22 Mart 2015

Soru???


Soru basitti aslında.
Cevabını ben çok düşündüm geriye kalan bir sürü soruyu düşündüğüm gibi.

Bu aralar çok düşünüyorum çokta soru soruyorum. Nedensiz, yersiz, biçimsiz sorular. Kendim sorup gene kendim cevaplıyorum.

O fikirlerini tartıştığım, uzun uzun konuştuğum adamı özlüyorum.
Felsefe yapmayı özledim.
Sabahlamayı özledim.

Uykularım kaçıyor. Uyumak için kitaplar bile çare olmuyor bana. Özlüyorum mesela bu aralar. Neyi özlediğimi bile bilmeden, çözemeden özlüyorum.

Ah nasıl bir duyguydu o?! Sana dokunduğunda içinin gıdıklanması mı, öpmesini isteme arzusu mu yoksa alışkanlık halini alması mı? Kendime güvenim ve güzelliğimle yapamayacağım bir şeyin olmadığını söylüyorlar. İnsanlar ilişkileriyle, evlilikleriyle, büyük umutlarla sanki başarı gibi bahsediyor. Nasıl yaşadığından kime ne ki?! Başkasına anlattığında aynı dedikoduya sen de maruz kalıyorsun. Zincir gibi gidiyor.

Durup düşünmek bu aralar herkesin ihtiyacı olan bir şey. Dört duvar arasında gidip gelerek dışarıdaki güzel güneşi kaçırmak istemiyorum. O eskiden yaptığım gibi güneşe uzanıp gülümsemeyi istiyorum.

Kapüşonumu kafama geçirmek mesela.
O dalgaların sesini yeniden duymak.
Yaşamak bu olsa gerek!
Yeniden ve yeniden aynı şarkıyı dinlemek.
Bıkmadan, sıkılmadan..

O üzülüp kumsala hızlıca gidip denize taş attığım günü S.’yi her gördüğümde hatırlıyorum. Sonra “İyi ki benim arkadaşım.” diyorum. Arkadaş olmakta benim elimde sevgili olmakta. Ben öyle sanıyorum. Tamam, sevgili olmak onun elindeydi ama arkadaş kalmak benim elimde. Bundan eminim. Kim kıskanır bilinmez ama sevgilin hisseder. Hissediyorsun arkadaş! Sevgilinin yanındaki arkadaşının aslında eskiden hoşlandığı kız/erkek olduğunu hissediyorsun. Korkuyorum öyle olduğunda. Ne yapacağımdan değil duygularımdan. Ateş basmıyor ellerimi ya da beynim dönmüyor. Mantıkta devreye girmiyor (Ne zaman girdi ki?). Yaşıyorum işte o anı ve sonra o aklımda kalıyor. Geriye dönüp bakmıyorum. “Neydi? Ne olmuş?” diye sormuyorum ama bu bensem takmamayı öğreniyorum. “Benimse gerisi boş.” diyorum. Bunu diyene kadar ne üzüntüler yaşadım hâlbuki.

Yazdıkça rahatlamak bu olsa gerek. İş yerinde bu kadar hızlı klavye kullandığımda insanlar “Napıyor bu kız?” diye bakıyor. İşimi yapıyorum halbuki.

Yazıyorum.
İçimi döküyorum.
Nerede yazacağım başka allahını seversen?!
Aklıma gelen fikir, içimi kurcalamaya başladığında tek çarem onu yazıp kurtulmak. Bu şekilde ilerleyebilirim.

Soru neydi?


xoxo

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İçinden geldiği gibi yorum yap ;)