında 10. sırada yer alıyor. Platform şu anda 529 işlem çifti ile 460'ın üzerinde coin'i desteklemektedir.

Bitget Hakkında

2018 yılında kurulan Bitget, temel özellikleri olarak yenilikçi ürünler ve sosyal işlem hizmetleri ile dünyanın lider ilk beş kripto para borsası arasındadır. 100'den fazla ülke ve bölgede 8 milyondan fazla kullanıcıya hizmet veren borsa, güvenli, tek noktadan işlem çözümü sunarak kullanıcıların daha akıllı işlem yapmalarına yardımcı olmayı taahhüt eder. Ayrıca, aralarında efsanevi Arjantinli futbolcu Lionel Messi, lider İtalyan futbol takımı Juventus ve resmi eSpor etkinlikleri organizatörü PGL'nin de bulunduğu güvenilir partnerlerle yaptığı işbirlikleri aracılığıyla bireylere kriptoyu benimsemeleri için ilham veriyor. Coingecko’ya göre, Bitget şu anda en iyi 5 vadeli işlem platformu ve en iyi 10 spot işlem platformu arasında yer alıyor.

 

Daha fazla bilgi için  Website  |  Twitter  |  Telegram  |  LinkedIn  |  Discord

Medya soruları için iletişim: mert.k@bitget.com

 

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

3 Kasım 2022

Bitget, social tradingi geliştirmek için "Bitget Insights"ı başlattı

Bitget'in yeni sosyal özelliği, kullanıcıların güvenilir traderlardan öğrenmelerine ve işlem stratejilerini paylaşmalarına olanak tanıyor.

Futbol yıldızı Messi'nin imzalı forması ve bu yılki popüler taraftar tokenlarıyla daha fazla ödül

Lider global kripto para borsası Bitget, yeni özelliği “Bitget Insights”ın lansmanını duyurdu. Bu özellik, sosyal medyayı Bitget borsası aracılığıyla social tradingle entegre etmeye hizmet ediyor. Lansman, Bitget'in hem yeni bireysel yatırımcılara hem de deneyimli traderlara fayda sağlamayı amaçlayan kripto social trading girişiminin bir sonraki aşamasını ifade ediyor.

BITGET’E HEMEN ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYIN!

Bitget Insights ile yeni yatırımcılar, deneyimli yatırımcılardan bilgi toplama fırsatına sahip olacak. Bitget, mevcut sosyal medya platformlarıyla karşılaştırıldığında, paylaşılan tüm bilgilerin ilk aşamada doğrulanmış ve güvenilir traderlardan geldiğini garanti edecek, böylece yeni traderların yanlış onaylar veya diğer kripto dolandırıcılıklarından kaynaklanan potansiyel kayıplardan tasarruf etmesini sağlar.

Bitget Insights'ın kullanıcılara değerli ve doğru bilgiler sağladığından emin olmak için, yalnızca Bitget’te gerçek bir doğrulanmış trader olmayı da içeren belirli kriterleri karşılayan traderlar bu yeni özellik ile paylaşımda bulunabilecek ve yayınlayabilecekler. Ayrıca, çeşitli sosyal medya platformlarında önemli ve doğrulanabilir bir takipçi kitlesine sahip olmalılar. Diğer traderlar, doğrulanmış traderlar tarafından yayınlanan teknik stratejiler veya piyasa analizleri gibi bilgileri takip edebilecek ve bunlardan yararlanabilecekler.

Bitget'in üst düzey traderları akredite etme kararı, esas olarak kötü niyetlilerin yaygın olduğu ve diğer sosyal medya platformlarında dolandırıcılıkların sık görüldüğü gerçeğine dayanıyordu. Bu, yeni traderların alım satımları ve yatırımları hakkında bilinçli kararlar vermelerini zorlaştırmaktaydı. Traderlar, borsadaki gerçek işlem verilerine dayanarak doğrulandığından, Bitget Insights, piyasaya giren yeni kullanıcılar için daha iyi koruma sağlamayı amaçlıyor.

Bitget Insights ayrıca, Bitget'in global platformunda potansiyel olarak milyonlarca mevcut traderın piyasa öngörülerini ve işlem stratejilerini paylaşarak akredite traderların topluluk varlıklarını artırmalarını sağlıyor. Akredite traderlar, amiral gemisi kripto social trading ürünü olan Bitget Copy Trade'den de yararlanabilecekler.

BITGET’E HEMEN ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYIN!

Bitget'in yönetici direktörü Gracy Chen, “Yenilikçi işlem ürünleri ve social trading hizmetleri, Bitget'in en önemli ve temel özellikleridir. Bitget, inovasyon yoluyla ürünleri geliştirmeye yönelik çalışma şekli sayesinde kripto social tradingde öncüdür. Değerli bilgilere herkesin daha kolay erişebildiği social trading platformu 'Bitget Insights'ta, seçilmiş ve doğrulanmış traderlar ve seçilmiş influencerlar, öngörülerini takipçilerle paylaşmak için grafik analizlerini, teknik stratejilerini ve makalelerini yayınlayabilirler."

"Her şeyden önce, topluluğumuzu aktif olarak dinliyoruz ve Web3 ile ilgili birçok yanlış bilginin, özellikle yeni yatırımcılar için zorluk yarattığını biliyoruz. Bir kripto borsası olarak, traderların ve Web3 yatırımcılarının platformumuzdaki doğrulanmış traderlardan bilgi ve öngörü toplamasına yardımcı olmak açısından benzersiz bir konumdayız. Sonuç olarak, bu, kriptoyu daha geniş pazarlar ve Web3 konusunda tereddüt edebilecek kişiler için daha erişilebilir hale getirecek."

Bitget Insights'ın lansmanını kutlamak için Bitget, platformda orijinal öngörüler ve içerik yayınlayan kullanıcılar için hediye ve paylaşım yarışmasını içeren bir kampanya hazırladı. Kazananlar, Bitget'in yeni partneri Lionel Messi tarafından imzalanan hediyeler ve 100.000$ değerinde BGB  paylaşacaklar.

Daha fazla bilgi için lütfen web sitemizi ziyaret edin.

BITGET’E HEMEN ÜYE OLMAK İÇİN TIKLAYIN!

Bitget Hakkında

2018 yılında kurulan Bitget, temel özellikleri olarak yenilikçi ürünler ve social trading hizmetleri ile dünyanın önde gelen beş kripto para borsasından biridir ve şu anda dünya çapında 100'den fazla ülkede 8 milyondan fazla kullanıcıya hizmet vermektedir.

Borsa, kullanıcılara tek platformdan güvenli işlem çözümleri sağlamayı taahhüt ediyor ve Arjantinli efsanevi futbolcu Lionel Messi, İtalyan lider futbol takımı Juventus, PGL Major ve e-sport organizasyonu Team Spirit’in de dahil olduğu lider ve güvenilir kuruluşlarla işbirlikleri yaparak kripto kullanımını artırmayı hedefliyor.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

11 Eylül 2020

Çocuğunuz süt sevmiyor mu? Sütü Sevdirecek harika bir tarifim var!

 


Dün bir arkadaşıma çaya davetliydim. Öğleden sonra olduğu için çocukları evdeydi. Ben de giderken onların sevebileceği lezzetli bir şeyler almak istedim. Ufak tefek atıştırmalık yiyeceklerin yanında marketten en sevdiğim markanın ambalajlı sütünü aldım. Süt, bizim evde çok tüketildiği için artık her alışverişlerimde sanırım hiç düşünmeden sepete ekliyorum.

Evlerine gittiğimde arkadaşım torbaları boşaltırken sütleri kendime aldığımı sanınca biraz şaşırdım. Meğer çocukları süt “sevmezmiş”. Benim düşünceme göre, çocuklar bir gıdayı, bir yiyeceği sevmediğinde bu gerçek fikir değil, bir etkilenme veya zorlanma sonucu oluyor. Yani çocuğu yemesi veya içmesi için zorlarsan o çocuk o gıdayı bir daha tüketmeyebiliyor. O yüzden çocukları serbest bırakmak, sıkmamak, o gıdayı farklı tarif ve formlarda denemelerini sağlayarak onlara sevdirmek lazım. Hele ki konu beslenme için olmazsa olmazlardan süt ise….

Arkadaşımla sohbet ettiğimizde  çekinerek ambalajlı sütleri pek kullanmak istemediğini söyledi. Nedenini sorduğumda ise besin değerinindüşük olduğunu duyduğunu ama bunu da araştırmadığını, tamamen kendi fikri olduğunu söyledi. Hızlıca bir google’layarak onunla birkaç araştırmayı paylaştım.  Çıkan sonuçlar,onu şaşırttığı kadar beni de şaşırttı. Zira bilmediğim bir sürü şey öğrendim. Bu vesileyle arkadaşıma da teşekkür ederim yeni şeyler öğrenmemi sağladığı için. 

Araştırmam sonucunda edindiğim bilgileri kısaca sizinle de paylaşmak istedim. Süt özelikle 1-4 yaş döneminde zihinsel gelişime katkı sağlıyor. Çocukluk ve ergenlik döneminde güçlü kemik ve diş oluşumunu sağlıyor.  Sonraki dönemlerde yani gebelik ve emzirme dönemlerinde bebeğin sağlıklı gelişimi için gerekli vitamin ve minerallerin vücuda alınmasına ve bebeğin kemik gelişimine yardımcı oluyor. 

Hamilelik dönemlerinde annelerin çoğunda yaşanan kemik ve diş problemlerinin oluşumunu önlüyor. Yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerinde ise yaşanması olası olan kemik problemlerinin önüne geçilmesinde etkili rol oynuyor. Vücudun ihtiyaç duyduğu protein, kalsiyum, fosfor, B2 vitamini gibi birçok besin öğesini de içinde barındıran süt sağlıklı ve kaliteli yaşamın anahtarı diyebiliriz. Eğer siz de yaşamınızı daha kaliteli sürdürmek, olası sağlık problemlerinin önüne geçmek istiyorsanız her gün az 2 bardak süt ve 1 porsiyon süt ürünü tüketmenizi öneririm. Uzmanlar yetişkin ve yaşlıların da ortalama 2 bardak süt içmelerini öneriyorlar. Hal böyle olunca aslında sütün günlük beslenmemizde ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görmüş oluyoruz.



Ambalajlı Sütler Nasıl üretiliyor?

Ambalajlı sütler, ısıl İşlem Görmüş İçme Sütleri Tebliği’ne uygun ısıl işlem geçirerek ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından onaylanan tesislerde üretiliyor. 

Isıl işlem, dünya çapında tüm sütlere uygulanan bir yöntemmiş meğer. Bu işlemin  amacı, sütün besleyiciliğinden ve içeriğindeki vitaminlerinden de herhangi bir kayba uğramadan, insanlarda ciddi hastalık riski oluşturabilecek etkenlerin tamamen uzaklaştırılmasıymış. mış.
Bu arada aranızda çiğ süt kullanan varsa diye çok ama çok önemli bir bilgi eklemek istiyorum. Çiğ olarak tüketime sunulan açıkta satılan sütler biliyorsunuz sokakta, dükkan önlerinde, mağaza kapılarında filan satılıyor. E tabii soğuk zincir de hak getire! Bu sütlerde soğuk zincir sağlanamadığından, tüketiciye ulaşana kadar geçen taşıma sürecinde toplam bakteri yükü artıyor. Bu zararlı mikroorganizmaların uzaklaştırılması amacıyla evlerde kontrolsüz bir şekilde uzun süre kaynatılıyor ve bu yüzden vitamin-mineral kayıpları ambalajlı sütlere göre daha fazla oluyor.

Özetlemek gerekirse; kendi sağlığınız ve çocuğunuzun sağlığı için her yerden süt almayın, çiğ süt almayın, denetimden geçmeyen sütü doğal sözüne kanıp eve sokmayın. Çocuklarınızı da onu sevmiyor, bunu sevmiyor diye şartlandırmayın. Sadece neyi nasıl sunacağınızı bilin ve çocuğunuza, yeni şeyler denemesi ve sevmesi için her zaman şans verin.  Çocuğunuza sütü sevdirecek bir tarifle bu yazımı sonlandırıyorum 
Şimdiden hepinize afiyet olsun.

Çilekli& muzlu Smootie Tarifi:
• 10 adet çilek,
• Yarım olgunlaşmış muz
• 1/2 bardak kutu süt, 
• 2 küp buz.
• Çocuklar için hazırlıyorsanız 1 tatlı kaşığı bal
Yukarıdaki karışımı 1 dakika blender’dan geçirin ve şahane bir yaz içeceğiniz hazır! 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

22 Ağustos 2017

Kullanım Kolaylığı ve Estetik Bir Arada


Derin dondurucuların faydalarını anlatarak zamanınızı almayacağım, uzun süreli gıda depolama için başka bir seçeneğin olmadığını zaten biliyorsunuzdur. Henüz bilmiyorsanız da, bu yılki Kurban Bayramı’nda öğreneceksiniz zira etleriniz buzdolabı içerisinde en fazla bir hafta dayanacak! Yani ister et, isterse de diğer gıdalar için uzun süreli depolama yapmak istiyorsanız, bir derin dondurucu kullanmanız gerekiyor. Bu bakımdan iki seçeneğiniz var: yatay ve dikey derin dondurucu modelleri. Yatay olanlar bir sandığı andırıyor ve kapakları üst kısımda yer alıyor. Dikey olanlar ise aynı bir buzdolabı gibi: Kapakları ön kısımlarında bulunuyor ve (isminden de tahmin edebileceğiniz gibi) dik şekilde kullanılıyorlar. Ben, tercihimi dikey derin dondurucu modellerinden, hatta daha net söyleyecek olursak, UED 5170 DTK A++ modelinden yana kullandım.

                                                               

Neden derseniz, her şeyden önce Uğur Soğutma markası güven veriyor. 60 yılı aşkın bir süredir derin dondurucu üretiyorlar ve bu nedenle benzersiz bir uzmanlıkları bulunuyor. Unutmayın, bu cihazları on yıllar boyunca kullanmak için alıyorsunuz ve he sağlamlıkları, hem de servis ağlarının yaygınlığı önem taşıyor. Uğur Soğutma, her iki bakımdan da beklentilerimi fazlasıyla karşılıyor. Gelelim tasarıma: UED 5170 DTK A++, dikey bir derin dondurucu modeli. Ben bu tasarımı seviyorum zira kullanması daha pratik geliyor: Aynı bir buzdolabı gibi rahatça kullanabiliyor, hatta buzdolabının yanına koyarak uyumlu ve estetik bir görünüm elde edebiliyorsunuz (ben öyle yaptım, tavsiye ederim). 

UED 5170 DTK A++ yalnızca 46 kilo, yani kimseyi çağırmama gerek kalmadan bir köşeden diğerine kolayca taşıyabiliyorum. İç hacmi 170 litre, sadece benim değil, komşularımın gıdalarını bile depolamaya yetiyor! A ++ enerji sınıfında olduğu için, neredeyse hiç elektrik harcamıyor. En sevdiğim özelliği de, elektrik kesintilerinde bile içindekileri 15 saat boyunca korumaya devam edebilmesi oldu. Sık sık kesinti yaşanan bir yerde oturuyorsanız, emin olun bu özellik çok işinize yarayacak. Satın almak için https://satis.ugur.com.tr/item/ued-5170-dtk-a/100028 adresini kullanmanızı tavsiye ederim, peşin fiyatına 12 taksit yaptırarak kredi kartınızla alabiliyorsunuz. Geniş iç hacimli, dayanıklı, pratik ve uygun fiyatlı bir derin dondurucu arıyorsanız, UED 5170 DTK A++ modelini gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum.

                                     

Bir boomads advertorial içeriğidir.

22 Haziran 2015

Pazartesi Sendromu


Sabah uyanamamak ve işe gelmek zorunda olmak off!

İlk kez bu kadar salak gibiyim. Sabah panjurun arasından odama vuran gün ışığı, hafif serin hava, biraz daha uyuma isteği doğuran durum. Kalktım, giyindim ve servise bindim. Servise biner binmez de uyumaya devam etmişim. “-meşim.” diyorum çünkü o anları hatırlamıyorum, deliksiz uyumuşum. Gün nasıl geçti onu da hatırlamıyorum. Hala geçmedi!

Saat, iş çıkışına gelse de ben günü yaşayamadım. İçtiğim kahveler, yediğim yemekler benim uykumu açmaya yetmedi. Şimdi de spora gitmem gerek. Spor hocam bugün başka bir hoca olduğu için rahatım. Spordan sonra daha bir enerjik oluyorum. Adrenalin dolayısıyla galiba.

Karnım aç değil. Sadece uyumak istiyorum. Belki iş çıkışı uyurum biraz.

Yaz sezonu İzmir’e çoktan geldi. Deniz soğuk ama olsun biz giriyoruz. Arkadaşlarla geçen eğlenceli ve bir o kadar da hızlı hafta sonundan sonra bu yaşadığım yorgunluğa şaşmamalı aslında.

Ayy başım!

İç suyu, iç suyu ve ayılmaya çalış Z.S.!
Bir gece önce alkol alırsın ve ertesi günün böyle manyak gibi geçer ya aynen öyleyim.
Alkol alsam gam yemicem ama bedenen yıkılıyorum.

Siz siz olun bu kadar ordan oraya koşturmayın!

xoxo

2 Haziran 2015

Hayvan Sevgisi “Kedicikler Minikler”

İş yerindeki minik kediciği daha doğrusu kedicikleri sahiplendim. Annelerini zaten sahiplenmiştim de yavrular şimdi bana bonus oldu J

Aslında iki tane yavru kedimiz vardı. Kışın onlara bakıyordum. PİKO’nun yemediği kuru mamaları getirip onlara veriyordum. Daha sonra İstanbul – Akhisar derken bir geldim ki benimkiler büyümüş ve şimdi bir tanesi iki tane daha doğurmuş ve gitmiş. Yani eskiler büyüdü gitti, elimizde siyah beyaz ve beyaz gri iki yavru kedi kaldı. Anneleri yok (Solda fotoğrafını gördüğünüz anneleri oluyor.).






En fazla iki aylık olan bu kediciklere gene PİKO’nun yemediği kuru mamaları getiriyorum (Sağdaki fotoğrafta yavrulardan birini görüyorsunuz. Bu cin olan hehee.).

Bizimkinin burnuna koymadığı mamaları valla tek seferde yiyorlar. Haspama en kaliteli mamaları alıp paralar döktüğüm için bekledikçe bozulacağına işe yarasın bari.

Bu hafta onları güzelce besleyip göbiş yaptıracağım. Kuru, kemikleri sayılacak yavruların o kadar zayıflar açlıktan. İyice doyup oyun ve yatış hallerini alana kadar yedir Z.S. heheee :)

Sonuç olarak;

* İş stresi,
* Aile stresi,
* Para sıkıntısı,
* Kilo verme çabası, sporu,
* Arkadaş kaprisi,

Şehir gürültüsü derken cumartesi kaçtım yazlığa gittim. Ohh iyi geldi. Bahçede gülleri kestim, verandayı temizledim. Kitap okudum, denize girdim. Bugün Salı hatta Haziran’ın 2’si! Ne zaman 2015’e girdik ve ne zaman yılı yarıladık anlamadım ben.

İçinizdeki hayvan sevgisinin eksik olmadığı, havanın ısınmasıyla artan mutluluğun daha çok arttığı güzel bir yaz diliyorum.


xoxo

11 Mayıs 2015

Doğuş Otomotiv Trafik Hayattır!

Önemli olan ne kadar hızlı vardığınız değil, nasıl vardığınız... 
Trafikte aşırı hız yapmayın! Çünkü Trafik Hayattır!


Aşırı hız son yıllarda kazaya sebep olan unsurların başında yer alıyor. Özellikle gençlerin yaptığı trafik kazalarının çoğu aşırı hız nedeniyle meydana geliyor. Doğuş Otomotiv’in kurumsal sorumluluk markası Trafik Hayattır, ‘aşırı hız’ı konusunu ana mesajları arasına alarak projelerini kurguluyor.

Dünya Sağlık Örgütünün raporuna göre trafik kazalarındaki ölümlerin yaş grubu analizinde diğer ölüm nedenleri arasında 15-29 yaş grubu birinci sırada yer alıyor.   Bu durum gençlere yönelik trafik güvenliği kampanyalarının acil olarak arttırılması gerektiğini gösteriyor. Trafik Hayattır platformu bu noktada çok önemli inisiyatifler alarak önemli projeler geliştirdi; 4 senedir devam eden Trafik Güvenliği Uzaktan Eğitimi projesinin üniversitelerde seçmeli ders okutulmasının yanı sıra, 2014 yılında radyolarda yer alan ‘aşırı hız’ radyo spotu da dikkat çeken bir diğer proje oldu. İki projede birçok önemli ödül aldı. Bu ödüllerden en çok gurur veren ise 2014 Birleşmiş Milletler Genel Kurultay’ın da iki projenin Avrupa’da trafik güvenliğiyle ilgili örnek uygulama seçilmesi oldu.



Trafik Hayattır, ‘aşırı hız’ ile  ilgili projelerine yenisini ekledi ve her birinde farklı trafik güvenliği mesajlarının verildiği bir animasyon serisi üretti. Aşırı hız konulu animasyonda her gün trafikte rastladığımız hatalar vurgulanıyor.  Çocuğunu almaya giden bir babanın trafikte kalmasını ve sonrasında hız yaparak girdiği emniyet şeridinde kaza yapmasını anlatan animasyondan hepimizin çıkaracağı dersler var.
Bir boomads advertorial içeriğidir.

8 Mayıs 2015

Karmaşıklık Sorunsalı


Bazılarının ayakları vardır her ayakkabıda güzel durur.

Güzel durur, ayakkabı ayağını vurmaz. Mevsim ve sezon değişimlerinde çıkarır hoop bot giyer, hop çizme giyer, yaz gelir sandalete geçer, terlik giyer. Sandalet giyer bileğini vurmaz, terlik giyer parmak arasını vurmaz. Topuklu giyse ya da babet giyse o babet ayağında palet gibi durmaz, topuğu ayakkabıdan çıkmaz. Bot giyse ayağını sıkmaz. Parmağı nasırlanmaz, o acıyı bilemez, zorluğunu yaşamaz. Fena halde bu aralar mevsim değişimi ile gelen ayakkabı acısını yaşıyorum. Fena taktım arkadaş!

Ananas!

Bu aralar sardığım bir diğer olayım. Her öğünde yiyorum maşallah. Ama öyle dilimlerce değil. İlk yediğimde ağzımı kaşındırdı zaten. Bir de yara yaptı ayyy narin benim ağzım işte naparsın prenses ağzı olunca böyle oluyor hehee =)

Olayımız şu; benim bazal metabolizmam 1286 kalori yakıyormuş yani hiç bir ek hareket yapmadan bu kaloriyi yakıyorum. Daha fazlasını yersem kilo alıyorum. Bunu fark etmemle aydınlanmam bir oldu arkadaş! Şimdi kendime beni çok yormayacak, enerjimi de çok düşürmeyecek bir beslenme programı yaptım ve arada kalori farkı oluşturup kilo vermeye başladım. Önce kendi üzerimde bir şeyi deneyip sonra paylaşıyorum. Yemeklerimi artık doğal olarak evden getiriyorum. Yemekhaneden yemeyi bıraktım. Kendim getirince hem doyuyorum. Üniversitedeki zamanlarıma dönüş yaptım desem yeridir. Hadi inşallah!

Allahım, ben bugün neden gömlek giydim ki?!?!?!?!
Üretim çok sıcak!
İzmir’e gelen sıcaklarla gününüz hayrolsun =)



Hayatımın bir gününü özetlemem gerekirse, sabah 6 da kalk, duş al, giyin, PİKO’yu sev ve su ver, NAZ’a yem su ver, kahvaltı yap, dişini fırçala, makyaj yap ve işe yemek götürmek için onu hazırla, çık servise bin. İşe gel. Çalış çalış çalış ve eve akşam 7 de gel. Yemek yap. Çamaşır, bulaşık varsa yıka, evi topla, süpür, PİKO ile oyna ve dinlen sonra uyuyakal, sız =) Sabah gene aynı döngü. Üç güne bir iş çıkışı spora git. Orada eğlen. Dönerken market alışverişi yap çünkü sonra zaman kalmaz biliyorsun ;)




Arada kendime boş zaman yaratmaya çalışıyorum.
Kitap bitirmeye, dizi izlemeye, spor yapmaya, para biriktirmeye çalışıyorum.

Bu yaz Karadeniz Turu gibi bir planım var. Arkadaş bulamayınca ailemi aldım yanıma bakalım. Umarım hayalimdeki gibi geçer, eğlenir ve anın tadını çıkarırız.


PİKO’yu emanet edeceğim bir yer buldum. Umarım orayla da anlaşırım da düğme burnumun psikolojisi bozulmaz.

Cumarteside bir aksilik olmazsa yarın Akhisar şirket pikniğine gidiyorum tabi günün sürprizi PİKO olacak. Hayvan kalabalığı görünce görcem onu ben hahahhaaa =)

Yoğun muyum? EVEEETTTT!
O zaman işe dön genç Z.S.!


xoxo

5 Mayıs 2015

Dayan Z.S. ! “Hak & Hukuk”


Arada düşünmüyor değilim. Aslında hep düşünüyor, hep yazıyor ama kendime zaman ayıramıyorum. İş hayatı mı zor yoksa koşuşturmacanın içinde olduğum için ayak uydurmaya çalışırken ben mi daha çok zorluyorum bilemiyorum. Ortada bir saçmalık var hadi hayırlısı!

İş yerimi seviyorum ama bu aralar o kadar çok üzülüyorum ki. Gururuma dokunan hareketler, ezilmeler, insanların beni ezmeye çalışması. Bütün bunların içinde durup “Ben dört sene mühendislik okudum ya! Bunları biliyorum sadece kendimi geliştirmeye ihtiyacım var.” dediğimde ise bünyem daha fazla bu sıkıntıya dayanamadı ve dudağımdan uçuk çıkardı. Geçen hafta çarşambadan beri, üzülüyorum. Aslında “hiçbir şey için değmez!” diyorum ama sonrada kafamda üç sene verdiğimi hatırlıyorum. Bir senesi bitti ve geriye kaldı iki senesi. Yazmak istiyorum, içimi dökmek ama olmuyor. Bütün ilhamım gitmiş gibi hissediyorum.

Aslında ne yaşıyorum biliyor musunuz?

Yetkim yok.
Sorumluluğum yok.

Benden bir şeyleri başarmamı istiyorlar, kendimi geliştirmemi ama bunun için görev ya da bir şey üstlenemiyorum. Çünkü gene ilk maddeye dönüyoruz: “Yetkim yok!”

Saygı için bir şeyleri başarmam gerekiyor, biliyorum ama yaptıklarım sadece kâğıt üstünde kalıyor. Ben yapıp yapıp bir yere koyuyorum. O koyduğum yerden açıp bakan, okuyan ya da inceleyen var mı acaba çok merak ediyorum?!

Uygulamaya geçmedikçe üzülüyorum. Üzüldükçe ve diğer fabrikalarda benim görevimi benim kadar eğitim almamış hatta bilmeyenlere verip sonra onları eğitmekle zaman geçirdiklerini gördükçe kanıma dokundu, guruma dokundu. Onlar giderken ben dönmüştüm ama bu sayılmıyor. Sayması gereken kişi üç maymunu oynuyorsa yapacak bir şey yok! Ondan umudumu kestim ben! Şimdilerde burada benim onları ezdiğim ya da düşmanları olduğum sanılıyor.

Benim adım Z.S. ise bende bu oyunu bozarım! (Tatar Ramazan’a bağladım hehee).
Hırs ettim arkadaş ya!

Yıllar olmuştu savaş başlatmayalı. İçimdeki bu ateş yanmayalı uzun zaman olmuştu. Şimdi iş yerinde bu hırsı yaşıyorum. Yaza kadar bu şekilde devam edip, çalışacağım. Kendim için bir şeylerin peşinde ben koşuyorum. “Ben buyum!” diyorum zorla ve bu tekerin benim istediğim şekilde fabrikanın yararına dönmesi için çalışıyorum. Yazın kafamı dinlicem bir haftalık tatil planlıyorum. Sonrasında döndüğümde enerjik başlayacağım ve bir ay! O bir ayın sonunda hala bir şey olmazsa konuşmamın zamanı gelmiştir. Mayıs – Haziran – Temmuz aylarında arşivimi oluşturacağım.

Fasona git takip et, etüdünü al, oranın hattını dengele, bizi denetle ama yetkin olmasın!
Saçmalığı siz bulun.
“Zaman” deme bana. “Sabır” de!
Herkes sabret diyor çünkü.

Çok istediğim yer burasıydı. Bu oda. Ama şimdi önümde bir duvar var. Bu duvarı yıkmak için ise gerekeni yapacağım.

Hadi Z.S. neydi bizim sözümüz:
“Nefes alıyorsak umut var demektir.”


xoxo

27 Nisan 2015

Soma’daki “Toplumsal Dönüşüm Projesi” Onlarla Hayat Buldu!

Soma İçin Bir Olduk:  Hepsi bizim yakınımızdı ki…

Allianz Türkiye, sivil toplum örgütleriyle el ele vererek, bölgede etkilenen vatandaşlara ulaşabilmek, onların yaralarını sarmak ve yeni başlangıçlarını desteklemek için Soma’daydı. Soma’da 2014’te gerçekleşen ve ulusumuzu derinden sarsan maden faciasının ardından, Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ve Bilim Kahramanları Derneği (BKD) ile işbirliği yapılarak “Allianz SomaDA”yı (Soma Dayanışma Ağı) geliştirdi.



Ertesi gün çocukların hiçbiri okula gelmedi...

13 Mayıs 2014, Çarşamba… Kömür madenleriyle bilinen Soma kasabasında meydana gelen elim facianın ertesi günü… Soma’da görev yapan öğretmenler “o gün bizim için çok zor başladı, çocuklarımızın hiçbiri okula gelmedi” diye anlatıyor. Öğretmen Emel Abadan “Öğretmenler odasında sürekli haberleri izliyorduk ve herkes ağlıyordu” diyor. Öğretmen Mustafa Sabur: “Çocuklar okula döndüğünde onlara ne söylerim diye içi içimi yiyordu. Derken bir gün Bilim Kahramanları Derneği’nden geldiler ve etkilenen çocuklar için bir projeleri olduğunu söylediler.”

“Allianz SomaDA”yı kapsamında, BKD ile yapılan işbirliği sayesinde, Soma çevresinde, olaydan etkilenen 6 ilçedeki 16 okulun, Bilim Kahramanları Buluşuyor turnuvasına katılımı sağladı. 34 gönüllü öğretmen, 150’ye yakın öğrencinin oluşturduğu 17 farklı Allianz SomaDA takımını 4 ay boyunca turnuvaya hazırladı. Bu yolla, öğrencilerin normal hayata dönüşü desteklenirken, psikososyal ve kişisel gelişimlerine de katkı sağlanması amaçlandı.

“Allianz SomaDA”nın bir ayağı da faciadan etkilenen ailelerin çoğunlukta olduğu Dursunbey’deydi. APHB ile yapılan işbirliği sayesinde, Dursunbey’de bir psikososyal destek merkezi açıldı. Çocuklara, yetişkinlere ve gruplara yönelik üç görüşme odası bulunan Dursunbey Psikososyal Destek Merkezi’nin hizmetleri, merkeze uzak bölgelere de ulaştırıldı.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

14 Nisan 2015

İş Hayatı ...7 : Büyüyoruz Be Genç!


İş güç koşuşturmaca tam gaz gidiyor.

Bu sabah kampüs önünden geçerken geçen seneki kendimi düşündüm. Gözümün önüne geldi. Ne kadar çok zamanım varmış, ne kadar çok kendime ayırdığım günler, anlar varmış meğer. Kitap Fuarı geldiğinde ders çıkışı giderdim. Bazen arkadaşlarımla, bazen de kafam rahat bir kulaklık bir MP3 ümle. En güzel arkadaşım MP3 ümdü hala öyle gerçi ama işte en çok konuştuğum konu tekstil ve bantlarken insanlarla ise süre gelen işleri konuşuyorum. Sosyallik için hafta sonları doğa yürüyüşüne gidiyor, hafta içi de iki gün spor salonuna gidiyorum. Anca deşarj oluyorum desem. Doğada yürüyüş yaptığımda beş günlük vücudumda biriken bütün fabrikanın kötü havasını ve enerjisini atmış oluyorum. Pazartesi yeni haftaya dinç başlıyorum. Beni çarşambaya kadar götürüyor, idare ettiriyor.

Kafamda deli sorular beliriyor bu aralar. Sevdiğinle beraberken hayat pespembe sonra eve geldiğinde gerçek, kapıyı açmanla ortaya çıkıyor. Yalan söylüyorsun. Çevrene, en yakınına belki de arada kendine. Söylüyorsun işte dönüşün yok. Senin kabullerinle çevrenin kabulleri aynı değil çünkü. Ya hayatı onlara göre yaşayıp onların amaçlarına ulaşmak için yıllarını harcayacaksın ya da seni mutlu eden yerde olacaksın. Ben son cümlemi uyguluyorum. Kendi hayatımı yaşıyorum. Yalanlarımla, dolanlarımla, işte eşek gibi çalışmamla, diyetimle, sporumla, gülümsememle, yürüyüşümle ve kendi yöntemlerimle yaşıyorum.

İş hayatı beni çok sarstı. İyi anlamda. Üslup, konuşma mantığı ve her an değişen ortamlar, stresler… Kendine göre yaşarsan bazen olmuyor. Olması gereken zamanlar gelecek biliyorum ama bekliyorum. Hala öğreniyorum. Öğrenmeyi bıraktığım anda etrafımda yüzü asık ve umutsuzluğa kapılmış onlarca insandan biri olacağımı biliyorum. Günyüzü görmeden çalıştığım zamanlar oluyor. Bantın içinde etüt alırken oturmadığım (oturamadığım), zil ve paydos seslerini beklediğim, işçileri panjurumun arkasından gözlemlediğim zamanlar. Bir şeyi araştırıp sonunda sormayı, cevabı bulana kadar araştırmayı öğrendim ben. Ne uçan ne kaçan modundayım. Her işe yetişmeye çalışıyorum. Yapamayacağım işler içinde çaba harcayıp sonrasında yetişemiyorum diyorum. İşin sonunda “Başarısız, görevi yapamadı.” demesinler diye öğrendim bunu. Çünkü her işi üstlendiğinizde size zaman kalmıyor. Şu an bile zamanım yok. Yazılarımı geç yazıyorum.

Keşke diyorum gene Mainz’da olsam.
Wiesbaden’da mesela.
Şehir ormanında ağacın altında uzansam.
Dilimi bile bilmedikleri yerde özgür olsam.
İyi dileklerimle işe başlıyorum şimdi. Hızla geçen günleri yaşıyorum fakat saymıyorum.


xoxo

25 Mart 2015

İyi Ki Doğdum!


Güzel bir gün olsun. Hem de en güzelinden. İş için yorulayım ama eve geldiğimde huzuru bulayım.

Bugün benim doğum günüm!
25 Mart 2015.
Doğduğum yıl 25 Mart 1991.

24 yıl olmuş. Koskoca 24 yıl. Yaşlanıyorum be genç! Hayat hızla akıp gidiyor baksana. Bir sene olmuş mesela ben burada çalışalı. Neler sığdı, neler sığdırdın diye sorsana bana şu 24 yıla?!
Aşklarıyla, acılarıyla, stresleriyle, panikleriyle, kayıplarla, sevinçlerle, mutlulukla, kahkahalarla, gezmelerle tozmalarla, eşek gibi çalışmalarla, yeni yerler ve yeni tatlar kültürler öğrenmeyle, parayı harcamayla, para kazanmayla ve paranın kıymetini anlamakla, sevgiyle, ayrılıklarla, sevişmelerle, öpüşmelerle, okuldan kaçmalarla, dersi ekmelerle, yalanlarla, gerçeklerle, sizi keşfetmeyle ve yazmayı kendim için terapi olarak görmemle ve bunu benimsememle geçen koskocaman 24 yıl!

Kendimi seviyorum.
İşimi, mesleğimi seviyorum.
Ailemi seviyorum.
Hayvanları seviyorum.
Sporu seviyorum.

Şimdii kutlamaları alayım.
Ahahaha =)))


xoxo

17 Mart 2015

Akhisar Hikâyesinden Sonra Ne Oldu?


En son sizi Akhisar’da bırakmıştım. Sonrasında yani yazımı yazıp yayınladıktan sonra İzmirime, evime döndüm. “Ohh be!” dedim. İlk gün “Nolcam? Pozisyonum değişecek mi? Kesin son halini alacak mı?” diye düşünmekle geçti. Gün sonunda ne olacağım değil ama kiminle çalışacağım belliydi artık. Ardından iki hafta daha kesimhanede durduktan sonra üretime verildim. Üretimde etüt alıyor, bantlara bakıyor, sayılara ve yoğunluğa göre hatları dengeliyorum. Kalitede sorun olursa müdahale ediyor, yaptıklarımı ortak klasöre yüklüyorum.

İşim çok yoğun aslında. Her gün etüt al sonra onları temize çek derken bütün gün ayakta kalıyorum. Size bu yazıyı yazıyorum çünkü rahatsızlandım. Siz bu satırları okuduğunuz sırada yorgunluktan tansiyonum düşmüş bir vaziyette şekerli kahvemi içiyorumdur (ki ben şekerli nee kremalı hayatta içmem ama işte hasta olunca güzel güzel içiriyorlar.).

Bunun yanında cumartesi günü ilkokuldan sıra arkadaşım N. evleniyor. Düğününe bütün ilkokul olarak gideceğiz. Bunu öğrendikten sonra gene kıyafet arayışına girdim ve oylar sonucunda dar olan elbisem beğenildi. Zayıfım kabul. Sporda yapıyorum ama malum yıllar sonra millet birbirini görecek ya ölümüne diyete girdim. Ondan rahatsızlanmışta olabilirim tabi #)

Araya sıkıştıralım spora başladım çok iyi geldi. Kendimi dinç hissediyorum ayrıca bacaklarım incelmeye de başladı. Faydasını gözle görülür bir şekilde gördükten sonra size ayrıntıları yazacağım söz ;)

Bütün bunların yanında PİKO 1 yaşına girdi!!! Zaman su gibi akıp gidiyor. Elime ilk geldiğinde dört aylıktı. Şimdi 1 yaşını doldurdu bile heyt beee =)))

** 25 Mart malum doğum günüm. Ee zaman azalıyor. Bakalım üniversite bitti, millet ne yapacak?! Çok merak ediyorum. Arkadaşlarımdan benimle zaman geçirmek isteyen olabilir ama ben ne yapacağım hiç bilmiyorum. Çok fazla şaşaya gerek duymadan klasik dileğimi dileyeceğim gibime geliyor. “Huzur” istiyorum aslında en içten dileğim tek bu. O kadar çok şey yaşadım, gördüm ve dinledim ki inanın yoruldum. Şu son dört aydır yaşadıklarımı yazamıyorum bile. Toparlayamıyorum bir türlü aklımı, beynimi. İş hayatı iyi güzel ama ara ara üniversite hayatımı da özlemiyor değilim hani. Özel hayatım deseniz aldı başını bir oraya bir buraya savruluyor. Toparlayamıyorum. Kendime kızdıkça sinirimi kimseden çıkarmıyor ve işime odaklanıyorum. Hırsımla çalışıyorum. İşe geliyor, mesailere kalıyor ve spora gidiyor deşarj oluyorum. Bunların hepsi kimseyi kırmayayım, konuşmayayım diye çünkü yoruldum. Konuşmaktan değil aynı konuları konuşmaktan yoruldum. Konuştuktan sonra bir şeyler değişse konuşalım hatta sabahlayalım ama değişmiyor! Değişmedikçe de yoruluyorsun, tepkisizleşiyorsun. Halsizlik bedenini sardığında umutsuzluğa kapılıyorsun. Korkuyorum öyle olmaktan. Ondan kaçıyorum. Kimseye zararım olmadan uzaklaşıyorum.

Amaçlar edindim. Listeme yeni maddeler ekledim.
Yaşıyorum ya. Dik duruyorum.


xoxo

12 Şubat 2015

Korku İmparatorluğu

 

Bazen insanın sinir eşiğini zorlayan anlar yaşıyorsun. Gereksiz yükselen sesler doğuyor bir anda odanda. Stresiyle baş edemeyen sinir yüklü insanlar. Birbirlerine karşı saygıyı da zamanla yok edeceklerini düşünmeden yükseliyor o sesler. Birini azarlamak, onu eğitmek adına yaptığın bir şey değil.

Belli bir zamandan sonra kimseyi eğitemezsin sadece düzeltirsin.
Eğitim, yaşını almış kişilerde zordur. Kabul etmezler.
Önemli olan bağdan üzüm yemekse bağcıyı dövemezsin.
İnsanlar korku imparatorluğunda başarılı olamazlar.

Yıllarca okuyup izlediğim, tarihten ders aldığım kadarıyla bu her zaman böyle olmuştur. Korkuyla yönetildikçe insanlar kendilerini savunamaz, sorumluluklar alınamaz ve işler yürüyemez. Sorulan sorulara alınamayan cevaplarla işlerin yürümesi beklenemez.

Kendime söz verdim biraz önce;
“Bu içimdeki insan sevgisini, saygısını asla kaybetmeyeceğim. Saygım canlıya, varlığa duyduğum saygıdandır.”

Mutlu mutlu işe gelip hatta mutlu aşk kokan mesajlar ve öpücüklerle uyandıktan sonra işe gelince ters bir cümle ve tavırla karşılanmak. İnanın beni asla demoralize etmez ama artık sıkıldım! Bir dakika daha buraya tahammülüm yok. Ben duyarsızlaşamam. Sahiplendiğim bu yeri de bırakamam. Gereksiz sinir küpü bir insan yüzünden mesleğimden de soğumam. Aylardır burada olup içeride çalışanlar hakkında bir kelime bile bilmiyorsan burada olma zaten. İstersen işinin en iyisi ol ama nafile. Gözümde sıfırlanırsın. Araştırma yaparken ben bunu bilmem şeklinde kendi cahilliğini konuşuyorsan ama bu cahilliğini benim bilgimi ezerek yapmaya çalışıp örtbas edeceksen orada kaybedersin. Kendinin ne olduğunu fark etmeden yaşayıp bir şeyleri yapmaya çalışmak, ne yazık!

Bu oradan oraya savrulma sürecimde o kadar çok şey gördüm o kadar çok şeyle karşılaştım ki patronuma teşekkür ediyorum. Başlangıçta moralimi bozmayan, aralarda inip çıkan ama genede umudumu kaybetmediğim bu yolda tecrübe ettiklerimi sıralıyorum;

* İnsan ol.
* Çalışanlarını bil. Çünkü onlarla iş yapıyorsun. Herkesin yapabildiklerini, yapabileceklerini öğren, yaşa. Gerçekçi ol.
* Saygılı ol. Karşındakini pislik ya da bir şey bilmeyen biri olarak düşünme. İhtimallerin olsun ama o kişiyi oraya yerleştirdiysen de onun ne yapabileceğini biliyor olmalısın. Ona güvenmelisin. Sorumluluk verdiğin kişiye eğer güvenmiyor ve en küçük cevabında sinir patlaması yaşıyorsan o kişiden iş yapmasını bekleyemezsin, başarılı olmasını ise asla.
* Çalışanlarına kin güdemezsin. Güdüyorsan onu tutma! Kin ne ayrıca?! En baş maddeye dön, hatırla.
* Senin sabrın yoksa ve bunun sonucu sinir patlamasıysa karşındaki insanlarında senin gibi olduğunu unutma! Sabır bir yere kadardır. Bir istifa ile gitmeye bakar. Gidenin arkasından da “Neden gitti? Ben iyiydim.” deme. Mütevazi ol. Dön kendine bak. Önce kendini sonra karşıyı yargıla. Konumundan dolayı kimse sana bir laf söyleyemiyor olabilir ama insanların gözleri ve davranışları çok şey anlatır.
* Stresinle başa çıkmayı dene.  Kendin için bir şey yap. İyi bir şey. Nefes al mesela sonra ver. Etrafını topla. Aynada kendine bak. Güzel bir çift söz söyle ve göz kırp kendine ;)
* Kimseyi kimseden ayırma. Ayıracaksan bunu kişilerin başarılarıyla yap. İnsanlardan verim almasını bil.

Hiçbir şey kolay değil ama bunu kendi yaptıklarınla zorlaştırmak ya da kolaylaştırmakta sizin elinizde.

xoxo

4 Şubat 2015

İş Hayatı ...6

Zamanla törpülenmeyi öğrendim ben. İş hayatımda yaşadığım olaylar, tanıştığım ve beraber çalıştığım insanlar ve oradan oraya gitmem sonucunda törpülendim. Yüksek sesle bir işin yürümeyeceğini, çalışanlarla nasıl konuşulması gerektiğini, o konuşmaya göre de yaptırmak istediğim işi yaptırabilmeyi, gerektiğinde sert olmayı, kimsesiz ve yardıma muhtaç bir köpeğe bakmayı ve insanlara bunu bizzat gösterebilmeyi, gittiğim zaman arkamda bir şeyler bırakabilmeyi, sloganlarımla yaşamayı öğrendim.

Şu hayatta patronu yakın ol ona güven.
Dedikodu yapma genç! Dedikodu yapanlardan uzaklaş.
Sabret!
O ışık bir gün seni bulacak buna inan!
Uzayan süreleri kafana takma.
Gittiğin ve çalıştığın yerden bir şeyler kap.
Kimse daha oralara gitmemişken sen orayı biliyor olacaksın çünkü.

İş hayatımda inişler, çıkışlar, stres ve yükselen sesler. Ne yapılmaması gerektiğini, sonuçları ve ne yapmam gerektiğini, nasıl bir ortamda çalışırsam beni mutlu edeceğini çözmüş oldum.

Bu benim için bir başarı. En azından başlangıcım için.

xoxo

17 Ocak 2015

Hayatımın Ortasındasınız

Arada düşünüyorum. Soruyorum.
“Napıyorum? Hayatımda istediğim şekilde mi yürüyorum?”

“Mutlu muyum?” diye sormam genelde. Çünkü en kötü anda bile mutlu olmasını bilirim ben. Huzuru buldum mu mutluyumdur. Çevreme göre kendi düzenimi kurarım. Planımla yaşarım. Bundan dolayı mutlu olmama gibi bir durumum yoktur benim.

Bu iş yolculuklarımda ara ara ümitsizliğe girdiğim anlar oluyor. “Bitsin diyorum.” sonra sabretmem gerektiğini hatırlıyorum. İşim için hayatımı yaşarken arkamda bıraktığım düzenimi de düşünüyorum.

Masamdayım. Her gittiğim yerde bir şekilde olan masamda. Benim olmayan sadece bilgisayarımı açıp, işleri takip etmeme yardımcı olan masam. Kalemliklerim olur geçici, sandalyem olur geçici. Bu sefer ilk kez kendi su şişemi aldım ve masama koydum. Bir şekilde sahiplenmemi sağladı. Hayat benim için göçebe, oradan oraya bir bavulla gitme şeklinde. En azından şimdilik! Ben öyle umuyorum. İsyan etmiyorum ama buraya da yazıyorum. Yazdıkça rahatlıyorum desem.





Ailemi özlüyorum. PİKOmu, arkadaşlarımı, sevdiğimi, Kordon’da gezmelerimi, şemsiyemi kapatıp yağmurda ıslanmamı, PİKO’yu alıp Kordon ve fuarda gezmelerimizi, Küçükpark gecelerini. Şen kahkahaları. Gülmekten gözümden yaş gelen geceleri. Şişenin dibini görmeden gecenin bitmeyişini ve oradan çorba içmeye gitmelerimi. Özlüyorum hepsini.






Her gittiğim yeri seviyorum ama kendi düzenimi özlüyorum. Kuramıyorum. Ev ev üstünde olmuyor. Yavaş yavaş kararlar alıyorum. Gene uzun listeler yapıyorum.

“Yapılacaklar listesi” ismi bu.


Yapılacaklar listesi. Her yapılanın tek tek çizildiği o listelerden biri. Akhisar’da ki amacım işleyişi öğrenmek, kişileri tanımak, ekip arkadaşlarımızla anlaşmak, kritikleri öğrenmek vs derken bir de buradaki köpeği beslemeyi amaç edindim. Ona kocaman kuru mama çuvalı aldım ve günde üç öğün besliyorum. Köpecik ayaklandı. Hopluyor zıplıyor ve saati gelince ofisin kapısından bana bakıp mamasını bekliyor. Keneleri olduğu söyleniyor ama umurumda değil. Ben onu beslemeye devam edeceğim.





Şimdi size bu yazıyı işyerimden masamdan yazıyorum. Beyaz çayımı içiyorum. Detoks yapıyorum. Aslında sağlıklı beslenip bu koşuşturmada kilo almamaya çalışıyorum. Evime, düzenime dönünce yeniden spora başlamak istiyorum. Yapacağım sporu da buldum.









İşte böyle sayın okuyucu. Hayatımı açık ve net özetledim. Sende bunu okudun ve artık biliyorsun.
İş takibime geri dönmem gerek.

xoxo

19 Aralık 2014

Hi Dostlar!

 
Aslında buraya gelip her güne bir yazı sığdırmak gibi bir hayalim vardı ama eşek gibi çalıştığım için yazı yazmayı geç gece 23:00’a kadar mesailere kalıyorum. Bana kalsa kalmam zaten ama yanında çalıştığım (yardıma geldiğim) F. Hanım kalınca mecbur bizde kalıyoruz. Kendimi “Şeytan Marka Giyer (The Devil Wears Prada)” filmindeki kız gibi hissediyorum. Aynı şekilde topukluları giyip bir yandan da iş yetiştirmeyi öğrendim a dostlar! Başardım heyoo!! =))
 
Etek, elbise ve minilerle heheyttt modundayım.
Seksi iş kadını ;) <3 font="">
 
Bunun yanında İstanbul’u da geziyorum tabi. Anladığım kadarıyla F. Hanım’ın asistanı gelene kadar buradayız. Sonra İzmirime geri döneceğim.
 
Alıştım mı buraya, evet!
Alışmasam zaten yaşayamam.
Benimsedim mi, evet!
Benimsemesem huzurum kaçar.
 
Aslında gittiğim her yere adapte olabilme yeteneğine sahip bir insanım. Ama şu mesailer beni bozuyor. Kilo verdim. Dönünce de spora başlıcam. Bu yıl gerçekten yaza yeni bir ben olarak girmek istiyorum.
 
Bi dakka aklıma gelmişken burada “Vayy beee!” deyip Şubatta 1. Yılımın  dolacağını söyleyebilirim =))
Akşama şirket yeni yıl kutlamasına katılacağım. Konsept: Black Party.
O zaman karalara bürünüp seksi olma zamanı.
 
xoxo

2 Aralık 2014

İstanbul’dan Selamlar!

Merhaba sayın okuyucu =))
Şu an İstanbul’dan sana bu satırları yazıyorum.

İş miş derken koşuşturmaca sonucu pazartesi sabah yedi uçağı ile İstanbul’a geldim. İzmirim de güllük gülistanlık hava varken burada ki yağmurlu ve kapalı hava çok hoş oldu gerçekten. İlk günden işe git (bavulu eve bırakmadan hem de ühüüü…), müşteri ile ilgilen (Almancam sağolsun hehee), numune hazırla vs ve eve geliş.
Şu an mı?!
Şu an ofisteyim.
Arkadaşlar kahvaltı yapmaya dışarı çıktılar. Bense sabah sessizliğinde bu yazıyı yazıyorum. Öğrenci olmak zordu ama iş hayatı daha zor. Zor değil aslında. Omuzlarında daha çok yük var diyelim ;) İlk günden “Welcome to Istanbul traffic” dedim yani!
Bakalım bugünde koşturmalı olacak anlaşıldı. Önümde bir sürü müşteri için çarşamba gününe yetişecek numuneler var. Olsun. Bunların hepsi deneyim diyorum. Geçen sene bugünü sorsaydınız “Bilmiyorum.” derdim. Aklımda olmayan bir hayatı yaşıyorum. Şimdi önümde beni mutlu eden mesleğim yani işim ve sevgilim var. Hayat böyle güzelmiş. Özlemişim...
xoxo

7 Ekim 2014

İş Hayatı ...5


Tekstilde işin insanladır. Çalışanların her an değişen ruh halleri, geçim sıkıntıları genelde işe yansır. Yansımasın istersin ama bunu engelleyemezsin. O zaman senin yapman gereken liderliği üstlenmek olmalı. Sabahları "Günaydın" deyip, gülümseyerek işe gelir ve masana oturursan kazanan sen olursun. Bunu unutma!

NOT: Güne "Günaydın!" diyerek başla ve aralarda söylediğin "İyi çalışmalar, kolay gelsin." senin için sihirli kelimelerin olsun. Gülümse!

Kaş Güncesi ...1

**10.08.2014 Tarihli yazımdır. Tatil sonrası hemen işe başlayınca gününde yayınlayamadım. Özür dilerim. İyi okumalar.

Bugün heyecanlı bir gün (Cumhurbaşkanlığı seçimini kast ediyorum sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Sonucunu bile bile oy kullanıyoruz ya neyse siyaset yapmayacağım. Keyfim kaçmasın.). Teyzemin bana hediyesi olan Kaş gezisine çıkıyoruz. Nasıl bir yolculuk olacak hiç bilmiyorum. Sabahın köründe uyanıp PİKO’yu dışarı çıkardım. Ardından da oyumu kullandım. İlk ben kullandım herhâlde. Saat 09:30. Ayıp olmasın diye geç gittim heheee =))

Annemler şu an uyuyor. Öğlen uçağım var. İzmir’den Ankara’ya gidiyor oradan teyzemle arabayla geze geze Antalya/Kaş’a varıyoruz. Planımız bu şekilde.  Şimdilik bu kadar. Otele varınca (Saat kaçta varırız bilinmez) size devamını yazacağım. Söz ;)

xoxo



Günlerden 11.08.2014 Pazartesi ve saat 05:45. Evet, Kaş’a sağ salim vardık. Yukarıdaki fotoğrafta da gördüğünüz gibi güzel bir odamız var. Resepsiyondaki “Kibar Çocuk” sağ olsun iki kadını açıkta bırakmadı ve bizi odamıza aldı. Teyzem şu an yanımda yatıyor. Eee kolay değil 9 saatte geldik! Benim için ise uçakla Ankara, oradan iki saat sonra bu yolculuk uff sabahın köründe buradayız işte!

Uçakta gene birileri ile tanıştım. Bu sefer yanıma oturan kişi Adnan YEŞİLAY'dı. Sıcakkanlı bir insan olduğum için hemen konuşmaya başlıyorlar. Bu arada aklınızda olsun bir kaç aydır Ankara yakınlarında çok güçlü türbülans oluyor. Bu seferde oldu. Hayatım boyunca bunu yaşamak isteyen biri olduğum için millet panik halinde bakışıp ses çıkarırken ben gülüyordum. Manyaklık doğamda var napak #) Adnan Bey'de bu durumu sorunca biz başladık konuşmaya. Oradan buradan derken iletişim adreslerimizi verip ayrıldık. Hayat benim için sabahtan bu şekilde başlayınca hissediyorum bu gezi güzel olacak ;)

Kaş bekle bizi, Teyze yeğen seni gezicez ;)

Odamızın nasıl olduğunun bir önemi yok aslında. Amaç beraber zaman geçirmek. Teyzemin bana bu mezuniyet hediyesi. Uzun zamandır beraber tatil yapmıyorduk. Benim yıl içinde Ankara’ya gitmelerim hariç tabi. Güzeller ben şimdi yatar. Çok yorgunum. Duş bile almaya üşeniyorum o derece. Gün doğuyor, dün gece bize ışık olan dolunay batıyor. Sabah ola hayrola.

xoxo



NOT: Fotoğraf şahsım tarafından çekilmiştir.