5 Aralık 2013

Düşlüyorum


Eve girmişim, anahtarı kâseye atmışım. Onun kâsenin içine düşüşünü duyduktan sonra soğuk İzmir gecesini hissetmemek için daha çok sarıldığım kabanımı çıkarıyorum sonra beremi, atkımı ve en son eldivenlerimi. Salona giriyorum ve ayaklı lambayı sadece yakıyor, Buika’nın albümünü yerleştiriyorum. Hafif sarı tonlarda bir ışık var o kadar. Fonda ise Buika’nın o insanı kendinden alıp başka diyarlara götüren sesi, şarkıları. Geçen günkü eğlencede açılmış ama sadece bir kadehi içilmiş kırmızı şarabı kadehine dolduruyor, salona yeniden geliyorum. Üzerimi değiştirmeye bile halim yok. O derece yorgun, o derece o şekilde kalmak isteğindeyim. Soyunmak tek tek o bile zor geliyor.

Salonumdaki perdesiz camıma bakan tek kişilik koltuğuma oturuyorum. Evden gelen sesi daha çok açıyorum. Bir yudum aldığım şarabımla, ne işin yorgunluğu kalıyor ne de tartıştığım adamın o sert sözleri. Her yudumla daha da rahatlıyor ve manzarayı izliyorum, yürüyen insanları, gezen insanları, evlerine dönen arabaları, gece hayatını yeni açanları ve İzmirimi. En güzelinden. Belki de bu sessizliği seviyorum. İç sesimle yaptığım konuşmaları, kararlar almadan önceki arınmamı.

Ayrılmak; ailenden, sevgilinden, arkadaşından, dostundan biraz önce gülüp ayrıldığın o masadan kalkıp eve gelirken bir anda dünyanın ters dönmesini yaşamak da varmış bugün. “Konuşmamız lazım.” deyip konuşmak, ayrılmak, sonrasında “Ben eve giderim.” deyip bütün yolu üşüşende yürümek, inat etmek, geçmişi düşünmemek ilk kez! İlk kez geçmişi düşünmedim. Sonunu bildiğimden belki de bilemem. Düşünmedim işte.

Üşüye üşüye yürüdüm eve. Ne eldiven, ne bere, ne de savrulan atkım umurumdaydı. Eve gitmek istedim. Kendimi bu sese kaptırmak ve yorgunlukla birleşen üzüntünün getirdiği o tatlı uykuya hemen dalmak istedim. Buydum ben çünkü. Yalnız olmaya alışmış bedenim, arınmalarla sonunda yorgun düşmeye inat etmiş ruhum ile bendim. Bir kere sevip, âşık olup sonra kimseye aynı şekilde sadık kalamamış kadındım ben. Kabullenişim, yıldızları ve denizi izlemem. Hepsi ama hepsiyle uyudum. Sabah sırtım, belim, boynum tutulacak biliyorum. Üstüm başım kırışacak. Makyajım krem kazağıma bulaşacak. Sabah küfür edeceğim. Sonra “Bu lekeyi nasıl çıkarcam?” deyip panik yapcam. İşe geç kalmamak için onu öylece bırakıp hazırlanacağım ve evden çıkıcam.

Hayat senin kendine ayırdığın şu birkaç keyif saatinden ibaretken neden kendime işkence deyim ki?!

xoxo

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İçinden geldiği gibi yorum yap ;)